Twitter Updates

25 Ocak 2011 Salı

Gözlerimi Öylece Dikip İzliyorum: Yonca Lodi- MİLAT



Henüz çok yeni yayınlanmaya başladı.
Yonca Lodi'nin son albümünde en sevdiğim şarkılarından "Milat"a çekilen video klip...
Yönetmen, "Düştüysek Kalkarız"ın videosuna da imzasını atan, bakış açısını çok sevdiğim Gürcan Keltek...
Galata'da tarihi bir binan çatı katında geçiyor hikayemiz..
Bir adam, bir kadın...
Biten bir aşkın son kareleri...
Herşey sanki "bitmesin, zaman akmasın, gitmesin kimse bu aşktan" diye normalden çok daha yavaş akıyor...
Bu duyguyu yakalayabilmek için yüksek kare slow motion çekebilen Phantom kamera kullanılmış. Saniyede 1500 kare çekebiliyor. Şarkının duygusuna ve hikayeye çok yakışan bu kareler  onun mahareti.
Ama gerçekten de öyle olmaz mı?
Öylece donuk, siyaz beyaz ve sessiz bırakmaz mı aşk bazen sizi de?
Saçlarınız bir yandan rüzgarla uçuşurken, hayat  kendi hızında akmaya devam ederken,, siz saniyede 1500 kareye ve hatta daha fazlasına bölünmez misiniz?
Bırakın bir klibin toplam süresi olan 4 dakikayı,,  4 gün, 4 ay, bazen 4 yıl sizi o "donuk" karelere kilitlemez mi hiç aşk?
Yapar, elbet.. Yapmaz mı,,, aşk...
İşte bu klipte bu esaretin görüntülü tanığı olsun.

Bir kapı önünde bir adamla, bir türlü gidemeyen, gözlerini hafifçe arkasına çeviren kadının hüzünlü resmini unutmasın hiç kimse,,, gitmeden önce...

23 Ocak 2011 Pazar

NEFESİMİ KESEN ŞARKILAR: MAVİ-NELER OLUYOR



Bu şarkıyla ilk çarpıştığım zamanlar, bloğuma ara verdiğim bir döneme denk geldi. O yüzden "Neler Oluyor"la ilgili "twitter" üzerinden yazdıklarım dışında herhangi bir şey duyamadınız benden. 2010 değerlendirmelerinde fark etmiş olmalısınız, Mavi'yi "umut vaat eden" müzisyen, "Neler Oluyor"u da 2010'un en iyi cover'ı seçtim. Ama bu şarkı için bu kadarıyla yetinemezdim, yetinemem.

Son zamanlarda beni en duman eden şarkı... Nefesimi susturan, yolumu kesen, bedenimin her yerini uyuşturan, aklı selim her hücremi ürperten bir düzenleme ve masum görünen ama son derece tekinsiz bir yorum... Mavi'nin 4 şarkılık mini albümü içinde de bıçak gibi keskin ve ayrık parlıyor. Günlerdir, aylardır, ne zamandır (mutlaka her gün, en az birkaç kere) hep ama hep dinliyorum. Bir sürü başka şeyler de dinliyorum, ama sonra yine gidip bu şarkının girdabına bırakıyorum kendimi. Kayboluyorum içinde... Kendimi unutuyorum, uyuşuyorum, bu etki hiç bitmesin istiyorum. Ne yaptınız siz böyle çocuklar ya? Ama bundan sonra görevlisiniz bize.. Bu doz bizi kesmez...Devamını ister deli gönül...

TARİHİ KAYIT: Muazzez Abacı- Sen Gençliğimin Katilisin



Bir daha onun gibi biri olmayacak. Bir daha onlar gibi başka bir edep ve adaptan, usül bilgisinden gelen birileri de olmayacak. O yüzden kalbimde her biri ayrı ayrı çok kıymetlidir ama her zaman söylerim, hepsinin içinde Muazzez Abacı'yı çok ayrı ve başka severim. Geçtiğimiz yaz Açıkhava'da Bülent Ersoy'la birlikte verdikleri konser sonrasında yazdığım gibi Muazzez Abacı'da en çok sevdiğim şey, insanı cam gibi kesen yorumudur. Söylediği her şarkıyı dibine kadar kendine kuşanarak, oradaki duyguyu giyinerek söyler. Her bir kelimeyi, her bir vurguyu, kırgınlıkları, pişmanlıkları, mutsuzlukları, kederleri, keyifleri söylerken adeta bir kere daha yaşar sahne üzerinde. Kalbi her zaman yüzündedir, orada atar.

Onunla ilgili bu paylaştığım videonun ise önemi büyük. "Sen Gençliğimin Katilisin" farklı zamanlarda Abacı'nın sahnede yorumladığı bir şarkıydı. Çok aramama rağmen herhangi bir albüm kaydına rastlayamamıştım. Geçtiğimiz günlerde 10 Kasım'da Ghetto'da verdiği konser öncesi NTV için yaptığımız röportajda özellikle bu şarkıyı sormuştum. Nasıl bulabilirim diye.. "Bu şarkıyı hiçbir albümümde okumadım" demişti. O konserden bir süre önce veya sonra katıldığı Emel Sayın programındaki kayıt, meğerse bir süredir Youtube'da izlenebiliyormuş. Bunu fark eder etmez, sizle paylaşmak istedim. Muazzez Abacı yeniden bir albüm yapana ve bu şarkıyı okuyana dek, elimizdeki tek kayıttır...

"Sen Gençliğimin Katilisin" derken sanki kendini yaşamıyor mu sahne üzerinde sizce de?

22 Ocak 2011 Cumartesi

2011'in İlk Güzellikleri: ASLI- HAYATIN ANLAMI



Gerçekten son zamanlarda izlediğim en etkileyici video kliplerden. Aslı Gökyokuş'un "Hayatın Anlamı" şarkısına Şenol Korkmaz yönetmenliğinde, Fransa’nın Normandiya bölgesinde çektiği klipten söz ediyorum. İnsanı ihtişamıyla büyüleyen, uçsuz, bucaksız, zamanın sanki hiç  uğramadığı, hayata hiç değmeyen bir yerden son derece hüzünlü ve yalnız kareler... Sanki hiç var olmamış, hiç yaşamamış, dünyaya hiç iz bırakmamışız gibi bir duygu... İnsana kocaman ve sonsuz dünyanın içinde küçücük bir nokta olduğunu tokat gibi hatırlatan sert bir yüzleşme... Aslında bu kadarsın işte, diyor. Bu kadarız. Hiçbir şeyiz. Zaten son zamanlarda iyice duygunun sonsuzluğuna takmış durumdayım. Bu klip de tam yerine rast geldi. Düşünsenize aslında küçük bir noktayız. Ama peki ya yaşadıklarımız? Tarihe kaydedilen her bir anımız... Zamanın içinde kaybolan sonsuz hatıra, an, düşünce... Nereye gidiyor bunca şey,,nerede saklanıyor? Aslı'nın şarkıda dediği gibi aslında "kısacık şeylerde saklı hayatın anlamı" galiba..Küçük dediğimiz şeyler aslında çok büyük.... İnsanın yolculuğu bazen size de tuhaf geliyor mu? 37 derece sıcaklıkla minicik bir şey olarak fırlatılıyoruz dünyaya... Sonra büyüyoruz,,bir sürü şey oluyor. 1 günde neler yaşıyor insan, peki ya 1 yılda, 10 yılda, 50 yılda...Her bir anı arka arkaya eklemeye çalışsanıza? Delirtici değil mi?

Sevgili Aslı, Erdal Yıldırım, Şenol Korkmaz böyle bir kayıt bıraktığınız ve bütün bunları bana tekrar hatırlattığınız için çok teşekkürler... En azından hayatımın bundan sonra ellerimden akacak kısmının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım...

NEFESİMİ KESEN KADINLAR VE ŞARKILARI



Aslında onlar tarihe bu şahane kaydı düşeli biraz zaman oldu. Ama onlar kalplerimizde, duygu tarihimizde o kadar zamansız ve öyle kalacaklar ki, bir çocuk saflığında, aşkı ve hayatı kalbimize üflemeye devam edecekler yıllar, zamanlar, hayatlar boyu. İyi ki Tanrı armağan etmiş sizi bize... Çok yaşayın... Bizi "siz"siz bırakmayın....

NE DÜŞÜNÜYORUM? Eurovision ve Yüksek Sadakat


Bizim köpürtmeyi çok sevdiğimiz, milli meselemiz, canımız, ciğerimiz Eurovision'da bu yıl ülkemizi Yüksek Sadakat temsil edecek. Peki ya "Ne Düşünüyorum?" Aslında benim derdim Yüksek Sadakat'le ya da onlar olmasaydı katılacak diğer alternatif müzisyen ya da gruplarla değil. Benim mennun olmadığım şey, her yıl Eurovision'a katılacak sanatçıyla ilgili hem halk hem de medya olarak zerre kadar katkımızın olamaması, fikrimizin bile sorulmaması, çemberin hep dışında bırakılmamız... Neye göre ve nasıl belirliyor TRT katılacak sanatçıyı? Neden eskiden olduğu gibi bir yarışmayla seçmiyor? Neden ülkemizin "iyi veya kötü" bir şekilde temsil edildiği bir durumda bizim fikrimizi kimse dikkate almıyor? Çok mu önemli? Evet, bence önemli. Çünkü Eurovision, bizde hala önemsenen, üzerine konuşulan, tartışılan, eğlendiren bir mesele. Yani hala "hot" bir mevzu, reytingi var vs. E bu durumda; eğer biz de işin oluşum sürecine bir katkıda bulunabilirsek, o zaman bu coşku daha da katlanarak yaşanır ve paylaşılır.

Yüksek Sadakat'e gelince, müzikal serüvenlerini çok sevdiğim, anlattıkları dertlere, yaptıkları müziğe son derece inandığım bir grup. Hem sözel hem müzikal alt yapıları sağlam, kendi deyimleriyle "doğudan bakınca batılı, batıdan bakınca doğulu" bir müzikal duruşa sahipler. Türkiye'li olmayı iyi anlamış, bu toprakların sesini iyi hazmedip kendi renkleriyle içselleştirmiş bir grup. Hem akıllı hem duygusal adamlar.. İnanıyorum ki olabilecek en iyi şarkıyı yapacaklar ve ülkemizi de en iyi şekilde temsil edeceklerdir. Ama en başında söylediğim gibi "keşke" TRT işe bizi de dahil etse...

DETAY...SEZENAX


Sezen Aksu'nun menajeri Yaşar Gaga, Off Pera'da 27 Ocak'ta 2. kez "Alakasız Şarkılar" çalacak. İlk performansına gidememiştim ama kuşların uçurduğu haberler doğruysa, geceye katılanlar bazı özel kayıtları dinleme şansı bulmuşlar. Zaten 2. gecenin duyurusuna Yaşar Gaga bizzat bu notu ilave etmiş: özel şarkılara hazır olun diye. Aslında biliyorsunuz bu blogta genelde böyle şeyler duyurmuyorum. Yani burası bir "ajanda" değil ama bu duyurunun sebebi yukarıda görmüş olduğunuz şahane resimdir:) Yaşar Gaga, bu resimle yollamış daveti... Ne kadar hoş değil mi? "Sezenax"ın hatrına gidilmez mi şimdi bu geceye?  

2011'in İlk Güzellikleri: GÖKHAN TÜRKMEN- BİR ÖYKÜ

Gökhan Türkmen'i kabul edişim zaman aldı. İlk çıkış şarkısı "Büyük İnsan" ve onun peşine gelen "türevi" şarkıları beni neredeyse hiç heyecanlandırmamıştı. Bir internet fenomeniydi kendisi, hatırlarsınız. Şarkısı önce internette patlayanlardan. Sonra Aykut Gürel prodüktörlüğünde hazırladığı ilk albümü de epey ses getirdi. Radyolarda sıklıkla şarkılarına denk geldim ama ben nedense bir türlü ısınamadım. Şarkılarını hem sözel hem de melodik olarak fazla "ergen avuntusu" buluyordum. Basit, insanı yormayan, çok da yeni bir şey söylemeyen, başka deyişle ne uzalan ne kısalan şarkılardı. Başkaları için "kısa sürede hızla yükselen genç müzisyen" benim için o zamanlar "olsa da olur olmasa da olur"du...

Onunla ilgili fikirlerim ikinci albümü "Biraz Ayrılık"la birlikte değişmeye başladı. Karşımda yine benzer duygularda ve ruh hallerinde şarkılar vardı ama bu sefer herşey biraz daha çalışılmış gibiydi. Gökhan hem yorumculuğunu geliştirmiş, hem de Aykut Gürel düzenlemelerde biraz daha özgür ve canı istediği gibi davranmışa benziyordu. Albümde çok daha zengin, zaman zaman deneysel bir müzikal elbiseye tanık olmak, dikkatimi Gökhan Türkmen'e "nihayet" çekmeyi başardı. "Biraz Ayrılık"ı, Yonca Karadağ'ın insanın kalbini ürperten sesiyle nefes verdiği "Rüya"yı sevdim.

Beni "asıl" ve "en çok" çarpan şarkı ise, geçtiğimiz günlerde kliplenen "Bir Öykü" oldu. Bu şarkıda hem Gökhan'ın yorumuna, hem de Aykut Gürel'in şahane düzenlemesine hayran kaldım. Bu şarkı bana "milyonlarca kere dinlememe rağmen hala hiç bıkmadığım 80ler dönemi Sezen Aksu hitlerini" hatırlattı. Müzikte o dönemin ruhunun acilen geri gelmesini isteyen biri olarak sevindim, yine umutlandım. Bu arada şarkının video klibi de çok güzel olmuş. Bir aşk hikayesini çok naif, sade ama çarpıcı bir dille anlatmış yönetmeni Aydın Ketenağ...


Gökhan Türkmen'e 2 Not:
- Albümde Sezen Aksu'nun "Yas" şarkısının yeniden yorumunu sevemedim. O şarkıda yorumculuğu zayıf kalmış Gökhan'ın. Üzerinde biraz daha fazla çalışması gerekiyormuş.

- Bundan sonraki albümlerde bu müzikal ruh, zenginleşerek, çoğalarak, yeni şeyler denenerek sürdürülmelidir. Ama Gökhan Türkmen'in biraz şarkı sözleri üzerine çalışması gerekiyor. Şarkı sözleri genel olarak "basit" ve zaman zaman "klişe" kalmış. Yeni şeyler söylemesi ve bu yönde bir çaba harcaması gerekiyor Gökhan'ın... Yolu açık olsun...


2011'in İlk Güzellikleri: ZEYNEP ALASYA- SUSKUN

Zeynep Alasya'yı ilk kez bundan birkaç yıl önce Sezen Aksu konserlerinden birinde dinlemiştim. Sezen'in vokaliydi o zamanlar ve Sezen her zaman yaptığı gibi onu da sahneye davet etmiş ve izleyicileriyle tanıştırmıştı. Yorumundan son derece etkilendiğimi hatırlıyorum. Sonra aradan epey zaman geçti. Zeynep bir yandan çeşitli yerlerde sahne alırken bir yandan da ilk albümünün hazırlıklarını sürdürdü. Nihayet ilk albümü "Suskun" 2011'in ilk güzel müjdesi olarak bizlerle buluştu.

Albümün çıkış şarkısı "Suskun"a uzun uzun sarılıyorum bu aralar. O söylerken, ben daha da susuyorum. Sesinde insanı buz gibi eden bir şeyler var Zeynep'in. Sıcak bir yerden, bir anda kapıyı açıp buz gibi bir sokağa çıkmak, sıcak suyu birden soğuk suya getirivermek kadar çarpıyor... Şarkı ve klip bu etkiyi daha da güçlendiriyor. Yarım kalmış bir hikayeyle boğuşurken ve bu çaresizliğe tuhaf bir şekilde alışmaya çalışırken onun sesi kendinize getiriyor sizi. "İsimsiz olsun mu bu/ Ne aşık ne dost ne sevgili/ Yakında ol sadece/ Ne sen benim, ne ben senin" deyiveriyor suratınıza çarparak herşeyi... Yolun açık olsun Zeynep Alasya... "Suskun" kalmayacak müzikte adını yazdığımız yer...O şimdiden belli oldu...


4 Ocak 2011 Salı

2010'dan UNUTULMAZ KONSERLER, GECE GEZMELERİ

2010'la ilgili bahsetmeden geçemeyeceğim "son" bir mesele daha var. O da yıl boyu izlediğim konserler, sahne performansları ve eğlendiğim gece kulüpleri. 2010 "best of"u meselesine neden bu kadar takıldın diye sorarsanız, sebebi çok basit. Bir nevi vicdanımı rahatlatma. Bu yıl aslında diğer yıllardan biraz daha yoğun geçti benim için. O yüzden de bloğuma yeterli zamanı ayıramadım. Bir çok albümden, şarkıdan, klipten, konserden ve performanstan söz edemedim. Allah'tan o durumlarda "twitter" imdadıma yetişti de beni heyecanlandıran isimlere oradan küçük de olsa bir selam edebildim. Ama yine de insan yetinemiyor bazen. Daha çok söz söylemek istiyor, daha çok alkışlamak istiyor. O yüzden hadi gelin 2010'a bir de konserlerinden, sahne performanslarından, gece kulüplerinden bakalım.



2010, diğer yıllara göre bu anlamda çok daha az mesai yapabildiğim bir yıl olsa da, yine de zaman bulup gittiğim bazı önemli performansları not etmek isterim.

AÇIKHAVA PERFORMANSLARI:

AJDA PEKKAN- HARBİYE AÇIKHAVA ve TRUE BLUE


Ajda Pekkan, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yılın da tartışmasız yıldızıydı. Harbiye Açıkhava'da görkemli bir konserle sezonu açan Ajda, True Blue'da sanki evimizin bahçesindeymişçesine rahat bir tonda gerçekleştirdiği performansla sezonu yine "en şahane" kapatan isim oldu.


Harbiye Açıkhava konseri hem repertuvar olarak, hem de prodüksiyon olarak Ajda'nın birkaç adım daha yukarı çıktığı özel gecelerden biriydi. Geçtiğimiz yıla "mayo"suyla damga vuran Pekkan, bu yıl "jartiyer"iyle de günlerce konuşuldu. Onu sahnede öyle görünce bir kez daha "bir daha onun gibi birinin gelmeyeceğini" içim burkularak anladım. Elbette sadece sahne görseli değildi geceyi farklı kılan. Müzikallerden, Fransızca şarkılardan yapılan kolaj, Enbe'yle yapılan duygusal kolaj ve konserin ikinci yarısına damgasını vuran "Ajda Rock" unutulmaz bölümlerdendi. Yeni albümünde Yüksek Sadakat imzalı şarkısı "Ucuz Roman"ı da ilk kez bu konserde seslendirdi Ajda. Sonra da Şebnem Ferah'ın bas gitaristi Buket Doran'la "rock" bir "Uykusuz Her Gece" ve "Yaz Yaz Yaz" patlatıvermişti. True Blue'daki enerjisi de inanılmazdı. Denize sıfır Ajda dinlemekse başkaydı...



SERTAB ERENER- HARBİYE AÇIKHAVA



Sertab Erener'in ağustos ayında Harbiye Açıkhava'da verdiği konser duygusal ve dramatik kurgu bakımından izlediğim en iyi konserlerdendi. Sahnede Sezen Aksu dışında seyirciyi duyguya odaklayan, dramatik konsantrasyonu bir tüm konser boyunca sağlayan çok az isim vardır. Sertab Erener işte o müzisyenlerden. Sahnede duruşu, enerjisi, minimal ama doygun sahne görseliyle beni çok etkiledi.


DENİZ SEKİ- KURUÇEŞME ARENA



Deniz Seki, Bostancı Gösteri Merkezi'nden sonra Kuruçeşme Arena sahnesinde de nefes kesiciydi. Zaten yorumculuğuna diyecek yok, sahneye bu kadar çok yakışan birkaç müzisyenden biridir. Ama şarkıların yanı sıra görselliği ve şovlarıyla da tam dozunda, tam olması gerektiği gibi abartmadan nefis bir performans çıkardı ortaya. Yeni şarkıları "Bitti" ve "Soyadımı Sen Yaz" sahnede, diğer yeni şarkılardan bazıları ise kuliste bize özeldi.


TARKAN- HARBİYE AÇIKHAVA



Tarkan, bu yıl Harbiye Açıkhava'da en çok konser veren isimdi. Albüm sonrası yoğun ilgi nedeniyle konser sayısı arttıkça arttı. İki farklı gecede izledim Tarkan'ı. Sahnesi her zaman iyi olan isimlerin başındadır Tarkan da...Elbette bu sene de belli bir standardın üzerindeydi Tarkan. Yine iyiydi, yine birçoklarına göre çok öndeydi ama ben yeterince tatmin olmadım. Çünkü geçtiğimiz yıllarda Tarkan'ın daha iyi performanslarını izledim. Daha enerjik ve daha tutkulu konserlerine tanığım. Bir şeyler sanki bu sefer tam olarak geceyi ateşlemeye yetmedi... Ama herşeye rağmen yine de es geçilemezdi.


SÜREKLİ PERFORMANSLAR:
NÜKHET DURU- THE PLAZA OTEL


Bir süredir Plaza Otel Sky Bar'da manzaraya karşı sahne almaya başladı Nükhet Duru. Kısa bir süre olmasına rağmen şimdiden iki kez izledim bile kendisini. Nükhet'i sahnede görmeyi özlemeye başlıyor insan bir süre sonra, o durup dururken kaybolurken... Ama iyi ki çok uzun zamandan sonra İstanbul gecelerinde bu "sürekli performans"ı kabul etmiş. Çok ama çok başka geçiyor Plaza geceleri. Kibarca bir kez daha kiminle dans ettiğinizi hissettiriyor size. (Şimdilik bir giriş yapalım.Detaylı bir inceleme yazısını 3. seferden sonra yazacağım, söz)



 SONER ARICA- NANNA


Uzun zamandan beri onu sahnede izlemeyi çok istiyordum. 2010 yazına kısmetmiş. Hazır onu Nanna'da yakalamışken kısa aralıklarla iki kez izledim hem de. Genel bir beklentim ve elbette tahminlerim vardı. Ben daha duygusal bir gece olur diye düşünüyordum. E malum duygusal şarkıların adamı, aşk anlatıcısı; bir yaz gecesi hüzünleniriz, hayallere dalarız, kalbimiz eski defterlere uzanır, içlenir, kadehler de kadehlere eklenir diye tahmin etmiştim. Bütün bunlar
oluyor elbette. Soner Arıca'dan duygulanmadan çıkış yok ama bunların yanı sıra öyle de renkli bir sahnesi var ki Soner'in, bir ara kendimi dans pistinde bulacağım hiç aklıma gelmezdi. İzlediğim en enerjik sahne performanslarından biriydi. Sadece kendi şarkılarını değil mesela Şebnem Ferah'tan Sil Baştan'ı, Sezen Aksu'dan Yalnızlık Senfonisi'ni, Ahmet Kaya'dan Söyle'yi de yorumluyor, sonra 90'lara Hadi Bakalım'lara da uğruyor Soner. 2011'de her cumartesi adresi hala Nanna'yken bence bir an önce gidip izleyin derim.



GECE GEZMELERİ:

PİYASA- EELENCE

 Aslında 2010, geçtiğimiz yıllara nazaran çok öyle dallanıp budaklanmadan 2 mekanda geçti. Bunun en önemli nedeni de tam istediğim ve hayal ettiğim gibi 2 şahane mekanın açılması oldu. Siz de benim gibi "Müziğin her çeşidini farklı zamanlarda severim ama ben Türkçe müzikle eğlenirim kardeşim" diyenlerdenseniz, o zaman 2010 sizin için de Cenk Eren'in Piyasa'sı ve Özgür Aras'ın Eelence'si sayesinde şahane geçmiş olmalı. Keza ben kendimi bu 2 mekandan dışarı atamadım. Yılın yarısını Piyasa'da, yılın diğer yarısını da Eelence'de geçirdim. Piyasa, Cenk Eren ve Ergun Yıldız'ın da varlığıyla adeta ikinci evim gibi oldu. Bütün sevdiğim şarkıları dinlediğim, şımarıklık yaparak bütün istek şarkılarımı çaldırdığım, çok eğlendiğim bir adres hala. Gerçi onu bir dönem Eelence'yle aldattım ama bu yıl 2 mekana daha dengeli gitmeyi planlıyorum. E çünkü ikisini de seviyorum. Eelence'ye gelince, özellikle 90ların kalesi gibi oldu orası. Özgür Aras sayesinde, uzun zamandır dinlemediğimiz şarkıları dinledik, bir sürü komik şeyi de hatırladık ama uzun zamandır görüşemediğimiz bir sürü insan her hafta bir şekilde orada karşılaştık, sohbet ettik. Ve elbette çok eğlendik. 2011'de yine biz oralardayız, bekleriz. Birinde yoksak, diğerindeyizdir...


QUBBE'DE POWERTURK GECELERİ:


2010'un son dakika sürprizi Sheraton Maslak Otel'in 26. katında açılan Qubbe Bar oldu. Unilife Organizasyon'dan "bir Erdem İpekçi prodüksiyonu" olan mekan, özellikle cumartesi geceleri düzenledikleri Powerturk partileriyle "olmazsa olmaz"lar listesine eklendi. Birkaç haftadır süren partiler hem sanatçıların, müzik şirketi sahiplerinin hem de medya dünyasının önemli isimlerinin buluşma noktası oldu. Böyle bir düzenli sosyalleşmeye ihtiyacımız varmış. Hayatın harala gürelesi içinde hem bir yandan müzik dinleyip hem de manzaraya karşı koltuklara uzanıp sohbet edebildiğimiz, ve elbette sonrasında yine çok eğlendiğimiz partiler oluyor Qubbe'de.. Partiler demişken bu güzel organizasyonlara büyük emeği geçen Powerturk'ten Nil Arslan'a da teşekkürlerimi iletiyorum. Cumartesi geceleri biz oradayız efendim, sizleri de bekliyorum.

3 Ocak 2011 Pazartesi

2. SUAT KAVUKLUOĞLU ÖDÜLLERİ (2010)

Herhalde bu başlığı görenler artık iyiden iyiye delirdiğimi falan düşünmeye başlamışlardır bile. Ama işin aslı öyle değil sevgili okuyucu. Hadi sen de itiraf et. Müziği bu kadar seviyorsan, bu kadar aşıksan, bu kadar hayatının anlamıysa, en az aklından bir kere kararlarını tamamen senin verdiğin bir "müzik ödülleri töreni" yapmak geçmedi mi? Bence herkesin geçmiştir, eğer geçmemişse de üzgünüm, çok sıkıcısın...Aslında bu mesele bundan tam 2 yıl önce 2008'de yazarlık yaptığım Pafil.com sitesinde başlamıştı. Kendi adıma böyle bir ödül töreni başlatmış  olmamın yalnızca "kişisel merak"tan kaynaklanmayan haklı sebepleri vardı. (Hala da var ki bakınız bu ödül törenini geleneksel bir hale getiriyorum bu yıl itibariyle)

Siz de bilirsiniz her yıl birçok ödül töreni yapılır. Gazeteler yapar, müzik kanalları yapar, artık radyolar da yapar, internet siteleri yapar, insanlar kişisel olarak listelerini yayınlarlar (ki bakınız ben de hemen tam bu yazının altında öyle bir liste yapıp yayınlamıştım bile.) Peki ya kişisel listeni de yayınlamışsın be adam,, bu ödül törenine ne gerek var? diyorsunuz değil mi?

Efendim, şöyle açıklayayım. Her sene birçok ödül töreni düzenleniyor ama ben ne yazık ki hiçbirinden tam olarak mennun olmuyorum. Hatta mennun olduğum o kadar az kategori oluyor ki, bir çok şeyin çok yanlış anlaşıldığına, birçok ödülün de aslında hiç gitmemesi gerekenlere gittiğini düşünüyorum. O yüzden kendi ödül törenimi başlatmış, bu sene itibariyle de gelenekselleştirmek adına önemli bir adım atmış bulunuyorum.

Geçtiğimiz sene neden düzenlemediğimi soran okuyuculara ise cevabım şu olacaktır... Geçen sene "ödül vermek istediğim kategorilerin" genelinde ve sektörün bütününde mennun olmadığım bir çok şey vardı. Gerçekten hak ederek vereceğim az ödül vardı. Bana göre kötü ve genel gidişat adına umutsuz bir seneydi. Ama bu sene hem pop hem de rock arenada nefesimi kesen, heyecanımı tazeleyen bir çok önemli gelişme oldu. Şahane albümler çıktı, uzun zamandır özlediğim isimler çok iyi işlerle geri döndü, nefis klipler çekildi, güzel sözler yazıldı..Müzik dünyası uzun zamandır mahkum olduğu "genel kiri" tamamen üzerinden atamasa da, çamura dönen su renk değiştirmeye, berraklaşmaya başladı. 2010, bu yüzden çok önemli bir yıl oldu. Ben de şimdi bir müzik tutkunu olarak, bu isimleri bir kez daha alkışlamak için böyle bir ödül törenini "bloğumda" tertip etmek istiyorum. Aşağıda sayacağım müzisyenlerle kendimi şöyle fiyakalı bir salonda hayal ediyorum. Ben şimdi onların adını "en gür, en seksi, en sunucu, en yüksek volümlü" halimle anons edeceğim,, arkadaki ekranlarda klipleri dönmeye, şarkıları salonu inletmeye başlayacak ve onlar kırmızı merdivenlerden yavaş adımlarda, çevrelerinde dönen jimmy jip'lerin arasından en "cool" halleriyle salona gelecekler.. Buyrun, hayal edelim...İşte tören başlıyor....


ÖDÜLLERİMİZ 2 ANA KATEGORİDE VERİLİYOR....

POP KATEGORİSİ:



YILIN EN İYİ ŞARKISI:  TARKAN- SEVDANIN SON VURUŞU

YILIN EN İYİ ŞARKISI (SLOW): SERTAB ERENER- BİR DAMLA GÖZLERİMDE

YILIN EN İYİ ERKEK VOKALİ: TARKAN

YILIN EN İYİ KADIN VOKALİ: SERTAB ERENER


YILIN EN İYİ ALBÜMÜ: SERTAB ERENER- RENGARENK

YILIN EN İYİ BESTELERİ:
TARKAN- SEVDANIN SON VURUŞU (BESTE: TARKAN)
HANDE YENER- BİR GİDENİ Mİ VAR (BESTE: SİNAN AKÇIL)

YILIN EN İYİ ŞARKI SÖZLERİ:
CANDAN ERÇETİN- NEDENSE SUSTUM (SÖZ: HAKAN KARAHAN)
NÜKHET DURU- BENİ SİL BENİ GEÇ (SÖZ: METE ÖZGENCİL)



YILIN EN İYİ COVER ŞARKILARI: MAVİ- NELER OLUYOR
YELİZ- SON PERDE ve BEN DEĞİLİM

İZEL- AKŞAM GÜNEŞİ ve KARA SEVDA

YILIN EN İYİ KONSER PERFORMANSI: AJDA PEKKAN- HARBİYE AÇIKHAVA;
SERTAB ERENER- HARBİYE AÇIKHAVA


 YILIN EN İYİ "PROJE"Sİ: NEV- BİR NEV-İ ALATURKA

YILIN EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN ERKEK VOKALİ: BARBAROS

YILIN EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN KADIN VOKALİ: MERCAN

YILIN EN İYİ VİDEO KLİBİ:
GÜLŞEN- DİLLERE DÜŞECEĞİZ SENİNLE (YÖNETMEN: NİHAT ODABAŞI)
SERTAB ERENER- BİR DAMLA GÖZLERİMDE (YÖNETMEN: BURAK ERTAŞ)



YILIN EN İYİ SINGLE'I: NÜKHET DURU- İLK 2


ROCK KATEGORİSİ:

YILIN EN İYİ ROCK ŞARKISI: ŞEBNEM FERAH- MERHABA

YILIN EN İYİ ROCK ŞARKISI (SLOW): REDD- PRENSESİN UYKUSUYUM

YILIN EN İYİ ROCK ERKEK VOKALİ: EMRE AYDIN

YILIN EN İYİ ROCK KADIN VOKALİ: ŞEBNEM FERAH





YILIN EN İYİ ROCK GRUBU: ATHENA

YILIN EN İYİ ROCK ALBÜMÜ: ATHENA- PİS

YILIN EN İYİ ROCK VİDEO'SU: ATHENA- ARSIZ GÖNLÜM


YILIN EN İYİ ROCK ŞARKI SÖZÜ YAZARLARI:

MİRKELAM- RRDP'DEKİ BÜTÜN SÖZLERLE
CENK DURMAZEL- MALT-ARIZA'DAKİ BÜTÜN SÖZLERLE

ATHENA- PİS'TEKİ BÜTÜN SÖZLERLE 

MELİS DANİŞMEND- DAHA AZ RENK'TEKİ BÜTÜN SÖZLERLE
 


YILIN EN İYİ ROCK BESTECİLERİ: ATHENA- PİS'TEKİ BÜTÜN BESTELERLE
KARGO-MİRKELAM RRDP'DEKİ BÜTÜN BESTELERLE


YILIN EN İYİ ROCK PROJESİ: KARGO- MİRKELAM

EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN ERKEK ROCK VOKALİ: ALİ ŞOTA

EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN KADIN ROCK VOKALİ: MELİS DANİŞMEND


EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN GRUP: MULTITAP ve TNK

EN İYİ PERFORMANS: ŞEBNEM FERAH- BOSTANCI GÖSTERİ MERKEZİ
ŞEBNEM FERAH-AKUSTİK- HARBİYE AÇIKHAVA TİYATROSU


ÖZEL ÖDÜLLER:

BEDÜK
PAMELA
JEHAN BARBUR
BÜLENT ORTAÇGİL

2 Ocak 2011 Pazar

2010'un EN İYİLERİ

2010'un SON DAKİKA SÜRPRİZLERİ


BÜLENT ORTAÇGİL- SEN


Ortaçgil'in yeni albümü "Sen" hepimize 2010'un son dakika sürprizi oldu. "Denize doğru" öyle de güzel duygular estirdi ki Ortaçgil, özellikle şarkı sözleri beni çok hüzünlendirdi. Koca bir hayatın hesaplaşması, hüzünleri, sevinçleri ve her biri ders niteliğinde denizle harmanlanmış satırlar. Çok iyi albüm çok. Kıyınızda huzur buldum sayın Ortaçgil. Umarım bizim de "canımızın yanmayacağı" o günler çok uzak değildir.

 
MELİS DANİŞMEND- DAHA AZ RENK
Aslında Melis'ten böyle sert ve öfkeli satırlar beklemiyordum. Melis, tanıdığım en sakin, en huzur veren insanlardan biridir. Öfkelerini, kızgınlıklarını açık ettiği ilk solo albümü bana pek dokundu. Onunla birlikte ayaklarımı kıçıma vura vura ben de kaçmak istedim bir yerlere. Aslında tam da öyle bir zamanın üzerine, mucize gibi geldi şarkıları. Kendi öfkelerimi, kızgınlıklarımı, dertlerimi onun sıcacık ve huzurlu sesinde, piyano eşliğinde akıttım denize. Zaten zehir dışarı akmadan sakatlık yaratır bünyede, bilirsiniz. Sağolsun varolsun iyi ki müzik var, iyi ki artık "solo" Melis Danişmend var. Beni iyileştirdi, tamir etti, yeniden umutlandırdı herşey adına.




2010'UN EN İYİ ALBÜMLERİ:


SERTAB ERENER- RENGARENK

Yılın en iyi albümüydü "Rengarenk". Zaten çok detaylı bir yazıyla anlatmıştım albümü daha önca. Sertab Erener hem popüler hem deneysel bir pop albümü nasıl yapılır onu bir kez daha gösterdi. İyi ki onun şarkıları kapladı her yeri. Birçok "aynı nakarat, çamur, kirli ve saçmasapan" şarkının üzerine ipek şal gibi örtüldü Sertab.



ATHENA- PİS
Athena'yı hep sevdim. Hep önemsedim ama onlara "deli" hayran olduğum albüm "Pis" olmuştur. İyi ki varsınız be çocuklar. İyi ki kimseleri takmadan, kimseleri umursamadan canınız nasıl isterse öyle bir albüm yaptınız. Yerine, yönüne, yurduna bakmadan havalanan, öyle rotasız uçan bir uçak gibiydi albümünüz. Hesapsız, plansız, içinizden geldiği gibi. Aman ne olur böyle devam edin. "Pis" kafasına çok ihtiyaç var müzikte.



KARGO - MİRKELAM- RRDP
Athena kadar beni heyecanlandıran bir diğer proje de Kargo-Mirkelam birlikteliğiydi. Mirkelam zaten her zaman kafası ve duygusu başka çalışan bir müzisyen oldu. Kimselere benzemeyen sözler yazdı, öyle besteler yaptı. O da müzik dünyasında kimseleri umursamadan yürüdü. Kargo'yla da öyle acaip "kafa"da bir albüm yaptılar ki, dinlemelere doyamadım 2010 boyunca. Albüm ne tam Kargo, ne Mirkelam gibiydi. Her iki tarafta kendine özgür bir kıyı bulmuş, o kıyıda bütün "olması gereken ve kendilerinden beklenen"lerden soyunmuş ve kafalarına göre takılmış gibiydiler. Söz de uçmuştu, müzik de... İnşallah bu proje Kargo'nun da Mirkelam'ın da bundan sonraki serüvenlerinde hep bir "nefes alma, özgürce içinden ne gelirse söyleme, herşeyden soyunma" limanı olur.
 
EMRE AYDIN- KAĞIT EVLER
Emre Aydın son yıllarda şarkılarıyla ve yorumuyla en etkileyen müzisyen. Yazdığı "katran koyusu" hüzünlü şarkıları dinleyince bir yandan çok da üzülüyorum. Kendi içinde geldiği uçurum kenarları korkutuyor beni. Mutlu olsun istiyorum, mutlu şarkılar da yazsın istiyorum. Ama bu derin hüznü de öyle iyi anlıyorum ki, kendime benzetiyorum çoğu zaman. "Ben"i görüyorum o yazdıkça. Paylaştıkça biraz olsun hafifliyordur inşallah acısı, yalnızlığı. Tanrı onu korusun...

ŞEBNEM FERAH- BENİM ADIM ORMAN (Aralık 2009)
Şebnem Ferah'tan beklentilerimi tam anlamıyla karşılayan bir albüm değildi. Ama albümle ilgili yazdığım yazıda dediğim gibi "Şebnem Ferah şarkıları her şeye rağmen yine de rahatça ve güvenle sığınacağınız bir liman. Böylesi tekdüzeleşen ve kirlenen müzik dünyası içinde Ferah, çölde vaha bulmak, şifa niyetine kan ve hayat takviyesi gibi imdada yetişiyor. Bize de onu, bir gün farklı kıyılara da uğrayacağı umudunu taşıyarak, korumak ve kollamak düşüyor."



TARKAN- ADIMI KALBİNE YAZ
Albüm olarak bakarsak Tarkan'ın en iyi albümlerinden biri değildi. Ve hatta kendini tekrar ettiği, yeni bir şey söylemediği bir albümdü. Sözler aynıydı, melodiler aynıydı, altyapılar Tarkan'dan alıştığımız gibi "sıradışı ve farklı" değildi. Sözlerde genel bir "masumiyet" vurgusu vardı, iticiydi. Vesaire vesaire.. Önce en "kötü" tarafından başladım. Bu cümleler böyle uzar gider. Peki ama bu albüm neden önemli? Çünkü bu albümle Tarkan'ın yeniden zirveye çıkması, ortalığı sallaması, çok dinlenmesi, çok konser vermesi, çok albüm satması "Türkçe Pop müzik" adına son derece önemli bir gelişmeydi. Tarkan, bir şeylerin sıralamasını değiştirdi. Tarkan ve benzerlerinin yokluğunda piyasayı sahiplenen, zirveyi kötü şarkılarla ve vasat melodilerle parselleyenlerin tahtını sarstı. Ve dilerim Tarkan ve Sertab Erener'le başlayan bu "iyileşme" operasyonu 2011'de de devam eder. Artık bazı isimlerin zoraki "mecburiyet"inden çıksın müzik dünyası istiyorum. Kötü şarkılara, kötü şarkıcılara maruz kalmayalım artık...Ve Tarkan'dan da çok daha güçlü şarkılar, farklı sözler ve yeni denemeler bekliyorum. "Adımı Kalbine Yaz", yeniden bir şeylerin değişebileceğine inandırdı beni. O yüzden de bu listede yer alıyor.


PARANTEZ: SEVDANIN SON VURUŞU
Tarkan'ın albümünde beni en heyecanlandıran şey "Sevdanın Son Vuruşu" oldu. Bence 2010'un en iyi şarkısıdır. Tarkan diskografisinin de en iyilerindendir. Sözleri tokat gibidir, müziği tam olması gerektiği gibidir, düzenlemesi şahanedir. İşte Tarkan'ın böyle bir yoldan yürümesi gerekiyor. Sadece "Sevdanın Son Vuruşu" için bile bu albüm alınırdı, bu listeye de en çok "SSV" yüzünden girdi. Aysel Gürel deyince ise sadece susmak istiyorum. Aysel'in bu sözleri 2010'da bana çok dokundu, çok hüzünlendirdi. Onsuz bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...


MOR VE ÖTESİ- MASUMİYETİN ZİYAN OLMAZ
Tolga Akyıldız'ın da dediği gibi "Masumiyetin Ziyan Olmaz", Mor ve Ötesi'nin en iyi albümlerinden biri değildi ama bence de çok daha fazla ilgiyi hak ediyordu. İçinde güzel şarkılar vardı, güzel sözler vardı. Ben onlardan yeni bir şeyler dinlemeyi çok özlemiştim. Bütün bunlar eklenince benim sık sık kıyısına uğradığım bir albüm oldu. "Araf"ın klibini de ayrıca çok sevdim.


BEDÜK- GO
Bedük bu albümle Sony Müzik Avrupa ile bir sözleşme imzaladı. İnşallah 2011, Bedük'ün uluslararası arenada başarılarını sıkça duyacağımız bir yıl olur.


PAMELA- STİL ZENGİNİ
Uzun zamandır dinlediğim en iyi, en rafine, en "pop" gibi pop albümdü. Nefis bir sound, yormayan sözler ve bünyeyi "dans"a ateşleyen melodilere sahipti. Daha fazla ilgiyi hak ediyordu kesinlikle.


MALT- ARIZA
Özellikle şarkı sözlerine bayıldım. Nefis bir ironi ve mizah duygusuna sahipti. İnce zeka ürünüydü, hem efkarlandıran hem eğlendiren bir albümdü benim için.


MASKOTT- TUVAL
Koray Candemir ve Serkan Çeliköz'ün iyi bir "yeni başlangıç" yaptığını düşünüyorum. Çok sevdiğim vokallerden biri olan Koray'ı daha akustik, daha piyano ağırlıklı bir sound'la duymak hoşuma gitti. Albümün genel olarak sound'unu ve enerjisini çok sevdim. "Nadas", "Yalnız Ben", "Tuval", "Teselli", ve "Ayışığı"nı hala dinlemediyseniz kendinize şimdi bir güzellik yapın, geç kalmadan...

DEJA-VU - SİNİR ÖTESİ OPERASYON 
Alternatif sahnede en enerjik, en baş kaldıran, en sözünü sakınmayan albümlerdendi. Deja-vu, Roxy yarışmasında ödül aldıkları andan itibaren takip ettiğim, enerjilerine hayran olduğum bir grup. Bu albümde de içlerinde ne varsa kusmuşlar, söze, şarkıya dökmüşler. İyi ki susmamışlar ve hiç susmasınlar... Bir şeyleri ancak böyle değiştirebiliriz...


YONCA LODİ- MİLAT
Albümle ilgili fikirlerimi kısa bir süre önce yazdım. Dilerim önümüzdeki seneler Yonca Lodi'nin daha güçlü ses vereceği albümler ve şarkılar getirir bize. Yonca Lodi'nin çok daha iyi yerlerde olacağına inanıyorum.


OZAN DOĞULU- 130 BPM
Titiz çalışılmış, detaylı hazırlanmış iyi bir derleme albümdü. Şarkı seçimleri ve şarkılara yapılan remixler çok başarılıydı. Bir de herhalde Ajda Pekkan, Tarkan, Sezen Aksu ve Kenan Doğulu gibi dev isimleri bir araya getirmek öyle kolay nasip olmaz herkese.


NEV- BİR NEV-İ ALATURKA
Biliyorsunuz bu yıl ortalık "konsept" albümden geçilmedi. Arabeskinden Türk Sanat Müziği'ne, herkes buldu, buluşturdu, bir araya getirdi bir şeyler ve sürü-sürüverdi piyasaya. Bütün bu işlerin arasında en iyi bulduğum albüm "Bir Nev-i Alaturka" oldu. Daha önce de detaylı yazmıştım. Meseleye en titiz ve özenli yaklaşan, konseptine de en yakışan Nev oldu. Şevval Sam'ın arabesk albümü de aynı kalite ve özendeydi ama bence Şevval Sam ve arabesk "ikili" olarak yan yana olamadı, duyguları ve kimyaları tutmadı bence. Şevval Sam, karadeniz türküleri ve Türk Sanat müziğine daha çok yakışıyor "arabesk"ten.

SONER ARICA- YARIN HERŞEY DEĞİŞEBİLİR
Uzun sayılabilecek bir ara vermişti Soner Arıca müziğe. Ondan tam beklediğim, sevdiğim gibi şarkılarla geri döndü. Albümle ilgili detaylı bir yazı yazmıştım. Özellikle "Yarın Herşey Değişebilir" ve "Kayıp" hem Soner Arıca diskografisinin hem de 2010'un en iyi şarkılarındandı.



2010'DA DİĞER SEVDİĞİM ALBÜMLER:



KURBAN- SAHİP
MULTITAP- TAKIM OYUNU
ÇİLEKEŞ- HİSTERİ ÇALIŞMALARI
JEHAN BARBUR- HAYAT
SILA- KONUŞMADIĞIMIZ ŞEYLER VAR (değerlendirmesini 2011'e saklıyorum)


UMUT VERENLER:


BARBAROS

İLKAY SİPAHİ
TNK
MAVİ
GÖKHAN TÜRKMEN
MERCAN
SERDAR ŞENEL
SELEN SERVİ
EMRE YÜCELEN


2010'UN HAYAL KIRIKLIKLARI:


ÖZLEM TEKİN- BANA BİR ŞEY OLMAZ
YAŞAR- ESKİ YAZLAR
NİLÜFER- ZALİMİN KARARI
HER DEVRİN DEVLERİ
CİHAN OKAN
FATİH ERKOÇ- SEHER YELİ


KABAK TADI VERENLER:
GÖKSEL'İN NOSTALJİ ALBÜMLERİ
SONER SARIKABADAYI ŞARKILARI
DEMET AKALIN
FERHAT GÖÇER


TAHAMMÜL EDEMEDİĞİM ŞARKILAR:
YONCA EVCİMİK- TWEETİNE BANDIM
BERKAY- TABURCU
SONER SARIKABADAYI- SADEM
TOYGAR IŞIKLI- SEN EŞİTTİR BEN
HANDE YENER- BODRUM
NİLAY DORSA- AŞK PLAJI
BETÜL DEMİR- HERKES HAKLI
EMRE ALTUĞ- ÇİFTE KAVRULMUŞ


HER ŞEYİYLE TAHAMMÜL EDEMEDİKLERİM:
DEMET AKALIN
TAN
ZEYNEP DİZDAR
GÖKHAN ÖZEN
YUSUF GÜNEY


2010'DA SEVDİĞİM ŞARKILARIN BİR BÖLÜMÜ
TARKAN- SEVDANIN SON VURUŞU
CANDAN ERÇETİN- NEDENSE SUSTUM
ŞEBNEM FERAH- MERHABA
SİBEL TÜZÜN- MAALESEF
MAVİ- NELER OLUYOR
HANDE YENER- BİR GİDENİ Mİ VAR
YONCA LODİ- MİLAT
YONCA LODİ- YALAN GİBİ
AYŞEGÜL ALDİNÇ- AĞLA
LEVENT YÜKSEL- HANGİMİZ
SERTAB ERENER- BİR DAMLA GÖZLERİMDE
SERTAB ERENER- AYRILIK VE BİZ
SERTAB ERENER- BİR VARMIŞIM BİR YOKMUŞUM
YELİZ- BEN DEĞİLİM
YELİZ- SON PERDE
KİBARİYE- KONUŞSANA BİR TANEM
KİBARİYE- ELİMDEKİ RESMİN
ATHENA- SERSERİ MAYIN
İZEL- AKŞAM GÜNEŞİ
İZEL- KARA SEVDA
GÖKSEL- KABAHAT SENİ SEVEN DE
NÜKHET DURU- BENİ SİL BENİ GEÇ
NÜKHET DURU- HAYAT
EMRE AYDIN- ALIŞTIM SUSMAYA
EMRE AYDIN- HOŞÇAKAL
EMRE AYDIN- KAĞIT EVLER
GRİPİN- SEN GİDİYORSUN
GRİPİN- BEŞ
KARGO- MİRKELAM- YOLLAR
SONER ARICA- KAYIP
SONER ARICA- YARIN HERŞEY DEĞİŞEBİLİR