İstanbul ve yaz deyince gündüzlerden çok geceler iz bırakıyor, onlar hatırlanıyor. Çünkü İstanbul'da yaz demek, birbirinden renkli ve heyecanlı konserler, festivaller ve partiler demek. Gece ve sahne performansı deyince de yıllardır ilk akla gelen isimlerden biri Kenan Doğulu... Ta Şaziye gecelerinden beri, İstanbul onunla eğleniyor, onunla kendinden geçiyor, onunla hayatı bir süreliğine de olsa bir kenara bırakıyor. Touch İstanbul olarak yeni single'ı "Şans Meleğim"den güç alarak Kenan Doğulu'nun kapısını çaldık. "Anlat bize Kenan" dedik "Geçmişten günümüze İstanbul'u, müziği ve geceleri, ama en çok da geceleri..."
FOTOĞRAFLAR: CEM TALU
İstanbul'da gece ve müzik deyince aklınıza ilk gelen fotoğraf nasıl bir şeydir?
-Aklıma ilk güleryüzlü meyhane müzisyenleri ve Beyoğlu geliyor.
Size göre İstanbul’un "gece"sini "gündüz"ünden neler ayırır?
- Bir kaç duble içki (Gülüyor)
Siz işiniz gereği, daha çok "gece"leri çalışan birisiniz. Konserler, albüm kayıtları, stüdyoda geçirilen zamanlar, performanslar vs. Gece çalışmanın keyifleri ve zorlukları nelerdir?
-Şehrin dip gürültüsü minimuma indiği için lezzetli bir sessizliği vardır gecelerin. Koşuşturmaca biter, telefon trafiği biter. Daha rahat konsantre olursunuz işinize. İnternet hızlanır, dost ziyaretleri azalır, güneş yerine mehtap aydınlatır. Bu yüzden geceler daha masalsı, daha romantik olur. Ama gündüzün de kendine ait süper tarafları vardır. İstediğiniz herkese daha rahat ulaşırsınız. İşletme ve yürütmeyle ilgili her organ faal olduğundan hızlı yol alırsınız. Paket servislerde alternatif çoktur studyoda aç kalmazsınız (Gülüyor) Güneşin verdiği enerji şarkılarınıza yansır. Daha az yorgun olduğunuz için zihin daha açık
olabilir.
Gecelerin söz yazarı ve besteciler için de daha ilham verici olduğu söylenir. Size de daha çok geceler mi ilham verir?
- Ben gececilerdenim. Bugüne kadar yaptığım 200’e yakın bestenin 170’ini gece
yazmışımdır diyebilirim.
Genel olarak geceleri modunuz nasıl olur?
Üretken, enerjik, neşeli, sosyal olurum.
Konserinin ya da işlerinin olmadığı bir gecesinde Kenan Doğulu neler yapmayı sever? Gecenin tadını nasıl çıkarır?
- Dostlarla lezzetli ve zevkli bir yemek yiyip sohbet etmek şahane olur. Özenle seçilmiş bir şarap ve iyi müzikler bize eşlik etsin isterim. Eğer iyi müzik olduğunu bilirsem bir kulübe de gidebilirim. Ama bir kulüp için beni evden çıkarabilmeniz için hakikaten sevdiğim, inandğım ya da merak ettiğim bir mekan olması gerekiyor. Zamanımın en büyük kısmını konserler ve
showlar seyrederek geçiriyorum.
Yemeği dışarıda yemek isterseniz nerelere gitmeyi tercih ediyorsunuz?
- İstanbul her zaman önemli bir lezzet merkezi olmuştur. Eşimin, dostumun tavsiyesi olan özel ve sakin restaurantlara gitmeyi seviyorum. O kadar çok gidilecek, görülecek yer var ki aslında, yeter ki insan gitmek istesin. Ev partileri, barbeküler, balıkçılar, kebapçılar, barlar, dünya mutfakları ( Japon, Çin, Meksika ve İtalyan) favorilerim arasında.
Konserlerinizden sonra genel olarak neler yapıyorsunuz?
- En az 1 saat vücut ritmimin normale dönmesi için dinlenirim. Sonrasında gruptaki müzisyen arkadaşlarım ve ekibimle eğleniriz, muhabbet ederiz, dertleşiriz, bazen iş konuşuruz. Sonrasındaysa kız arkadaşımla sakinleşip ufaktan fade out olurum.
Siz İstanbul'da yıllardır sahne performansları yapıyorsunuz. Özellikle Şaziye günleriniz
yıllardır dilden dile dolaşır. Nasıl yıllardı o yıllar?
- Atom bombası gibiydi o yıllar. Haftada 5 gece performans yapardık. Hep çok eğlenip, çok eğlendirirdik. Gecede 1500 kişiye söyleyip saatlerce sahnede kalırdık. Sabah ezanı duymadan yattığımız nadir olurdu. İşin enteresanı 3-5 saat uyku yeterdi. Gündüz de toplantılar, provalar, basın buluşmaları ve TV çekimleriyle geçerdi.
Şaziye gecelerini bu denli hem izleyici hem de sizin açınızdan unutulmaz kılan şeyler nelerdi?
- Repertuvara her hafta yeni şarkı eklerdik.Türkiye’nin en iyi muzisyenleriyle çalışır, bir o kadar önemli müzisyen ve sanatçı dostumuzu da misafir ederdik. Mesela üstün seviyede güncel, kaliteli ses ve ışık sistemini ilk biz kullandık Şaziye’de. İşletmesi, güvenliği, mutfağı, barı, müşteri profili çok kaliteliydi. Her şeyin en iyisi olsun diye kendimizi harap ediyorduk.
O günleri özlüyor musunuz?
- Özlüyorum ama her şey yerinde ve zamanında güzel.
Şaziye döneminde nasıl bir İstanbul, nasıl bir gece hayatı ve en önemlisi nasıl bir kitle vardı? O günlerle bugünleri kıyaslamanızı istesem,,neler değişti o günlerden bugünlere?
- O zamanlar eğlenmeyi bilen, özen gösteren, enerjik, en önemlisi de “Millet ne der” diye düşünmeyen, daha çok dans eden bir kitle vardı. Şimdilerdeyse hayatımıza sosyal medya diye bir şey girdi. Kimse tam olarak kendi için eğlenmiyor artık. "Şu anda şuradayız, yanımızda bu var" falan deyip hep bir paylaşma manyaklığı başladı. Fotoğraf çekmeler, video kayıtları. Bunların peşine gelen alkol yasakları, saat sınırlandırmaları, tatsız rekabet. Eskiden bütün mekan sahipleri birbirlerine destek olurdu. Herkes birbirine gider eğlenirdi. Şimdi istisnalar hariç çoğu insan bencilleşti, yüzeyselleşti maalesef.
Bir de o zamanlar nerelere, hangi kulüplere giderdi insanlar?
- She, Ship a hoy, 20 ve 2019 efsane kulüplerdi. Şamdan’a giderdik hemen her akşam.
Bugün "canlı performans" ve “sahne enerjisi” deyince ilk akla gelen isimlerdensiniz. Sahnedeki gücünüzü o yıllara ne kadar borçlusunuz?
- Benim en büyük avantajım babamın müzisyen olmasıydı. 5 yaşından itibaren kalabalık
önünde şarkı söylemeye, gitar çalmaya başladım. Bu deneyimler ve babam bana küçük yaşta çok sey öğretti. Küçük bir çocuğun adam yerine konup sözünün ciddiye alınması ona
büyük özgüven sağlar. Sahnede de hep ustalardan feyz aldım.
Müzisyenlerin çoğu, şarkı söylemek, konser vermek, performans yapmak için
mekanların yetersiz olduğundan şikayet eder. Siz de bunun sıkıntılarını
çekiyor musunuz?
- Çekmez miyim. Akustiği iyi ayarlanmış, kulisleri ve alt yapısıyla dünya standartlarında konser salonumuz ve venue’lerimiz, etkinlik yapabileceğimiz yerlerimiz ne yazık ki çok az.
İstanbul'da en çok nerelerde konser vermeyi seviyorsunuz?
- Rumelihisarı konserleri bir başkaydı. Kuruçeşme Arena, Bostancı Gösteri Merkezi, Santral İstanbul da sevdiğim mekanlar. Bir de elbette Harbiye Açıkhava Tiyatrosu. Bir efsanedir orası.
Nasıl hatıralarınız var Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda? Hem müzisyen hem dinleyici olarak?
- Yılların yaşanmışlığı, kulise bırakılmış sanat var orada. Ben İstanbul Caz Festivali
konserleriyle büyüdüm. En sevdiğim müzisyenleri orada izledim. Dolayısıyla oraya
hayranım. Her seferinde tarifsiz bir heyecan yaşıyorum. Ama artık mekan yaşlandı. Biraz revizyon ve bakım istiyor. Kulislerin yeniden düzenlenmesi
lazım. Klima bile yok. Tuvalet uzakta. Duş yok. Böyle eksikleri var. .
İstanbul'da en unutamadığınız konserler hangileriydi?
- Pat Metheny, Chick Corea, Madonna, Micheal Jackson ilk aklıma gelenler.
Artık "gece"den "gündüz"lere geçelim. Güneşli bir yaz gününde İstanbul'da
en çok nerelerde, neler yapmak keyif verir size?
- Özel ve gizli yerlerimi açıklamayı sevmiyorum ama gözden uzak, ailece rahat edebileceğimiz yerleri tercih ediyorum. Kırlarda, sahilde, ormanda doğayla içiçe olmaya çalışıyorum.
Yine de şöyle pek kimselerin bilmediği bir mekan ve alternatif önerin diye ısrar etsem....
- Benim evdeki pazar kahvaltılarını tavsiye ederim.
İstanbul karakterinize neler kattı?
- Kendini kattı. İçime, üstüme sindi.Çok seviyorum İstanbul’lanmış olmayı.
İyi ki bu şehirde yaşıyorum dedirten kare nasıl bir şey?
- İyi ki boğazım var!
İstanbul'dan nefret ettiğiniz zamanlar oluyor mu? Basıp gitmek istediğiniz? Ne zamanlar böyle hissediyorsunuz?
- Tek bir şey var o da: Trafik, trafik, trafik!
Siz Cihangir’de doğdunuz. İstanbul'da büyüdünüz. Çocukluğunuza dair
neler hatırlıyorsunuz bu şehirle ilgili?
- Sanat kokan, tarih yemiş, manzaralı, estetik, kosmopolit, bazen depresif, çoğu
zaman şenlikli ama bol hayatlı bir fotoğraf geliyor gözümün önüne İstanbul ve çocukluğum deyince. Çok mutlu bir çocuktum.Tüm toylukları sonuna kadar yaşadım. Bisiklete
bindim, saklambaç oynadım. Sokaklarında korkup küçük adımlarımı hızlandırdığım da
oldu. Şaşkınlıkla izledim bir yerden bir yere giden insanları. Küçücük yaşımla
her gün Kültür Koleji’nden Ataköy’den çıkıp, önce trenle Bakırköy’den Sirkeci’ye, sonra Sirkeci’den Kadıköy’e konservatuvara gittim. Ben de İstanbul gibiydim
yani, hep koşuşturmacalı. (Gülüyor)
Hangi semtlerin, hangi mekanların sizde derin izleri var?
- İstanbul’un her sokağında yürüdüm, her dönemini hissettim ama Galata, Tepebaşı, Asmalımescit ve Tünel’in özel bir yeri vardır.
İstanbul'da doğup büyüyen bir çocuk olmak, hayata daha erken başlamak,
daha erken olgunlaşmak, daha erken güçlenmek demek mi?
- İstanbul’a dünyaya gelmek baştan boyun eğmektir harala güreleye. Savaşçı
doğarsınız. Tuttuğunu koparmayı öğrenirsiniz. Seçenek zenginliğini tadarsınız. Başkalarıyla yaşamayı, başkalarının sınırlarına saygı duymayı öğrenirsiniz.
Beş yaşındayken konservatuarın piyano bölümüne birincilikle giriyor, çok erken yaşta müzikle tanışıyorsunuz. Hayatınız hep müzikle ve çalışarak geçiyor. Yorgun hissediyor musunuz kendinizi şimdi geriye dönüp bakınca?
- Hayır. Her yeni şarkıda yenileniyorum. Sıfırdan başlıyormuşum gibi hissediyorum. Eskiyi konuşunca anlıyorum ne de çok çalıştığımı.
Sizi hep çok canlı ve enerjik görüyoruz. Nasıl koruyorsunuz enerjinizi bu yoğun temponun içinde?
- Kendime zaman ayırıyorum, kendimi seviyorum ve değerimi biliyorum. Vücudumu ve zihnimi çok yıpratmıyorum. Pek sinirlenmiyorum. Sakin bir insanım. Sinire harcanacak enerjiyi aşka ve sevgiye harcıyorum.
Her zaman böyle çok da pozitifsiniz, neşelisiniz, sürekli gülüyorsunuz, kahkahalar atıyorsunuz. Bunları korumak kolay olmasa gerek. Her zaman bardağın dolu tarafına bakan bir adam mısınız?
- Evet aynen öyle ama bardağın dolu değil DoğuLU tarafına bakıyorum. (Gülüyor)
Sizi de sinirlendiren, üzen, kıran şeyler olmuyor mu? Çabuk mu geçer siniriniz?
- Olmaz mı oluyor ama üzgünlük, kırgınlık ve kızgınlık arasındaki ince çizgide
kendime ayarlı bir seviyede gidip geliyorum.
O durumlarda neler yapıyorsunuz? Acıyla nasıl baş ediyorsunuz?
- Her karanlık gecenin ardında bir aydınlık sabah olduğunu biliyorum artık.
Sinirlendiğinizde genellikle tepki vermek yerine hep içinize attığınızı söylemişsiniz. Bu size zarar vermiyor mu?
- Maaesef veriyor. O yüzden de bütün mide hastalıklarının hepsine sahibim.
Tasavvufla ilgilendiğinizi biliyoruz. Tasavvuf hayatınıza ne zaman girdi ve neler kattı?
- Mevlana’ya olan ilgim Tasavvufla ilgili kitaplar okumama vesile oldu. Şiirsel tarafı ve evrenle barışıklığı; kudretin içimizde olduğunu anlamama yardımcı oldu.
AİLEM BENİM KALEMİN ASALETİDİR
Ailenize, annenize, Arya'ya yeteri kadar vakit ayırabiliyor musunuz?
-Evet elimden gelenin maksimumunu veriyorum aileme. Onlar benim kalemin
Asaleti.
Sevdiklerinize şarkı sözü ve şiir hediye etmeyi seviyormuşsunuz. Son olarak
annenize "En kara çocuğun, oğlun Kenan Doğulu'n" diye biten bir şiir yazmışsınız... Neler hissetti anneniz bunu okuyunca?
- Ağladı hüngür hüngür. Aldığım en güzel hediye, dedi. Çünkü kalbimden geldiğini biliyordu.
Arya'yla aranız nasıl? Hayatınıza neler getirdi Arya?
-Arya bizim vitaminimiz, neşe kaynağımız. Ailenin yeni soytarısı, sihirbazı. Onu çok seviyorum.
Arya büyüyünce ona İstanbul'la ilgili ilk neler öğreteceksiniz? Onu nerelere götüreceksiniz?
- Bence büyüyünce ben onu değil, o beni gezdirir gibime geliyor.
ŞANSA VE MELEKLERE İNANIYORUM, BİRAZ FANTASTİK BİR DÜNYAM VAR
Bu yaza "Şans Meleğim" şarkısıyla giriyorsunuz. Nasıl ortaya çıktı bu şarkı?
- Meleklere inanan bir insanım. Biraz fantastik bir dünyam var. Masaldan bir hayat yaşıyorum galiba.
Şansına, uğuruna inandığınız şeyler var mıdır?
- Babam ve babama ait şeylerin uğuruna inanırım.Gitarları, kravatları, penaları, plakları hepsi çok kıymetlidir..
Hayatta şansın rolüne ne kadar inanıyorsunuz?
- Şans ancak inanma, çalışma ve bunu doğru sunmayla birlikteyken işe yarar. Ama önemlidir.
Duyduğuma göre Astrolog Susan Miller'ı takip etmeye ve fal bakmaya başlamışsınız...
- Deli gibi takip etmiyorum ama arada bir bakıyorum. Susan Miller’in aylık yazılarını okuyorum aklıma gelirse. Fallarımın da çıktığını söylüyorlar (Gülüyor)
Bir yandan da yeni şarkılar ve albüm üzerinde çalıştığınızı biliyoruz. Nasıl gidiyor çalışmalar?
- Yeni albüm şahane oluyor. İçime çok siniyor. Ekim gibi hazır olacak ama ne zaman dinleyiciye ulaşacak bilmiyorum.
Bir önceki albümünüz "Patron"u nasıl değerlendiriyorsunuz? Beklediğiniz başarıyı yakaladı mı?
- En Kıymetlim, Aşkkolik, Beyaz Yalan şimdiden klasikleşmiş şarkılarımın yanına yakıştırılıyor. “Patron” müzikal açıdan ve sözler açısından çok dolu bir albümdü. Çok fazla 'piyasa şarkı' yoktu içinde ama yine de en çok satanlar arasında yer
aldı.
Bu aralar Sibel Can'a verdiğiniz "Hançer" şarkısı çok konuşuluyor. Nasıl yazmıştınız "Hançer"i?
- Bazı şarkılar bir anda geliverir, oluverir. Hançer de öyle oldu.
"Hançer" şarkısında "Hayat sen bize nazik davranmadın, herkese eşit yaklaşmadın" diyorsunuz. Hayatın adaletsiz tarafları çok mu size göre?
- Hayatın, herkesin penceresinden manzarası farklı.
Hayat size ne kadar nazik yaklaştı?
- Hayat bana hep nazik oldu. Şanslı ve işleri rast gidenlerdenim çok şükür.
ANKET 1:
En son hangi filme gittiniz?
Limitless
En son hangi kitabı okudunuz?
Cem Mumcu- “Kendine Bakma Kitabı”
En son hangi konsere gittiniz?
İstanbul’da en son Massive Attack konserine gittim, geçen yazdı. Bu sene de görmek istediğim konserler var.
En son hangi albümleri aldınız?
Teoman’ın “Aşk& Gurur” ve Sezen Aksu’nun Öptüm” albümlerini aldım.
İstanbul'da en son keşfiniz nedir?
Nusret Steakhouse ve Hisar’daki Nar Cafe.
En son hangi mekanda hangi yemeği çok sevdiniz?
Yeniköy Yelken’deki balık mantısını.
ANKET 2:
İstanbul'da yaptığınız en çılgın şey?
Sultanahmet Meydanı’nda otomobil yarışına katıldım. Özel bir organizasyon için kapatılmıştı. Bir de dün tekneden boğaza atlayıp yüzdüm.
İstanbul'da yaptığınıza pişman olduğunuz en büyük şey?
Saat 5’le 7 arası trafiğe çıkmak
İstanbul'da "keşke yapabilseydim" dediğiniz en büyük şey?
Keşke Galata Kulesi evim olsaydı, çok fantastik olurdu.
İstanbul'da "iyi ki yapmışım" dediğiniz en büyük şey?
Köprünün altından geçerken her zaman dilek tuttum.
İstanbul'da gerçekleşmesini istediğiniz en büyük şey?
İyi konser salonlarının sayısı daha çok olsun



























