Twitter Updates

23 Nisan 2010 Cuma

Nihayet...İşte..Artık Bizlerle...

O kadar uzun zamandır bekliyorum ki bu kayıtları. Nükhet Duru'nun sesinden ilk kez dinlediğim zamanın üzerinden, aşağı yukarı tam bir yıl olmak üzere. Hayatımın en sürprizli doğum günüydü. Kendimi bir arabanın içinde, yanımda Nükhet Duru ve Mete Özgencil, stüdyoya giderken buluvermiştim. Ve Suat Aydoğan'ın nefis aranjesiyle "Beni Sil Beni Geç", kişisel tarihime Mete'nin sesinden sonra Nükhet'li ilk kaydını bu arabada düşüyordu. Ve henüz "Hayat" albüm repertuvarına yeni dahil oluyordu. Nükhet Duru, şarkının okumasını henüz yapmamıştı. Ve ben Nükhet Duru'nun kariyerinin en önemli albümlerinden biri olacak "Zaten"e, son yıllardaki zirvesine doğru yol alıyordum. Şahitlik ediyordum "Zaten"in stüdyo okumalarına, sonra "Gönlüm"e, "Madem"e, ve "Canım Yanar"a...

Her şey birdenbire oluvermişti. 2009'unda 27sine girerken Suat, en güzel doğum günü hediyesini alıyordu. Ve şimdi bir yıl sonrasında, bu sefer 28ime doğru yol alırken, teknik aksaklıklar nedeniyle çıkışı epey geciken albüm, kişisel tarihimde yine çok özel bir zamana "armağan" olarak geliyor. Ben 27 yılı hayata uğurlarken, Nükhet Duru, yeni yaşımda beni yeni bir "Hayat"la karşılıyor.
Fotoğrafımı çekip, doğum günüme bir hafta kala beni bana gösteriyor:
"Bir aptal daha akıllandı bugün/ Günlerden doğum günüm/ Aylardan gözüm aydın/ Yıllar deme zaten üzgünüm"

Çıkışı eylül olarak belirlenen "Zaten" albümü öncesi, artık şöyle küçük bir tadımlık zamanı. Şöyle keyifle uzanın koltuklarınıza... Şimdi yeniden Nükhet zamanı. Şimdi yeniden Nükhet'in zamanı... Yıllardır özlediğimiz, ondan duymayı arzu ettiğimiz, beklediğimiz ne varsa, o, "fazla"sıyla geliyor bu sefer...Ve iyi ki önce "ilk2" geldi diye de dua edin bence, çünkü 10u birden epey fazla ve sarsıcı gelebilirdi. En güzeli, temiz temiz, alışa alışa "Zaten"e hazırlanmak...

Fazla mı hayran olmuş, etkilenmiş görünüyorum uzaktan? Boşversenize, önce bir "ilk2"ye göz atın siz, "Zaten" de görüşürüz nasılsa....



MÜZİKAL NOTLAR:
1- "Hayat"ın aranjesini yapan Devrim Karaoğlu yine harikalar yaratmış. Mete Özgencil şarkılarına yaptığı düzenlemelerle tanıyoruz onu. Her seferinde kendisini aşıyor, nefis sound'lar kullanıyor. Türkçe Pop müziğin başına gelen en iyi şeylerden o...Daha çok olsa keşke...

2- "Beni Sil Beni Geç"in Mete Özgencil imzalı videosu da nefis olmuş. Çok şık ve asil görünüyor Nükhet Duru. Mete'nin tekinsiz kamerası, sürekli dönen, adeta bir sarhoş gibi yalpalaya yalpalaya çekilen görüntüler karşısında Nükhet'in hiç hareketsiz halleri, güzel bir tezatlık oluşturmuş. Nükhet Duru'nun iki elbisesi de çok şık ve sade. Acısını içine içine yaşayan, yangınını dışına belli etmeyen asil bir duruş var Nükhet'te...

14 Nisan 2010 Çarşamba

Ve Özlem Tekin Ses Verir: Yatağım Boş



Çok uzun bir ara oldu bu sefer. Cem Öcal'la evlendikten sonra Bodrum'a yerleşen Özlem Tekin, uzun bir süre müziğe ara vereceğini söylemişti giderken. Ama beklenen olmadı, sanırım Özlem kişisel olarak da bu uzun araya dayanamadı ve bir süredir çalışmaları süren yeni albümünü tamamladı. 5 yıllık bir aranın ardından gelen yeni albümün adı da manidar: Bana Bir Şey Olmaz. Can Şengün'ün müzik direktörlüğünde hazırlanan albüm, önümüzdeki hafta müzik marketlerde olacak. Ve albümden merakla beklenen ilk single: Yatağım Boş... Kısa bir süre önce "dailymotion"da paylaşıldı. Ve siz de ilk izleyenlerden biri oluyorsunuz şu dakikalarda...

Peki ya geçen onca zamana rağmen Özlem'e gerçekten bir şey olmamış mı?
İtiraf etmem gerekirse tuhaf duygular içindeyim. Özlem, bıraktığımız gibi değil arkadaşlar. Ne şarkıya alışabildim, ne de Özlem'in yorumuna. Elbette sesinde ve yorumunda onunla ilgili geçmişimizi hatırlatan şeyler var ama çok değişmiş. Bakışları bile değişmiş. Yaşadıklarından ister istemez etkileniyor insan. Mutlu bir evlilik, İstanbul kaosundan kurtulup Bodrum'a yerleşme, 5 yılı sakin bir yerde geçirme. Evet, biraz daha huzurlu ve sakin gözüküyor. Ama epey yabancılaşmış hepimize gibi. Özlem, her zaman değişimi sevdi. Hep aradı, denedi, kendine yeni yollar, sözler, melodiler buldu, savruldu, toparlandı. Bir sürü dönemden geçti. Ama ilk defa bana bu kadar yabancı geliyor. Sanki onunla ilk kez tanışıyorum gibi. Bakalım siz ne düşüneceksiniz? Elbette tek şarkı yalnızca fikir verir, albümü ve diğer şarkıları da daha çok merak ettim şimdi.

9 Nisan 2010 Cuma

Şarkılar Güzel De Şu "Görsel Bütünlük" Meselesi Ne Olacak?

Aslında bu konu bizim popüler sanatçılarımızın hala pek önemsemediği, üzerinde durmadığı bir şey. Daha doğrusu böyle bir alışkanlık ve çalışma sistemi yok. Mesele: görsel bütünlük meselesi ya da albümün genel konsept ve imajı. Yurt dışında böyledir. Önce müzisyenimiz ruh haline göre şarkılarını yazar, hatta daha "hesaplı" projelerde şarkılardan önce tavır ve konseptin hazırlandığı, stratejinin bunun üzerine belirlendiği bile olur. Ki çoklukla böyle olur. Ama hadi biz o kadar yapaylaşmayalım, gerçek duygularımızla şarkılarımızı yazalım da şu "görsel strateji" meselesine artık bir eğilelim...

Ne demek istiyorum?
Mesela şarkıcımız kendini daha kadın, daha seksi ve yırtıcı hissettiği bir dönemdedir, duyguları da öyledir, daha sert ve seksi şarkılar yazar, sonra o şarkılara göre de albümün görsel dili, fotoğrafları ve klibi belirlenir. Ürünü oluşturan her bir parçanın "ana fikir"le uyumlu olması gerekir. Albümün kartonetinde kullanılan yazı karakterinden fotoğraflardaki renklere, klipteki aksesuarlara kadar bütünüyle hepsi aynı "görsel" tavrı yansıtmalıdır. Ve bu görsellik öyle bir kliple bir kenara atıp, bir sonraki klipte bambaşka bir telden çaldığınız bir şeye dönüşemez. Zaten kafanızda en başından bir kurgunuz vardır, olmalıdır. "Çıkış şarkısı bu olacak, onun ardından bizi 3.klibe hazırlamak üzere 2.klip şöyle bir görsel dille şu olacak, 3.klipte geldiğimiz bu nokta bizi 4. klipte buraya taşıyacak" gibi. Ama böylesi planlar, hesaplar ne yazık ki bizim topraklara pek uğramıyor. Elbette bu kadar plan yapmak da işin samimiyetini öldürüyor. Ama ne yazık ki "popüler müzik"ten bahsediyorsak, artık bu çağda, böyle bir düzende yaşıyorsak, yavaş yavaş bunları hayatımıza adapte etmemiz, insanların gözüne sokmadan, mantıklı bir şekilde uygulamamız lazım.

Mesela yeri gelmişken hemen örneklendirelim. Bakınız Gülşen... Ne yaptı sevgili Gülşen? "Önsöz" diye nefis bir albüm hazırladı. İçinde yaşadığı duygusal kırılmalardan dimdik çıkan, acısını da söylemeye çekinmeyen ama karşısındakine kibar kibar ince ayar veren, yeri geldiğinde restini çeken şarkılar vardı. Bu ruh haline göre Nihat Odabaşı yukarıda gördüğünüz şahane fotoğrafları çekti ona. Albümün kartonetini de, klibini de birbirine paralel giden dünyalarda hazırladı. Buraya kadar sorun yok. Gülşen'in şarkılarda verdiği duyguyla, klip, fotoğraf ve diğer detaylar birebir örtüşüyordu. Sonra ne oldu? O sert, seksi, uzak ve soğuk kadın gitti, yerine "Ezberbozan"a çekilen klipte siz deyin Marilyn Monroe, ben diyeyim Gwen Stefani şekerliğinde, pembe çarşaflara sarılan, yumuşak, tatlı bir kadın çıkageldi. Peki ya bir anda o Madonna keskinliğinde sert, uzak, soğuk, had bildiren, cool kadına ne oldu? Nereden çıktı bu lolipop şekeri kıvamında havalar?

Zaten bu albümün 2.klibi "Ezberbozan" olmamalıydı. Gülşen'in bu albümde koyduğu o keskin tavrı devam ettirecek şarkı "İade"ydi. Nihat'ın cool ve uzak görselliğini devam ettirdiği bir kliple, sevgiliye çekilebilecek en "cool" ince ayarı çektiği şarkısı "İade" albümün 2.barutu olmalıydı. Eğer bu albümün sonunda, duygusunun geldiği nokta "yumuşak çarşaflar içinde Marilyn Monroe" olmaksa 3.ve 4.klip görsel olarak o noktaya bizi hazırlamalıydı. Ki bence bu albümün tavrında hiç öyle bir görsel ton yok ama hani canı öyle istiyorsa bile bunu yapabilmesi için en az 2 klip vardı önünde. Aynı hatayı geçmişte Sıla yapmıştı. İlk klibiyle sert, erkeksi ve cool halinden bir anda melek kadar naif bir tona geçmişti. Zaten bu sebepten, ilk albümde Sıla'nın ne müzikal tavrı ne görsel dili oturabildi. Sıla kendi tonunu daha yeni yeni bulabildi.

Bu konuda fikir almak için marka ve iletişim danışmanı arkadaşım Ebru Sezgin'i de aradım. Söylediklerime katıldığını belirtti ve aynen şunları söyledi: "Bir albümün konserlerinden klibine, fotoğraflarından iletişim stratejisine kadar her elementinin uyum ve sürdürülebilir bir bütünlük içinde olması gerekir. Yurt dışında her sanatçının, her albümün stratejisi çok önceden belirlenir. Her adımı, her aşaması planlanır ve ürün dediğimiz şey, her şey planlandıktan sonra piyasaya sunulur. Ne söyleyecek, nerede, ne giyecek, fotoğraf ve klipler şarkıları nasıl destekleyecek" Bütün bunlar uzun uzun konuşulur. Bizim ülkemizde ne yazık ki sanatçılar daha çok "günü kurtarmak" derdindeler. Böyle şeyler gündemlerinde yok. Oysa bir markanın stratejisi olmak zorundadır. Gülşen'e gelince, Gülşen'in hala kimlik arayışı içinde olduğunu düşünüyorum. Müzikal tavrı da tam olarak oturmadı. Bu da ister istemez görselliğine yansıyor,görsellikte tutarlı bir resim vermiyor. Türkiye'de olduğu gibi görünen, söylemleriyle görselliği her zaman paralel giden bir tek Pamela var. Onun iletişim tonu her zaman belliydi, netti... Ona ait olmayan hiçbir şeyi üzerine giymedi, o yüzden hiç bir şey eğreti durmadı üzerinde."
İşte profesyonel bakış da böyle söylüyor. Bu konunun önemli olduğunu düşünüyorum.

8 Nisan 2010 Perşembe

Ve BEDÜK Dünya Sularında...GO Bedük!

Aslında en başından beri belliydi. Bedük cephesinden bu güzel haber er ya da geç gelecekti. Kısa sürede Türkiye'de elde ettiği başarıyla sınırlı kalmayacaktı. Açık denizler onu bekliyordu. Sonuna kadar da hak ediyordu. Hemen bu şahane haberi verelim önce: Bedük, Sony Müzik'in en büyük pop label'larından Columbia Records'la bir anlaşma imzaladı. Son albümü "Go"nun dağıtımcısı Sony Müzik Türkiye olduğu için, ister istemez şirketin kataloglarında yer almış Bedük. Ve Columbia Records albümü çok sevmiş. Kısa bir süre sonra Avrupa'nın tamamında ve Asya'da albüm Sony Music Columbia Records etiketiyle yayınlanacak. Albümün klibi "Electric Girl" de, MTV Fransa, Avustralya, İngiltere, Hollanda, İspanya, İsviçre ve Rusya'da yayına girdi bile. Çok büyük ve önemli bir şey bu. Bugüne dek hiçbir Türk artiste nasip olmayan bir şeyden söz ediyoruz. Peki ya Bedük neler hissediyor, bütün bu süreç nasıl gelişti? Şimdi detayları birinci şahıstan, Bedük'ten dinleyelim.

Bedük'le bugün NTV için röportaj yaptık, bu süreci ilk kez bize anlattı. İşte söyledikleri...

ALBÜM ÖNCE AVRUPA VE ASYA'DA SONRA AMERİKA'DA ÇIKACAK
Columbia Records'la anlaştık. Columbia Records dünyaca ünlü büyük bir şirket. Robbie Williams'tan Celine Dion'a uzanan bir sanatçı listeleri var. Columbia'nın olması benim için çok önemli. Çünkü majör bir şirket, büyük bir şirket ve tüm dünya global ağlarına hakim. Böyle olduğu zaman da direkt global artistlerle aynı konumda bulunuyorsunuz. Önümüzdeki hafta Avrupa ve Asya'da çıkacak albüm, mayıs ayında da Amerika'da.

TEKLİF ONLARDAN GELDİ, HATTA ISRAR ETTİLER
Gelen tepki şu: bu işin dünyadaki benzerlerinden ya da dünyada şu anki popüler müzikten hiçbir farkının olmadığı, hatta çoğundan önde olduğu gibi şeyler söylediler. "Hadi artık bunu çıkartmalıyız, niye bekliyoruz, hadi artık verin şunu bize" diye de ısrar ettiler. Normalde biz bastırırız ama bu sefer onlar bastırdı. Sony'nin farklı farklı bölgelerinden çok güzel tepkiler aldık. Onları değerlendirme aşamasındayız. Hangi ülkede, nasıl çıkacak, ben nerede nasıl bulunacağım vs... Adım adım işliyor ama şu anda en büyük adımı attık, devamı gelecek herhalde.

ŞU AN GELDİĞİM NOKTA AMAÇ DEĞİL, SONUÇ
Benim için Afganistan'da olmak, Pakistan'da olmak veya Avrupa'da, Japonya'da olmak arasında hiçbir fark yok. Benim için yaptığım iş önemliydi. Ben nasıl Ankarada'ydım, amatör bir müzisyendim, İstanbul'a geldim işler büyüdü, değişti ve nasıl kendimi ona adapte ettiysem, bu da İstanbul'dan bir sonraki basamak. Çok fazla "Ay şimdi ne yapacağız, bu işler nereye gidecek" filan diye düşünmüyorum. Çünkü en başından beri, amatör müzisyenliğimden bu yana tek yapmak istediğim şey; sevdiğim şeyi yapmaya devam etmekti. Ve bunun sonuçlarını iyi veya kötü kucaklamak. Şu an geldiğim nokta bir amaç olarak değil sonuç olarak buraya geldi. Ben de değişen bir şey yok; sevdiğim şeyi yapmaya devam ediyorum ve sonuna kadar da edeceğim.

Bedük, uluslararası MTV'lerde böyle yer alıyor:

http://www.mtv.fr/musique/artistes/serhat-beduk/videos/electric-girl-493788/

http://www.mtv.com.au/music/artists/serhat-beduk/videos/electric-girl-493788/
http://www.mtv.co.uk/artists/serhat-beduk
http://www.mtv.nl/muziek/artiesten/serhat-beduk/videos/electric-girl-493788/

7 Nisan 2010 Çarşamba

Erotik Klibiyle İlgili Teoman Neler Diyor?

Teoman'la bugün sıcağı sıcağına şu "erotik klip" meselesini NTV- Gece Gündüz'e, konuşmak üzere buluştuk. Karaköy'deki menajerlik ofisindeydi Teoman. Küçük bir home-studio açmış oraya. Menajeri Funda Sanlıman'ın ofisinin hemen yanında. Epey zayıflamış. Önümüzdeki hafta Londra'ya gidiyormuş. Hem tatil, hem de işle ilgili bazı şeyler yapacak. Bu minik detaylardan sonra sizi Teoman'ın söyledikleriyle baş başa bırakıyorum. Üst başlıklar size yardımcı olacak:)

BU KLİBİ ÇEKMEYE NASIL KARAR VERDİM? SÜREÇ NASIL İŞLEDİ?
Arkadaşlarımla Brezilya'ya tatile gittik. Yeni bir kamera almıştım. Kullanmasını pek bilmiyordum ama onu da sırt çantama aldım. Nasıl olsa bir şeyler çekerim ben orada diye. Aklımda "Ruhun Sarışın"a şöyle eğlenceli, esprili bir şeyler çekmek vardı. Rio'dan önce İlha Grande adasına gittim. 1400 kişinin yaşadığı, hatta son dönemlerde heyelan nedeniyle çok daha az insan kalmıştı. İngilizce bilen neredeyse yoktu. Kimi bulduysam etrafıma topladım. Orada çalışan çocukları, tezgahtarları, hediyelik eşya satıcılarını, turistlerin fotoğraflarını çekenleri..Hepsini elemanım yaptım ve onlara görevler verdim. Sen cast sorumlususun, sen executive producer olacaksın diye. Onlara tam olarak ne istediğimi anlattım. Herkes benim tatil için tuttuğum eve geldi. Klipte oynayan herkes, orada sokaklardan toplanmış amatör insanlar. Zaten özellikle böyle olsun istiyordum. Öbür türlü modelleri koyunca samimi gelmiyor bana. Şarkının ruhuna hiç uygun olmuyor. Bikinili kızlar var, koca koca popolu kızlar var ama ben onlardan kaçmadım, tam tersine onları gösterdim. Çünkü eğer erotizm varsa sıskalar için de var, şişmanlar için de..

RTÜK SONRADAN AKLIMA GELDİ
RTÜK o sıralarda aklıma gelmiyor tabi. Yurt dışındayken Türkiye'deki belaları düşünmüyor insan. Geldikten sonra dedim ki "RTÜK" diye bir şey vardı. Ne yapıyor RTÜK? Yaşlı yaşlı adamlar gençlerin ne dinlediğine karar veriyorlar, üstelik aynı kültürden de değiller. Yine de ben bunun çok erotik bir klip olduğunu düşünmüyordum. Televizyonlarda çalışan, RTÜK'ün iç yüzünü bilen birtakım arkadaşlarıma gönderdim. Bunda bir problem var mı abi diye sordum. Seyrettiler, yarısını atman lazım dediler. Şaşırdım. Sen bunu direk internete ver, dediler.

RTÜK'ÜN İŞLEYİŞİNİ DOĞRU BULMUYORUM, ONUNLA UZLAŞMAK İSTEMİYORUM
RTÜK, televizyonlar üzerinde Demokles'in kılıcı gibi duruyor. Herhangi bir şey yapmıyorlar, duruyorlar duruyorlar sonra beğenmedikleri bir şey olduğunda pat diye cezayı kesiyorlar. Bunun kuralları da belli olmadığı için, kimisine ceza veriyorlar, kimisine vermiyor. Sadece müstehcenlikle de ilgisi olmaması lazım bu kurumun, ama onların kafalarının aldığı tek şey müstehcenlik. Yoksa şiddet gibi toplumun başına daha büyük bela olan şeylere pek ilişmiyorlar. RTÜK yüzünden de insanlar daha otokontrollü olmak zorunda kalıyorlar. Aslında belki oynatsalar RTÜK'le bir problem yaşanmayacak. Ama bunu hiç denemiyorlar bile. RTÜK; televizyonlar üzerinde çok berbat bir şey.
Ben onlarla uzlaşmak istemiyorum artık. Zaten dünyayı da tam olarak algılayamadıkları için, bu işler televizyonlara kalmıyor artık, internet diye çok daha özgür bir alan var.

3.KLİBİ SİNAN ÇETİN ÇEKTİ, TUĞBA EKİNCİ DE ONUN SEÇİMİ
Ben elimdeki Brezilya görüntülerinden, şarkının 2 farklı remixine klip çektim. Zaten o kadar çok görüntü vardı ki, single yapma fikri de biraz böyle ortaya çıktı. Ben bu kadar görüntüyü ne yapacağım derken, Mert bir remixle geldi, sonra ben bir remix yaptım. O zaman bu iki versiyona paylaştırayım görüntüleri, dedim. Sinan Çetin ise şarkının albümdeki versiyonuna bir klip çekti. O uzun zamandır da montajı üzerinde çalışıyor. Tuğba Ekinci de onun fikriydi. Ben hiçbir şeye karışmadım o klipte. Onun gözlem gücüne, görselliğine güvenirim. Herşeyiyle kendimi teslim ettim. O da güzel bir klip olacak gibi görünüyor. O televizyonlar için olacak.

6 Nisan 2010 Salı

Teoman'dan Erotik Manevra


Teoman'ın İnsanlık Halleri albümünde yer alan, albümün de en kıvrak, en seksi şarkılarından "Ruhun Sarışın" single olarak piyasada. Teoman'ın sözleri Müge Emirgil'le yazdığı şarkı, rock müziğe daha nice hit kazandırmış Barlas imzası taşıyor. Şarkı çok dikkat çekici ve güzeldi zaten ama sanırım "single"la birlikte en çok şarkıya çekilen 3 farklı video klip konuşulacak. İlk ikisi Teoman'ın RTÜK'e takılmamak için yalnızca kendi sitesi ve internet platformlarına servis ettiği hayli erotik klipler (Good Jewish Girl ve 5shootscount1 adlı Teoman'ın yönettiği versiyonlar) diğeriyse televizyonlara sunulacak Tuğba Ekinci'nin oynadığı, Sinan Çetin imzalı kısmen daha uslu klip...
Henüz Tuğba'lı klibi göremedik ama Brezilyalı kızların rol aldığı erotik versiyonlar, internette artık... Ve elbette beklenen oldu, klip internette tıklanma rekorları kırıyor. Peki ya nasıl buldum?

Teoman'dan böylesi cesur bir manevra bekliyordum. Çünkü son dönemlerde özellikle video kliplerinde biraz sıradan olmaya başladığını düşünüyordum. Albümlerine, şarkılarına bakıyorsunuz, gerçekten sarsıcı ve çarpıcı şarkılar var ama gelin görün ki video kliplerde gittikçe uslanan, düzleşen bir Teoman... İşte Teoman cephesinden böylesi bir silkelenme iyi geldi. Ama "5shootcount1" versiyonunu ne yazık ki beğenemedim. Hiç estetik bulmadım. Hatta çoğu sahneyi fazla aşırı ve kaba buldum. Bazı fikirler, bazı ışık oyunları, mesela kırmızı tül fonunda yakılıp duran el fenerleri vs, etkileyici ama genel olarak ortaya hiç estetik olmayan bir video çıkmış. Keşke kadın cinselliğini daha güzel kullansaymış, ki daha önce çok başarıyla yapmıştı. İkinci versiyon biraz daha estetik... Ama şarkının düzenlemesi olarak da diğerinde aklım kaldı.

Beni en çok etkileyen şarkının Mert Tünay imzalı "5shootcount1" remix versiyonu oldu. Mert, gerçekten harika bir iş çıkarmış ortaya. Çok yenilikçi, tahrik edici bir düzenleme olmuş. Tebriklerimi iletiyor ve bu aralar Nazan Öncel imzalı "Yanma Demezler Yanan Adama" şarkısıyla kendisinden hiç beklemediğim şaşırtıcı bir performans sergileyen Tuğba'lı klibi bekliyorum. Keza Tuğba Ekinci'nin Teoman'ın klibinde oynaması, ona marka değeri olarak da gani gani dönecektir. Kendisini şanslı hissetsin bence.

2 Nisan 2010 Cuma

Gecikmiş Olarak: Şebnem Ferah'ın Hikayeler Ormanı

Şebnem Ferah'ın albümüyle ilgili yorum yazımı da neredeyse Candan Erçetin'le aynı sebeplerden geciktirdim. Ona da biraz zaman verdim. Peki ya ne düşünüyorum, buyrunuz aşağıdadır...

Şebnem Ferah, Türkçe müzikte yeni hikayelerini, serüveninin geçtiği yolları merak ettiğim ve heyecanla beklediğim birkaç müzisyenin başında geliyor. Ferah'ın uzun bir aradan sonra yayınladığı son albümü "Benim Adım Orman"ı da aynı hislerle dinlemeye başladım.

Ama bu sefer, itiraf etmeliyim, diğer albümlerine nazaran biraz farklı duygular içindeydim. Şebnem Ferah'ın özellikle müzikal olarak kendini tekrar ettiğini, yeni ve farklı sesler denemek yerine, hep bildiği ve alıştığı renklere kendini hapsettiğini düşünüyordum. Bir müzisyenin her zaman hem sözel hem de müzikal olarak kendini yenilemesi, sürekli bir arayış içinde olması gerektiğine inanan biri olarak, hem beni hem de müzikseverleri tatmin edecek adımlar atmadığını görüyordum.

Keza, yayınlanmadan önce "Bu sefer özellikle sound olarak çok farklı bir Şebnem Ferah albümü geliyor" gibi iç cepheden gelen heyecanlı haberlere rağmen, ne yazık ki "Benim Adım Orman" yine böyle bir arayışın pek yakınından geçmiyor. Şebnem Ferah, o yine bildiğimiz müzikal çatı eşliğinde, üstelik sound olarak bir önceki albümü "Can Kırıkları"nın neredeyse devamı sayılabilecek bir denizde seyrediyor. Herhalde bu albümün tek farkı Şebnem Ferah'ın biraz daha sakin bir yorumunun olması. Ferah'ın önceki albümlerindeki; rock müziğin sert çıkışlarıyla, yüreğinden canhıraş bir şekilde kopup gelen çığlıkları ve yüksek tonlu vokalleri açıkçası beni biraz yormuştu. Ama bu albümde daha usul usul ve şefkatle içimi saran bir Ferah vokaliyle karşı karşıyayım. "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" albümünde olduğu gibi. Sound olarak en heyecanlandığım şarkısıysa "Merhaba" oluyor. Keşke bu sound ve dinamizm albüm geneline biraz daha yansısaymış diyorum.


Albüm, sözel olarak ise daha olgun, kendiyle hesaplaşmalarını gerilerde bırakmış, fırtınalı yüzleşmelerden sakin ve uysal denizlere yüzünü dönmüş bir kadını resmediyor. Elbette hala hayat karşısındaki duyarlılığından, inceliğinden ve insanlığından zerre kaybetmemiş, yine canı yanan; hayatla, aşkla ve özellikle bu albümle birlikte insanlığın ve dünyanın genel gidişatıyla ilgili dertlerini, kaygılarını daha da açık eden bir kadın... Yeri geliyor "Aynıydı gökyüzümüz/ adildi kalplerimiz/ insanlığa ne oldu" diyerek insanlığın küle dönen ormanını işaret ediyor, yeri geliyor "Kaldırımda bir güvercin/ Birden yüzüstü yere uzandı" diyerek Hrant Dink'in yasını tutuyor. Başkalarının hikayelerine de daha yakın bu sefer. "Yalnız", "Ateşe Yakın" ve "Eski"de şahit olduklarını anlatıyor. Ateşe yakın uçanları, yüz yıllık ağaç gibi görünenleri, her bahar öncesinde kardelene dönüşenleri...

Ve artık "aşk"ı da çok daha olgun bir şekilde karşıladığını görüyoruz Şebnem’in. "Delgeç gibi geçeceksin sen de ruhumu/Gel de bir de sen vur" diyen isyankar ve korkusuz kadın; "Benim Adım Orman"da bu sefer çok daha olgun ve bilge bir yerden sesleniyor. Şöyle demek istiyor sanki: "Öyle çok şey yaşadım ve zamanında öyle kırıldım ki, şimdi her şeyi daha sakin karşılıyorum ve beni şaşırtmıyor. Herşeye hazırım ben" Ve albümün açılış şarkısında aslında son cümlesini de söyleyiveriyor "Eğer olduğun gibi geleceksen/ olduğum gibi seveceksen/ Merhaba, zamanın ellerinden..."

Beni tatmin etmeyen müzikal yapısını bir kenara bırakırsak, Şebnem Ferah şarkıları her şeye rağmen yine de rahatça ve güvenle sığınacağınız bir liman. Böylesi tekdüzeleşen ve kirlenen müzik dünyası içinde Ferah, çölde vaha bulmak, şifa niyetine kan ve hayat takviyesi gibi imdada yetişiyor. Bize de onu, bir gün farklı kıyılara da uğrayacağı umudunu taşıyarak, korumak ve kollamak düşüyor.

DEMET SAĞIROĞLU'YLA ZİNCİRLEME GELİŞEN ŞARKI TRAFİĞİ

Aslında herşey başlıkta yazdığım gibi zincirleme gelişti. İki gün önce tuhaf bir hal geldi üzerime. Her şeyi bir anda bırakıp gitmek, her şeyden, herkesten uzaklaşmak, yazıyı, çiziyi, kalemi, kağıdı, sözü, nefesi her şeyi olduğu gibi bırakıp basıp gitmek. Hatta öyle ki, mesela yanıma tek parça bir şey almadan, kettle'da kaynayan suyu bırakarak, bilgisayar açık, çıkıp gidivereyim kapıdan, gide gide bir sahil kasabasını bulayım, orada öylece susayım. Kendimi de dinlemeyeyim, yalnızca doğanın nefesi dokunsun tenime.. İşte ben tam böyle hissederken Demet Sağıroğlu, yayınlanmamış bir şarkısının sözlerini paylaştı twitter'da. Bazen böyle tuhaf, ilahi karşılaşmalar olur. Sanki şarkıyı çağırmışım gibi şöyle sesleniyordu Demet "Bir gün gideceğim buradan kimseye seslenmeden/ yorgunluğu, mutsuzluğu kimseye yük etmeden/ Bir gün gideceğim buradan kimselere küsmeden/ Hırsları, kırgınlıkları cebimde götürmeden"

Hemen cevap yazdım kendisine, ne kadar önemli bir ana denk geldiğini söyleyerek. Akşamsa, "Serseri Mayınlar"ı izlerken Demet'in "Utanıp da" şarkısını nasıl canım çekti,anlatamam. Film o şarkıyı çağırdı sanki. Her an filmin geçtiği Lecce sokaklarından karşıma "Utanıp da"yı söyleyerek Demet çıkıverecek gibi geldi. Sinan Akçıl'ın ilk bestelerindendir ve Demet'in en kıymetli şarkılarındandır. Film biter bitmez "Utanıp da"ya uzandım. Kaç kere tekrar dinledim, hatırlamıyorum. Zaten Demet'in bütün şarkılarında ve özellikle yorumunda hep film kareleri uçuşurmuş gibi gelir bana. Sanki şarkı söylemiyormuş da kocaman bir hikayeyi, bütün bir filmi, mekanlarıyla, karakterleriyle, 4 dakikada sadece sesiyle anlatıyormuş gibi hissederim. Öyle eşsiz bir tılsımı vardır.

Sabah önce ben Demet Sağıroğlu'na "Utanıp da" gibi bir şarkıyı anılar tarihimize kattığı için teşekkür ettim. Sonra ondan beni heyecanlandıran sürpriz bir mesaj geldi "Bir Gün Gideceğim"le ilgili. Dilersem, şarkının demosunu mailime gönderebileceğini söylüyordu Demet. "Ama gündüz dinlemeni tavsiye etmem, gününü hüzünlendirmeyeyim. İstersen gece dinle" notuyla birlikte. Böyle bir teklif kabul edilmez mi? Ve kısa bir süre mailimdeydi şarkı. Elbette şarkıyı geceye bırakamadım. Hemen dinledim.

Sadece bir piyano ve keman eşlik ediyor Demet'e. Dinler dinlemez kendimi ıssız bir sahilde, bir sabah ayazında buldum. Çıplak ayaklarla kumlara basa basa, sabah ayazının donduran nefesi omuzlarımda, bir yandan yeni yeni ışıyan güneşin yanaklarımı kızartan sıcaklığı. Deniz bazen şarkıdaki gibi sakin, sonra bir anda fırtına kopmuş gibi köpürüyor dalgalar... Öyle iyi geldi ki, bazen bir şarkı nasıl da tamir ediveriyor her şeyi. Kısa bir süreliğine de olsa, nasıl da gerçek kılıveriyor hayalleri. Hiçbir şeyi öyle yüz üstü bırakmadan basıp gitmiş kadar oldum uzaklara.

Demet Sağıroğlu, şarkıyı yıllar önce Ajda Pekkan için yazmış. Sonra bir şekilde olmamış,ertelenmiş ve şarkı hala beklemekte. "Belki ben söyleyeceğim" dedi. Kesinlikle siz söylemelisiniz, sizi bekliyor bu şarkı dedim. Burada anlattıklarıma benzer şeyleri ona da yazdım. Dileğim bir an önce şarkıyı sizin de duymanızdır. Zaten artık çoktan bir albüm yapma zamanı geldi de geçiyor Demet Sağıroğlu'nun. Buradan da bir kez daha bilsin istedim, nöbetteyiz efendim...

1 Nisan 2010 Perşembe

Bu Adama Dikkat!

Barbaros'u yanlış hatırlamıyorsam yıllar önce Hürriyet gazetesi eklerinde, arkadaşım Tuğçe Erdemli'nin yaptığı röportaj sayesinde tanımıştım. Şehirde, canlı performansının ne kadar iyi olduğu, bir fısıltı gazetesi halinde yayılmıştı o günlerde. Barbaros'u sahnede ilk dinleyişim "konuk sanatçı" olarak yer aldığı Ajda Pekkan konserinde oldu. Özel bir yorumcu geliyor demiştim. Sonraları, zaten müzik sektörü içinde epey zamandır tanınan bir isim olduğunu öğrendim. Haldun Dormen önderliğinde müzikal eğitimi alarak "Dünya Müzikalleri", "“Seni Seviyorum, Mükemmelsin, Şimdi Değiş” gibi müzikal eserlerde sahne almış. Barış Manço, Leman Sam, Harun Kolçak, Nükhet Duru gibi isimlerin vokalistliğini yapmış.

Ve Barbaros artık bizlerle buluşmaya hazır. Bir süredir albüm hazırlıkları sürüyordu. Nihayet albümden ilk şarkı "6.His" radyolara ulaştı. Albüm de çok yakın bir zamanda Sony'den yayınlanacak. Şehrazat imzalı "6.His" şarkısı epey fikir veriyor kendisiyle ilgili. Şarkı, Şehrazat'ın en iyi şarkılarından mıdır, hayır ben çok daha güçlü hitlerini dinledim Şehrazat'ın. "Sürgün", "Hesap Ver", "Ukte", "Haberci" varken "6.His" biraz daha sonra gelir. Ama sıcak bir şarkı. Kendi nehrinde akan duygusal bir şarkı. Ve Barbaros'un sesine çok yakışmış. Çok da iyi yorumlamış.

Albümü merakla bekliyorum. Barbaros'un çok daha güçlü şarkılar söyleyeceğini ve kısa sürede epey hızlı yol alacağını düşünüyorum. Bu adama siz de dikkat edin...



Anadolu'nun Kayıp Şarkıları

Bir kaç zamandır etimi,canımı kesen bir albüm ve film var. Aslında uzun zamandır haberdarım projeden. Nezih Ünen'i her gördüğümde "ne zaman" diye soruyordum. Nezih'in hem hazırlık aşaması hem de vizyona girmesi epey zaman alan projesi nihayet bizlerle buluştu. Filmin gösteriminden önce Kalan Müzik tarafından albümü yayınlandı. "Anadolu'nun Kayıp Şarkıları", uzun zamandır yapılan en değerli, en kıymetli, en eşsiz proje. Bir başyapıt ve Türk müzik kültürüne bırakılmış en özel kayıtlardan...

"Birbirimizi dinlemeye hazır mıyız" diye soruyor film ilk cümlesinde. Nezih Ünen, bizi dinlemek, keşfetmek, kaybolmuş olan şarkıları ortaya çıkarmak, git gide üzeri tozlarla, bozlarla kaplanmış melodileri yaldızlı gecelere yeniden koymak için yollara düştü 7 yıl önce. Kurduğu ekiple Anadolu'yu karış karış dolaştı. İnsanlara dokundu, toprağa seslendi, denizlere, ırmaklara aktı... Gittiği her yerden kameralar ve mikrofonlarla çırılçıplak kaydettiği türküleri İstanbul'a getirdi.

Ve onlara öyle ihtişamlı düzenlemeler yapmış ki, albümü ilk dinlemeye başladığım andan, son sesi duyana dek, yerimden kıpırdayamadım. Tüylerim diken diken oldu. Büyülendim, çarpıldım, yer yer ürperdim... Nasıl uzaklardan, nasıl bize tanıdıktı her şey. Kalbimde bir yerden hissettim bütün şarkıları. Ama üzülerek fark ettim bir yandan, öyle uzaklarda kalmış ki bu şarkılar, evet, tam olarak böyle hissettim. Sanki ben çok uzaklara gitmişim. Benim topraklarıma, seslerime ait şeyler zamanla silikleşmiş, kaybolmuş ve yıllar sonra tanıdık birileri getiriyor onları karşıma. Onu havasından, suyundan, toprağından, nefesinden, kokusundan tanıyorum. Konuştuklarını anlamakta biraz zorlanıyorum ama ben onu kalpten biliyorum. İşte hepimiz biraz yabancısı olmuşuz bu seslerin. Ama şimdi iyi ki Nezih Ünen ve bu albüm var. Yüzümüzü biraz daha kendi iklimimize döndürecek. Dilerim böyle projelerin devamı çok olur. Çok ihtiyacımız var çünkü, bir kez daha anladım....

Hadise'nin Nefis Akustik Performansı

Salı gecesi, Turkcell'in müzik birlikleri ve şirketleriyle yaptığı yeni anlaşma nedeniyle düzenlenen basın toplantısı için Ghetto'ya gittim. Bu anlaşmayla birlikte Turkcell'in dijital müzik arşivi 2.5 milyon şarkıya ulaşmış oluyor. GSM operatörlerinin müzik şirketleriyle böyle iş modelleri geliştirmesi, krizde olan sektöre sağladığı yeni maddi kaynaklar nedeniyle oldukça önemli. Dijital satış ve dinleme, kaçınılmaz olarak dünyada olduğu gibi Türkiye'de de fiziksel satışın yerini hızla alıyor. O gece aldığımız güzel bir haberde kısa bir süre sonra bütün bu servis sağlayıcıların "mp3" formatına geçecek olması. Bu ne demek? Daha önce "drm"lerle bir kaynaktan diğer kaynağa kopyalanması çok zor olan ve tüketici dostu olmayan "yasal dijital ürünler" çok daha kolay bir şekilde paylaşılacak.

Basın toplantısının beni en heyecanlandıran kısmıysa şüphesiz Hadise'nin performansı oldu. Hadise'yi daha önce canlı izleme fırsatım olmamıştı. Eurovision'da hem yorgunluktan hem de hastalığından dolayı yeteri kadar tatmin edememişti bizi. Ama o gece ben ve bütün arkadaşlarım kendisine hayran olduk. Akustik bir set up'la söyledi şarkılarını Hadise. Az enstruman olmasına rağmen öyle güçlü ve enerjik bir sound çıktı ki hayran kalmamak işten değildi. Ve asıl önemlisi Hadise'nin ne kadar güçlü bir yorumu olduğuna tanıklık ettik hep beraber. Zaman zaman jazy zaman zaman da R&B kıyılarında gezinen bir yorum bu.
Herkesin en kısa sürede Hadise'yi canlı izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Aklınızda kalan kötü Eurovision izlerini sileceksiniz, ben kefilim.

Not: Bu arada Hadise'nin bugünlerde ekranlarda sıklıkla dönen yeni klibi "Kahraman"da çok etkileyici. Şarkı, Hadise'nin renklerini çok iyi gösteren bir şarkı. Çıkış şarkısı "Evlenmeliyiz" bana göre tam bir faciaydı. Hadise'nin albümdeki diğer şarkılar ve yeni albümlerle bu "düğün halayı" havasını da üzerinden acilen atması gerekiyor. "Kahraman" şarkısı Hadise'yi çok daha ait olduğu "batı" soundlarında yansıttığı için daha da büyük önem teşkil ediyor. Son söz olarak: Hadise, gelecek adına en umutlu olduğum kadın vokallerden. Türkçesini biraz daha geliştirirse ve iyi şarkılar seçmeye devam ederse çok daha yükselecek...