Twitter Updates

20 Şubat 2011 Pazar

Erkan'dan "Gül Bakalım"



Beni son zamanlarda şarkıları ve yorumuyla en heyecanlandıran müzisyenlerden biri Erkan (Güleryüz)...
Aslında müziğe ilk ses verdiği yıllar 90'lar...
Ama Erkan asıl çıkışını geçtiğimiz yıllarda yayınladığı Sezen Aksu imzalı "Yegane" ve "Esmer"le
yaptı. 
Her iki şarkıdaki yorumundan da çok etkilenmiş ve o tarihlerde hemen bloğuma "bu adama dikkat edin" notumu düşmüştüm.
Erkan bu yaz başında ise 2 yeni Sezen Aksu şarkısıyla ses verdi, biliyorsunuzdur.
İlki Sezen Aksu tarafından önce Tarkan'ın albümü için hazırlanan, ama Tarkan tarafından albümün konseptine uygun bulunmadığı için "Adımı Kalbine Yaz" albümünde yer bulamayan "Aşk Dansı"ydı. (Tarkan'ın Enbe orkestrası albümünde söylediği "Herşeye Rağmen"de aynı dönem aslında albüm için yapılan şarkılardandı. Bu arada her iki şarkının da Tarkan yorumunu merak edenler Yaşar Gaga'nın Off Pera'da düzenlediği "Alakasız Şarkılar" gecesine gelmeli. O gecelerde Yaşar Gaga, Tarkan albümlerine girmeyen diğer Sezen şarkılarını da, "Aşk Dansı"nın hem Sezen hem de Tarkan versiyonlarını da çalıyor, haberiniz olsun)
Tarkan parantezini kapatıp asıl konumuza; Erkan'a gelirsek; her zaman kader ve kısmet denen şeye inanırım.
Erkan'ın "Aşk Dansı" yorumunu dinleyince, "iyi ki Tarkan vazgeçmiş bu şarkıdan" dedim.
Çünkü "Aşk Dansı" her bakımdan Erkan'a çok yakışmış.
Yaz boyunca şarkıyı, çok da sevdiğim video klibiyle izlemiş olmalısınız.
Şimdi ise o "single"da yer alan ikinci şarkı "Gül Bakalım" kliplendi.
Bu şarkı da "Yegane" ve "Esmer" duygusunda hüzünlü bir balad.
Aslında bu 3 şarkıya da baktığımızda Sezen Aksu'nun duygusunu ve kurgusunu iyi tanıdığımız türde şarkılarından olduğunu görüyoruz.
Ama Erkan şarkıları öyle bir yorumlamış ki, insanın içinin titrememesi, ciğerinin yanmaması mümkün değil.
Şarkının Beyoğlu- İstiklal Caddesi üzerinde çeşitli noktalarda geçen klibi de naif ve duygulu.
Böyle durumlarda tek bir şey söylenir.
Bütün kalbimle; klibin de, şarkının da, Erkan'ın da yolu açık olsun..
Uzun yılların ardından su yolunu bulmuştur ama inşallah bundan sonra daha da gürül gürül akar yatağında...


Erkan, "arayı çok fazla" açmadan yeni şarkılarla karşımıza gelmeye devam edecek.
Siz bu aralar "Gül Bakalım"ı izlerken, o bir başka Sezen şarkısının hazırlıkları içinde.
Ben bu yeni şarkıyı "erken" dinleyen şanslılardan oldum.
Şimdilik fazla detay veremem ama şu kadarını söyleyeyim, Erkan bu "yeni" şarkıyla bize "nezaket" duygusunu bir kez daha hatırlatacak.

13 Şubat 2011 Pazar

Twitter'la Eş Zamanlı Olarak: Klipten İlk Kareler




Bu gece bloğumda böylesine yoğun bir mesainin içindeyken, kısa bir süre önce Twitter'da o beklenen "sürpriz kareler" paylaşıldı.
Aslında "beklenen" bir klip değildi bu, tam anlamıyla 2011'de hepimize büyük sürpriz olan bir haberdi.
Sezen Aksu uzun bir aradan sonra yeni bir klip için kamera karşısında şu dakikalarda.
Kliplendirilen şarkı Ozan Doğulu albümünde yeniden yorumladığı "Kaybolan Yıllar"
Albüm çıkar çıkmaz büyük ilgi görmüştü şarkı.
Yeni düzenlemesi ve yorumu gerçekten de çok etkileyici.
Ve o şarkı için Sezen Aksu, Ozan Doğulu ile birlikte klip çekiyor.
Pek sevmez video klip çekmeyi Sezen.
Hiç klip çekmeden geçen nice şarkılar ve albümler var.
O yüzden "bu kareler" son derece önemli ve özel.
Klibin yönetmeni ise son dönemde özellikle Sertab Erener'e çektiği kliplerle büyük ses getiren, son olarak Nilüfer- Şebnem Ferah düetini de görselleştiren Burak Ertaş.
Heyecanlı bekleyiş başladı bile.
Merak had safhada...

Ve Nihayet Meşhur Pavyonda CENK EREN


Çok uzun zamandan beri onu My Pavyon'da izlemek istiyordum.
Kendi kulvarında, sahne performansı deyince en iyilerdendir Cenk Eren. 
Eğlence ondan sorulur.
Yalnızca da eğlendirmez, duygulandırır, hüzünlendirir ve sahneye çok yakışır.
O yüzden yeni mekanını çok merak ediyordum.
Nihayet bu cumartesi beklenen buluşma gerçekleşti.

Salim Dündar'ın onun sesine de çok yakışan "Aynalar" şarkısıyla selamladı seyirciyi Cenk.
Bu şarkıyı yıllar önce Rumelihisarı'nda Nükhet Duru ile birlikte verdiği konserde mikrofonsuz dinlemiştim Cenk'ten...
O konserden kareler geçti gözümden.
Ve sonra Çiğdem Talu- Melih Kibar şarkılarına uzandı Cenk:
İçimdeki Fırtına, Bir de Bana Sor ve derken Kayahan klasikleri: Odalarda Işıksızım, Mor Menekşe...
Bir ara bütün garsonları çıkarttı mekandan, bütün ışıkları söndürttü.
Kayahan'dan "Sabahlar Uzak" yankılandı Pavyon'da.
Bu şarkıya da aşıktır Cenk.
Onda özel bir yeri vardır.
Her performansında mutlaka yorumlar.
Başka türlü söyler.
Başka türlü yakar insanın içini.
Ve Türk Sanat Müziği klasikleri.
Ve olmazsa olmaz "Bir Teselli Ver", "Karakolda Ayna Var"
"Kavanoz Dipli Dünya", "Olanlar Oldu Bana", "Fırtınalar", "Değer mi hiç", "Arapsaçı" bir çırpıda hatırladığım diğerleri...


İnanılmaz bir enerjisi var sahnede.

Ve gerçekten çok iyi hazırlanmış bir repertuvar.
Şarkı geçişleri bile öyle doğru, öyle yerinde ve uyumlu ki...
Seyircisini duygudan duyguya sürüklemeyi iyi biliyor.
Önce hüznün koyu tonlarına salıyor, ardından hemen ayağa kaldırıyor.
Sahnede böylesi tezatlıkları ve sürprizleri severim.
Evet sanırım onun sahnesini en iyi bu kelime anlatıyor: Sürprizli..
Seyircisine karşı da hem sıcak hem mesafeli.
Bu dengenin sahnede iyi kurulması gerektiğini düşünürüm.
Hem yakın olmalısınız, hem de bir mesafe korumalısınız.
Cenk bu dengeyi çok iyi kurmuş...
Ve gecenin en sevdiğim tarafı da repertuvarda "hiçbir yeni şarkı"nın yer almıyor oluşuydu.
Böyle genel bir kanı vardır ya,
İşte sahneye çıkan herkes illa ki o dönemin popüler şarkılarını söylemek zorundadır, seyirci başka türlü eğlenmez, mutlu olmaz diye.
Soner Sarıkabadayı'lar Demet Akalın'lar Serdar Ortaç'lar olmadan da bal gibi de oluyormuş.
Onlarsız da eğlenebiliriz düşüncesini savunuyordum. Cenk de bunun sahnede canlı kanıtı gibi.
Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.
Ne tarz müzik dinliyorsanız dinleyin ama bence bir kere mutlaka Cenk Eren'i sahnede izleyin...


Notlar:
1- Cenk'e sahne sonrasında da söyledim. Kendi şarkılarından hiç söylemiyor ama bence kendi repertuvarına haksızlık ediyor. "Gözlerin", "Kiraz Mevsimi", "Şuh Nefes", "Sarı Sonbahar" ve "İnce Saz" zaman zaman da olsa o sahnede olmalı.


2- Cenk Eren'den önce Afet çıkıyor sahneye. Hikayesini mutlaka okumuşsunuzdur. Ama bununla yetinmeyin, onu da canlı canlı bir dinleyin. İnsanın ciğerini dağlayan bir ses, uzun zamandır unuttuğum bir zerafet ve incelik. Herşeyiyle öyle güzel ki büyülenmemek elde değil...

Kalbi yüzüne vurmuş güzellerden...

Yeliz ve Soner Arıca'dan Gelen Güzel Sürpriz: ÖDÜL

Yeliz ve Soner Arıca, 2011'in ilk güzel sürpriziyle karşımızda.
"Ödül" ve "Neredeydin" şarkılarından oluşan bir düet-single albümü bu.
Hikaye şöyle gelişiyor.
Soner Arıca'nın son albümü "Yarın Herşey Değişebilir"de yer alan "Neredeydin" şarkısını Yeliz, Günay'da birlikte sahne aldıkları bir özel gecede dinliyor ve şarkıya deyim yerindeyse aşık oluyor.
Soner de "İstersen söyleyebilirsin Yelizcim" diyor.
Yeliz, birlikte söyleyelim, diyor.
Bir süre sonra Hakan Eren'in evinde tekrar bir araya gelen ikili, Hakan'ın da fitili ateşlemesiyle bu düet işini hızlandırıyor.
"Neredeydin" şarkısının yanına sözlerini Soner Arıca'nın yazdığı, Sezgin Gezgin bestesi "Ödül" ekleniyor.
Ve her ikisini de ayrı ayrı çok sevdiğim ikili, Yiğit Günel'in bu şahane fotoğrafları eşliğinde iki özel şarkıyla bizlerle buluşuyor.
Single bana ulaştığından beri şarkıların büyüsüne kapılmış gidiyor bir haldeyim.
Her ikisi de şarkıları öyle yaşayarak ve hissederek yorumlamış ki, canınız acıyor dinlerken.
Ve birbirlerine çok yakışmışlar; ses renkleri, duygu tonları ve hatta fotoğraflarda gördüğünüz üzere fiziksel olarak da....
"Düet" projelerde her zaman böylesi yüksek oranlı uyum yakalamak zordur.
Bu uyumda belki de en büyük pay şarkıların.
Şarkıların duygusu her ikisini de bir mıknatıs gibi çekmiş birbirine...
İyi ki yapmışlar böyle bir şeyi.
İyi ki böyle bir kayıt bırakmışlar tarihe...

Bu Genç Adama da Dikkat: CİHAN GÜÇLÜ


Son dönemde dikkat geçen bir diğer genç müzisyen de Cihan Güçlü.
Cihan Güçlü'yü ilk kez bu yaz Candan Erçetin'in Harbiye Açıkhava konserinde izlemiştim.
Candan Erçetin'in Galatasaray Lisesi'nden öğrencisi Cihan.
Erçetin, Cihan'ı öğrenciyken tanıyor, şarkılarını dinliyor, gelişimine tanıklık ediyor, fikirler veriyor ve demlenmesi uzun sayılabilecek bir zamandan sonra Cihan'ın ilk albümü "Ama", Candan Erçetin'in yapımcılığında huzura çıkıyor.
Bir "ilk albüm"e göre "Ama" son derece derli, toplu ve başarılı.
Şarkıların yıllar içinde demlenmesi ve albümün Candan Erçetin'in doğru yönlendirmeleriyle hazırlanması Cihan Güçlü'nün birkaç basamak yukarıdan başlamasına neden olmuş.
Cihan'ın vokal tekniğinde ve şarkılarında Candan Erçetin izlerini görmek mümkün.
Oraya buraya savrulmadan son derece ayakları yere sağlam basan şarkılar ve yorumlar bunlar.
Cihan'ın uzun vadede Candan etkisinden sonra en büyük handikapı ise ses tonu ve renginin Yalın'ı epey andırıyor olması.
Ama ilk albümlerde bu etkileşimlerin olması, bir sesin başka seslere benzetilmesi son derece normal.
Cihan'ın uzun vadede kendi rengini ve dilini bulacağına inanıyorum.
Bu anlamda umut vaat ediyor ve aynı zamanda da böyle güzel şarkıların bu iki handikapa kurban gitmesini de istemem.
Ben yeni bir müzisyenin "ilk albümü"nü dinlerken, önce şarkı sözlerine bakarım.
O şarkı sözleriyle yeni bir dil kurabiliyor mu? Bir hikayesi var mı ve bu hikayeyi diğerlerinden farklı anlatabilmeyi başarmış mı?
Bu sorulara cevaplar ararım.
Cihan'ın şarkı sözlerinde zaman zaman "klişe"ye kaçan anlatımlar da var ama genel olarak kendi dilini kurabildiğini düşünüyorum.
Beni de en çok bu heyecanlandırdı.
Özellikle "Ama", "Zaman" ve "Beni Azad Et"in sözleri başarılı.
Şarkı olarak da "Ama", "Seni Çok Özledim" "Sen de Vur Gülüm" ve "Hani Hayat Bir Oyundu" ilk dikkat çekenler arasında.
Cihan Güçlü'nün adını şimdiden not edebilirsiniz.

12 Şubat 2011 Cumartesi

Taze Kan, Deli Fişek: CAN BONOMO


İlgi ve alakayı sonuna kadar hak eden bir genç müzisyen daha: Can Bonomo.
Henüz 24 yaşında.
Can'ın tam da yaşına yakışan hızda bir hikayesi var...
Radyo, televizyon, müzik..; kısa sürede hepsine dokunarak gelmiş bugünlere.
Sadece gençlik enerjisi ve ateşi değil, yetenekli olmasa zaten kısa sürede "ses prodüksiyonu asistanı" olarak girdiği radyoda "Can Bonomo Show"u yaparken bulamazdı kendini.
Oradan başka radyoya transfer de olamazdı.
Ve sonra üniversite yıllarında hem oynayıp hem yönettiği kısa filmiyle kısa bir süre sonra Seray Sever'in dikkatini çekip "+18" dizisinde başrolü de alamazdı.
Oyunculuğunu izlemedim ama bu kısa bilgiler bile yeni bir yetenekle karşı karşıya olduğumuzu çok net gösteriyor.
Hikayesini daha detaylı merak ediyorsanız  Hürriyet'e verdiği bu röportajı okuyabilirsiniz..  http://www.hurriyet.com.tr/cumartesi/16823161.asp

Gelelim beni asıl ilgilendiren bölümüne, Can'ın müzisyen kimliği ve kısa bir süre önce yayınlanan ilk albümü "Meczup"a...
Şarkılarını dinlerken kapılıp gitmemek mümkün değil.
Son derece kendine özgü, yenilikçi, cesur ve tutkulu bir iş...
Müzikal olarak birçok farklı renk var albümde.
Alaturka nağmelerden indie melodilere,,kısacası kendi sevdiği, hoşuna giden müzikler gibi bir şey yapmış Can.
Kafasına göre takılmış, kendini son derece özgür bırakmış.
Herhangi bir kaygı duymadan, canı nasıl isterse öyle yazmış, çizmiş, söylemiş.
Bunu hemen anlıyorsunuz.
Sürpriz çıkışlar ve melodi değişimleriyle, oradan oraya iyi anlamda savrulan şarkılar bunlar.
 İşin en güzel yanı da direksiyonu oradan oraya bu kadar riskli kırmasına, her şeyden bir tutam koymuş olmasına rağmen son derece bütünlük içinde ve tutarlı her şey.
Mehmet Tez'in yazdığı gibi aslında "tek kişilik renkli bir kabare"ye benziyor albüm.
Athena'nın enerjisiyle Duman'ın koyu renkleri arasında gezinen bir müzik bu.
Tek eleştirebileceğim şeyse Can'ın vokalinin zaman zaman Kaan Tangöze'yi epey andırıyor olması. Bunu çözmesi gerekiyor uzun vadede.

İlk klip şarkısı "Şaşkın", Bana Bir Saz Verin, Balon, Öptüm, Daha Sıcak Daha Dumanlı,, illa şarkı ismi isteyenler için, "es geçilmemesi" gerekenlerden. Can'ın ilk klibi "Şaşkın" ise tam bu satırın altında,,buyrun tanıştıralım sizi Can Bonomo'yla (hala tanışmadıysanız...)


ızlı, yüksek tempolu bir hikayesi var.

10 Şubat 2011 Perşembe

Bu Genç Adama Dikkat: GÖKCAN SANLIMAN



Bir müzisyenin, bir albümün, bir şarkının doğuşuna, büyümesine, gelişimine tanıklık etmek her zaman özeldir.
Şimdi sizi çok eskiden beri tanıdığım, müzikteki ilk heyecanlarına ve cümlelerine tanıklık ettiğim genç bir müzisyenle tanıştırmak istiyorum.
Gökcan Sanlıman'dan söz ediyorum.
Müzik sektörünün içinde olan herkes aslında bu soyadını iyi biliyor.
Gökcan, benim için yeri çok ayrı olan Funda Sanlıman'ın oğlu.
İşte o meşhur Funda Sanlıman.
Teoman, Şebnem Ferah ve Göksel'in menajerliğini üstlenen, onların ve özellikle Türk rock müzik camiasının eli, kolu, herşeyi, Funda'sı... 
Gökcan'ın annesi Funda'yı ve benim için önemini bir başka yazıda uzun uzun anlatırım. Ayrıca Funda'dan dolayı Gökcan'a en ufak bir torpil de geçmiyorum, bunu en başından söyleyeyim...
 

Ama artık bu genç adamın yazısında anneyle ilgili bölümü bitirmem ve artık size Gökcan'ı anlatmam lazım.
Gökcan'ın ilk yazdığı şarkıları gitar eşliğinde dinleyeli epey zaman oldu.
Gökcan, geçtiğimiz bahar "Yesterday" adlı bir albüm yayınladı.
Yabancı klasikleşmiş şarkıları kendi uslübuyla yorumladı.
İçinde Hotel California, The Sound of Silence, Boat on the River, Goodbye My Love Goodbye gibi efsane şarkılar var.
Bu şarkıları yeniden yorumlamak büyük cesaret ister.
Ama meseleye böyle de bakarak Gökcan'ın omuzlarına büyük yükler de yüklemek istemem.
Bunu bir tanışma albümü kabul edin.
Eksikleri, gücünün yetmediği yerler elbette vardır.
Çünkü gerçekten müzik tarihini derinden etkilemiş çok büyük şarkılardan ve onları yorumlayan efsane müzisyenlerden söz ediyoruz.
Ama çok önemli bir gerçek var.
Siz bu şarkıları Gökcan'dan sahnede canlı performansıyla mutlaka bir dinleyin.
Gökcan, 15 günde bir Astoria'da Coco Clementine de sahne almaya başladı.
İlk bar tecrübesinde yanında olduğum gibi Celementine'deki ilk gecesinde de oradaydım.
O gece, Gökcan'ın çok kısa bir sürede kendini inanılmaz geliştirdiğine şahit oldum.
Sahneye inanılmaz yakışıyor, performansı son derece enerjik.
Bu kadar genç ve sahne konusunda "yeni" olmasına rağmen, kendine ait bir sahne dili kurmayı da başarmış.
Son derece rahat ve cool...(Zaten yakışıklı çocuktur, bu da epey dikkatleri çekecektir ilerleyen günlerde)
O gece, albümde Gökcan'a düet yaparak destek veren Göksel de oradaydı.
Kendi aramızda şaşkınlıkla bunu konuştuk hep.
Sahnede ne kadar iyi olduğunu.
Kısacası, yeni ve çok yetenekli genç bir müzisyen yürümeye başladı hayata.
Tamamen kendi şarkılarından oluşan albümü yolda.
Bence artık onu takip etmeye başlamalısınız.
Benden söylemesi...

Cartel'in Geri Dönüşü: Bir Oluruz



90'larda, bundan 15 sene önce ne acaip bir patlama yapmıştı Cartel, hatırlarsınız. Türkçe rap'in  verdiği ilk ve en büyük sesti. Bir anda dört bir yanı sarmışlardı. Her köşe başından Cartel sesleri yükseliyordu. Sonrasında 15 yıl içinde hatırı sayılır bir yol aldı Türkçe rap müzik. Ceza'lar Sagopa Kajmer'ler, Fuat'lar, Ayben'ler... Türkçe müzik pastasında kendi paylarına da bir yer açtılar, sektöre kültürlerini, görsellerini ve melodilerini aslanlar gibi yerleştirdiler.

Tabi kendi sınırlarıyla da yetinmediler, başka müzik türlerinin içine de sızdılar, Candan Erçetin, Sezen Aksu gibi pop müziğin dev isimleriyle buluştular. Ortaya birçok farklı proje, şarkı ve albüm çıktı. Yani özetle 
su aktı, yolunu buldu. Ama fotoğrafta bir tek onlar eksikti, kaybolmuşlardı ve çok özlenmişlerdi. İşte yıllar sonra nihayet geri dönüyorlar. Hem de ne geri dönüş.... Yeni şarkıları "Bir Oluruz"u dinleyince kimle dans ettiğimi sarsılarak hatırladım. Evet, Carteldi bu, zırdeli, heyecanlı ve inanılmaz enerjik... Ve ne kadar başkalar hala, kimselere benzemiyorlar...İyi ki yeniden geldiler.. Onların etkilerini çok yakında albümle birlikte daha fazla göreceğiz... Türkçe Rap'te Cartel mevsimi açıyor yeniden, hazır olalım...

Melis Danişmend'den "Herşey Normal"



Melis Danişmend'in "Daha Az Renk" albümüyle ilgili coşkulu düşüncelerimi paylaşmıştım daha önce. Geçtiğimiz gece Avea Müzik'in gecesinde sahnede ilk kez "solo" izledim onu. Salon ve Babylon'daki konserlerine gidememiştim. Tadımlık bir performanstı ama sahnedeki naifliği, yormayan duygusu, gözünüze bir şeyleri sokmaya çalışmayan mütevazı ama sağlam duruşundan çok etkilendim. Çok şık ve güzeldi sahnede. Oraya çok yakışıyordu. Gerçi her zaman öyleydi Melis... Onu izlediğim bütün zamanlarda...

Aklımda o geceden kareler akmaya devam ederken, Melis'in yeni klibi "Herşey Normal" geldi peşine hemen... Evren Arasıl'ın çektiği klibi çok ama çok beğendim. Duygusu, renkleri, sade ama yaralayan yalnızlığı...Boş havuzdaki kareler... Şarkıyla birlikte usul usul akıyor her şey... Bütün bu gürültünün, karmaşanın içinde albümdeki diğer şarkılar gibi bu şarkı  ve video klip de çok iyi geliyor insanın ruhuna...
 

6 Şubat 2011 Pazar

ÖZEL BİR KAYIT: HÜSNÜ ARKAN- BİRSEN TEZER: HOŞGELDİN



Kadri Karahan'ın Youtube'a eklediği bu özel kayıt, bir pazar günü hediyesi olsun. Albümde tüyleri en diken diken eden şarkılardan... Ve Birsen Tezer'in "uçsuz bucaksız yollara, topraklara sığmayan cam kesiği, su damlası yorumu"...

HÜSNÜ ARKAN: Sen Bize Neler Yaptın Böyle Usta?



Albüm ilk notalarıyla odamın duvarlarından yankılanmaya başladığı andan itibaren, hücrelerimin dört bir yanını kaplayan etkisini anlatmak çok zor, gerçekten...
Yıllarca en güzel sözleri, melodileri "Ezginin Günlüğü" penceresinden evlerimize, odalarımıza taşıyan Hüsnü Arkan'ın "Solo" albümünden söz ediyorum...
Sanki olan biten herşeyi çok iyi hissetmiş Hüsnü Arkan...
Artık herşeyin üzerimize üzerimize geldiğini, artık bu şehirde nefes alacak şeylerin çok azaldığını, herşeyin omuzlarımızı her geçen gün biraz daha acıtmaya başladığını....
Artık bu topraklarda, en ufak kıvılcımdan yangınlar çıktığını...
Artık kimsenin kimseye tahammülünün kalmadığını...
Her geçen gün biraz daha acının, öfkenin, kibirin, korkunun, tahammülsüzlüğün, iki yüzlülüğün,  vicdansızlığın, caniliğin katran koyusu aynasına yenik düştüğümüzü...
Utanmayı unuttuğumuz, vicdana sağır kaldığımız ağır ve zor günlerden geçerken, Hüsnü Arkan'ın şarkıları en efendi, en kibar, en sakin sesiyle el uzatıyor hepimize.
Durun beyler, bayanlar diyor...
Nedir alıp veremediğimiz, nedir bu dinmek bilmeyen öfke?
Yuvarlanıp duruyoruz her geçen gün biraz daha aşağılara, görmüyor musunuz?
Yüksek sesle yapmıyor bunları.
Bağırmıyor, öfkeden delirmiyor, avaz avaz haykırmıyor...
Usulca, sessizce, suskunca söylüyor.
Şefkatle okşuyor omuzlarınızı...
Kendimizden gözümüzün kamaştığı, bize benzemeyen herşeyi parçalamaya çalıştığımız, önümüze dayatılan şeylerin kışkırttığı tatminsizliğimizde her geçen gün daha da derinlere gömüldüğümüz bugünlerde,,, hayatın aslında sıcak bir akşam üzeri olduğunu bir kez daha hatırlatıyor bize...
"Bana bir şarkı söylesen, önce sen, sonra sen...."

Aslında ne zaman bu kadar karmaşıklaştı herşey?
Biz ne zaman unuttuk, şefkatli bir eli tutmanın bütün bir hayata yayılan sıcaklığını?
Ne zaman unuttuk o bir ömre yetebilen uzun öpüşleri?
Ne zamandır karşılıklı iki kadeh içip hayallere dalmıyoruz?
Ne zamandır karşımızdakinin acısını içimizde hissedemiyoruz?
Ne zamandır bugün, günlerden güzellik değil?

 Ah be eli, sözü, müziği öpülesi usta Hüsnü Arkan,, ne yaptın sen şimdi bize böyle.....
Aydınlanır mı sularımız bir gün yine?
"Günahsız insan yok, bilirim/ Bir iyi bir kötü hallerimiz/ Yıkansak şu çeşmede olma mı?"

MULTITAP'ın Yeni Klibi Eşliğinde Tespitler..



2010'un en heyecanlı hareketlerinden biriydi Multitap.
2010 değerlendirmemde "En iyi çıkış yapan grup" seçmiştim kendilerini zaten.
Bir çok müzik yazarının da ortak fikriydi bu.
Çünkü gerçekten süperler..
En büyük farkı da nerede yarattılar biliyor musunuz? Şarkı sözlerinde ve hikayelerinde...
İşte uzun zamandır aradığım ve beklediğim şey buydu.
Her gün hepimizin önüne bir sürü yeni albüm geliyor.
Bir sürü genç müzisyen, grup ilk albümünü yayınlıyor ve sektörde kendilerine bir yol açabilmek için uğraşıyor.
Neden birçoğu silinip gidiyor, neden birçoğundan haberimiz bile olmuyor biliyor musunuz?
Çünkü kendilerine ait bir dilleri yok, kimlikleri yok, hikayeleri yok, yeni ve farklı şeyler söylemiyorlar...
Pop müzik zaten yeterince kısır döngüye ve "aynı nakarat"lara çarpıp kanatırken kendini, ben aslında en büyük şaşkınlığı "alternatif sular"da yaşıyorum.
Yeni çıkan gruplara, albümlere ve şarkılara inanamıyorum.
Son derece klişe sözler, son derece klişe numaralar, kimliğini bulamamış vokaller, birbirine benzeyen herşey...
Mesela "yar" sözcüğünden nefes alamadığım, arabeskin ve umutsuzluğun dibine bulanmış şarkılar geliyor önüme..
Farklı bir şey bekliyor insan.
Yeni sözleri, yeni hikayeleri özellikle "alternatif sular"da ses veren müzisyenlerden bekliyor.
Ama neyse ki arada Multitap, TNK gibi gruplar, Ete Kurttekin, Melis Danişmend, Neslihan Engin, Ceylan Ertem gibi isimler çıkıyor da keyfiniz yerine geliyor.

MULTITAP, geçtiğimiz yıl  kareli battaniyeleri, çıbık krakerleri ve kirli sepetiyle çok konuşuldu.
Şimdilerde de "Bir Şey mi Var" şarkılarına çektikleri video kliple gündemdeler.
Hayatı çatır çatır sorguluyorlar şarkılarında.
Önlerine konanla yetinmiyorlar.
"Bir dolaplar dönüyor ama kimse anlamıyor" diyorlar..
Kolay ikna olmuyorlar.
Sinip köşelere saklanmıyorlar.
Cesurca hesap soruyorlar: "Başarı dediniz ama başaramadınız/ Artık dediğinizi takan var mı?/ Öğren dediniz ama öğretemediniz/ Öğrenecek yeni bir şey var mı?"
Sistemin ve oyunların bir parçası olmak istemiyorlar...
Ve son sözü de şöyle koyuyorlar: "Gelişimi durduramazsın/ Yenisine dur diyemezsin/ Değişimi kavrayamazsan/ Yok olup gitmeye mahkumsun"

İşte herşeyi böyle özetleyiveriyorlar...

"Yine Yazı Bekleriz" Vesilesiyle TNK



TNK, son dönemde en dikkat çeken gruplardan.
Grubun popülerliği hele bugünlerde ve de önümüzdeki günlerde "Aşk Tesadüfleri Sever" filmi nedeniyle daha da katlanıyor ve katlanacak.
Filmin soundtrack'inde söyledikleri "Yine Yazı Bekleriz" şarkısı hem çok iyi bir şarkı, hem de filmin duygusuna çok yakışmış.
Filmle birlikte daha çok canlar yakacak bu şarkı.
Ama TNK grubu sadece "Aşk Tesadüfleri Sever" çerçevesinde değerlendirilecek bir grup değil.
Son dönemde dinlediğim ve yeni nesil rock grupları içinde en sevdiklerimden.

Çünkü bir dertleri var. Bu dertlerini klişelerden uzak,kendine ait dilleriyle anlatıyorlar. İyi bir sound'ları var. Kendi kimliğini erken bulmuş bir vokalleri var.
İyi bir rock grubu için gerekli her türlü şarta sahipler ve tahminimce çok daha iyi olacaklar.
"Yine Yazı Bekleriz" grubu keşfetmeniz için iyi bir neden.
Ama "Yine Yazı Bekleriz"le yetinmeyin, daha fazlasına bir göz atın, pişman olmayacaksınız...

"Suyun Üstüne" Sert Dokunuşlar: ETE KURTTEKİN


Türk rock müzik dünyası onu çok eskiden beri tanıyor aslında.
Her ne kadar "popüler gündem"in markajına "Av Mevsimi" filminde söylediği "Benden Adam Olmaz" şarkısıyla girse de, o 90'lı yıllardan beri Demir Demirkan, Özge Fışkın, Haluk Levent, Feridun Düzağaç ve Özlem Tekin gibi isimlerle rock tarihinde hatırı sayılır bir yolu yürümüştü çoktan...
Ben de onu Özlem Tekin'e sahnede eşlik ettiği günlerden tanıyorum.
Özlem Tekin'in bugüne dek kariyerindeki en iyi sahne grubunun bir parçasıydı Ete..

Özlem'in "Tek Başıma" ile "10987654321" albümleri dönemiydi.

İstanbul'a yeni gelmiştim ve Özlem'in neredeyse bütün konserlerini heyecanla takipteydim.
İşte o dönemlerde özellikle Kemancı'da yaptıkları performanslar unutulmazdı. Ve hatta Özlem Tekin ve grubun enerjisinden yepyeni bir proje de doğmuştu o yıllarda...
Özhan, Muti, Uğur, Atıl ve Ete'den oluşan grup kendine "Ozz" adını seçmiş ve Özlem Tekin'in kariyerine yeni bir soluk getirecek projeye önce sahne üzerinden start vermişti...
Özlem Tekin diskografisini çok daha sert ve  hardcore olarak yorumlayan Ozz, Özlem Tekin'le bir albüm hazırlığına da başlamıştı.
Özlem, o dönemlerde bu projeyi Rock'n Coke sahnesine de taşıdı ama sonra tam olarak ne oldu bilinmez, sanırım Özlem'in birdenbire değişiveren özel hayatı, herşeyi toplayıp Bodrum'a yerleşmesi gibi faktörlerin etkisiyle Özlem ve Ozz'un yolları ayrıldı.
O dönem yayınlanan "10987654321" albümünde "söz-müzik" Ete Kurttekin imzalı "Cinayet" ve "A-Şık" bize Ete'nin başka ve önemli bir tarafını daha müjdeliyordu. 
Her iki şarkı da albümün en iyilerindendi ve bütün dikkatleri Ete'nin üzerine çekmeye yeterdi..

Ve nihayet 2011'de yayınlanan Ete Kurttekin'in ilk solo albümü "Suyun Üstüne" işte böyle uzun yıllar öncesine dayanıyor.
Birçokları için "Av Mevsimi"yle su yüzüne çıkan Ete, işte böyle ve bundan daha fazlası bir "kariyer"i suyun derininde saklıyor.
İlk albüm "Suyun Üstüne" ise bu aralar gerçekten iyi ve sert bir şeyler dinlemek isteyenlerin imdadına "can simidi" gibi yetişiyor adeta...
"Suyun Üstüne"de son derece iyi ve sert bir sound,,, derdi, tasası olan "söz"lere eşlik eden iyi melodiler ve güçlü bir erkek vokal var karşımızda. Ses rengi farklı ve çok etkileyici... Şarkıların enerjisi ise üzerimize serpilen ölü toprağını bir çırpıda temizleyiveriyor. Ete, sözleriyle de yer yer "tokat" etkisi yaratıyor bünyede... Albüm, baştan sona "şiddetle" tavsiyedir...