YAZ 2010- POP NOTLARI 1
ÜST BAŞLIK: KONSEPT ALBÜM PATLAMASI
Pop cephede bu aralar en trend olan şey "konsept albümler". Bir ara "cover" modası vardı. Herkes albümlerine birer ikişer "cover" şarkı koyarak hem bu banko hitlerden yararlanıyor, hem de kariyerlerine bu eski hitlerle taze baharlar getirmeyi umud ediyordu. "Cover"lar işe fazlasıyla yaradı. Şimdilerde ise artık birer ikişer şarkı kesmiyor kimseyi, "ara albüm" etiketini yapıştırıp "benim hep hayalimdi", "yıllardır böyle bir albüm yapmayı istiyordum", "bende en çok izi olan şarkılar", cümlelerini kendilerine üst başlık seçip, konseptine uydurup birer ikişer çıkarıyor baştan sona "cover"dıkları albümlerini. Söyledikleri gerçekten de doğrudur çoğunun herhalde, hayalleridir diyecek sözüm yok. Olsun da zaten, yapsınlar da bence. Böyle albümleri önemsiyorum. Normal şartlarda hiç söylemeyecekleri şarkıları, biz müzikseverler de farklı seslerden dinlemiş, zenginleşmiş oluyoruz. Tabi her zaman değil, bazen. Ama bu kadarı bile güzel Türkçe müzik adına...
GÖKSEL: HAYAT RÜYA GİBİ
1- Göksel'in ikinci retro hamlesinden ilki kadar tatmin olmadım. Bu albümle birlikte repertuvarın dümeni biraz daha 80'lere kırması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü nostalji konusunda 70'lerin fazlasıyla suyunun çıkarıldığını düşünüyorum.
2- Keşke herkes tarafından "şıp" diye hatırlanan şarkılar yerine, biraz daha kıyıda köşede kalmış şarkılar seçseymiş Göksel. O yüzden albümde, daha önce bir çok kez başkalarından dinlediğimiz şarkılar yerine İçime Sinmiyor, Deli Etme Beni Aşk, Kıskanıyorum ve Orhan Gencebay klasiği "Kabahat Seni Sevende" beni daha çok heyecanlandırdı. En çok da bu şarkıları sevdim. Özellikle Orhan Baba'nın şarkısı, çok yakışmış Göksel'in ruhuna. Naif ve kırılgan yorumuyla çok uyuşmuş.
4- Repertuvarla birlikte albümün en büyük problemi enerji eksikliği. Tamam, şarkıların çoğu slow olabilir ama bu sefer şarkıları öyle enerjisiz okumuş ki Göksel, kendimi çok zorluyorum ama gönlümde pek yaprak kıpırdamıyor. Mesela "Ah Nerede" gibi işveli, cilveli, enerji dolu Füsun Önal şarkısı bile Göksel'in yorumuyla "sıkıcı" olmuş.
5- Teoman'la düet yaptıkları "Palavra"da da durum aynı. Şarkıya Teoman kadar yakışacak başka bir isim yok. Süper buluşma diyorsunuz ama Göksel'de yine aynı heyecan ve cilve eksikliği. Ajda Pekkan'ın nasıl seksi söylediğini hatırlamak, Göksel gibi çok sevdiğim bir müzisyen adına içimi acıtıyor. Keşke söylemeseymiş de bunları yazmak zorunda kalmasaymışım, diyorum...
İZEL- JAZZNAĞME:
1- İzel'in Jazznağme'sinde de bu tarz diğer albümlerde olduğu gibi ilk dikkatimi çeken şey repertuvar oluyor. Böyle albümlerde tavrım ve beklentim herkes için çok net. Milyonlarca kere yeniden yorumlanmış, eskitilmiş şarkıların yerine biraz daha kıyıda köşede kalmış eserlerin seçilmesi. Mesela hala "Bir Bahar Akşamı", "Bu Ne Sevgi Ah" gibi şarkıları görünce tüylerim diken diken oluyor. Neyse ki İzel, biraz bu dağılımı dengeli yapmayı başarmış. Gurbet, Akşam Güneşi, Kara Sevda ve Şiire Gazele de var...
2- Bu albümde de en sevdiğim şarkı Orhan Gencebay şarkısı oldu. "Akşam Güneşi" çok yakışmış İzel'in sesine. Göksel de İzel de, ardı ardına Orhan Babanın diğer büyük hitlerine göre daha kıyıda köşede kalmış bu şarkılarını iyi ki söylemiş. Bence madem "konsept" albüm rüzgarları esiyor, bir müzisyen de tamamen Orhan Baba'nın böyle şarkılarından bir albüm yapmalı. Hazine bulmuş gibi hissediyorsunuz.
3- İzel, genel olarak seçtiği her şarkıyı iyi yorumlamış. Zaten İzel, çok özel yorumculardan biridir. Ses rengini çok severim. Şarkılara kibar bir hüzün katar hep. Usul usul kendi içine eriyen mum gibi söyler.
4- Albümde beni tek ikna etmeyen şey adı ve dolayısıyla konsepti oldu. "Jazznağme" adını verdiği albümde İzel, bu şarkıları cazvari bir sound'la söylediğini iddia ediyor. Ama bana nedense "Kal Bu Gece" dışında hiç caz hissiyatı geçmedi. Daha Coşkun Sabah, Ferdi Özbeğen, Ümit Besen tonları aldım. Bunda hiçbir sakınca yok, böyle de gayet hoş. Ama "caz" yapıyorum diyorsanız, onun altını doldurmanız gerekir. Bir gün inşallah "caz"vari alt yapılarla da dinleyebiliriz İzel'i.
5- Keşke Cem Yılmaz'dan sonra "Ah Bu Gönül Şarkıları"nı ve Deniz Seki'den sonra "At Kadehi Elinden"i söylemeseymiş İzel. Şarkıların orjinal yorumcularının dışında, farklı bir ses aradığımda, ben bu ikisini dinlemeye devam edeceğim. İzel'i değil...
6- Albümde ısınamadığım ve büyük bir ihtimalle İzel'den dinlemeyi bir daha istemeyeceğim şarkılar şöyle: Yine Yakmış Yar Mektubun Ucunu, Akşam Oldu Hüzünlendim, Bir Bahar Akşamı, Bu Ne Sevgi Ah. Zaten bu şarkılar benim kişisel tarihimde çok sık dinlenmez, ama zamanı ve yeri gelirse seçtiğim yorum İzel olmayacak.
7- Muazzez Ersoy'un "Kal Bu Gece"si albümün caza en yakın yorumu olmuş. Şarkı, İzel'e çok yakışmış ama keşke biraz daha tempolu ve enerjik yorumlansaymış. Biraz enerjisi ve heyecanı eksik geldi bana.
IŞIN KARACA- ARABESQUE GEÇMİŞ, GEÇMEMİŞ HİÇ
1- Ben genel olarak bu albümü sevdim. Repertuvar seçimini de başarılı buldum. Hem "Tanrım Beni Baştan Yarat", "Mavi Mavi", "Dilektaşı", "Hor Görme Garibi", "Kimbilir" ve "Yalan" gibi arabesk deyince ilk akla gelen örnekler var, hem de "Diyemedim", "Ne Duamsın Ne Bedduam" gibi şimdinin aynasına yılların içinde hala daha taze kalmış şarkılar var.
2- Işın Karaca'nın yorumculuğu da genel olarak etkileyici. Zaten çok güçlü bir ses ama yüzü batıya dönük bir vokalin arabeskin koyu dehlizlerinde de gırtlaklı, nağmeli yüzebilmesi o kadar kolay değildir. Bu işten alnının akıyla çıkmış.
3- Şöyle bir problem var. Bazı yerlerde Işın'ın yorumu kulağınızı yoruyor. Daha az ses gösterisi yaparak, daha sakin de söyleyebilirmiş bu şarkıları. Sertab gibi, "ses gövde gösterisi" yapmaktan vazgeçmeli Işın. Bakınız Sertab, ne yumuşak, ne tatlı söylüyor artık şarkılarını. Yormuyor.
4- Çıkış şarkısı olarak "Dert Bende Derman Sende"nin seçilmesi çok doğru karar. Albümün en parlak yorum ve düzenlemelerinden biri. Hatta en görkemlisi. Işın da şarkıyı iyi yorumlamış. Ruhları birbirine çok uymuş. (Klibe biraz daha özen gösterilebilirmiş. Girişteki nostaljik kasetçi, sizi arabeskin patladığı yıllara ışınlayıveriyor ama sonrasında sıradan bir sahnede buluyorsunuz kendinizi. Keşke "arabesk"i daha çok hatırlatacak temalar kullanılsaymış)
5- Albümde beni en çok etkileyen iki şarkı oldu. "Diyemedim" ve "Ne Duamsın Ne Bedduam" Çok sarsıcı olmuş her ikisi de. "Diyemedim", Işın Karaca'nın en iyi yorumladığı şarkılar listesinde iyi bir derecede yer alacak kadar iyi. "Ne Duamsın Ne Bedduam" zamanının çok büyük ses getiren şarkılarındandır. Niyeyse biraz unutulmuş gibidir. Bu şarkının seçilmesi heyecan verici. Yorum da öyle.
6- "Kim Bilir" ve "Dilek Taşı" ise pek gönlümde yaprak kıpırdatmadı. "Dilek Taşı"nı hala sade ve sadece Gülden Karaböcek'ten dinlemeyi tercih ederim. Bir çok yorumcu söyledi ama bu şarkı Gülden'dir ve bu defter kapanmıştır gibi hissediyorum hep. Aynı şekilde "Kim Bilir" de defalarca yorumlandı. Ama onun yanında da bende yalnızca Kibariye yazar. Başka yoruma gerek yoktur. Keşke bu kadar sahipleriyle ayrılmaz bağ kuran şarkılar yerine, albümün kalanında olduğu gibi kendinin kılabileceği şarkılar seçseymiş Işın.
7- Albümün kapak fotoğraflarını beğenmedim. Yahu, madem "arabesk" konseptli proje bir albüm yapıyorsunuz, Selami Şahin'den danışmanlık alıyorsunuz, Maldivler'e gidivermişken fotoğraf işini de hallediverelim demek olur mu? Fotoğraflar sanki başka bir albüm için çekilmiş gibi. Oysa çok güzel "arabesk"e uygun bir temayla görsellenebilirdi Işın Karaca. Müzikten, şarkıdan, yorumdan daha mı önemlidir? Elbette değildir ama artık şu "görsel bütünlük" meselesini de biraz hayatlarına katsın bizim starlarımız da. Daha önce Gülşen için de yazdım bu konuyu, dert edindim, hep yazacağım...
8- Bu albümün devamının geleceğini açıkladı Işın Karaca. Hemen isteklerimi söylüyorum. İkinci albümde Orhan Gencebay ve Ahmet Kaya şarkıları unutulmamalı artık.

