17 Haziran 2010 Perşembe
İKİ KLİP ARASINDAKİ 7 BENZERLİK YA DA FARK...
HANDE YENER/ BODRUM
KYLIE MINOGUE/ SLOW
16 Haziran 2010 Çarşamba
BU GRUBA DİKKAT! GECE
Ankara'lı GECE grubu, ilk albümlerini Koray Candemir prodüktörlüğünde, bundan yaklaşık 2 yıl önce yayınlamıştı. Albümlerini Funda Sanlıman'ın ofisinde dinlemiş, etkilenmiş ve grupla ilk televizyon (NTV) ve dergi (Billboard) röportajlarını ben yapmıştım. Bu ilk albümlerinde elbette daha iyi olmasını arzu ettiğim şeyler olmuştu. Eleştirilerimi onlara da aktarmıştım. Ama yine de bir "ilk albüm"e göre iyi bir başlangıç sayılabilirdi. En önemlisi, bu çocuklarda kesinlikle gelecek vardı, hissetmiştim. Ve grubun ikinci hamlesi yanılmadığımı gösterdi.
İkinci albümleri öncesi bir sinle'la karşımızda GECE. Yıllar önce Sezen Aksu'nun söylediği, bir Orhan Atasoy şarkısı "Gamsız"ı cover'lamışlar. Önce cover seçimlerinden dolayı tebrik ediyorum. "Cover" meselesinin suyu çıkarılmak üzere ama acaba kaç kişi, kendine en doğru "cover" şarkıyı seçmeyi başarabiliyor? İşte bu gerçek bir muamma. Çünkü genelde 3-5 şarkı arasında dolaşıp duruyor herkes. O yüzden böylesi kıyıda köşede kalmış, böylesi de grubun ruhuna çok uyan bir şarkının seçiminden ötürü, GECE'yi kutluyorum. Çok da güzel; kendilerinin kılmayı becererek yorumlamışlar şarkıyı. Yalnızca iyi cover seçimi ve iyi bir yorumlama da söz konusu değil. İlk albümlerini dinlemiş biri olarak, grubun her anlamda kendini geliştirdiğini görüyorum. Hem vokal kullanımı, hem müzikal hakimiyet... Dolayısıyla diyeceğim tek şey var: Helal olsun çocuklar, devam edin!!!! Takipteyiz...
BU ADAMA DİKKAT! İLKAY SİPAHİ
İlkay Sipahi, tam anlamıyla bir sürpriz oldu benim için. Açıkçası 4Yüz gibi ortalama bir pop grubunun içinde böylesine duygulu ve farklı bir adam olduğunu kestiremiyor insan. Albümü de Fatih (Melek) ve Ahmet Kamil (Taşkın) ın ikili ısrarı olmasa, bu karmaşada belki de çok sonraları dinleyecektim. İlkay Sipahi'nin "Aşkın İlk Hali" adını verdiği ilk solo albümünden söz ediyorum.Bir ilk albümden beklediklerimden çok daha fazlasını sunuyor Sipahi. Son derece duygulu, keskin ve güçlü bir yorumu var. Baştan sona güzel yazılmış, bestelenmiş ve düzenlenmiş şarkılara sahip. Ağırlıklı olarak söz ve müziğini kendisinin yazdığı şarkılarıyla İlkay, iyi bir yorumcu olmanın yanı sıra, işin mutfağında da başarılı olacağını daha ilk albümden göstermiş oluyor. Albümün hem prodüktörü hem de ağırlıklı aranjörü olan Temel Zümrüt'le de son derece özel bir uyum yakalamış ikili. Zaten güzel olan şarkılar, Zümrüt'ün dokunuşlarıyla biraz daha güçlenmiş. "Yakışmıyor Sana Aşk", "Sarılıp Günahına", "1 Yıl 5 Ay", "Hayat Böyle" ve Murat Güneş bestesi "Başucumda Özlemin" en dikkatimi çeken şarkılar oldu. Özellikle "Hayat Böyle" ve "Başucumda Özlemin"e takıldım, kaldım. Ama albümle ilgili bir sıralama yapsam "Hayat Böyle"yi ilk sıraya koyarım. Dramatik kurgusu, vokaller, alt yapının vokalle adeta dans ediyor gibi onu kuşatışı...Yahu ne diyeyim, ne güzel sürpriz bu böyle. Hoşgeldin İlkay Sipahi, yolun açık olsun...
Not: Tek bir şeye takıldım. Sanırım İlkay'ın gençliğine vermek lazım, bir iki şarkıda, "giden"e biraz ağır şeyler söylediği yerler de olmuş. "Yalnızlığın tacını tak/Hiç yakışmıyor sana aşk", "Lanetler yağsın seninle doğan o ilk sabaha" gibi. Zamanla sen de "giden"leri daha şefkatle seveceğin, hatırlayacağın günlere geleceksin İlkay... Ne yaşanmış olursa olsun ve sen her ne kadar hak etmediklerini düşünsen de, yine de iyi olsun diye dua etmek, lanet etmekten çok daha değerli ve kıymetli sanırım. Kimseye lanet olmasın ya... Herkese yakışsın aşk, keşke herkes güzel sevmeyi becerebilse...
15 Haziran 2010 Salı
Ozan Doğulu ve Sıla'dan Süper Manevra: ALAIN DELON
Benim için yazın sürpriz hiti Sıla ve Ozan Doğulu'dan geldi. Doğulu'nun "130 bpm" adını verdiği dans-remix albümü birkaç güne yayınlanacak. Bu albümün yukarıda izlediğiniz çıkış şarkısı "Alain Delon"u ise sıklıkla duyacağız bu yaz. Ozan Doğulu'nun bestesine Sıla'nın yazdığı acayip eğlenceli sözlerle epey dans ederim ben, anlaşıldı. Üstelik klibi de süper eğlenceli olmuş. Sıla'ya duygusal şarkıların yanı sıra böyle eğlenceli ve esprili şarkılar da çok yakışıyor. Kendi albümlerinin duygusal bütünlüğü içinde bazen biraz tuhaf durabiliyor ama böyle ara projelerde bol bol böyle şarkılar da söylemeli Sıla. Bu deli ve eğlenceli yanını bizden esirgememeli.
Not: Bu arada albümde Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Tarkan ve Kenan Doğulu da farklı dönemlerde söyledikleri farklı şarkıların yeni yorumlarıyla yer alıyor. Ozan Doğulu, Türkçe Pop müziğin en önemli müzik adamlarından. E böylesi bir kadroyu da bir tek o bir araya getirebilirdi. "130 bpm" bu yazın en güzel dans albümü olacak gibi görünüyor.
Yeliz'den Tadımlık Albüm
Albümde beni en çarpan şarkı, daha önce Nilüfer'in eşsiz bir şekilde yorumladığı Adnan Ergil bestesi "Son Perde" oldu. Bazen bazı şarkılar ve yorumcularıyla öylesine güçlü bağlar kuruyorsunuz ki, günün birinde o şarkıyı, bir başkasının yorumlamasını düşünemiyorsunuz bile. "Son Perde" de benim için yalnızca Nilüfer demekti. Ki Nilüfer'in bir çok şarkısıyla kurduğum ilişki de böyledir. Böyle düşünceleri, ancak bir başka büyük yorumcu değiştirebilir.Onlar, şarkıları yalnızca söylemezler, adeta yaşarlar. Her bir kelimesini canında hissederek söylemiş Yeliz..
Keza İlhan İrem şarkısı "Ben Değilim"le ilgili de aynı şeyleri düşünüyorum. İki sebepten çok heyecanlandım. İlki elbette Yeliz'in şarkıya kattığı duygu. İkincisi ise yıllardır kendisinden başka hiç kimsenin şarkılarını söylemesine izin vermeyen İlhan İrem'in bu inadını kırmış görünüyor olması. Sanırım bu sefer, Yeliz'le çok eski dost olmalarının da bir katkısı var ama dilerim İlhan İrem, bundan sonra başkalarıyla da paylaşır bu şarkıları. Çünkü başka seslerin İlhan İrem'e vereceği hiçbir zarar yok. Aksine bence müzikseverler gözünde daha da alevlendirecektir İrem sevgisini. Güçlü bir yorumdan İlhan İrem şarkısı dinlemek, bizi olduğu kadar İlhan İrem'i de heyecanlandırmalı. Ve dilerim, Yeliz'in İlhan İrem serüveni bu şarkıyla sınırlı kalmaz.
Albümün çıkış şarkısı "Allah Kalbine Göre Versin" deyse Yeliz'in yorumuna diyeceğim hiçbir şey yok. Güzel şarkı ama tek bir şey var. Sözlerinin bir bölümünün Sezen Aksu'nun "Perişanım Şimdi"sine çok benziyor oluşu. Sezen Aksu şöyle demişti "Sen hiç fark etmeden kalp kırmadın mı? /Merak edip vicdanına bir sormadın mı/.../ Perişanım şimdi, mutlu oldun mu/ Başını yastığa rahat koydun mu"
Peki ya bu şarkıda Şehrazat ne diyor?
"Sen vicdanına bir sor/ Rahat mı yoksa değil mi/ Başını yastığa koyduğun geceler/ Rahat uyuyabildin mi?"
Asla çok elzem bir mesele değil, sonuçta kelimeler hepimizin, duygular da. Ama o bölümde aklıma hep "Perişanım Şimdi" geliyor.
YAZ 2010- POP NOTLARI 2
Hande Yener'in serüvenini uzun bir dosyayla analiz etmiştim. Yenilik aradığı yolculuğunda nerelerde doğru, nerelerde yanlış yaptı diye. O dosyanın üçüncü bölümü olan "Bundan sonra ne yapmalı"yı ise bilerek geciktirdim. Sinan Akçıl'la sürdürdüğü yeni albüm hazırlıkları döneminde yazmak istemedim. Bir sonraki hamlesini görerek değerlendirmenin daha doğru olacağını düşündüm. "Hande'ye Neler Oluyor" adlı son albüm epeydir bir çok açıdan gündemde. Albüme hem olumlu hem olumsuz eleştirilerim olacak. Önce güzel haberlerden başlayalım.
- Hande Yener, elektronik sularda git gide tuhaflaştırdığı vokalinden, temiz pırıl pırıl pop vokaline geri dönmüş. Ne fazla ağdalı, nağmeli, eski pop dönemleri gibi, ne de elektronik döneminde Türkçeyi sonradan öğrenmiş gibi özenti, mekanik hali gibi. Tam olması gerektiği gibi bu sefer; hem sesinin gücünü ve farklı rengini hissediyorsunuz hem de piyasanın içinde aynı tonlama, renk ve ağdalı yüzlerce ismin arasında size nefes aldırıyor. Apayrı'daki gibi herşey tam kıvamında, dozunda.
- Hande Yener, uzun zamandır ilk defa bir albümde birden fazla hit çıkarıyor. Bana şimdi elektronik albümlerinde de her şarkının aslında ne kadar güzel, ne kadar melodik, ne kadar hit olduğunu anlatmaya kalkmasın. Değildi çünkü, fazla deneyseldi her şey. Zaten bu yüzden de sınırlı bir ilgi gördü. Demek ki, bir yandan hem müzikte tavırlı durmak, kendini tekrar etmemeye çalışmak, hem de hit yaratmak mümkünmüş. Hande Yener, yalnızca "siyah" ve "beyaz"ların olmadığını anlamış görünüyor hayatta.
- Albümde hit olmasına hit var, Hande Yener'in yorumu olması gerektiği gibi, müzikte yürümesi gereken doğru yolu hatırlayıp geri döndü, peki ya problem nerede? Problem Sinan Akçıl'da. Aslında Sinan hem bu albümün vazgeçilmezi, mecburi adamı, hem de en büyük handikapı.
SİNAN AKÇIL PARANTEZİ:
Durum çok net. Sinan Akçıl zeki bir müzisyen. Özellikle pratik zekası tıkır tıkır işliyor. İyi gözlemci. Ama Sinan Akçıl'ın bu albümde Hande Yener için yaptığı tam anlamıyla şudur: Apayrı'yı ve elektronik dönemi iyi analiz edip, Apayrı'yı baz alıp, her albümden, her şarkıdan doğru tutamlarda ekleyip, başka deyişle Hande Yener'in yıllara dağılmış kendi malzemesinden beslenerek oluşturduğu "karma" bir Hande oluşturmak. Bu yazıyı can acıtmak için yazıyor olsaydım "çakma" bir Hande derdim. Onu da söyleyeyim.
Ama ben ne kadar iyi niyetli olsam da şunları da söylemeden edemem: "Bodrum" şarkısı neredeyse "Kırmızı"nın aynısı. "Neden Ayrıldık", nakaratında özellikle "Biz İz Gerek"in çok kötü bir kopyası. Sopa, Acele Etme'yi andırıyor. "Kal" ruh olarak "Yola Devam"ın devamı gibi yapılmış. "Bir Gideni mi Var" akla "Şefkat Gibi"yi getiriyor. Dolayısıyla albümde özgünlükten söz edemiyorsunuz. Ama piyasanın genel sorunu bu zaten. Herkes tutmuş bir şeyin taklidini yaparak ilerliyor. Kimsenin müziği bir kaç adım daha yukarılara taşımak, yeni arayışlara girmek, müzikal olarak daha büyümek gibi derdi yok. Herkesin derdi her daim "hit olmak", "hit kalmak", "pastadan payı kaptırmamak". O yüzden kimse risk almıyor. Herkes, aynı şeyi yapıyor. "Aman bize mi düştü müzik dünyasını kurtarmak, biz hitlerimize bakalım" durumu söz konusu. Bütün bunları göz önüne aldığımızda Hande, diğerlerinden ister istemez daha yenilikçi, deneysel. Bütün bunlara rağmen Sinan da öyle. Ama onlar daha iyi olmak zorundalar. İşte burada "siyah" ve "beyaz" var. Bir işte şovalyeliğe soyunacaksanız, ya onu tam yapacaksınız, ya da kimse kusura bakmasın, bu işlere hiç kalkışmayacaksınız.
Bu aralar Sinan'ın yaratıcılığı ve özgünlüğündeki en büyük probleminin hız olduğunu düşünüyorum. Ve eskiye göre çok daha matematik bir şekilde, daha duygusuz, daha teknik şarkılar üretmeye başladı Sinan. Mesela Hande Yener'in albümünde en samimi bulduğum ve ikna olduğum 3 tam şarkı var "Çöp", "Yasak Aşk" ve "Bir Gideni mi Var" Diğerlerinde hislerim parçalı bulutlu, bölük pörçük.
Bir de hızlı üretiminden kaynaklandığını düşündüğüm çok önemli bir sorun var. Ferhat Göçer, Nilüfer, Ziynet Sali, Hadise, Kutsi, ve Hande Yener gibi liste renklenip kalabalıklaştıkça, Sinan ister istemez her birinin müzik tarzını düşünüp, kendi tavrından uzaklaşıp sözünde ve müziğinde git gide kimliksizleşmeye başladı. Otomatiğe alınmış bir fabrika gibi seri üretim yapıyor. “Bu bir Sinan Akçıl” şarkısıdır diyemiyorum artık. "Ferhat Göçer'e kendi tarzında, Sinan'ın diktiği elbise" diyorum. Peki ya müzisyenlikte iyi bir terzi olmak mı daha önemlidir? Özgün olup mevcut formları değiştirmek mi?
Sinan, her telden sözler ve melodilerle çıkıyor karşıma. Mesela Ferhat Göçer’deki "Vefası eksik yarim" sözünü Sinan'dan duymak beni ikna etmiyor, ona inandırmıyor. Çünkü Sinan, sanki ruh olarak Yener'in son albümüne yaptığı şeylere daha yakın gibi geliyor bana. Duygusunu daha öyle, kısa sözlerle, o tavırla anlatırmış gibi geliyor. Ama "Vefası Eksik Yarim"de içine Sezen Aksu kaçmış gibi oluyor. Öyle olduğu için de samimiyetini sorgulamaya başlıyorum.
Sinan Akçıl'a son eleştirim şarkı sözleriyle ilgili. Hande Yener albümünde bazı yerlerde çok altı çizilesi güzel sözler var. Ama ne yazık ki şarkıların içinde hikaye bütünlüğü yok. “Bu adam başta bunu neden demişti, şimdi buraya nasıl geldi, e ne oluyor şimdi bu hikayede” gibi bir sürü soru işaretiyle baş başa kalıyorsunuz. Bir çok söz sırf melodiye uyuyor diye konmuş gibi. Tutarlı bir hikaye bulamıyorsunuz şarkılarda.
“Saçma” Bulduğum Sözlerine 2 Örnek:
Yalanların aktığı bir yerde susamak isterdim: (Yahu yalanların aktığı bir yerde susamayı neden ister ki bir insan? Ne anlamı var? Her yerde hep doğrular olsun da hiç susamayalım. Zaten şöyle bir şey var. Senin dilediğin şeyi yaşıyoruz zaten. O yüzden şöyle yazılması daha doğru değil mi oranın: Yalanların aktığı bir yerde susuyorum şimdi. Doğrusu bu da, yine de bu hissin bu şarkıda ne işi var? Hikayeyle alakası yok)
Zamanının olmadığı bir günde buluşmak isterdim (Yahu kastın ne, neden zorlaştırıyorsun hayatı... Buluşmak istiyorsan, uygun bir zamanında buluş. Buluşunca kavga mı edeceksin et, sevişecek misin seviş ama lütfen buluş yani. Buluş ki derdini anlat)
ÖZET: Eğer bu eleştirilerim dikkate alınırsa, bence Hande Yener de Sinan Akçıl da, ikilinin işbirliği de çok başarılı ve doğru bir yere gidecek.