Twitter Updates

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Sertab Erener'in En Doğru Hamlelerinden: RENGARENK

Sertab Erener'in son albümü "Rengarenk", her bakımdan 2010'un en iyi albümlerinden. Uzun zamandır "tam" bir albüm yayınlamıyordu Erener. Demir Demirkan'la birlikte yaptıkları son albümleri "Aşk Ölmez"in üzerinden epey sular akmıştı. O albüm müzikal açıdan kaliteli olmasına rağmen Sertab Erener'e ne yazık ki "popüler sular"da istediği başarıyı getirmedi. Hem konserini hem de DVDsini piyasaya sürdüğü "best of" niteliğindeki adım "Otobiyografi" ise, Sertab'a hem başarı hem de zaman kazandırdı.

Benim kişisel tahminim Erener'in artık "popüler sular"daki iddiasından vazgeçip daha "butik bir diva" olarak yoluna devam edeceği yönündeydi. Git gide tekdüzeleşen, sıradanlaşan ve vasatlaşan "pop arenası"nda Erener'in yeniden kitleleri peşinden sürükleme konusunda pek yapacak bir şeyi yok gibi görünüyordu. Çünkü iş biraz "bıçak sırtı" gibiydi. Ya kaliteden taviz verecek, o da diğerleri gibi vasatlaşacak, ya da biraz rüzgarın geçmesini bekleyecekti. Bir başka yol daha vardı elbette. Hem kaliteli hem de popüler olabileceği şarkılar bulacaktı. Ama bu formda şarkıların Erener-Demirkan işbirliğinden çıkmayacağı son albümle artık biraz daha anlaşılmış gibiydi.

Geçtiğimiz yaz, Sertab Erener'in imdadına Soner Sarıkabadayı şarkıları yetişti. Erener, "Bu Böyle"yle adeta yeniden doğdu. Şarkı hem kalite olarak belli bir ortalamanın üzerindeydi, hem de son derece sıcak, samimi, hemen dile dolanan bir yapıya sahipti. Ve geçtiğimiz yaz Sertab, büyük bir sürpriz yaparak listelerde ve yeniden kitlelerin gönlünde üst sıralara yükseldi. Kış aylarına doğru bu birlikteliğin devamı "Açık Adres"le geldi. Şarkı kısa sürede yine ortalığı toz duman etti. Bu iki başarılı single'ın ardından Erener için, artık yeni bir albüm için stüdyoya kapanma zillerini çaldı zaman.

Soner Sarıkabadayı, Sinan Kaynakçı, Mustafa Ceceli, Nil Karaibrahimgil, Sibel Algan, Ersel Serdarlı ve Demir Demirkan gibi müzisyenlerle hazırlanan "Renga Renk" albümü, yine bir Soner Sarıkabadayı şarkısı olan "Koparılan Çiçekler"le görücüye çıktı.

Gelin önce Soner Sarıkabadayı meselesine değinelim. Son dönemlerde Türkçe pop müzikte çok öne çıkan bir imza Soner. Neredeyse herkeste bir şarkısını dinliyor, o şarkılarla piyasaya yön verişini takip ediyoruz. Bu işbirliği hem Soner'e hem de Sertab'a çok iyi gelmiş bir birlikteliktir. Sertab, Soner'in Murat Dalkılıç, Murat Boz ve bilimum pop sularda gezinen ve zaman zaman "sıradanlığın" nehrinde akan "marka" değerini çok yukarılara çekmiştir. Soner de Sertab'a herkeslere verdiği gibi "sıradan, slogan, daha sakız" şarkılar değil, daha özenilmiş, üzerinde her bakımdan çalışılmış şarkılar vererek hem Erener markasına layık olmuş, hem de bu şarkılardaki "sıcaklık ve samimiyet" dozuyla Erener'in halkla yeniden temas etmesini sağlamıştır. Yoksa dediğim gibi Sertab Erener git gide şatosunda "butik bir diva"ya dönüşmek üzereydi.


Genel olarak Rengarenk albümü, Sertab Erener'in asla müzikal kalitesinden, tavrından ödün vermeden biraz daha popüler sularda yüzdüğü, bu sayede daha geniş kalabalıklara yeniden dokunmaya başladığı bir albümdür. Prodüktörlüğünü de bizzat Erener'in kendisinin yaptığı bu albüm, Türk Pop müziği için çok önemli bir dönemeçtir, can simididir, örnek alınmalıdır. Hani hep konuşuyoruz ya bir şeyler nasıl değişecek, sıradanlığın perdeleri nasıl kalkacak müziğin üzerinden diye, işte Erener'in albümü "kalite"nin yeniden popüler olabileceğini bize gösteriyor.

Bu tavır aslında zamanında Sezen Aksu'nun Onno Tunç'la çalıştığı dönemlerde ortaya koyduğu tavırdır. Aksu bu albümlerden hem büyük hitler çıkarmış, hem de müziğe çok değerli, kıymetli, değeri yıllar sonra anlaşılacak şarkılar armağan etmiştir." Alt tarafı pop yapıyorum" diye meseleyi hafife almamış, ince ince, ilmek ilmek daha özel bir serüven örmüştür. Sertab Erener'in kariyerinde ve özellikle bu albümde yaptığı da tam olarak böyle bir şeydir. Albüm, hem "Koparılan Çiçekler", "Rengarenk", "Bu Böyle", "Açık Adres", "İkimiz Bir Fidanın" gibi bir çırpıda dinleyiciyi avucuna alacak popüler hitler, hem de diğer yandan Sinan Kaynakçı, Sibel Algan, Demir Demirkan, Ersel Serdarlı'yla yapılan "Bir Varmışım Bir Yokmuşum", "Asla", "Bir Damla Gözlerimde", "Bir Çaresi Bulunur", "İstanbul" ve "Ayrılık ve Biz" gibi zamanla şarap gibi daha da değerlenecek, klasikler arasına girecek şarkılardan oluşuyor.

Özellikle Pinhani'den tanıdığımız Sinan Kaynakçı'nın yazdığı nefis sözleri es geçmeyin derim. Erener, Sinan sayesinde sözlerinde de yeni rüzgarlar estirmeyi başarmış. Ve albümde en çarpıldığım şarkılardan biri de Sezen Aksu'nun "Pardon"uyla tanıdığımız Sibel Algan'ın yazdığı "Ayrılık ve Biz" oldu. Aslında popüler bir albüm için oldukça riskli bir şarkı bu. Sertab Erener'i böyle farklı bir müzikal denemeyi albümüne alma cesareti gösterdiği için bir kez daha kutluyorum.

Sertab Erener'e genel olarak bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Türkçe müziğe olan ümidimi, geleceğe dair umutlarımı tazelediği için... Güzel ve kaliteli işler bir şekilde yolunu bulacak, buna bir kez daha inandım.

SÖYLEMEDEN OLMAZ
1- Sertab Erener'in yorumculuğu, sesiyle yaptığı denemeler, dramatik kurgu albümde boydan boya nefis. Eskisi gibi ses gösterisi yapmıyor, çok daha sakin yorumluyor şarkıları. Sesinin gücü böyle daha iyi anlaşılıyor.

2- Koparılan Çiçekler'e Philippe Laurent'in yaptığı remix şahane. Bizim Türk remixçilere ders olsun.

3- "Açık Adres"ten bu yana Sertab'ı görüntüleyen Burak Ertaş'ın bu albüm için çektiği "Koparılan Çiçekler" klibi de yine şahane olmuş. Bir tebrik de ona...!

4- Yazıda sözü geçmiyor olabilir ama "Ego" ve "Rengarenk" şarkıları da albümde en çok sevdiklerimden.

30 Temmuz 2010 Cuma

Bu Albümleri Alın ve Arşivinizin En Güzel Yerine Koyun

Bu albümlerden aslında çok daha önceleri söz etmeliydim. Biri çıkalı bir yıl oluyor, diğeri de nereden baksanız birkaç ay... Aslında bu zamana dek yazamamamın en önemli nedeni, onlara hak ettikleri gibi "şahane" kelimeler hediye edebilmek içindi. Ama diğer yandan da baktım ki, ben özenip bezenmek için kendime "geniş zamanlar" ararken, onlar adına "sessiz" kaldığım her geçen gün beni daha da üzüyor. Sonunda "Şahane" kelimelerden vazgeçip sadece şunu söylemeye karar verdim. Müzik dünyasının gittikçe koyulaşan kiri, pası, tekdüzeliği içinde bir an önce gidin bu albümleri alın ve arşivlerinizin en güzel yerine koyun. Ama tahmin ediyorum ki sürekli dinlemekten bu albümler epey bir süre, müzik setinizin yakınında bir yerlerde duracak...


BİRSEN TEZER/ CİHAN

Onun sesiyle ilk tanışmam Bülent Ortaçgil için söylenmiş Ortaçgil şarkıları albümünde oldu. O albümde öyle bir "Çığlık Çığlığa" yorumlamıştı ki Tezer, ciğerlerimi söküp almıştı yerinden. Geçen sene yayınladığı "Cihan" albümünü de çıkar çıkmaz heyecanla dinlemeye başladım. Dinledikçe demlendi şarkılar. Dinledikçe daha da derinlere izlerini bıraktı.

Onu sahnede ilk izleyişime de geç kaldım ben aslında. Bir çok performansını kaçırdım, gidemedim. En sonunda yakın dostum Emre Kalcı'nın "Yarım"dan önce yayınladığı "Kir" kitabının tanıtımında Sakman Bar'da yollarımız kesişti. O gece "kıymetlisi" Emre için sahneye çıkıp bir kaç şarkı söyledi Tezer. Biz müzik dinleyicileri, yazarları, çizerleri bu kadar "eşsiz" bir yorumcuyu bu kadar yıl "Nasıl oldu da es geçtik, fark edemedik, nasıl oldu da çok daha önceden kapısında yatıp yeni şeyler yapması için yalvarmadık, neden onu bu kadar yıl tek başına bıraktık" gerçekten bazen aklım almıyor.

Emin olduğum bir şey var:
"Gerçek"ten parlayanlar, üzeri ne kadar kirle, pasla örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, değerlerinden hiçbir şey kaybetmeden, derinlerde bir yerde parlamaya devam ediyorlar. Onlar zaten bütün vakurluğu ve mütevazılığıyla orada duruyorlar. Mucizelerini gözümüze sokmadan, nezaketli ve kibarca, "şık bir broş gibi" üzerlerinde taşımayı sürdürüyorlar. Bizim onları fark etmemizi bekliyorlar, çok da haklılar. Çünkü bu duruş, çok saygı duyulası...

Öyle bir sesi ve yorumu var ki Birsen Tezer'in içimde boydan boya camlar kırılıyor sanki o şarkı söylerken. Onun sesinde bu toprakların bütün aşklarını, acılarını, kırgınlıklarını, yalnızlıklarını, vazgeçişlerini, direnişlerini, haksızlıklarını, yarım kalanlarını, bir hiç uğruna bitenlerini satır satır yaşıyorsunuz. Ve bir yandan da bu duygulara tezat bir biçimde; aydınlık sabahlara olan umudunuzun daha da arttığını hissediyorsunuz. Onun sesiyle çarpışmak, inceden inceye herşeyle yüzleşmek gibi...
Upuzun bir film izliyor gibi oluyorsunuz. Geçmişten bugüne, doğudan batıya, geceden gündüze, boydan boya... Sayın ve sevgili, ve çok kıymetli Birsen Tezer, siz lütfen yüzümüzü ışığa döndüren sesinizi bizden esirgemeyiniz. Bugüne dek sizle ilgili herhangi bir şey yazamadığım için, size bunca zaman bu kadar geç kaldığım için ben sizden özür diliyorum. Umarım kabul edersiniz...

AYNUR- REWEND
O bir müzisyen olmanın dışında kocaman bir kahraman da aslında. Kaderindeki dikenli telleri büyük cesaretle kesen kız... Üzeri örtülmeye, görmezden gelinmeye çalışılsa da o çığlığını hiç susturmadı. Bağırabildiği kadar uzaklara bağırdı. Avaz avaz, içten içe çıra gibi yanarken her seferinde biraz daha kabuklarını sertleştirerek bağırdı Aynur... Fatih Akın'ın İstanbul Hatırası filminde söylediği "Ahmedo"yla içi oluk oluk kanamayan var mı? "Keça Kurdan"ın dikenli telleri sizin de her yerinize batmadı mı?

Bazı müzisyenlerin şarkıya falan ihtiyacı yoktur. Onlar sesleriyle kocaman bir çığlıktırlar, bitmez bir ağıttırlar. Aynur bir albümünde sadece haykırsa, yüreğinden ne geliyorsa "ses"e dökse bile, sevdiğiniz binlerce şarkıyı ve yorumcuyu katlar, cebinize koyarsınız...İşte öyle bir şeydir Aynur... Böyle de eksik anlatmaya gücüm yeter ancak...

Konsept Albümlerin Galibi: BİR NEV-İ ALATURKA

Herhalde Türklere özgü bir şeydir. Biz de bir yerden bir rüzgar esmeyegörsün, eğer biraz da ilgi görmüşse, herkes hazırlıklı, hazırlıksız kendini atıverir rüzgarın önüne. "Konsept albüm" meselesi de böyle oldu. Aslında yıllardır söylediğim, önerdiğim "her albümün bir konsepti, hikayesi olmalı" düşüncesi, yayınlanan örnekler başarılı olunca, bir anda herkesin gündemine alınıverdi. Göksel (70ler), Işın Karaca (arabesk), İzel (Türk Sanat Müziği) ve Şevval Sam (arabesk) derken şimdi de Nev cephesinden "Bir Nev-i Alaturka" geldi. Nev, sıralamada sona kalmış gibi görünüyor ama bu albüm üzerinde 2 yıldan fazla süredir çalıştığını biliyorum. Ara ara da haberlerini almıştım. Genelde sona kalmak, artık o mesele liğme liğme edildiği için kötü olur ama bazen de "son gülen iyi güler". Nev öyle başarılı ve özenli bir albüm yapmış ki, konsept albümlere son noktayı koymuş.

Böyle albümler her ne kadar "kolaya kaçmak" gibi algılansa da, "ne var canım böyle bir albümle başarıya ulaşmak çok kolaydır" dense de aslında tam tersidir. Böyle bir projenin başarıya ulaşması için bir çok şartın bir arada olması gerekir. Bir kere seçtiğiniz "konsept"in sizin de ruhunuza, yorumunuza ve müzikal hikayenize uyması gerekir. Seçilen repertuvarın hem seçtiğiniz konsepti iyi anlatması, hem de yine sizin müzikal yolculuğunuza uyumlu olması şarttır. Ek olarak düzenlemeleri nakış gibi işler, yorumculuğunuz üzerinde de ustaların yorumlarını dikkate alır, bunun üzerine de kafa patlatırsanız başarılı olmamanız için hiçbir neden yoktur. E bir de bütün bunların üzerine fotoğraflarınıza ve görsel sunuşunuza da özenirseniz ortaya "çifte kavrulmuş" bir lezzet çıkar. "Bir Nev-i Alaturka" bütün bu saydıklarımdan tam not alan bir çalışma oldu.

Nev'in zaten oldum olası sesi alaturkaya çok yatkındı. Kariyerinin en başından beri bu alaturka tad, şarkılarında da hep oldu. Repertuvar seçimi derseniz diyecek sözüm yok. Şuna rağmen yok üstelik: Daha önce söylemiştim, ben böyle albümlerde biraz daha kıyıda köşede kalmış şarkıların tercih edilmesinden hoşlanıyorum. Bir müzik türü denince ilk akla gelen şarkıları görünce hemen bir mesafe koyarım, yüzüm ekşir. Bu albümde "Ben Küskünüm Feleğe", "Sevmekten Kim Usanır", "Kimseye Etmem Şikayet" gibi bu kategoriye giren şarkılar olmasına rağmen, Nev bu şarkıları öyle kendi renklerinde yorumlamayı başarmış ki, milyonlarca kere dinlediğim bu şarkıların Nev yorumları heyecanlandırdı beni.

Nev'in hem yorumculuğu, hem de bu şarkılara dikilen müzikal elbiseler öyle güzel, öyle özenli ve lezzetli ki, Nev'in hem kendi renklerini duyuyorsunuz, hem de bu şarkıların hak ettiği alaturka tavrı. Hem Nev gibi, hem olması gerektiği gibi. Yani başka dinleyişle Nev dinleyicisi de sever, alaturka tutkunları da bağrına basar. İşte bu başarılması en zor şeydir. Nev, bunu başarmış. Bu şarkılara son derece "edepli" ve "haysiyetli" yaklaşmış.

Ve son olarak albümün Candaş Arın imzalı fotoğraflarını, kartonet tasarımını ve Mahir Akyol imzalı klibini de çok sevdim. Son derece özenli. Hele klibe bayıldım gerçekten. Mahir Akyol daha çok klip çekmeli. Bu projeyi böyle "özel" kılan, Pasaj Müzik ve Nev başta olmak üzere herkese teşekkürlerimi iletiyorum.