Twitter Updates

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Yaz Bitmeden Bu Albümleri Dinleyin


Touch İstanbul dergisi Ağustos ayı için bir soruşturma yaptı. Yaz bitmeden hangi albümleri, şarkıları dinleyelim, ne önerirsin dediler. Benim içimden de böyle "zamansız albüm"lerden oluşan bir liste yapmak geldi. Yaz bitmeden dinleyin, istedim. Ama yaz bitse de, sonbahar gelse de, sonra yine yaz gelse de, zamanın ve hayatın hızına göre değil bu albümler. Kendi zamanlarıyla size gelmeyi seçecek olanlar... Ya da sizin bir gün bir yerde keşfetmenizi bekleyenlerden. Belki benim bu albümlerin dünyasını anlatmak için yapmaya çalıştığım tarifler, birkaçını keşfetme arzusu uyandırır ruhunuzda. Öyle ya da böyle siz ne zaman dinlemek isterseniz dinleyin ama şuna emin olabilirsiniz şimdiden:  ne zaman, nerede, nasıl bir halde olursanız olun, iyi gelecek bu şarkılar,,,hem de çok iyi gelecek...



1- Bülent Ortaçgil- Sen 
Albüm aslında kış aylarında çıktı ama duygusuyla Bodrum'da serin yaz akşamlarını çağırıyor. Sanki Bodrum'da bir yaz gecesi hayata sereserpe uzanmış, herşeye şöyle uzaktan hüzünlü ama huzurlu, dalgalı ama sakin bir bakış atıyor gibi hissediyorsunuz.



2- Sevtap Ünal- İnsanlar, Arabalar ve Rüzgar Geçti Aramızdan
Bu albüm; en alevli toplantının orta yerinde, çözülemeyen bir krizin tırmandığı noktada, işlerin, güçlerin boğazınızı sıktığı zamanlarda "Yeter be" deyip, ardınıza bakmadan, apar topar, yanınıza hiçbir şey almadan yollara düşmek gibi. Şehirlerarası uzun ve ıssız yollarda çocuklar gibi dans etmek, ağlamak ve deliler gibi kahkaha atmak için...



3- Çiğdem Erken- Kız Kafası
Onun şarkılarıyla yazın en kavuran ve suya hasret gecelerine, ansızın deliler gibi yağmur yağmaya başlayacak. Kalbinizin bütün sokakları sular altında kalacak, bu yüzden canınız da acıyacak ama "iyi ki geldi bu şarkılar" diye dua edeceksiniz.



4- Feridun Düzağaç- İyilik Güzellik Spor
Tanrı her zaman onu, duygularını ve kelimelerini korusun diye dua ettiğim müzisyenlerin en başında geliyor Feridun Düzağaç. Hayat onu artık yormasın, aşk onu yalnız bırakmasın diye ekliyorum hep. Bu albümde aynı duayı ettiğim güzel çocuklarla birlikte söylüyor F.D. şarkılarını. 


5- Mehtap Meral- Aşk
Çocukluğumuzun burnumuzu sızlatan yaz bahçeleri, kalabalık sofraları. Hani ağaçların gölgesinde, ateş böcekleri uçarken, hani tatlı bir meltem yüzümüzü okşarken, işte Mehtap Meral, sanki o günleri geri getiriyor "Aşk"la.


6- Haris Alexiou- Aşk Nerede Olursan Ol Seni Bulacaktır
Daha şarkılara geçmeden albümün adı bile insana yeniden umut vermeye başlıyor. Karşı kıyıların en zarif, incelikli ve şiir gibi sesi, Harula'sı yine hepimize çok iyi gelecek. 

Ayrıca yaz boyunca ve sonrasında Sezen Aksu- Öptüm, Nazan Öncel- Hayvan, Teoman- Aşk&Gurur, Söz-Müzik: Ümit Sayın, Jale- Mor, Hüsnü Arkan- Solo, Vedat Sakman- Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun, Gece, Model- Diğer Masallar, Gülcan Altan- Gunef albümleri ve mutlaka bir Aysel Gürel şarkısı baş ucunuzdan eksik olmasın.

O Karşı Kıyıda Söyledi, Bizim Canımız Burada Yandı: Haris

(Touch İstanbul Dergisi Ağustos Yazısı- 1)





Sadece başlıktaki bu cümle bile, yıllardır onunla kurduğumuz derin kalp bağını öyle güzel özetliyor ki insan daha başka bir şey yazmak istemiyor üzerine. Kelimelerle süslemek istemiyor, en derininde, en koyusunda kalsın istiyor duyguları. Siyah beyaz bir fotoğraf gibi. Çok sevdiğini söylemiş siyah beyaz fotoğrafları, son albümü "Aşk nerede olursan ol, seni bulacaktır"ın giriş yazısında. "Benim baktığım her şey siyah beyaz" diyor. Belli ki, hayatı o fotoğraflardaki gibi saklamak istiyor. Öyle umutlu, öyle aşk dolu. Daha üzerinden dozerlerle acılar geçmemiş haliyle. Zaman değişiyor, kalpler kirleniyor, sevgiler tükeniyor ve geriye dönüp baktığımızda en çok yine "aşk" yara alıyor. O da yıllardır bütün duygularımızı, uzak olsa da en yakından hisseden bir kalp emanetçisi olarak, en başta kendi umudunu korumak için böyle söylüyor: Aşk, "herşeye rağmen", "ne kadar azaltılıp kirletilse de", "ne kadar küsse de hepimize", "artık onu ilk fırsatta boğup öldürmeye çalışacağımızı bilse de yine de" gelip "nerede olursak olalım bizi bulacaktır". 



"BU ALBÜMDE KİŞİSEL HİKAYEMDEN YOLA ÇIKARAK
İNSANLARA UMUT VERMEK İSTEDİM"

"Aşk ve sevgi olmazsa yaşayamazdık." diyor sonra gözlerimin içine bakarak, bir otelin 9. katında, üzerinde aşka ve hayata yeniden umutlandıran yeşil bir elbiseyle: "Ben aşkın ve sevginin bitebileceğine, tükenebileceğine asla inanmıyorum. Bütün insanlık olarak çok zor günler geçiriyoruz, kabul ediyorum. Dünyanın dört bir yanında büyük acılar yaşanıyor ama hepimiz sevgiye ve aşka inanmaya devam etmeliyiz. Ben o yüzden son albümümde insanlara yeniden umut vermek istedim." 

 Bu albümün çok daha içe dönük bir albüm olduğunu itiraf ediyor sonrasında: "Daha kişisel duygulardan oluşuyor. Kendi gençliğimi, benim kuşağımı, yaşadıklarımızı anlattım. O yüzden bu albümü sanırım benim kuşağımdaki dostlarım daha çok sevecek. Ama geçenlerde 27 yaşındaki oğlum bu şarkılara haksızlık ediyorsun, sen gençler dinlemez diyorsun ama biz bu sözlerde kendimizden de çok şeyler bulabiliyoruz, dedi. Mutlu oldum." Benim de 27 yaşında olduğumu öğrenince gülümsüyor. 


"TÜRKİYE'Yİ KARDEŞ ÜLKEM GİBİ HİSSEDİYORUM"

Evet, bir kez daha İstanbul'da Haris, kalplerimizin bildiği adıyla Harula. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği konser öncesinde buluşuyoruz. Türkiye'ye gelirken her seferinde nasıl duygulandığını anlatıyor. "Kardeş ülkeme geliyor gibi hissediyorum" diyor: "Benim ailem yıllar önce İzmir'den göç etti, biliyorsunuzdur. Burada kendi ülkemdeki sıcaklığı buluyorum. İlk kez 1999'da deprem sonrası Sezen Aksu'yla verdiğimiz konserlerle başladık bu yolculuğa. O günden beri buraya birçok kez konser vermeye geldim. Artık sadece İstanbul'da değil, Türkiye'nin başka şehirlerinde de konserler veriyorum. Beni her zaman çok sıcak karşılıyorsunuz. Bu şarkılar bizim ortak şarkılarımız oldu yıllar içinde. Bir çoğu Türkçe sözlerle de söylendi. Sahnede ben Yunancasını söylerken, siz Türkçe eşlik etmeye başladığınız zaman, çok duygulanıyorum."



"BİRBİRİMİZE ÇOK BENZİYORUZ"

Aslında yıllardır çok iyi bildiğimiz bir şeyi tekrar ediyor sonra.
"Birbirimize o kadar çok benziyoruz ki, her iki ülkenin insanları da hayatın bütün acılarını müzikle ifade ediyor. Şarkılara sığınıyor. Türk ve Yunan sanatçılar daha çok bir arada olmalı. Ben bu anlamda kendi üzerime düşen görevi sonuna kadar yerine getirmeye devam edeceğim. Birbirimize daha yakın olmalıyız."  

Haris Alexiou, ülkesinde olan bitenlere de çok üzüldüğünü söylüyor.
"Yunanistan daha önce de daha büyük krizler, savaşlar, hatta diktatörlük rejimleri atlattı. Daha zor zamanlarımız da oldu. İnşallah şimdi de bu zor günlerin üstesinden geleceğiz. Halkımız bu konuda çok endişeli. Kimse tam olarak ne olup bittiğini bilmiyor. Kimle muhatap olmalıyız, karşımızda kim ve nasıl bir şey var onu da tam olarak bilemiyoruz. Zamanla netleşecek ve inşallah bugünler de geçecek. Böyle zamanlarda biz sanatçılara daha büyük görevler düşüyor. Müzik böyle günlerde bize güç veriyor. sığındığımız bir liman oluyor, acılarımızı bir nebze de olsa hafifletebiliyor."



İYİ Kİ HEP KARŞI KIYIDAN BİZE GÜLÜMSEDİ

Gözleri çok sıcak bakıyor. Bir bakışıyla kalbinizin en derinine ulaşabilecek kadar sıcak ve yakın. "Bütün acılarını ve yaralarını bana emanet edebilirsin, seni çok iyi anlıyorum ve ben varken sana hiçbir şey olmaz. Seni üzmelerine izin vermem" diyor sanki susarak. Her zaman çok güçlü görünüyor. Sadece sesi ele veriyor onun da yaraları olduğunu. Ne büyük yangınlardan geçtiğini o zaman anlıyorsunuz. Ama dimdik duruyor hayatın karşısında. Hep öyle durdu. Eğilmedi, bükülmedi, gözyaşlarını göstermedi. Ama hep hissettirdi ve en derinden hissetti. İyi ki karşı kıyıda hep vardı, bize uzaktan da olsa iyi ki hep gülümsedi. 

Yaralara Pansuman Zamanı: Sezen Aksu

(Touch İstanbul Dergisi- Ağustos Yazısı-2)



Karşı kıyılarda Haris varsa, bu kıyılarda da hep Sezen vardı. Her zaman bütün şefkatiyle yanımızda oldu. Şarkıları sayesinde hayatın ve acının üstesinden gelebildik. Bize hep güç verdi, umut oldu. O yüzden ne zaman başımız sıkışsa, ne zaman kalbimiz acısa soluğu onun kıyılarında aldık. Temmuzda, iki yıl gibi "görünür de kısa ama bize çok uzun gelen" bir aranın ardından işte yine onun karşısındaydık. Artık yaralarımız iyice görünür olmuştu derimizden, her gün yeni bir acıya uyanıyorduk. Günler çok zor ve sert geçiyordu. Bunun yine en iyi o farkındaydı ve o "sevgi ayini" gibi geçen gecelerde bir kez daha ellerinden tuttu hepimizin. Yüzüne sürdü ve uzun uzun öptü bizi. Beraber yol aldığımız yıllara, dostlarının fotoğrafları eşliğinde "Arkadaş" şarkısını söyleyerek selam gönderdikten sonra "Çok sert bir hayatım oldu benim" dedi. "Sert derken, erken başladı ayrılıklar, ölümler. Nasıl altından kalkabileceğimi bilmiyordum. Herhalde devam edemem diye düşünüyordum. Ama o günlerde ve her zaman siz yanımdaydınız. Ben sizden güç aldım. Bana çok iyi geldiniz. Ben de, şarkılarım da size iyi geldik sanırım. Size öyle büyük bir gönül borcu taşıyorum ki, umarım kalbinizi kıracak bir şeyler yapmamışımdır. Siz olmasaydınız, böyle olamazdı. Çok teşekkür ederim" Hüzünlü bir bakışı donup kaldı zamanda. "Bizi bırakma" dedim içimin bütün sesleriyle... 

Bir Ömre Bedel Efsaneyle Yeniden: Müzeyyen Senar


(Touch İstanbul Dergisi, Ağustos yazımdan) 


Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük efsanelerinden Müzeyyen Senar'ın müzikseverlere armağan ettiği son büyük proje albüm "Bir Ömre Bedel" Odeon Koleksiyon- Bonus Müzik etiketiyle yıllar sonra yeniden yayınlandı.  İlk kez Mayıs 1998'de yayınlanan bu albümde Müzeyyen Senar, Türk sanat müziğinin en coşturan ve  efkarlandıran şarkılarını Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer, Nükhet Duru, Tarkan, Fatih Erkoç, Şebnem Ferah, Levent Yüksel ve Kubat gibi bir daha bir araya gelmesi çok zor olan popüler müziğin en kıymetlilerinden oluşan bir kadroyla birlikte yorumluyor. Düet albüm ve şarkıların pek revaçta olduğu bugünlerde, Türkçe müziğin neredeyse bu "ilk" düet albümüne yeniden kulak verin, onu pamuklara sarın saklayın isterim. Keza Nilüfer'le "Dalgalandım da Duruldum"dan tutun Ajda Pekkan'la "Yanıyor mu Yeşil Köşkün Lambası"na, Şebnem Ferah'la "Sarı Kurdelem Sarı"dan Sezen Aksu'yla "Gülşen-i Hüsnüne" uzanan bu nereden bakarsanız tarihi kayıtlar, Müzeyyen Senar gibi bir efsaneye sahip olduğumuz, onunla aynı dili konuştuğumuz için kendimi bir kez daha çok özel ve şanslı hissetmeme sebep oldu. Ah keşke Müzeyyen abla, bu şarkıları bize yeniden canlı-kanlı okuyabilseydi diye de iç geçirdim. Kimbilir, belki bir mucize olur.