Twitter Updates

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Gecelerin Patronu Kenan Doğulu (Touch İstanbul Temmuz Röportajım)


İstanbul ve yaz deyince gündüzlerden çok geceler iz bırakıyor, onlar hatırlanıyor. Çünkü İstanbul'da yaz demek, birbirinden renkli ve heyecanlı konserler, festivaller ve partiler demek. Gece ve sahne performansı deyince de yıllardır ilk akla gelen isimlerden biri Kenan Doğulu... Ta Şaziye gecelerinden beri, İstanbul onunla eğleniyor, onunla kendinden geçiyor, onunla hayatı bir süreliğine de olsa bir kenara bırakıyor. Touch İstanbul olarak yeni single'ı "Şans Meleğim"den  güç alarak Kenan Doğulu'nun kapısını çaldık.  "Anlat bize Kenan" dedik "Geçmişten günümüze İstanbul'u, müziği ve geceleri, ama en çok da geceleri..."

FOTOĞRAFLAR: CEM TALU

İstanbul'da gece ve müzik deyince aklınıza ilk gelen fotoğraf nasıl bir şeydir?
-Aklıma ilk güleryüzlü meyhane müzisyenleri ve Beyoğlu geliyor.

Size göre İstanbul’un "gece"sini "gündüz"ünden neler ayırır?
- Bir kaç duble içki (Gülüyor)

Siz işiniz gereği, daha çok "gece"leri çalışan birisiniz. Konserler, albüm kayıtları, stüdyoda geçirilen zamanlar, performanslar vs. Gece çalışmanın keyifleri ve zorlukları nelerdir?
-Şehrin dip gürültüsü minimuma indiği için lezzetli bir sessizliği vardır gecelerin. Koşuşturmaca biter, telefon trafiği biter. Daha rahat konsantre olursunuz işinize. İnternet hızlanır, dost ziyaretleri azalır, güneş yerine mehtap aydınlatır. Bu yüzden geceler daha masalsı, daha romantik olur.  Ama gündüzün de kendine ait süper tarafları vardır. İstediğiniz herkese daha rahat ulaşırsınız. İşletme ve yürütmeyle ilgili her organ faal olduğundan hızlı yol alırsınız. Paket servislerde alternatif çoktur studyoda aç kalmazsınız (Gülüyor) Güneşin verdiği enerji şarkılarınıza yansır. Daha az yorgun olduğunuz için zihin daha açık
olabilir.

Gecelerin söz yazarı ve besteciler için de daha ilham verici olduğu söylenir. Size de daha çok geceler mi ilham verir?
- Ben gececilerdenim. Bugüne kadar yaptığım  200’e yakın bestenin 170’ini gece
yazmışımdır diyebilirim.

Genel olarak geceleri modunuz nasıl olur?
Üretken, enerjik, neşeli, sosyal olurum.

Konserinin ya da işlerinin olmadığı bir gecesinde Kenan Doğulu neler yapmayı sever? Gecenin tadını nasıl çıkarır?
- Dostlarla lezzetli ve zevkli bir yemek yiyip sohbet etmek şahane olur. Özenle seçilmiş bir şarap ve iyi müzikler bize eşlik etsin isterim. Eğer iyi müzik olduğunu bilirsem bir kulübe de gidebilirim. Ama bir kulüp için beni evden çıkarabilmeniz için hakikaten sevdiğim, inandğım ya da merak ettiğim bir mekan olması gerekiyor. Zamanımın en büyük kısmını konserler ve
showlar seyrederek geçiriyorum.

Yemeği dışarıda yemek isterseniz nerelere gitmeyi tercih ediyorsunuz?
- İstanbul her zaman önemli bir lezzet merkezi olmuştur. Eşimin, dostumun tavsiyesi olan özel ve sakin restaurantlara gitmeyi seviyorum. O kadar çok gidilecek, görülecek yer var ki aslında, yeter ki insan gitmek istesin. Ev partileri, barbeküler, balıkçılar, kebapçılar, barlar, dünya mutfakları ( Japon, Çin, Meksika ve İtalyan) favorilerim arasında.

Konserlerinizden sonra genel olarak neler yapıyorsunuz?
- En az 1 saat vücut ritmimin normale dönmesi için dinlenirim. Sonrasında gruptaki müzisyen arkadaşlarım ve ekibimle eğleniriz, muhabbet ederiz, dertleşiriz, bazen iş konuşuruz. Sonrasındaysa kız arkadaşımla sakinleşip ufaktan fade out olurum.



Siz İstanbul'da yıllardır sahne performansları yapıyorsunuz. Özellikle Şaziye günleriniz
yıllardır dilden dile dolaşır. Nasıl yıllardı o yıllar?
- Atom bombası gibiydi o yıllar. Haftada 5 gece performans yapardık. Hep çok eğlenip, çok eğlendirirdik. Gecede 1500 kişiye söyleyip saatlerce sahnede kalırdık. Sabah ezanı duymadan yattığımız nadir olurdu. İşin enteresanı 3-5 saat uyku yeterdi. Gündüz de toplantılar, provalar, basın buluşmaları ve TV çekimleriyle geçerdi.

Şaziye gecelerini bu denli hem izleyici hem de sizin açınızdan unutulmaz kılan şeyler nelerdi?
- Repertuvara her hafta yeni şarkı eklerdik.Türkiye’nin en iyi muzisyenleriyle çalışır, bir o kadar önemli müzisyen ve sanatçı dostumuzu da misafir ederdik. Mesela üstün seviyede güncel, kaliteli ses ve ışık sistemini ilk biz kullandık Şaziye’de. İşletmesi, güvenliği, mutfağı, barı, müşteri profili çok kaliteliydi. Her şeyin en iyisi olsun diye kendimizi harap ediyorduk.

O günleri özlüyor musunuz?
- Özlüyorum ama her şey yerinde ve zamanında güzel.

Şaziye döneminde nasıl bir İstanbul, nasıl bir gece hayatı ve en önemlisi nasıl bir kitle vardı? O günlerle bugünleri kıyaslamanızı istesem,,neler değişti o günlerden bugünlere?
- O zamanlar eğlenmeyi bilen, özen gösteren, enerjik, en önemlisi de “Millet ne der” diye düşünmeyen, daha çok dans eden bir kitle vardı. Şimdilerdeyse hayatımıza sosyal medya diye bir şey girdi. Kimse tam olarak kendi için eğlenmiyor artık. "Şu anda şuradayız, yanımızda bu var" falan deyip hep bir paylaşma manyaklığı başladı. Fotoğraf çekmeler, video kayıtları. Bunların peşine gelen alkol yasakları, saat sınırlandırmaları, tatsız rekabet. Eskiden bütün mekan sahipleri birbirlerine destek olurdu. Herkes birbirine gider eğlenirdi. Şimdi istisnalar hariç çoğu insan bencilleşti, yüzeyselleşti maalesef.

Bir de o zamanlar  nerelere, hangi kulüplere giderdi insanlar?
- She, Ship a hoy, 20 ve 2019 efsane kulüplerdi. Şamdan’a giderdik hemen her akşam.
 
Bugün "canlı performans" ve “sahne enerjisi” deyince ilk akla gelen isimlerdensiniz. Sahnedeki gücünüzü o yıllara ne kadar borçlusunuz?
- Benim en büyük avantajım babamın müzisyen olmasıydı. 5 yaşından itibaren kalabalık
önünde şarkı söylemeye, gitar çalmaya başladım. Bu deneyimler ve babam bana küçük yaşta çok sey öğretti. Küçük bir çocuğun adam yerine konup sözünün ciddiye alınması ona
büyük özgüven sağlar. Sahnede de hep ustalardan feyz aldım.


Müzisyenlerin çoğu, şarkı söylemek, konser vermek, performans yapmak için
mekanların yetersiz olduğundan şikayet eder.  Siz de bunun sıkıntılarını
çekiyor musunuz?
- Çekmez miyim. Akustiği iyi ayarlanmış, kulisleri ve alt yapısıyla dünya standartlarında konser salonumuz ve venue’lerimiz, etkinlik yapabileceğimiz yerlerimiz ne yazık ki çok az.

 İstanbul'da en çok nerelerde konser vermeyi seviyorsunuz?
- Rumelihisarı konserleri bir başkaydı. Kuruçeşme Arena, Bostancı Gösteri Merkezi, Santral İstanbul da sevdiğim mekanlar. Bir de elbette Harbiye Açıkhava Tiyatrosu. Bir efsanedir orası.

Nasıl hatıralarınız var Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda? Hem müzisyen hem dinleyici olarak?
- Yılların yaşanmışlığı, kulise bırakılmış sanat var orada. Ben İstanbul Caz Festivali
konserleriyle büyüdüm. En sevdiğim müzisyenleri orada izledim. Dolayısıyla oraya
hayranım. Her seferinde tarifsiz bir heyecan yaşıyorum. Ama artık mekan yaşlandı. Biraz revizyon ve bakım istiyor. Kulislerin yeniden düzenlenmesi
lazım. Klima bile yok. Tuvalet uzakta. Duş yok. Böyle eksikleri var. .

İstanbul'da en unutamadığınız konserler hangileriydi?
- Pat Metheny, Chick Corea, Madonna, Micheal Jackson ilk aklıma gelenler.


Artık "gece"den  "gündüz"lere geçelim. Güneşli bir yaz gününde İstanbul'da
en çok nerelerde, neler yapmak keyif verir size?
- Özel ve gizli yerlerimi açıklamayı sevmiyorum ama gözden uzak, ailece rahat edebileceğimiz yerleri tercih ediyorum. Kırlarda, sahilde, ormanda doğayla içiçe olmaya çalışıyorum.

Yine de şöyle pek kimselerin bilmediği bir mekan ve alternatif önerin diye ısrar etsem....
- Benim evdeki pazar kahvaltılarını tavsiye ederim.

İstanbul karakterinize neler kattı?
- Kendini kattı. İçime, üstüme sindi.Çok seviyorum İstanbul’lanmış olmayı.

İyi ki bu şehirde yaşıyorum dedirten kare nasıl bir şey?
- İyi ki boğazım var!

İstanbul'dan nefret ettiğiniz zamanlar oluyor mu? Basıp gitmek istediğiniz? Ne zamanlar böyle hissediyorsunuz?
- Tek bir şey var o da: Trafik, trafik, trafik!

Siz  Cihangir’de doğdunuz. İstanbul'da büyüdünüz. Çocukluğunuza dair
neler hatırlıyorsunuz bu şehirle ilgili?
- Sanat kokan, tarih yemiş, manzaralı, estetik, kosmopolit, bazen depresif, çoğu
zaman şenlikli ama bol hayatlı bir fotoğraf geliyor gözümün önüne İstanbul ve çocukluğum deyince. Çok mutlu bir çocuktum.Tüm toylukları sonuna kadar yaşadım. Bisiklete
bindim, saklambaç oynadım. Sokaklarında korkup küçük adımlarımı hızlandırdığım da
oldu. Şaşkınlıkla izledim bir yerden bir yere giden insanları. Küçücük yaşımla
her gün Kültür Koleji’nden Ataköy’den  çıkıp, önce trenle Bakırköy’den Sirkeci’ye, sonra Sirkeci’den Kadıköy’e konservatuvara gittim. Ben de İstanbul gibiydim
yani, hep koşuşturmacalı. (Gülüyor)

Hangi semtlerin, hangi mekanların sizde derin izleri var?
- İstanbul’un her sokağında yürüdüm, her dönemini hissettim ama Galata, Tepebaşı, Asmalımescit ve Tünel’in özel bir yeri vardır.

İstanbul'da doğup büyüyen bir çocuk olmak, hayata daha erken başlamak,
daha erken olgunlaşmak, daha erken güçlenmek demek mi?
- İstanbul’a dünyaya gelmek baştan boyun eğmektir harala güreleye. Savaşçı
doğarsınız. Tuttuğunu koparmayı öğrenirsiniz. Seçenek zenginliğini tadarsınız. Başkalarıyla yaşamayı, başkalarının sınırlarına saygı duymayı öğrenirsiniz.

 Beş yaşındayken konservatuarın piyano bölümüne birincilikle giriyor, çok erken yaşta müzikle tanışıyorsunuz. Hayatınız hep müzikle ve çalışarak geçiyor. Yorgun hissediyor musunuz kendinizi şimdi geriye dönüp bakınca?
- Hayır. Her yeni şarkıda yenileniyorum. Sıfırdan başlıyormuşum gibi hissediyorum. Eskiyi konuşunca anlıyorum ne de çok çalıştığımı.

Sizi hep çok canlı ve enerjik görüyoruz. Nasıl koruyorsunuz enerjinizi bu yoğun temponun içinde?
- Kendime zaman ayırıyorum, kendimi seviyorum ve değerimi biliyorum. Vücudumu ve zihnimi çok yıpratmıyorum. Pek sinirlenmiyorum. Sakin bir insanım. Sinire harcanacak enerjiyi aşka ve sevgiye harcıyorum.

Her zaman böyle çok da pozitifsiniz, neşelisiniz, sürekli gülüyorsunuz, kahkahalar atıyorsunuz. Bunları korumak kolay olmasa gerek. Her zaman bardağın dolu tarafına bakan bir adam mısınız?
- Evet aynen öyle ama bardağın dolu değil DoğuLU tarafına bakıyorum. (Gülüyor)

 Sizi de sinirlendiren, üzen, kıran şeyler olmuyor mu? Çabuk mu geçer siniriniz?
- Olmaz mı oluyor ama üzgünlük, kırgınlık ve kızgınlık arasındaki ince çizgide
kendime ayarlı bir seviyede gidip geliyorum.

O durumlarda neler yapıyorsunuz? Acıyla nasıl baş ediyorsunuz?
- Her karanlık gecenin ardında bir aydınlık sabah olduğunu biliyorum artık.

Sinirlendiğinizde genellikle tepki vermek yerine hep içinize attığınızı söylemişsiniz. Bu size zarar vermiyor mu?
- Maaesef veriyor. O yüzden de bütün mide hastalıklarının hepsine sahibim.

Tasavvufla ilgilendiğinizi biliyoruz. Tasavvuf hayatınıza ne zaman girdi ve neler kattı?
- Mevlana’ya olan ilgim Tasavvufla ilgili kitaplar okumama vesile oldu. Şiirsel tarafı ve evrenle barışıklığı; kudretin içimizde olduğunu anlamama yardımcı oldu.

AİLEM BENİM KALEMİN ASALETİDİR

Ailenize, annenize, Arya'ya yeteri kadar vakit ayırabiliyor musunuz?
-Evet elimden gelenin maksimumunu veriyorum aileme. Onlar benim kalemin
Asaleti.

Sevdiklerinize şarkı sözü ve şiir hediye etmeyi seviyormuşsunuz. Son olarak
annenize "En kara çocuğun, oğlun Kenan Doğulu'n" diye biten bir şiir yazmışsınız... Neler hissetti anneniz bunu okuyunca?
- Ağladı hüngür hüngür. Aldığım en güzel hediye, dedi. Çünkü kalbimden geldiğini biliyordu.

Arya'yla aranız nasıl? Hayatınıza neler getirdi Arya?
-Arya bizim vitaminimiz, neşe kaynağımız. Ailenin yeni soytarısı, sihirbazı. Onu çok seviyorum.

Arya büyüyünce ona İstanbul'la ilgili ilk neler öğreteceksiniz? Onu nerelere götüreceksiniz?
- Bence büyüyünce ben onu değil, o beni gezdirir gibime geliyor.


ŞANSA VE MELEKLERE İNANIYORUM, BİRAZ FANTASTİK BİR DÜNYAM VAR

Bu yaza "Şans Meleğim" şarkısıyla giriyorsunuz. Nasıl ortaya çıktı bu şarkı?
- Meleklere inanan bir insanım. Biraz fantastik bir dünyam var. Masaldan bir hayat yaşıyorum galiba.

Şansına, uğuruna inandığınız şeyler var mıdır?
- Babam ve babama ait şeylerin uğuruna inanırım.Gitarları, kravatları, penaları, plakları hepsi çok kıymetlidir..

Hayatta şansın rolüne ne kadar inanıyorsunuz?
- Şans ancak inanma, çalışma ve bunu doğru sunmayla birlikteyken işe yarar. Ama önemlidir.

Duyduğuma göre Astrolog Susan Miller'ı takip etmeye ve fal bakmaya başlamışsınız...
- Deli gibi takip etmiyorum ama arada bir bakıyorum. Susan Miller’in aylık yazılarını okuyorum aklıma gelirse. Fallarımın da çıktığını söylüyorlar (Gülüyor)

Bir yandan da yeni şarkılar ve albüm üzerinde çalıştığınızı biliyoruz. Nasıl gidiyor çalışmalar?
- Yeni albüm şahane oluyor. İçime çok siniyor. Ekim gibi hazır olacak ama ne zaman dinleyiciye ulaşacak bilmiyorum.

Bir önceki albümünüz "Patron"u nasıl değerlendiriyorsunuz? Beklediğiniz başarıyı yakaladı mı?
- En Kıymetlim, Aşkkolik, Beyaz Yalan şimdiden klasikleşmiş şarkılarımın yanına yakıştırılıyor. “Patron” müzikal açıdan ve sözler açısından çok dolu bir albümdü. Çok fazla 'piyasa şarkı' yoktu içinde ama yine de en çok satanlar arasında yer
aldı.

Bu aralar Sibel Can'a verdiğiniz "Hançer" şarkısı çok konuşuluyor. Nasıl yazmıştınız "Hançer"i?
- Bazı şarkılar bir anda geliverir, oluverir. Hançer de öyle oldu.

"Hançer" şarkısında "Hayat sen bize nazik davranmadın,  herkese eşit yaklaşmadın" diyorsunuz. Hayatın adaletsiz tarafları çok mu size göre?
- Hayatın, herkesin penceresinden manzarası farklı.

Hayat size ne kadar nazik yaklaştı?
- Hayat bana hep nazik oldu. Şanslı ve işleri rast gidenlerdenim çok şükür.



ANKET 1:

En son hangi filme gittiniz?
Limitless
En son hangi kitabı okudunuz?
Cem Mumcu- “Kendine Bakma Kitabı”
En son hangi konsere gittiniz?
İstanbul’da en son Massive Attack konserine gittim, geçen yazdı. Bu sene de görmek istediğim konserler var.
En son hangi albümleri aldınız?
Teoman’ın “Aşk& Gurur” ve Sezen Aksu’nun Öptüm” albümlerini aldım.
İstanbul'da en son keşfiniz nedir?
Nusret Steakhouse ve Hisar’daki Nar Cafe.
En son hangi mekanda hangi yemeği çok sevdiniz?
Yeniköy Yelken’deki balık mantısını.

ANKET 2:

İstanbul'da yaptığınız en çılgın şey?
Sultanahmet Meydanı’nda otomobil yarışına katıldım. Özel bir organizasyon için kapatılmıştı. Bir de dün tekneden boğaza atlayıp yüzdüm.
İstanbul'da yaptığınıza pişman olduğunuz en büyük şey?
Saat 5’le 7 arası trafiğe çıkmak
İstanbul'da "keşke yapabilseydim" dediğiniz en büyük şey?
Keşke Galata Kulesi evim olsaydı, çok fantastik olurdu.
İstanbul'da "iyi ki yapmışım" dediğiniz en büyük şey?
Köprünün altından geçerken her zaman dilek tuttum.
İstanbul'da gerçekleşmesini istediğiniz en büyük şey?
İyi konser salonlarının sayısı daha çok olsun

Deli Gönül Arzu Eder (Touch İstanbul Dergisi- Temmuz)

Touch İstanbul'daki köşemde yer alan "Deli Gönül Arzu Eder" bölümü için Temmuz ayında 
bakın deli gönlüm, neleri arzu etmiş...



KONSERLER ARTIK DVD'LENSİN

Konser DVD'leri yıllardır en kanayan yaralarımızdan biri olmuştur.
 Her zaman, her durumda, gerek yazlık gerek kışlık birçok konser veriliyor ama iş bu canlı performansları tarihe aktarmak konusuna gelince hep eksik, hep yetersisiz. Şu ana kadar Sertab Erener, Şebnem Ferah, Duman, Redd, Grup Yorum, Kardeş Türküler, Erol Evgin ve birkaç isim dışında yayınlanmış başka konser DVD'miz ne yazık ki mevcut değil. Mesela divalar kıyılarında (Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nilüfer, Nükhet Duru, Candan Erçetin) ve popstar sularında (Tarkan, Kenan Doğulu) konser DVD'si konusunda hala tık yok. Yan komşumuzda Haris Alexiou'nun bilmem kaçıncı DVD'si çıkıyor, bizimkiler hala neyi bekliyorlar anlamış değilim. Artık bu saatten sonra "teknik yetersizlikler" vs gibi bahaneleri kabul edecek değilim. Yapanlar nasıl yapabiliyorsa, artık bir şekilde bu performansların DVD'ye aktarılma zamanı geldi de geçmiyor mu? Zaman da durduğu yerde duran bir şey değil, çok geç kalmadılar mı?


RUMELİHİSARI YENİDEN MÜZİĞE AÇILSIN

Hepimiz için yazları İstanbul'u anlamlı kılan en önemli şey konserler ve festivaller...
Onlar da olmasa; bu sıcaklarda, bu çılgın kaosun içinde delirmemek mümkün değil. Konser deyince de 2 mekan geliyor aklıma hep. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu ve Rumelihisarı. Yazın en güzel geleneklerinden olmuştu ikisi de. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, tarihine yeni efsane konserler, unutulmaz hatıralar kaydetmeye devam ediyor ama biliyorsunuz Rumelihisarı bir kaç yazdır müziğe kapalı. Oysa ki, İstanbul'un en sıcak, en samimi yazlık sahnelerinden biriydi orası. Hala burnumda tüter Rumelihisarı geceleri. Sezen Aksu'nun arka arkaya 10 konser verdiği yazlar, iki ay süren soluksuz maraton. Her müzisyenin gönlünde de Rumelihisarı'nın ayrı bir yeri vardır. Küçük bir yerdir ama sanki evinizin bahçesinde arkadaşlarınıza şarkı söylüyorsunuz gibi rahat ve samimi hissedersiniz kendinizi. Çok yakın bir temas kurarsınız dinleyicinizle. Ne anılar, ne hatıralar kaldı orada. Keşke yeniden müziğe ve yaz gecelerine açılsa...

 
"1 TL'YE SINGLE" GİBİ KAMPANYALAR ARTSIN

Geçtiğimiz ay, geçmiş kataloglarını yeniden basan müzik firmalarını; bu albümleri tekrar satılabilmeleri için fiyatların düşük tutulması ve çeşitli kampanyalar yapılması konusunda uyarmıştım. Neyse ki tüketicinin hayatını kolaylaştıran güzel haberler de geliyor sektörden. Mesela DMC'nin bu yaz Gülşen ve Nil Karaibrahimgil'le başlattığı "1 TL'ye Single" kampanyası heyecan verici. Zaten DMC ve Sony Müzik, bu konuda epey özen gösteriyor. Geçmişte yayınladığı albümler için değil, yakın zamanda çıkardığı albümleri de farklı paketleme ve fiyatlandırma yöntemleriyle, gerek derleme albümlerle, gerekse birkaç albümden oluşan ama tek albüm fiyatına satılan kutularla olsun olabildiğince "ucuza" satmaya çalışıyor. Dilerim bu özeni diğer müzik şirketleri de gösterir, böyle kampanyalar artar.  

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Ajda Pekkan'ın "Farkı Bu" mu? (Touch İstanbul- Temmuz Yazısı)


Ajda Pekkan'ın uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni albümü "Farkın Bu" nihayet bir süre önce bizlerle buluştu. Şarkılarla ilgili izlenimlerime göre Ajda Pekkan, bu albümde de bu yazın "en büyük hit"i, "en çok çalınan"ı olmak istiyor. Albüm de ister istemez mevcut piyasanın haline ve yeni jargonuna uydurulmuş şarkılardan, kolay dile takılacak melodilerden oluşuyor. Ajda'dan daha derin ve sofistike şeyler bekleyenleri de şimdiden uyarmış olalım. Ajda bu saatten sonra tek bir şeyi ciddiye alıyor gibi hissettiriyor: o da sadece ve ne olursa olsun hep hit kalmak... Dert bu olunca, can havliyle piyasada şu aralar "hit" üreten, ya da ürettiği düşünülen kimler varsa onların yamacında almış Ajda soluğu. Bu albüm ne yazık ki yıllar sonrasına kalacak, klasikleşecek şarkılardan "pek" oluşmuyor. Ama günü ve bu yazı kurtarır mı, evet kurtarır. Ama müzikte daha kaliteli kalmak istiyorsa Pekkan, acilen önemler almalı. Çünkü Harbiye Açıkhava'da verdiği konserlerde bir kez daha farkına vardım. "Her şeye rağmen Ajda yine Ajda. Bir daha onun gibi birisi gelmeyecek. Öyle bir starımız bir daha ne yazık ki olmayacak. Başka bir asalet, başka bir duruş ve karizma, başka bir star ışığı, başka bir usül ve adap bilgisi..." O yüzden hala onun atacağı ve sektörü yönlendireceği güçlü ve risk alan adımlara ihtiyaç var. Çünkü hala sektöre yön verebilecek güçte kendileri...



ALBÜMÜN EN BÜYÜK HİTİ: TARKAN'DAN "YAKAR GEÇERİM"

Albümden radyolarla ilk buluşan Tarkan imzalı "Yakar Geçerim", diğer şarkılar arasında da öne çıkıyor ve albümün en büyük hiti olacak gibi görünüyor. (Ajda Pekkan ve Tarkan diskografisinin en iyi şarkılarından mı, hayır. Ama mevcut durum ve albüm içinde, albümü kurtaracak, Ajda'nın her yerde çalınmasını sağlayacak bir şarkı. Keza amacına da ulaştı.)

Albümde Sinan Akçıl imzalı "Arada Sırada" ise oynak ritmiyle akla Serdar Ortaç imzalı "Resim"i getiriyor. O formülde, o duyguda bir şarkı ama "Yakar Geçerim"in önüne geçmesi biraz zor görünüyor. Akçıl imzalı albüme ismini veren "Farkın Bu" şarkısı ise bir nebze Ajda'nın 70'lerdeki klasikleşmiş şarkılarını andırıyor. O günleri özleyenlere minik bir doz enjekte edecek. Albüme ilk giren Serdar Ortaç imzalı şarkı "Hadi Gel" ise yine Ortaç absürdlüğünde sözleriyle ve "hep aynı nakarat" Ortaç melodileriyle diğer şarkıların arasından pek sıyrılamayacak bu sefer. Bu şarkıyı dinleyince; hani "Resim" Serdar Ortaç'ın Ajda için yapabileceği kendi "vasat"ının en iyisiymiş, zaten daha fazlası da olamazmış diye hissediyorsunuz. (Bir daha da keşke Ortaç'la Pekkan'ın yolları hiç kesişmese diye dua ediyorsunuz.) 

AJDA PEKKAN'I "ÖZETLE"YEN ŞARKI

Onur Baştürk imzalı "Özetle" de son dönem alıştığımız Ajda disko hitlerine benziyor. Beni bu şarkıda çarpan şey Ajda'yı anlatan sözleri ve nakarattan sonra gelen "tatlı su doz"u alaturka bölüm oldu. Çünkü şarkıda Ajda  "Geçmiş, gitmişim/ Sünger çekmişim/ Sevmiş, sevmemişim/ Ama geri dönmemişim, özetle" diyor. Evet, kimseye, hiçbir şeye geri dönmedi Ajda, hep yüzünü "yeni"ye döndü, doğru söylüyor. (Özetle'de eleştireceğim tek şey düzenlemesi oldu. Aslında son zamanlarda iyi işler çıkaran Cem İyibardakçı bu sefer şarkıyı çok daha sıradan bir altyapıya mahkum etmiş. Çok klişe bir sound ve sample'lar var. Bu şarkı başka bir düzenlemeyle daha iyi olabilirmiş)

Albümün en sürpriz hitlerinden biri ise Murat Aziret imzalı "Heves" olacağa benziyor. Naif duygularla yazılmış bir şarkı olan "Heves" özellikle Cem İyibardakçı'nın yaptığı düzenlemeyle birkaç kat birden güçlenmiş, onu da not etmiş olayım. (Sözler çok klişe değil mi derseniz, evet haklısınız. "Başıma taç olsun/ Canıma yoldaş olsun'a kadar giden bir durum bu. Ama şarkının samimiyetini hissediyorsunuz ve bu klişe durum bile pek batmıyor göze.)



NEDEN "ASLA DEMEM ASLA"?

Nazan Öncel'in sözlerini yazdığı bir Yunan şarkısı olan "Asla Demem Asla" ise birkaç satırı dışında çok etkilemedi beni. Şarkının en can alıcı noktası "Asla Demem Asla" cümlesine sizi taşıyan diğer cümleler ve hikaye yetersiz kalıyor. Yani bu kadının ne yaşamış olup da neden "Asla Demem Asla" noktasına geldiğini pek hissedemiyorsunuz. Çok da etkilendiğim bir beste de olmadı açıkçası. Bu albümde Ajda'dan iyi bir slow şarkı bekleyenler biraz hayal kırıklığına uğrayacaklar gibi görünüyor. Albümde slow için tek umut ve sığınılacak liman "Yine Tek".. Son derece naif ve yalın bir şarkı. Mehmet Tez'in dediği gibi "keşke Ajda böyle latin ezgilerden ve düzenlemelerden oluşan bir albüm yapsa" dedirtiyor.  

MÜZİKALİTESİ EN GÜÇLÜ ŞARKI: "UCUZ ROMAN"

Bana göre albümün hem sözleri, hem de müzikalitesiyle en güçlü şarkısı Yüksek Sadakat imzalı "Ucuz Roman"... İşin içine rock müzisyenleri girince, "hit şarkı" bile bazen bir başka oluyor. Zaten yıllardır rock müziğini denemek istediğini söyleyen Pekkan, acaba daha ne duruyor? Rock müzisyenleri ve gruplarından şarkı alarak işe başlayabilir mesela. Bu sayede hem derinliğini yeniden kazanır, hem de hit kalmaya devam eder. Mesela Şebnem Ferah, Emre Aydın, Feridun Düzağaç, Redd imzalı "kendisi için özel yazılan yeni" slow şarkılar söylese, Teoman'dan "Duş" gibi serseri bir şarkı alsa, Multitap ve Model ona eğlenceli bir şeyler yapsa? Ne dersiniz, güzel olmaz mı?  Son konserlerde Uykusuz Her Gece'ye yaptığı rock versiyon çok beğenildi. Daha önce de Yaz Yaz Yaz'ı sahnede rock yorumlamıştı Süperstar. Kendisinden Nilüfer gibi bir rock açılımı bekliyor, "yakışır" diyoruz. 

ÖNEMLİ NOT:
Albümde en şahane şeyler ise Nihat Odabaşı imzalı fotoğraflar ve "Yakar Geçerim"e çekilen video klip. İşin görsel kısmı Nihat sayesinde öyle görkemli, öyle olması gerektiği gibi, Süperstar'a yakışır bir halde ki, tek bir hata yok, bakmalara, seyretmelere doyamıyorsunuz. "Yakar Geçerim", Ajda Pekkan'ın bugüne kadar sahip olduğu ve hatta olabileceği en iyi video klip olmuş. Tebrikler bir kez daha Nihat Odabaşı... 


AJDA PEKKAN from Burak Yalman on Vimeo.

SEZEN AKSU- ÖPTÜM (NTVMSNBC İZLENİM YAZISI)


10 şarkıdan oluşan, proje tasarımı ve prodüktörlüğünü Mithatcan Özer'in, süpervizörlüğünü Aykut Gürel'in, genel koordinatörlüğünü Yaşar Gaga'nın yaptığı "Öptüm" albümü, Sezen Aksu'nun 24. solo albümü olma özelliği taşıyor. Albümde genel olarak hem sözlerde, hem melodi ve düzenlemelerde  hem de Sezen Aksu'nun yorumunda bir sadelik, dinginlik ve zaman zaman da bir hayat yorgunluğu hissediyorsunuz. Albümün en can yakan şarkısına bile bir sessiz sakinlik duygusu hakim. İçeride kopan deli fırtınaların üzerine deniz çarşaf gibi serilmiş ve dışarıdan görene karşı içteki yangını biraz saklamaya çalışıyor gibi. Hani sanki Candan Erçetin'in "Parçalandım" şarkısının bir yerinde söylediği gibi "daha güçlü ama bir o kadar daha kırgın, daha olgun ama bir o kadar daha yorgun, daha mutlu ama bir o kadar daha suskun" bir ruh halinin izlerini görüyorsunuz albüm boyunca. Acısını bağırmadan, usulca fısıldar gibi aktarıyor bu kez Sezen. "Bu benim en neşeli albümüm" diyor ama şarkılar öyle söylemiyor. Ama yine de "Öptüm" albümü, bir yandan kağıt kesiği gibi keserken kalbi, en can acıtan noktada şefkatle el uzatmayı da ihmal etmiyor. En karanlık sokakların sonu yine de umuda çıkıyor.  

UNUTTUN MU BENİ? 

Albüm, "Unuttun mu Beni" şarkısıyla "hüzün"lü ilk selamını veriyor. Şarkıda Sezen, en kırılgan haliyle aşka "Neredesin şimdi/ Sen de mi terk ettin beni?" diyerek yorgun bir sitem gönderiyor. Peşine gelen "O sahil, o ev, o ada, o kırlangıç da mı küs bana" sorusu, aşkla ilgili umudunu biraz yitirmeye başladığını hissettiriyor. Final cümlesi "Sen de olmazsan eğer, batar artık bu gemi" durumun ciddiyetinin altını biraz daha çiziyor. Şarkının duygusu, Alper Erinç'in yaptığı son derece sade ve bir o kadar da retro düzenleme ile daha da can acıtan bir noktaya taşınmış. "Unuttun mu Beni," Aksu'nun bir süre önce Ceceli'den dinlediğimiz "Unutamam" şarkısına benzer sadelikte ve naiflikte. 


ARKADAŞ ŞARKISINI DUYUNCA
İkinci şarkıda, Melike Demirağ ve Şanar Yurdatapan'ın ilk günkü acısıyla kalpte duran "Arkadaş"ı eşliğinde, "eski dostlar" hatırlanıyor. "Bir selam gelince/ Bir sela verilince/ Ağlarım "Arkadaş" şarkısını duyunca" diye ince bir kesik açıyor hayatın orta yerine Sezen bu sefer. Şarkının devamındaki "Bir yanağını okşayan kader/ Diğerine bin tokat vurdu" sözleri sabah ayazı gibi tenimizi yakarken, hemen peşine de sert bir yüzleşme geliyor "Bildiğim kadar değilmiş meğer/ Dünya bize hep oyun kurdu" Hayatın aslında, biz ne kadar öğrendiğimizi sanırsak sanalım, her gün yeni bir sürprizle bizi darma duman edebilme, beklemediğimiz yerden her an vurabilme, can yakabilme gücü karşısında yaşanan şaşkınlık ve çaresizlik...


BALLI
Sırada, albümün en güzel haberlerinden biri var. Nazan Öncel imzalı "Ballı"dan söz ediyoruz. Yıllardır, nereden bakarsanız bakın; birbirinden uzakta, birbirine farklı hayatlar yaşasalar da özleriyle hayata benzer çizikler atmış, benzer yollara kardeş duygular bırakmış, iki İzmirli'nin "özlenen" buluşması "Ballı" sıradan günlere püfür püfür Ege rüzgarları estiriyor. Şarkının can damarı olan "Seni ballı seni" seslenişine bizi taşıyan "Gördün deli/ Dön Geri" sözleriyse  Sezen ve Nazan'ın doğum lekelerinden öpüşmesi gibi hissettiriyor.




VAY
Bu arada ilk 3 şarkının da müzikal kaptanlığını Alper Erinç'in üstlendiğini bir kez daha hatırlatıyor, ikilinin bu albümle yeni başlayan ve Sezen'e artı değer katan, taze rüzgarlar estiren müzik işbirliğini sürdürmesini diliyoruz. Şimdiyse hep birlikte direksiyonu albümün hem sözleriyle hem de Mithat Can Özer imzalı caz ve chill out dokunuşlarla zenginleşen düzenlemesiyle en "yalın" ama bir o kadar da en "keder"li şarkısı "Vay"a doğru kırıyoruz. İşte orada bütün direnç kırılıyor, masalar devriliyor, kadehler patlıyor gecenin yüzünde. Sezen, son gücüyle  "Vay, yine mi keder/ Ama artık yeter" derken, bir koltuğa; aşkın, acının, hayatın bütün yüküyle öylece yığılıveriyorsunuz. "Öğrenmiyor kalp/ Görüldüğü üzere durumum" cümlesi yaralı aşıkları hüzünle gülümsetiyor. 


AYAR
Ama o koltuktan zıpkın gibi ayağa kaldırmasını da biliyor Sezen. Sırada; melodisiyle, ska soslu düzenlemesiyle çocuklar gibi hiçbir şeyi umursamadan, takmadan, takılmadan kendinizi sokaklara atacağınız bir şarkı var. "Ayar"da kontrolsüzce dans edesi geliyor insanın. Şarkının sözleriyle ise Sezen,  " Ya bizdensin ya da onlardan" noktasına getirildiğimiz, tam topun ağzına sürüklendiğimiz günlerde, söz ile uslanmayana ince bir "ayar" yapıyor.  Buraları artık sahiden de "Agora Meyhanesi" değil, bildiğiniz "Açıkhava tımarhanesi" olmuş, meğer haberimiz yokmuş.


SAYIM
Ve albümün orta yerinden, hayatın orta yerine havai fişekleri gibi patlayan "Sayım"ın kıyılarındayız. Sezen'in ipek bir şal özeniyle müziklendirdiği, düzenlemesinde Mithatcan Özer'in "Kavaklar", "Gülümse" ve "Denge" şarkıları kadar harikalar yarattığı, Cemal Süreya'nın eşsiz dizeleriyle şimdi bir kez daha sokaklara çıkma zamanı. Kardeşinden, eşinden, annenden, babandan, komşundan, sevgilinden, canından olan herkesi yanına alarak, kalabalık meydanlara yürüme zamanı. Bir sevgi ayini bu. Bize unuttuğumuz her şeyi yeniden hatırlatacak. Herkes söylemeyi geciktirdiği bütün sevgilerini söyleyecek şimdi. Öpmeyi unuttuğu her günün gecikmeli karşılığını verecek, sarılacak, dokunacak. "Parfüm" filminin finalindeki gibi bütün her şeyden, kırgınlıklardan, kızgınlıklardan, hesaplardan, yalanlardan sıyrılarak, en gerçek ve temiz haliyle sevecek, sevişecek. Karşısındakini koşulsuzca, hiçbir şey beklemeden, sadece insan olduğu için, sadece bir kalp taşıdığı için öpecek. "Seni Seviyorum" diyecek. Bu şarkı, hepimizin en çok ihtiyacı olan şey bugünlerde. En erken hatırlamamız gerekirken, en geç kaldığımız, en kalbimizde tutmamız gerekirken en çabuk unuttuğumuz sözcükler bunlar.






ACITMIŞIM CANINI SEVDİKÇE
 "Acıtmışım Canını Sevdikçe" daha isminden ürpertmeye başlıyor insanı. Aytuğ Yargıç'ın buz gibi bir senfoniyi andıran düzenlemesiyle, gecenin en sert ve çıplak saatlerinde tekinsiz ama çok hüzünlü bir masalın sesi geliyor uzaklardan. Bir avuç külün kırık bir camla, yıkıntılar arasında başlayıp, orada biten "imkansız aşkının" hatırasının nöbetini tutmaya başlıyorsunuz. Kalbi en az bir kere gerçekten yanmış olanlar, ellerinde gaz lambaları ve fenerlerle, her köşe başına bir ateş yakarak unutmasınlar diye, Yıldırım ve Sezen bize emanet ediyor bu masalı. Onlar sessiz bir çığlık gibi geceden geçerken, acımızdan onların yarasına ateşböceği gibi göz kırptığımızı eminim hissedecekler.


KAÇIRICAM SENİ
Sözleri yine Yıldırım Türker imzalı "Kaçırıcam Seni"de ise iklim birdenbire bir Ferzan Özpetek filmine dönüşüveriyor. Sıcak, tutkulu, sevincin de acının da büyük harflerle yaşandığı, uzun bir aile ve arkadaşlar sofrasına...Herkes, yorgun ve utanmaz uykulara düşüp, aynı rüyayı görmek, ölse bile sadece aşktan ölmek hayalinde buluşup, dörtnala sevişmelere kadeh kaldırıyor şimdi de.


AŞKA ŞÜKREDERİM
Ve her şeye rağmen "insanı insandan ayırmayan" tek şey olan "aşk"a şükretmeyi de unutmuyor Sezen. Hayatın bütün sert gerçeklerini tokat gibi yüzümüze vuruyor önce. Artık hiçbir şeyin anlamaya yetmediğini, kimsenin dayanacak ve acıyacak yeri kalmadığını içi yanarak söylüyor. Hani her geçen gün biraz daha, hep biraz daha fazla bilgiye boğuluyoruz ya, güya her şeyden artık daha fazla haberimiz var ya, "Hadi oradan" diyor, geldiğimiz nokta öyle hüzünlü ki aslında. "Yut hapları, oku kitapları, geldik gidiyoruz bi' haber" Ve üstelik elimiz kolumuz da öyle bağlı ki, yapacak hiçbir şey yok. Öylece oturuyoruz, sadece günleri sayıyoruz, onlar şiddetle, dozer gibi kanatarak geçip giderken. Geriye bir tek aşk kalıyor. Umut edecek başka da hiçbir şey...


AH FELEK YORDUN BENİ
Finalde ise bütün hüzünlerimiz, rengarenk ve coşkulu bir Balkan düğününe boyanıveriyor. "Ah Felek Yordun Beni", albümün en eğlenceli, en keyifli şarkısı. Bu şarkıda herkes masaların tepesinde kendinden geçerken, hayatı bir kaç dakikalığına da olsa bir kenara bırakıyor. Öyle ya, biraz hafiflemeye, unutmaya da ihtiyaç vardı değil mi? Sahi, neresinde kalmıştık hayatın?

NAZAN ÖNCEL- HAYVAN (NTVMSNBC- ALBÜM İZLENİM YAZISI)





Nazan Öncel'in müzikal serüvenini en çok "deniz"e benzetirsek, hiçbir zaman kolay tahmin edilebilecek, fikir yürütülebilecek bir deniz olmadığını da hemen bu benzetmenin peşine eklemek gerekir. Öncel şarkılarında, en dalgasız görünen yerde birden dev dalgalar yüzünüzde patlayabilir, en sığ görünen yer birden derinleşebilir. Adı üstünde "deniz"dir bu, hiç ama hiç belli olmaz. 


Nazan Öncel'in biri versiyon olmak üzere 11 şarkıdan oluşan son albümü "Hayvan" da zaman zaman dalgalı, zaman zaman durgun, bazen sabahları güneşle pırıl pırıl görünen çarşaf kıvamında, ama gel gitleri de olan bir denize benziyor. Ama bu albüm özelinde Nazan Öncel'in yıllar içinde keskin ve tahmin edilemez yerlerini daha törpülediği, bize daha güvenli, kısmen sakin ve huzurlu limanlar vaat ettiği de bir gerçek. Eğer "Sokak Kızı" ve "Demirden Leblebi" gibi boydan boya sert tokatlar atan bir albüm bekliyorsanız "Hayvan" öyle bir albüm değil. Ama "Hayvan"da Nazan Öncel'in her döneminden, yaşadığı her şeyden izler elbette yine var. Albümün bir yerinde yine bir "demir"den tokat yiyebilirsiniz, ona da hazırlıklı olun. 


NORMAL
Albüme ismini veren çıkış şarkısı "Normal", Öncel'in aşık geleneğinde yazdığı nefis bir taşlama. Kısa sürede dile dolanacak, insanı hemen sarıp kuşacatacak bir melodiyle yazılan "Normal"de, albüme de adını veren "Hayvan" seslenişlerini, içinizden kime söylemek geçerse, rahatça söyleyebilirsiniz. Çünkü herkese, her şeye uyarlanabilir bir "sesleniş" bu. Şarkının sonunda insan, "Oh be, iyi geldi, rahatladım, bütün elektriğimi toprağa boşalttım" noktasına geliyor. Herkesin duygu olarak bir yerden yakalanacağı bir şarkı bu, çünkü birilerine "normal" gelip diğerlerine "anormal" gelen şeylerin sayısı ne de olsa her geçen gün, hayatın her alanında hızla artıyor.

BEBEK SEVGİLİM
Sırada albümün en naif, en can acıtan, en koyu şarkılarından biri var. Duygu ve tavır olarak Nazan Öncel'in son dönemlerde yazdığı "Yedin Bitirdin", "Seni Bugün Görmem Lazım" şarkılarının izinden giden "Bebek Sevgilim", merhaba'sını "Yanımdan geçti gitti, solladı kader/ İçinden gülermiş meğer" cümlesiyle yapıyor. Şarkıda Öncel "bozulmuşum ben, error veririm" diye meseleyi üzerine alıyor ama "Sadece sana sarılıp uyumak isterdim bir kere/ Bana bunu da çok görmüşündür belki de" cümleleri, asıl bozulan şeyin, bir aşkı, hala bebek naifliğinde kalbinde taşımaya çalışanlar değil; insan kalbiyle oyuncakla oynar gibi oynayan, duygularını nasıl becerdilerse gerçekten aldırmış olanlar olduğunu hatırlatıyor bütün inceliğiyle. "Benim bebek sevgilim/ Dün gece çok ağladım/ Göz yaşım yerde kaldı/ Bak bana neler yaptın/ Benden aferin aldın" nakaratı, lafı dolandırmadan söylemek gerekirse, gerçekten "acıtıyor". 


BÖYLE KONUŞMA
Albümün 3. şarkısı "Böyle Konuşma"da hüznün dozu artıyor. Hani herkesin, sıradan bir yaz akşamında dostlarıyla hayata gülümseyerek kadeh kaldırdığı fotoğraflar vardır. Dışarıdan her şey "süt liman" görünür. Ama herkes için öyle bir noktası olur ki o gecenin, zamansız bir rüzgar her şeyi en başından kanatıverir. "Böyle Konuşma" şarkısı, tam da işte o zamansız esen rüzgara benziyor. Nazan, "Böyle konuşma, ağlatacaksın/ Bana bu aşkı yaktıracaksın" dedikçe, bakalım ne kadar serin kalabileceksiniz o yaz gecelerinde... Bakalım bir şeyleri yapmak/ yapmamak ne kadar sizin elinizde olacak?






BEBİŞİM
Neyse ki, Nazan Öncel efkarlandırırken, her zaman eğlendirmeyi, gülümsetmeyi de bilmiştir. Sırada "Hadi Bebişim"le şimdi biraz herşeyi boşverme zamanı. Şarkı "Aman be yeter, koy ver gitsin" kıvamında, tonunu çok iyi bildiğiniz eğlenceli Nazan ritmlerinden biri. Şarkıda Nazan Öncel, "Ota bota ağla/ Kolaysa salla/ Biraz da biz üzülmeyelim" diyerek isyan bayrağını çekiyor ve "Hadi bebişim/ Kalk gidelim/ Bir kere de biz eğlenelim" diyor. "Ne me lazım  ne me lazım/ Ağlayana meme lazım/ O da lazım bu da lazım/ Romantik bir hava lazım" dörtlüğünde bütün yüz kaslarınız gevşeyecek ve içten bir gülümseme, sizden kontrolsüz
yüzünüze yerleşecek. 


CANIM BİR YANLIŞ YAPMAK İSTİYOR
Adından da tahmin edilebileceği üzere  "Canım Bir Yanlış Yapmak İstiyor" hayatın her alanında sinirimizi bozanlara ince ince had bildiren, bütün "kıvıran"lara, spor olsun diye konuşanlara, fikirsiz ve kaygısızına Nazan üslubuyla ayar veren bir şarkı. Bu ayardan Ferrari'sini Satan Bilge bile şöyle nasibini alıyor mesela: "Çok mühim adammış bana ne/ Ferrari'yi satmış kime ne/ Satçağına verseymiş birine/ İşine gelmemiş, desene" 


BENİ DÜŞÜN
Albümün müzikal olarak en sade ama en vurucu, en huzurlu gibi duran ama en bulutlu şarkılarından birine geliyoruz şimdi de. Diğer hiçbir Nazan şarkısına benzemiyor "Beni Düşün". Sadeliğin yakıcı gücünü, hem sözlerde, hem melodi ve düzenlemede bir kez daha hatırlıyorsunuz sayesinde. "Yanmışsam da yanmışım/ sorun değil, sorun sensin" gibi sert ve acı bir çığlığı usulca fısıldıyor kulaklara Nazan. Şarkı, dilden kolay kolay gitmeyen acı ve mayhoş bir tat bırakıyor geride. Hiç tahmin bile edemeyeceğiniz bir şekilde hem de... 




BENİ BU KOCA ŞEHİRDE YALNIZ BIRAKMA
Zaten bu şarkı önce adıyla, sonra da "intro" melodisiyle, ayarları baştan bozuyor. Gün göbeğinde, güneş altında iki tek atmak nasıl bir şeyse "Beni Bu Koca Şehirde Yalnız Bırakma" bünyeyi böyle erken "iptal" ettiren bir şarkı. Kıyılarına dikkatli ve tedbirli gitmenizde fayda var. Hoş, ne kadar hazırlık yaparsanız yapın "Zamansız bırak, yarınsız bırak, beni bu koca şehirde sensiz bırakma" deyiverince Nazan, bakalım nereye kaçabileceksiniz? Bu arada şarkının, "Üzerler bizi, kırarlar bizi, korkma yıkamazlar. Konuşurlar, uğraşırlar, ama ayıramazlar " sözleri üzerinden Öncel'in "7'n Bitirdin" albümünde yer alan "Bırak Konuşsunlar"
şarkısıyla kurduğu kardeşlik bağı da gözden kaçmıyor.


ÇİRKİN OLSUN BENİM OLSUN
Gelelim albümün, bütün içinde özellikle düzenlemesiyle en ayrık duran şarkısı "Çirkin Olsun Benim Olsun"a. Albüm öncesi, radyolara gönderilen bu şarkı, "Normal" gibi her kesimden dinleyenle kolay bağ kurabilecek bir şarkı değil. Seveni kadar sevmeyeni de olacaktır. Ama tam gecelerin en dibine, "bu son kadehi içmeyecektim" deyişinden az öncesine eşlik edecek, verdiğiniz tepkilere, orta yerde kendinizden geçişinize sizin bile sonradan inanamayacağınız duyguda bir şarkı. Aman dikkat "kayışları kopartabilir".


BAHANESİ AŞKTANDIR
Siz de benim gibi Nazan Öncel'in "Göç" albümünü özlüyor, hayatın "zamansız" bir yerinde, bir ruh yıkama ayini gibi kıyısına oturuyorsanız, "Bahanesi Aşktandır" bir nebze de olsa sizi o günlere götürecek. 


KORKUNUN ÜSTÜNE YÜRÜYORUM
Nazan Öncel, albümde en sert, en okkalı tokatı finalde; "Korkunun Üstüne Yürüyorum" şarkısında atıyor. Hem düzenlemesi hem de Nazan Öncel'in ürperten yorumuyla sanki "Demirden Leblebi" albümünün bir parçası gibi duran "Korkunun Üstüne Yürüyorum" o albüme bir saygı duruşu gibi. Benim gibi "Demirden Leblebi"yi baştacı yapan, Nazan'ı o en sert ve en çıplak yarasından kalplerine saranlara  gecikmiş bir selam gönderiyor Nazan bu şarkıyla. "Hem İsa'ya Hem Musa'ya yaranılmaz" diye söze başlıyor ve şarkının orta yerinde "Kuralcı olamam/ Duvarları yıktım/ Korkunun üstüne, üstüne yürüyorum" çığıklarıyla bizi kendimize getiriyor. Oh be diyorsunuz, işte biz bu Nazan'ı çok özlemişiz..

SEZEN AKSU (AKTÜEL RÖPORTAJI- 09.06.2011)



2011'in en güzel sürprizlerinden biri oldu Sezen Aksu ile Aktüel dergisine yaptığımız röportaj. Her şey öyle hızlı ve birdenbire oluverdi ki, insan bazen zamanın hızına, gücüne, mucizelerine ve tılsımına inanamıyor. Sizi siz yapan, hayata ve aşka erken öğreten, koruyup, kollayan, her zaman şefkatle yanınızda olan o kadınla birden kendinizi o çok özlediğiniz, çok beklediğiniz fotoğrafın içinde bulabiliyorsunuz. Ve yine en ihtiyacınızın olduğu o zor günlerde, o; kelimeleriyle yetişiveriyor, bir kez daha öpüyor sizi, devam etme gücünü avuçlarınıza bırakarak. 




Not: Dergide yayınlanan ve yayınlanmayan özel fotoğraflarla ve yine dergiden daha fazlası bir içerikle Sezen Aksu- Aktüel kapak dosyamız huzurlarınızda...



FOTOĞRAFLAR: YAĞMUR KIZILOK


"Öptüm" albümünde kalbi "kırık cam" gibi kesen "hüzün" de var, aşka yorgun ama özlemli bir "sitem" de... Hayata dozunda "isyan" da var, çoktan yapılması gereken ince "ayar" da... Ve her şeyden önemlisi bu gemide bizi tutan yegâne sığınılacak liman "umut" da... Şarkılar boyunca bir yanağınızı akşam güneşi okşarken, diğer yanağınızı sabah ayazı acıtıyor. Sezen Aksu, bir kez daha hepimizi; hayatı hayat yapan, bizi bize dönüştüren, çoğaltan ve eksilten her şeye doğru bir yolculuğa çıkarıyor... İyi dileklerini eksik etmeyerek öpüyor bizi: Bakarsınız, umduğumuzdan iyi geçer yaz…

"Unuttun mu Beni" şarkınızda aşkı geri çağırıyorsunuz. "Sen de olmazsan batar artık bu gemi" diyorsunuz. Aşk, ne kadar canınızı yakmış olursa olsun yine de ona şükrediyorsunuz. Şu anda aşkla aranız nasıl?

Olur da denk düşerse, aram kesinlikle çok iyi olur ama şu anda çok zor görünüyor. (Gülerek) Vallahi tık yok anlayacağınız…

Aşkın insandan, insanın aşktan vazgeçtiği bir dönem olabiliyor mu? Sizin bu her iki durum gibi hissettiğiniz oldu mu?

İçinde bulunduğu ruh haline göre insan her iki hali de hissedebilir. Ama gerçekte, geldiği zaman tsunami gibi her şeyi önüne katıp sürükleyen bir gücü var. Ben bu kadarını biliyorum ama anlat derseniz anlatamam. Hatırınız için güzel cümleler uydurabilirim ancak…

Yıllar sonra "Öptüm"e baktığınızda, neler hatırlatacak bu albüm ve şarkılar size? Nasıl günlerdi diyeceksiniz?

Bunu kestirebilmek güç. Ama şu kadarını hatırlayacağımı tahmin ediyorum. Ameliyat sonrasıydı, bir nevi hayata dönüş prodüksiyonu gibi hissettim. Muhtemelen bunu hiç unutmayacağım. Bunun dışında insanın geçmişine yolculuk hüzünlü bir şeydir hep. O hüznün de bir tadı vardır ki mutlulukla karıştırır insan… Tam anlatamıyorum, tuhaf bir şey işte…




Hayat, ağrı eşiği düşük olanlar için çok zor

"Ayar" şarkınızda özellikle son yıllarda daha şiddetle yaşadığımız toplumsal kutuplaşmadan bahsediyorsunuz. "Ya bizdensin ya onlardan" noktasına geldiğimiz, getirildiğimiz günlerden. Ama o şarkıda her şeye rağmen inatla yine umudun altını çiziyorsunuz. Sizi gelecek adına umutlu tutan şeyler nelerdir?

Birkaç iyi insan, baharda doğanın yeniden fışkırması, bir şarkı, bir roman… Umut, yeşermek için en küçük bir fırsatı bile kaçırmıyor malum. Hayatiyetimizi koruyabilmek için umut etmekten başka bir çaremiz yok ki.

Bir şarkınızda "Bildiğim kadar değilmiş meğer" diyorsunuz. Bir başkasında "Yut hapları/ Oku kitapları/ Geldik gidiyoruz bi' haber" diye ekliyorsunuz. Böyle hissetmenizin nedeni nedir? Hayat, biz ne kadar öğrenirsek öğrenelim yine de ezberimizi her gün bozabilecek kadar acıtıyor mu canınızı?

 Beynimizin ve algımızın sınırlı kapasitesi ile bütününe hakim olamayacağımız bir aşikar, bir de gizli bilgi var. Dolayısıyla hayat ile başa çıkabilmek için, bilginin yetersiz kaldığı noktalarda yaşama içgüdüsü, öyle ya da böyle bir formül üretiyor. Hiçbir şey yapamasa, katlanma eşiğinizi sizin bile tahmin edemeyeceğiniz kadar yükseltiyor; yani hayat her şeye rağmen devam ediyor. Hayat asıl bu gücü bulamayanlar, yani ağrı eşiği düşük olanlar için çok zor…

Bu albüm "en neşeli albümüm" diyorsunuz ama albümünüzü dinlerken hüzünden başımızı kaldıramıyoruz. Ne önerirsiniz bize? İnsan genel olarak nasıl başa çıkabilir acısıyla?

(Gülerek) Valla benden bu kadar. Yeni bir Deniz Yıldızı albümü yapsam daha mı iyiydi? Latife ediyorum elbette. Goran Bregoviç ile yaptığım çalışmadaki “Düğün ve Cenaze” adı bence muazzam bir hayat özeti. Tek başına mutluluk ya da tek başına acıya denk gelenimiz yoktur herhalde. Hayat böyle bir şey. Ne kadar çok değer katabilirseniz, o kadar kâr. Hem kendi hayatınızı, hem de başkalarının hayatını anlamlandırmak için benim bildiğim en iyi yol bu. Bir de insanın yaşama tutkusu öyle bir şey ki ne olursa olsun, hayata direniyor. Ruh da tıpkı beden gibi. Nasıl ki bir yerimizi çarptığımızda hücreler o yarayı onarmak için muazzam bir faaliyete giriyorlar, bir süre sonra hiçbir iz kalmıyor o yaradan, ruh da böyle kendini tamir etmenin bir yolunu bulur. Ayrıca acısını veren Allah, sabrını da verir.

Peki acıya bir çözüm bulamazsak, şarkınızda önerdiğiniz gibi tası tarağı toplayıp Bolluca'ya mı yerleşelim?

Valla Bolluca'ya yerleşip hele bir de hizmet verirseniz çok memnun olurum. Fırsatını bulmuşken hatırlatayım: Orada kimsesiz çocukların bakımı için kurulmuş bir çocuk köyü var biliyorsunuz. 0-8 yaş arası bakılmaya muhtaç bu çocuklar, hayatlarını tek başlarına idame ettirebilecek konuma gelinceye dek bu köyde aile şevkatiyle büyütülüyorlar. Bolluca tası tarağı toplayıp yerleşilecek yerlerin en başında geliyor bana göre.



Armut dibine düştü

Albümün en büyük sürprizlerinden biri Nazan Öncel. "Ballı"nın ve Nazan Öncel'in kalbinizde nasıl bir yeri var?

Kardeş kadar yakınızdır ayrı ama hepimizin adına bir şeyler söylemek isterim. Yukarıda sözünü ettiğimiz değer üretme meselesiyle ilgili Nazan, kadrini kıymetini çok bilmemiz, pamuklara sarıp üzerine titrememiz gereken hediyelerinden biri Tanrı’nın…

Albümün prodüktörlüğünü oğlunuz Mithat Can Özer üstlendi. Nasıl hissediyor insan hayatın yıllar içinde böyle sürprizleri karşısında?

Valla pek sürpriz olacak bir yanı olmadı açıkçası. Bizim evde büyüdü; müzik ve ses mühendisliği okudu. Böyle olacağı belliydi aşağı yukarı. Ez cümle, armut dibine düştü.

Cemal Süreya'nın "Sayım" şiiri, albümün incilerinden biri şüphesiz. İlk ne zaman vurulmuştunuz Cemal Süreya'ya, bu şiire?

Cemal Süreya’ya vurulmam daha eskidir ama bu şiire vurulmam 20 yıl önceydi.



Ben basit bir insanım

Kabalah öğretisinde hocam bana "Bir gün her şeyden sıyrılmayı dene… Onu becerebilirse insan, bütün kaygıları, takıntıları, zaafları, egosunun zarar veren tarafları ve arızaları ortadan kalkabilir" demişti. Siz ruhsal yolculuğunuzda böyle bir noktaya ne kadar yakınsınız?

Dışarıdan nasıl görünüyorum bilmiyorum ama hissettiğim kadarıyla gereğinden fazla bir anlam yükleme hali var. Ben basit bir insanım. Herkes gibi kıymetli ve kıymetsiz yanlarım var. Yaptığımız işin olmazsa olmazı o illüzyon nedeniyle, çok ileri bir noktadaymış gibi bir his uyandırıyor olabilirim. Bence benim işimi yapan insanların üzerindeki o spot ışığı göz kamaştırıyor. Yani sözünü ettiğiniz yolculuk git git bitmez…

Geriye dönüp baktığınızda, hayatınızda en mutlu olduğunuz fotoğraf nasıl bir şey?

Mithat Can’ın ilk süt emdiği an… Hiç unutmuyorum, “İnsan bu yüzden 20 çocuk doğurabilir…” diye hissetmiştim.

 

ALBÜMÜN MİMARLARI ANLATIYOR



MİTHAT CAN ÖZER (Prodüktör, Proje Tasarım)

"Hepimiz Sezen Aksu Olduk"

Bu albümde Sezen Aksu müziğine nasıl bir noktadan yaklaştınız? Ona müzikal olarak nasıl bir katkınız olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu bir Sezen Aksu albümü olmalıydı. Tüm kalbimi ve öğrendiklerimi ortaya koymaya çalıştım.Yeri geldiğinde gözlerim doldu, yeri geldiğinde de dans ettim, eğlendim. Bir yandan işi, dinleyici gözünden de görmek gerekti, ki bir müzisyen için en zoru budur herhalde. Albüme katkıma gelirsek, bu camianın içine doğmuş olmam, yıllardır müzikle ilgileniyor olmam ve bunu okumuş olmamın dışında bir çok müziği dinlemiş ve yapmış olmam, her zaman enerjiyi yüksek tutmuş olmam benim katkımı ifade edebilir. Hemen hemen çıkan her yeni işi takip ederim ve anlamaya çalışırım. Burada da yaptığım buydu.

Bu albümün genel ruhunu, enerjisini, duygusunu nasıl tarif edersiniz? 

Enerjisi çok yüksek ve çok keyifli bir çalışmanın ürünü bu albüm. Nispeten stressiz, hepimizin tüm kalbimizle ve çekinmeden müzisyenliğimizi konuşturduğumuz, öte yandan hepimizin Sezen Aksu olduğu, onun gibi hissedilen bir yaz albümü bence.

Albümde yaptıklarınıza, Sezen Aksu'nun ne kadar mühadalesi oldu?  

Başından sonuna kadar hep beraber olduk ve tüm kararları beraber aldık. Daha önceki deneyimlerime dayanarak bu projede çok fazla müdahele olduğunu söyleyemeyeceğim. Daha çok Sezen Aksu’nun yaptığı doğru katkılar ve verdiği güven dolu enerjisi ile ortaya çıkmış muhteşem bir takım çalışmasıdır bu.
 
Sizin için her iki anlamda da farklı bir deneyim olmuş olmalı. Bir yanda anneniz, bir yanda Türkiye'nin en önemli müzisyenlerinden biri. Her iki anlamda da Sezen Aksu'yla çalışmak nasıl bir şeydi? Profesyonel olarak birlikte çalışan iki müzisyen olmakla anne-oğul olmak kavramları arasında istediğiniz dengeyi kurabildiniz mi?

Bizim az rastlanılan bir dengemiz vardır hep. Bu albümde de bu denge hiç bozulmadı. Annem yapılan işlerden memnuniyetini her seferinde hepimize o kadar güzel empoze etti ki, bu bir motivasyona dönüştü. Hepimiz bundan beslendik. Ana-oğul ilişkimiz ise hep oradaydı, ne de olsa beni o büyüttü ve hem insan hem de müzisyen olarak geçirdiğim değişikliklere en yakından tanık oldu. Etkisi tartışılmaz zaten, hepimiz ondan birşeyler öğrenmedik mi?

Sezen Aksu'nun oğlu olmanın bir farkı olmadığını söylüyorsunuz ama bu soru size hep sorulmaya devam edecek. Sezen Aksu'nun "anne" olarak hayatınıza nasıl katkıları var?
 
O gerçekten dünyanın en tatlı kadını olabilir. En tatlı annesi de. Aynı zamanda muhteşem bir arkadaştır. Yaşam enerjisi, muhteşem saflığı ve tabi o tertemiz kalbi benim hayata dair aldığım en büyük ders zaten. Çünkü ne olursa olsun hiç değişmedi. Hep böyle kalmayı başardı. Benim de bunu örnek almam kaçınılmaz. Bana, Tanrı'nın en büyük lütuflarından biri olsa gerek. 



Sezen Aksu, bir müzisyen olarak nasıl etkiliyor sizi? Onun şarkıları, felsefesi, hayat duruşu, sahne performansları...Mesela annenizin en sevdiğiniz ve sizde iz bırakan şarkıları hangileridir?
Sadece işini yapmak isteyen bir ruh o. Müziğe karşı çok duyarlı. Hep ilk amacı dinleyicilerini mutlu etmek oldu yıllardır. Hayatın içinde yaşanan acıları, mutlulukları ve birçok duyguyu çok derinden hisseder ve bizle paylaşır. O an gözümüzden kaçan noktalara dikkat çeker. Bu çok özel bir durum. Ben bunu çok seviyorum. Şarkılarına gelince 1945 ve Çocuk en sevdiklerim olabilir. Ve elbette "Işık Doğudan Yükselir albümü...Olağanüstüdür... 

Bir yandan da Tarkan, Burak Kut ve Berkay gibi isimlere verdiğiniz şarkılarla sektörde başarılı adımlar atmaya devam ediyorsunuz. Müzikal serüveninizde nasıl hedefleriniz ve hayalleriniz var? Bir gün sahne önüne geçip, şarkı söylemeyi de düşünüyor musunuz?

Amacım her ne olursa olsun, basılan tek bir notanın, söylenen bir sözün bile her zaman kalpten çıkmasını sağlayabilmek.Yani müziği, müzik için yapabilmek. Bu anlayışla da çizilecek olan yolu takip etmek. Sahnede çalmak çok keyifli, muhtemelen söylemek de öyledir ama şu an bunun için net bir cevap vermek yersiz olur.


AYKUT GÜREL (Süpervizör, Aranjör: Aşka Şükrederim, Ah Felek Yordun Beni)

"21 Yıldır Sezen'in Gözüne Girmeye Çalışıyorum, Bu albümde bir ara başardım gibi hissettim"

Siz Sezen Aksu'yla uzun yıllardan beri birlikte çalışıyorsunuz.  Bu albümün hazırlık sürecinde nasıl bir Sezen gözlemlediniz?

"Öptüm" bugüne kadar yer aldığım Sezen projeleri içinde en konforlusuydu. Albüm sürecinden haz almayı, kaygılanmaya tercih eden bir Sezen Aksu vardı. Bütün ekibin birbirine inancı ve güveni tamdı. Herşey, tereyağından kıl çeker gibi oldu diyebiliriz. Tartışmalar, fikir ayrılıkları olmadı mı? Elbette oldu. Bir işi, ekip halinde yapmayı tercih etmenizin nedeni de bu fikir ayrılıklarının getirdiği zenginliktir diye düşünüyorum.

"Öptüm" albümü sizde nasıl hatıralar bıraktı?

21 yıldır Sezen Aksu'nun gözüne girmeye çalışıyorum, bu albümde bir ara başarmışım gibi hissettim. Bu bile "Öptüm" projesini benim için ölümsüz kılar.  Tabii bu göze girme meselesi belirsiz. Herşey değişebilir. (Gülüyor) 

Bu albümü,  müzikal açıdan hem kendi hem de Sezen Aksu diskografisinde nasıl bir yere koyuyorsunuz?
Benim diskografimde bir Sezen Aksu albümünde süpervizör olmak onur verici. Sezen tarafında ise bu albüm, diğerlerinden ne bir adım geride ne bir adım ileridedir. Tüm Sezen Aksu albümlerinin  bir şarkı yazarı ve şairin kanından, canından oluştuğunu bilirsiniz. Dünyevi kaygılarla, dinleyiciyi kandırmak için yapılmış, hesap kitap dolu bir tek Sezen albümü bile gösteremezsiniz bana. 

Herkesin "Sezen"i başkadır ya, Sizdeki "Sezen" nasıl bir şeydir?

Sezen Aksu'yu çok seviyorum demek çok zor değil. Ülkenin tamamına yakını bunu söylüyor zaten. Ama çok seviyorum. Bambaşka bir ilişkimiz var. Çoğunlukla şiddetlidir ama öyledir işte.  
En başta yetenekleri beni sarhoş etmişti, saygım da bundandır. Ama artık sevgim daha enteresan bir yerde, özlüyorum bildiğin... Hala konuşurken heyecanlandığımı da söylemezsem olmaz. Hatta arada bir "siz" demekten de kendimi alamam.


ALPER ERİNÇ (Aranjör: Unuttun mu Beni, Arkadaş Şarkısını Duyunca, Ballı)

“Sanırım beni komik buldu”

+ Albümdeki şarkıların ritmik, enerjik ve "yeni" olmasına dikkat ettim. Karanlıktan mümkün olduğunca kaçmaya çalıştım. Besteler ve sözler bu kadar güzel olunca da, daha fazla bir şeye ihtiyaç kalmadı. "Unuttun mu Beni" son zamanlarda duyduğum en güzel şarkı.

+ Sezen Aksu'yu şahsen çok tanımıyordum. İlk defa bu kadar uzun zaman geçirdik. Çok sevdim. Çok eğlenceli. Bana karşı da çok anlayışlı ve sabırlıydı. Sanırım o da beni komik buldu. Kolay bir çalışma oldu. Sancısız, gerilimsiz, güle oynaya...


AYTUĞ YARGIÇ (Aranjör: Acıtmışım Canını Sevdikçe)

“Yetenekli müzisyeni hemen fark eder”

+ "Acıtmışım Canını Sevdikçe"nin demosunu yapıp Sezen'e dinletirken çok heyecanlandım, çaktırmamaya çalıştım. Bence "Öptüm" albümü, yıllar sonra da müzikseverlerin sound olarak yenilikçi ve müzisyenlerin istediklerini sınırsızca uygulayabildikleri bir albüm olarak hatırlanacak.

+ Yetenekli bir müzisyeni Sezen mutlaka fark eder. Ben de ne mutluyum ki onlardan birisiyim. Bendeki yerini kelimelerle anlatmam çok zor, sadece büyük bir sevgi diyebilirim.


OZAN BAYRAŞA (Aranjör: Kaçırıcam Seni)

“Masa tenisinde çok iyidir”

+ Bu benim ilk profesyonel işlerimden. Sezen Aksu olunca daha da heyecanlanıyor, gururlanıyor insan. O yüzden "Öptüm" albümü bir dönüm noktasıdır benim için. Kısa sürede çok şey öğrendim ve olgunlaştım.

+ Sezen Aksu, bir rol modeli benim için. Çocuk yaşta babamın gitar eşliği ile arkadaş topluluklarında onun şarkılarını söylediğimi hatırlarım. Aslında her yerde o var, çocukluk aşklarımda dahi. Onunla ilk tanıştığımızda ayağım kırıktı. İyileşir iyileşmez masa tenisi maçı yapmıştık. Yenilmekten kaçamamıştım. Masa tenisinde çok iyidir.