Twitter Updates

1 Ağustos 2010 Pazar

AYLİN ASLIM: Gece, Melek ve Bizim Çocuklar 1

İlk albümü "Gel-Git"i yayınladığında, benim adresimde Tekirdağ yazıyordu daha. Hiç unutmuyorum, gözümle her gün defalarca taradığım müzik marketlerden birinde, bir gün onun fotoğrafını gördüm. Kırmızılar içinde, elinde tuttuğu buzlu lensle donuk bir gülümsemesini dondurmuştu zaman. Ne kendisi ne de şarkıları hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ama öyle tuhaf bir şey hissettirmişti ki bana duygu olarak, bu kızla tanışmam gerekiyor dedim ve hemen albümü satın aldım. Tuhaf bir şekilde hissediyor insan başına neler geleceğini. Albüm "Senin Gibi"yle yankılanmaya başladığında müzik setimde, buz kesti her yanım. "Yalnız bir gün için/ Nefes almak için" kanayan avuçlarını içimde hissettim. Buz gibi mavi elbisesinin içinde o yine de gülümsemeye çalışıyordu. Ama her halinden belliydi, çok acı çekiyordu. Ve de kimseye dokunmadan, zarar vermeden yalnızca bir çıkış yolu bulmaya çalışıyordu. Farkında olmadan benim hayatıma da yeni bir gökyüzü çiziyordu.

Dalgalara çarpa çarpa yürüyecekti o, daha o zaman anlamıştım.

İkinci albümü "Gül Yabani" de o içine kapanmış, saklanmış ve susmuş küçük kızın bütün kabuklarını yırtmasına, hayatın üzerinden daha sert cümlelerle geçmesine tanıklık ettik. Canına yetmişti anlaşılan hayat ve her şey. Zaten kimseye ve hiçbir şeye tenezzül etmeden yürüdüğü yolunda, buna rağmen canını yakanlar, sesini susturmaya çalışanlar oluyordu demek ki. Zor bir seçimdi ama çoktan böyle yaşamaya karar vermişti. Yalnızca kendisi olacak, canı ne isterse onu söyleyecek, kimseye "eyvallah" demeyecekti. Bir şeylere, birilerine, bilimum durumlara göre davranmak yoktu onun kitabında. Birilerine yaranmak için iyi bir kız çocuğu gibi görünmeye çalışmadı. Söyleyecekleri vardı. Canını sıkanlar, değişmesini istediği şeyler, bir daha aynı olmasın, bu hüzünlü fotoğraf tekrarlanmasın diye mücadele ettikleri...İşte bu yüzden töre cinayeti yüzünden öldürülen "Güldünya"nın şiiri, sesi, mücadelesi olurken korkmadı. TRT bu yüzden onu yasakladığında hiç umursamadı. Derdi olan şeylerde, geri adım atmak, uzlaşmak, sessiz kalmak hiç ona göre olmadı en başından beri...

Üçüncü albümü "Canını Seven Kaçsın"da artık bazı şeylere iyice canının sıkıldığı belliydi. "Sen mi beni öldüreceksin/ Sen mi beni durduracaksın/ tırnaklarımla kazıdığım yoluma mı çıkacaksın/ Bunca yıl kanımla doydun, canımı mı alacaksın" derken hiç şakası yoktu. Zaten şaka yapmayı sevmedi hiç Aylin, beceremedi de...Öyle çok "ölmüş"tü ki zaten yaşarken, artık hepsi vız gelir, tırs giderdi... Boşa atan bir kalpten daha zor bir şey olabilir miydi yaşarken? Sürekli sindirilmeye, aynılaştırılmaya, birbirinin kopyası olmaya zorlanan, en çok da susması, hatta hiç konuşmaması istenen çocuklardık biz. Eğer o da susmayı becerseydi bugün her anlamda çok daha başka bir konumda olabilirdi. Ama o iyi ki bütün bunların hepsini elini tersiyle itti. İyi ki bu tabloda onun rengi ateş kırmızısı... Hayatın içinde böyle bir kalenin yıkılmadan hala sağlam duruyor olması, gelecek güzel günler adına umut veriyor insana. Aslında onun da tek tutunduğu şey bu; "Herşey yenilenir/ Hayat geri gelir/ aşk geri gelir" derken...
O yüzden hepimizi elimizde çocukluk fotoğraflarımızla yanına çağırıyor ya "Gerçekleşmemiş hayalinle gel/ Güneşli bir günle gel/ Güzel günler bizi bekler"....

Sevgili Aylinim,
Gece, Melek ve Bizim Çocuklar'da şöyle der Yıldırım Türker:

"Gece üşür meleklerine seslenir/ Sarmaş dolaş arka sokak çocukları
Bıçaklar çekilir yüreklerimiz hep tetikte/ Bu sokaklar korkulara dar
Şevhetle biz sığındık birbirimize/ Seviştik de öldük de öldürdük bile
Kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı/ Sanki bize bizden başka kim olur yar


Gece melek ve bizim çocuklar/ Her uçurumdan sarktık
Anasını sattık babasını ağlattık/ Düştük mü yoksa kalktık mı?
Karışık işler bunlar/ Gece melek ve bizim çocuklar....."

Bu sözleri al, göğsüne sakla. Bu sözler en çok sana yakışır bizim buralarda....

Neden "Gece, Melek ve Bizim Çocuklar?"

Atıf Yılmaz'ın bu derin izler bırakan filminin de, Yıldırım Türker- Gökhan Kırdar imzalı bu eşsiz şarkının da birçoklarımızın hayatında özel bir yerde olduğunu biliyorum. Çekilmiş en güzel Türk filmlerinden biri, yazılmış en güzel şarkılardan biri olmanın dışında başka bir buluşmayı, ortaklığı işaret ediyor bana "Gece, Melek ve Bizim Çocuklar".. Herkesin hikayesine göre gecesi, melekleri ve seçtiği çocukları farklı olabilir. Ben müzik adına düşündüğümde, popüler suların dışında yüzenleri, risk alanları, deli bir cesaretle hayata korkusuzca yürüyenleri, yalnızca kendi bildiklerini yapanları, hiçbir şeye benzemeden, hiçbir şeyden etkilenmeden ses verenleri, eşsiz olanları, "Gece, Melek ve Bizim Çocuklar" başlığı altında toplamak istedim. Müziğin her alanında, diğerleri sürü halinde aynı yöne doğru yüzerken, dalgaların üzerine üzerine gidenleri bu bölümle, benim yazmam ne kadar işe yarayacaksa, elimden geldiği kadarıyla onurlandırmak istedim. Bize açtıkları yepyeni ufuklar, bakmamızı sağladıkları yeni denizler, biraz tekinsiz, biraz tehlikeli şiirler için onlara teşekkür etmek istedim... İlk "Gece, Melek ve Bizim Çocuk"la başlıyoruz.. Adı en üst sıraya en yakışanlardan biriyle, Aylin Aslım'la...Hiçbir şeye "eyvallah"ı olmayan Aylin Aslım'la...

"GECE, MELEK ve BİZİM ÇOCUKLAR"


Gece üşür meleklerine seslenir
Sarmaş dolaş arka sokak çocukları
Bıçaklar çekilir yüreklerimiz hep tetikte
Bu sokaklar korkulara dar
Şevhetle biz sığındık birbirimize
Seviştik de öldük de öldürdük bile
Kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı
Sanki bize bizden başka kim olur yar

Gece melek ve bizim çocuklar
Her uçurumdan sarktık
Anasını sattık babasını ağlattık
Düştük mü yoksa kalktık mı?
Karışık işler bunlar
Gece melek ve bizim çocuklar
Söz: Yıldırım Türker Müzik: Gökhan Kırdar