Twitter Updates

18 Mart 2010 Perşembe

Artık 90'lar Zamanı...

İnsan, zamanın bu kadar hızlı aktığına bazen inanamıyor. Baksanıza, dile kolay, Yonca Evcimik'in "Abone"yle, Aşkın Nur Yengi'nin "Sevgiliye"siyle Türk pop müziğin ateşini alevlendirmesinin üzerinden tam 20 yıl geçmiş. Bugüne kadar yanında sadece 60,70 ve 80'leri gördüğümüz, 90'lar için daha çok erken olduğunu düşündüğümüz "nostalji" meselesinde artık sıra hakkıyla ve aslında çoktan 90'lara gelmiş, çatmış bile. Ve geçmişi günümüze aktarma konusunda büyük bir ısrar ve delilikle yol alan, bu konuda büyük çaba harcayan Hakan Eren, şimdi de 90'ları getiriyor günümüze... 2 CD'den oluşan "Şimdi 90'lar", önümüzdeki hafta müzikmarketlerde olacak. Tarifi zor, tuhaf duygular içindeyim. Çünkü ilk defa birebir her anına, her şarkısına, her albümüne tanık olduğum bir dönem "nostalji" olarak karşıma çıkıyor. O zamanlar 6 yaşında olan Suat, 27sine dayanmış, müzik dünyasında nerelerden nerelere ne sular akmış....

"Şimdi 90'lar", her bakımdan çok önemli bir derleme. Hem 90'ların o sakızlı, şekerli, eğlenceli şarkılarını barındırıyor, hem de bugünlerin ilk harcını karan çok önemli müzisyenlerin şarkılarını ağırlıyor.

Albümde Naim Dilmener, Hakan Tok, Tolga Akyıldız, Kutlu Özmakinacı, Asu Maro, Atilla Aydoğdu, Şafak Karaman, Ahmet Kamil Taşkın, Fatih Melek, Olcay Tanberken, Cüneyt Asi Duru, Kadri Karahan, Suat Kavukluoğlu, Mehmet Bilal Dede, Esin Övet gibi müzik yazarlarıyla 90’ların ve günümüzün önemli söz yazarları Zeynep Talu ve Şehrazat'ın o yıllarla ilgili değerlendirmeleri de yer alıyor. Ben şöyle yazmıştım albüme:

" 70lerin yıldızlarının 80'lere erişemediği, 80'lerin Sezen Aksu, Nükhet Duru, Nilüfer, Erol Evgin ve Kayahan gibi çok güçlü ama az sayıda müzisyenle nefes almaya devam etttiği müzik tarihinde, 90'lar Türkçe pop müzik için tam anlamıyla bir patlama oldu. 90'larda büyük bir değişim ve kırılma gerçekleştiren Türkçe Pop Müzik, elbette ilk başlarda biraz her telden çaldı. Şarkıyı da, imajı da, görselliği de eline yüzüne bulaştıranlar oldu. Ama bir yandan da 90'lar, bugünlerin çok sağlam temellerini attı. Onno Tunç, Aysel Gürel, Şehrazat, Seda Akay, Uzay Heparı, Aykut Gürel, Ozan Çolakoğlu, Mete Özgencil gibi çok değerli söz yazarı ve müzisyenler Türkçe Pop müziği yüksek bir çıtaya çekti. Şüphesiz en büyük gelişme Teoman, Şebnem Ferah ve Özlem Tekin gibi isimlerin ilk ateşini yaktığı rock müzik cephesinde oldu. Cartel ve Ceza'yla rapin tohumları da atıldı. Bugün Türkçe müzik, bu kadar renkliyse bunu en çok 90'lara borçludur."

ALBÜMDE YER ALAN ESERLER:

CD-1

1-ABONE – YONCA EVCİMİK Söz: Aysel Gürel Müzik: Garo Mafyan
2-ARNAVUT KALDIRIMI – DEMET SAĞIROĞLU
Söz: Demet Sağıroğlu Müzik: Gürol Ağırbaş
3-GÜLLERİM SOLDU - SEZEN AKSU Söz-Müzik: Sezen Aksu
4-TANIMA BENİ - GÖNÜL AKKOR Söz-Müzik: Şehrazat
5-AŞK YENİDEN – YENİ TÜRKÜ Söz: Murathan Mungan Müzik: Derya Köroğlu
6-NELER OLACAK – BENDENİZ Söz-Müzik: Bendeniz
7-FİRARIM BEN – SİBEL ALAŞ Söz-Müzik: Sibel Alaş
8-GÜNEŞTEN SICAK – TUĞÇE SAN
Söz: Sibel Alaş Müzik: H-Two-B.Ranks-M.Herzer
9-HOLIGAN – ATHENA Söz-Müzik: Athena
10-SUS KONUŞMA – TEOMAN Söz-Müzik: Teoman
11-TAVLA – MİRKELAM Söz: Mirkelam-İskender Paydaş Müzik: Mirkelam
12-TUTUNUP KENDİME – AJLAN Söz-Müzik: Naşide Göktürk
13-AFFETMEDİM KENDİMİ – TANER Söz: Zeynep Talu Müzik: Garo Mafyan
14-BEN BÖYLEYİM İŞTE – COŞKUN DEMİR Söz: Zeynep Talu Müzik: Melih Kibar
15-PAROLAYI SÖYLE – EDA ÖZÜLKÜ Söz: Eda Özülkü Müzik: Metin Özülkü
16-ALLADI PULLADI – METİN ÖZÜLKÜ Söz: Eda Özülkü Müzik: Metin Özülkü
17-Bİ DAHA ANLAT ANNANE - İLHAN ŞEŞEN Söz-Müzik: İlhan Şeşen

CD-2

1-SEVDİK SEVDALANDIK - REYHAN KARACA
Söz: Feyyaz Kuruş-Zeynep Talu Müzik: Feyyaz Kuruş
2-SENİ BANA YAZMIŞLAR – OYA&BORA Söz-Müzik: Bora Ebeoğlu
3-AH CANIM VAH CANIM – AHMET Söz-Müzik: Ahmet
4-SEBEPSİZ FIRTINA – YAŞAR Söz-Müzik: Yaşar
5-HOVARDA (Remix) – EMEL MÜFTÜOĞLU Söz-Müzik: Sezen Aksu
6- GİTTİN GİDELİ – ERDAL Söz-Müzik: Erdal Çelik
7-VEFASIZ – SONER ARICA Söz: Soner Arıca Müzik: Selim Aysan
8-KAÇIN KURASI – SİBEL TÜZÜN Söz-Müzik: Sezen Aksu
9- MAHMURE – NÜKHET DURU Söz: Turgut Özakman Müzik: Soner Olgun
10-SENDE BAŞINI ALIP GİTME – NİL BURAK Söz: Cem Karaca Müzik: Nil Burak
11-ŞİİRİMİN DİLİ – SEYYAL TANER
Söz: Ömer Civano Çakmakçı Müzik: Kemal Boran
12- AY İNANMIYORUM – AŞKIN NUR YENGİ Söz-Müzik: Aşkın Nur Yengi
13-ÇIK HAYATIMDAN - AYSUN KOCATEPE Söz-Müzik: Ali Kocatepe
14-ÜZGÜNÜM – JALE Söz: Zeynep Talu Müzik: Garo Mafyan
15-BENSİZ OLSUN - FULDEN URAS Söz-Müzik: Serdar Ortaç

15 Mart 2010 Pazartesi

NEDENSE SUSTUM: Bu Şarkılar Susmasın...



Candan Erçetin'in son albümüyle ilgili detaylı bir yazı yazdım. O yazıda özellikle bu şarkıdan da bahsetmiştim. Ama yazacak çok şey olduğu için "Nedense Sustum"la ilgili söylediklerimi yeterli bulmadım. Daha çok şey söylenmeli dedim. Bir kez daha söylenmeli, biraz daha vurgulanmalı dedim. Benim kişisel olarak Candan Erçetin'den beklediğim böyle şarkılardır. Candan Erçetin'e hayran olduğum, onu çok sevdiğim şarkılar da hep böyle şarkılar oldu. "Vakit Varken"de "zaferlere ödül yalnızlıktır" diyen kadını sevdim ben, "Saçma" da "yıldız bile kaysa,kaymaz saçma" diye genel gidişatla kafa bulan kadını sevdim.. "Kendine iyi bak" demenin saçma bir şey olduğunu yüzüme çarpan kadını sevdim... Beni "daha"sı için kışkırtan kadını, her bir parçasını ayrı bir yerde kaybettiğini söylemekten utanmayan; "arada bir, bir yanı, diğer yanıyla" kavga eden kadını, kaybettiğini itiraf eden; aşkı 100 metreden tanıyan kadını... Bir yandan tek başına dimdik duran, kırılgan yanıyla deniz feneri tarafından kurtarılmayı bekleyen kadını... "Onlar yanlış biliyor, bu benim suçum" deme cesaretini gösteren kadını... Ben ve onu benim gibi sevenler için Candan albümlerinde tutunacağımız kara parçaları azalmaya başladı. Ellerimizden yavaş yavaş kayıp gitti. "Melek" albümünde "Sonsuz", şimdiyse "Nedense Sustum"...

Diğer şarkılar içinde sevdiklerimiz olmadı mı? Oldu, evet ama yeteri kadar yetmedi bize. Balkan türkülerini de sevdik, sakladık, alaturka nağmelerini de sevdik, sakladık ama biz en çok bu bahsettiğim kara parçasında hayat bulduk. O yüzden, ben o Candan Erçetin'imi geri istiyorum. Şu anda bu birlikteliğin Sinan'la yani Hakan Karahan'la yürüyebileceğini düşünüyorum. Candan Erçetin'den ricam, Sinan'ın daha ağırlıkta sözlerinin olacağı bir albüm yapması. Genel Candan Erçetin markasının, albümlerinin, gidişatın, müzikseverlerin içinde ben ve benim gibi düşünenler az kalmış olabilir. Olsun, diğerleri "Kırık Kalpler Durağında"yı dinlemeye devam etsinler. Varsın, Sinan'la yapılacak bu albüm de onlara "ara" albüm olsun, biz "asıl" kara parçamıza kavuşalım...

Ve son olarak "Nedense Sustum"un sözleriyle sizi baş başa bırakıyorum. İşte bizim kara parçamızdan böyle görünüyor Candan...

NEDENSE SUSTUM

Dün gece seni sevdiğimi söyleyecektim
“Sana ihtiyacım var” diyecektim
Nedense sustum…

Çünkü sen bundan korkacak kadar özgür
Ve korkup benden kaçacak kadar bencilsin…

Dün gece hafifçe mırıldandın rüyanda
Sonra dönüp gülümsedin uykunda
Üstüme alındım…

Çünkü ben bundan korkacak kadar tutkun
Ve korkup senden kaçacak kadar yorgunum…

Bir bencille bir yorgun, ne yapar şu hayatta
Belli etmeyiz ama, iki korkağız, biz aslında
Belli etmeyiz ama, iki aşığız, biz aslında.

Uzun uzun seyrettim seni uykunda
Saçlarını okşadım
Sen gözlerini açtın
Ben kapattım
Bütün gece seni sevdiğimi düşündüm
Söyleyemedim sustum

Nedense sustum…

Kendi Gözünden Düşüp Kırılınca...

13 Mart 2010 Cumartesi

Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun...! (Fazlasıyla Kişisel)

Hayatımda her şeyin kaydını şarkılar tutuyor. Çocukluğumun, ergenliğimin, çizgiler çeke çeke geçen yıllarımın, aşklarımın, acılarımın, körkütük sarhoş gençliğimin, yaralanmaya sıfır duran ilk İstanbul heyecanlarımın, hayallerimin, umutlarımın, dibe vuruşlarımın, savruluşlarımın, her şeyin ve her dönemin tadını, duygularını şarkılarla hatırlıyorum. Kimilerinin bilinç altı kokuları kaydeder, kokusundan tanır geçmişini. Herkesin hatırayı saklama yöntemi farklı ve kendi özgüdür. Benim için ah o şarkılar yok mu, o şarkıların gözü kör olsun. Bir şarkı, bir anda bütün kokusu, duygusu ve rengiyle bana ulaştığı dönemde olup bitenleri, sanki şimdi yaşıyormuşum gibi karşıma getiriverir...

Tamamen Mete Özgencil şarkılarından oluşan Mine Çayıroğlu'nun "Zümrüt Gibi" albümüne uzandım bugünlerde. Şarkıları dinlemeye başlamamla duygusal haritamda yerle bir olmam eş zamanlı gerçekleşti. "Zümrüt Gibi" çıktığında ben daha çok başındaydım hikayenin. Gençliğimin, heveslerimin, hayallerimin belki de en başındaydım. Hürriyet'te yazmaya, röportajlar yapmaya henüz başlamıştım. Günlerden bir gün postayla gelivermişti albüm. Öyle şarkılar var ki "Zümrüt Gibi"de, of ki ne of... Gözler, Yaz Zamanı, Yeni Bir O, Korkma, Ölüm Yalan, Kalıyorsun Ööle, Tekrar, İstanbulamaz ve Gel, Öğret ve Git...

"Zümrüt Gibi" albümüyle gençliğimin o hovarda, o yaraya sonuna kadar açık, denize sıfır günleri aklıma geldi. Püfür püfür esen yaz akşamları, büyük bir hevesle, şaşkınlıkla, temizlik ve saflıkla yürünen İstanbul geceleri... Hala cam kesiği gibi kanadığını fark ettim içimde bir yerlerde. Bir daha o günleri, o geceleri, o hevesleri hiç bulamayacağım sanırım. Bütün hayatların ortak kaderi; büyüyoruz, değişiyoruz, yaralana yaralana kendimizi korumaya alıyoruz, daha hesaplı davranmaya başlıyoruz, beklentilerimiz keskinleşiyor, tarifler derinleşiyor, kendimizi daha yakından tanıyoruz, tanıdıkça yalnızlaşıyoruz.. Oysa o zamanlar şekil verilmemiş bir hamur gibisiniz. Deli bir heyecanınız var, nereye koyacağınızı bilemediğiniz taşkınlıkta elleriniz, kollarınız... Gelecek belirsiz, hayatlar belirsiz, yalnızca aşk var, hakkında en ufak bir fikre bile sahip olmadığınız. Yani güzel kardeşim, henüz daha hayatın tornasından geçmemişsiniz. Ve hayata şöyle seslenen bir şarkıya kulak veriyorsunuz:

"Gel, öğret
Öğret, bu doymaz ruhuma
Durmayı,susmayı öğret

Sen verdin korkuyu
Kalbim bak kör kuyu
Taşmıyor, gülmeyi öğret

Gidersen, şimdi git
Kalırsan, iyi dinle
Susarsan, yarın sus
Bugün her şeyi öğret

Sil hadi sil,
izleri görünür aşkımın
Suç gibi sır
Gizlenip kalır mı saklı
Her gazi tanışır o eski çizgilerde
Yol dursa gönül yürür
Gel, öğret, ve git"

***

Evet, birileri geliyor
Bu doymaz ruhunuza durmayı ve susmayı öğretiyor.
Ve gidiyor sonra...
Yol duruyor bir yerde ama gönül yürüyor...
Ah bu şarkıların gözü kör olsun Mete Özgencil!

Mercan'la Elektro- Oryantal'e Buyurun...

Erol Köse yine yaptı yapacağını... Bir kaç aydır her köşe başından Mercan'ın "Sana Değil Kardeşine" şarkısı yükseliyor. Erol Köse sansasyon yaratmayı, büyük kalabalıkların dikkatini çekmeyi, tahrik etmeyi çok iyi biliyor. Kullandığı yöntemler tartışılabilir ama sonuçta şöyle bir gerçek var. Mercan'la aynı dönemde ilk albümlerini yayınlayan "No name" diğer bütün şarkıcılara bakın, kaçının adını akılda tutabildiniz, ya da kaçı dikkatinizi çekebildi? Ama Mercan aylardır herkesin dilinde. "Herkes Gay" adını verdiği albümü de beklediğimden şaşırtıcı derecede iyi... Bir dönem Hande Yener'le çalışan söz yazarı Alper Narman'ın bu kez hem söz yazıp hem de süpervizör koltuğunda oturduğu albümün en dikkat çeken ismi aranjör Erdem Kınay. Elektronik pop denince Türkiye'de üzerine adam tanımıyorum kendilerinin. Erdem daha önce de Hande Yener'in Apayrı albümünde "değişim"in en önemli mimarlarındandı. Hande Yener, onunla çalışmayı erken bırakarak büyük hata yaptı kanımca. Erdem, Mercan'ın albümünde yine harikalar yaratmış.

Albümde benim en çok sevdiğim şarkıysa, yine son dönemde başarılı işleriyle öne çıkan Cem İyibardakçı'nın aranje ettiği "Saçmalamasana" şarkısı oldu. Daha önce Nilüfer'in Mete Özgencil- Devrim Karaoğlu imzalı "Yaramaz" şarkısında da benzer bir serüven vardı. Elektro-oryantal diyebiliriz bunun adına. Her iki şarkı da dokuz sekizlik oynak ritmler barındırıyor. Ama alışılageldiği üzere bu ritmlerde tek bir Türk enstrümanı kullanılmamış. Oryantallik hissi tamamen elektronik seslerle verilmiş. Çok heyecan verici ve eğlenceli buldum. Oryantallik kanımızda var, kaçış yok ama o cayır cayır enstrümanlardan sıkılmıştım ne yalan söyleyeyim. O yüzden oryantale bu elektronik bakış hoşuma gitti.

Gökben & Mustafa Sandal

"Her Devrin Devleri" albümüyle ilgili genel fikrimi, aşağıda ilgili yazıda belirtmiştim. Genel olarak sıradan olduğunu söylemiştim. Ama bu albümle ilgili beni en heyecanlandıran şey Gökben'le Mustafa Sandal'ın birlikte söyledikleri "Nevrim Döner" şarkısı oldu. Heyecanımın bir kaç nedeni var. Birincisi Gökben'in uzun yıllar sonra müziğe verdiği ses... En son 90'ların başında bir albüm yapmıştı Gökben. 70lerde "Aşk Dediğin Laftır" ve "Şiribim Şiribom" gibi şarkılarla epey gürültü koparan Gökben, 90lara "Aşka Çeyrek Var" ve "Lafı mı Olur" gibi şarkılar bırakmıştı. Beni bilenler bilir, Gökben'e zaafım vardır. Ses renginin ve şarkı söyleme biçiminin farklı ve özel olduğunu düşünüyorum. O yüzden yıllar sonra onun yorumuna yeni bir şarkıda tanık olmak çok güzel. Heyecanımın ikinci nedeni Gökben'in Mustafa Sandal'la yakaladığı eşsiz uyum. İkili gerçekten albümde tavır ve his olarak en kanları tutmuş ikili olmuş. Sesleri birbiriyle adeta dans ediyor. Albümün de en güzel şarkısı bence. Siz de es geçmeyin...

Gerçek Pop'a Göre 2009'un En İyi Videoları

Bir süre önce yayın hayatına başlayan ve şimdiden özel haberleri ve dosyalarıyla epey dikkat çeken müzik sitesi "gercekpop.com" 2009 yılının en iyi video kliplerini belirledi. Benim de içinde olduğum jürinin kararıyla işte en iyi 15 video klip ve detaylar... Listeyi buraya taşıyorum ama hangi klibin neden bu ödüle layık görüldüğünü http://www.gercekpop.com/?p=13763 linkinden okuyunuz.

1- Atiye – Muamma (Murad Küçük) - Sony
2- Manga – Dünyanın Sonuna Doğmuşum (Yon Thomas) – Sony + GRGDN
3- Nil Karaibrahimgil – Duma Duma Dum (Burcu Yolcu) - Sony
4- Teoman – Çoban Yıldızı (Teoman) - Avrupa
5- Murat Boz – Para Yok (Ahmet Çelenk) - DSM
6- Yalın – Ah Be Kardeşim (Ömer Faruk Sorak) - Avrupa
7- Bedük – Gel Aşka (Murad Küçük) - Seyhan
8- Göksel – Senden Başka (Walky – Talky) – Avrupa Müzik
9- Hadise – Evlenmeliyiz (Emir Khalilzadeh) - Pasaj
10- Sertab Erener – Açık Adres (Burak Ertaş) - DMC
11- Yüksek Sadakat – Haydi Gel İçelim (İmre Haydaroğlu) - DMC
12- Bora Uzer – Aramızda 1 Gerginlik Mi Var (Barış Denge) – Double Moon
13- Keremcem – Sana Ferrari Gerekti (Murad Küçük) - İrem
14- Zuhal Olcay – Yine Aşk Var (Barış Denge) – Ada Müzik
15- Gülşen – Bir An Gel (Nihat Odabaşı) - Sony

12 Mart 2010 Cuma

HER DEVRİN DEVLERİ- Proje Güzel Ama Şarkılar Vasat

Projenin adı: Her Devrin Devleri, sahibi Selahattin Erhan.
Zerrin Özer'in son albümüne "söz-müzik yazarı" olarak imza atmış, Sonat ve Yeliz'in albümlerine de katkıda bulunmuştu. Zaten bu projenin süpervizörü de Zerrin Özer. Fikir gerçekten çok hoş. Bir dönemin en büyük sesleriyle günümüzün sesleri buluşmuş, birlikte düet yapmışlar. İsimleri hemen sayalım: Gökben'le Mustafa Sandal, Alpay'la Funda Arar, Yeşim'le Mirkelam, Salim Dündar'la Zerrin Özer, Berkant'la Işın Karaca, Tülay Özer'le Kıraç, Asu Maralman'la Gökhan Tepe, Attila Atasoy'la Yıldız Tilbe, Nur Yoldaş'la Ege ve son olarak Selçuk Ural'la Yeşim Salkım... Kral TV ve FM de projeyi sahiplenmiş ve medya sponsoru olmuş. Buraya kadar her şey güzel...

Bu kadar büyük ismin bir araya getirilmesi büyük başarı. En azından büyük zaman ve emek harcanmıştır, çok belli. Fakat sorun şarkılarda. Projenin sahibi olarak neredeyse tüm şarkılarda Selahattin Erhan imzası var. Ama şarkılar ne yazık ki vasat. Ne sözlerde yeni bir şeyler buldum, daha önce milyon kere yazılan cümlelerin alt alta bir kolajı gibiydi, ne de müziklerde kalbim başka yolculuklara gitti, her şarkı melodi olarak hep geçmişten bir şeyleri anımsatıp durdu.

Keşke proje, daha çok söz yazarına, müzisyene ve besteciye açılsaydı. Bu albüme dahil olan genç müzisyenlerin arasında Mustafa Sandal, Mirkelam, Yıldız Tilbe çok iyi söz yazarı ve besteciler var. Funda Arar, Işın Karaca gibi çok iyi söz yazarı ve bestecilerle çalışanlar var. Ayrıca bu isimlerden bağımsız, genel olarak da geçmişten günümüze çok iyi söz yazarı ve besteciler var. Keşke onlara da haber salınsaydı ve proje çok daha büyük bir serüvene dönüşseydi. Belki organizasyon anlamında çok daha büyük ve meşakkatli olurdu ama en azından ortaya yorumcularının yanı sıra güçlü şarkı sözleri ve müzikleriyle çağlar sonrasına kalabilecek arşiv niteliğinde bir albüm çıkardı. Bir Selahattin Erhan külliyatı dinliyor gibi de olmazdık. Bu büyük isimlere, bu şarkılar epey sıradan kalmış.

GÖRSEL NOTLAR- Sıla'nın Yeni Fotoğrafları ve Klibi

Efendim, taze taze Sıla'nın yeni fotoğraflarını paylaşayım. Artık bu bloğun böyle güncel "görsel" notları da olacak. Bu fotoğraflar neden önemli? 1- Sıla'yla ilgili fotoğraf konusunda hep sıkıntı yaşıyordum. Çok az güzel fotoğrafı vardı. 2- Sıla'nın "Sevişmeden Uyumayalım" klibinde seksiliği, gözümüze sokarak gösteriliyordu, bu fotoğraflarda çok daha estetik ve doğru bir bakış açısı var. İşte bu kadın böyle durunca çok daha anlamlı, seksi ve güzel. 3- Bu fotoğraflarla birlikte Sıla'nın yeni klibi "Bana Biraz Renk Ver" de yayınlandı. O klip de Sıla'nın konser,kulis civarları detaylarından oluşuyor. Çok eğlenceli, sade ve güzel bir klip olmuş. Keza "Sevişmeden Uyumayalım" sonrası çekilen her klip biraz daha güzelleşiyor. "İnşallah" , "Yara Bende" ve artık "Bana Biraz Renk Ver"le Sıla, ilk albümden bu yana savrulduğu görselliğini "estetik" bir şekilde toparlamış görünüyor.
Bu arada Sıla'nın ikinci albümü "İmza"ya günden güne biraz daha alışıyorum. "İmza"yla ilgili ağır bir yazı yazmıştım zamanında. Hala belli hislerim geçerli. İlk albümü daha çok seviyor, Sıla'dan daha fazlasını bekliyorum. Ama bir yanıyla "İmza"nın da genel müzik piyasası içinde "es" geçilmemesi gereken bir iş olduğunu düşünüyorum.

NOT DEFTERİ- Pamela- Stil Zengini- İlk İzlenim

Pamela'nın yeni albümü "Stil Zengini" müzik gündemimin üzerine "bomba" gibi düştü. Albümün çıkış şarkısı "Say What You Want"ın klibini geçen hafta sonu izledim ilk kez. "İşte bu kız şimdi asıl gücünü ortaya çıkarmış" dedim. Bence çok daha önce İngilizce şarkılar söylemeliydi Pamela. Gerçi biliyorsunuz Türk müzik piyasasının "İngilizce" şarkıları kabul edişi epey zaman aldı. Bedük ve Portecho gibi müzisyenlerin çabaları ve ısrarları sonucu böyle yeni bir kulvar açıldı. E böyle bir kulvarda en güçlü ses vermesi beklenen isimlerden biri de Pamela'ydı. "Stil Zengini"nde nihayet "İngilizce-Pam"i de duyacaksınız. Çıkış şarkısı "Say What You Want" klibinden alt yapılarına kadar süper olmuş. Klibi defalarca izledim, doyamadım. Albüm de bugün geldi, şu anda bir yandan onu dinlemekteyim. Can Şengün, Erdem Kınay ve Veyasin'in müzikal imzaları başka bir kimlik kazandırmış Pamela'ya. Çok daha eğlenceli ve uçuk bir albüm olmuş. İlk izlenim budur...

NOT DEFTERİ- Erkan Güleryüz

Bloğuma "uzun" yazı yazacak yeterli zamanı ayıramadığım için, ne yazık ki daha az görüşüyoruz. Ama meseleye hemen bir formül buldum. Hem daha çok görüşmek, hem de bloğa daha dinamik bir hava kazandırmak amacıyla, artık sık sık karşınıza "not defteri" çıkacak. Uzun yazılar yerine, en azından meseleyi zaman kaybetmeden size aktaran, kayıt altına alan, beğenisini, tepkisini gösteren cümleler okuyacaksınız. Böylelikle "twitter-vari" bir hıza kavuşacağız ve çok daha sık görüşeceğiz.

İlk not edeceğim isim Erkan Güleryüz. Aslında onu yıllar öncesinden "İstanbul Ağlıyor" şarkısıyla hatırlıyor olabilirsiniz. Ama kariyerinde en büyük sıçramayı son albümü "Yegane"yle yaptı. Sezen Aksu imzalı bu şarkıyla bana göre kendi rengini,stilini ve dilini buldu. Bu şarkının hemen ardından "Kış Masalı" için yapılan "Esmer" şarkısı geldi. Yine Sezen Aksu imzalı bu şarkıda gerçekten tüyler ürperten bir yorumu var Erkan'ın. Sanki içinizi bir matkapla oyuyorlar gibi hissediyorsunuz o "Esmer"i söylerken. Bu genç adama bundan sonra daha dikkat edin diyorum.

Ayrıca albümde Sezen Aksu'nun Erol Evgin'e verdiği, yıllar geçtikçe daha az hatırlanan "Ateşle Oynamayı" da söyledi. Çok doğru şarkı seçimi ama keşke hızlı bir versiyon yerine orjinal ritmine sadık kalınsaymış..

11 Mart 2010 Perşembe

Kadınlar için Söyleyen Erkekler

Pazartesi gecesi "Güldünya" konseri için Lütfi Kırdar'daydım. Geçtiğimiz yıl kadınlar sahnedeydi, bu yılsa erkekler, kadınlar için söyledi. Böylesi konserler sosyal anlamının dışında müzik adına da çok önemli. Normalde aynı sahnede, yan yana görmenizin pek mümkün olmadığı sesler buluşuyor, düetler yapıyor ve ortaya müzik tarihi adına da "eşsiz" kayıtlar kalıyor. Mesela gecenin finalinde Mustafa Ceceli, Cihan Okan, Mirkelam, Kargo, Yalın, Kenan Doğulu, Ferhat Göçer ve Yüksek Sadakat, şarkının yazarı Aylin Aslım'la birlikte "Güldünya"yı koro halinde söyledi. Böyle bir ses veriş, bir daha olmayacak.

Bu proje, kişisel olarak benim için de çok önemliydi. Serüvenlerine en inandığım, yazdıklarını, söylediklerini en sevdiğim erkek müzisyenler bir aradaydı. Teoman, Mirkelam, Yalın, Kenan Doğulu ve Mustafa Ceceli'den söz ediyorum. Her biri kendi kulvarlarında gün be gün daha iyi olmaya, müziğe güzel çentikler atmaya devam ediyorlar. Teoman, gecede ilk sahne alan isimlerdendi. Sahnede biraz sinirli gibi görünüyordu ama kuliste durum daha farklı ve anlamlıydı. O gece bir yandan kulislerde dolaşıp durduğum için oradaki atmosferi de gözlemleyebilme şansım oldu. Teoman'ın kulisinde sürpriz bir doğum günü partisi vardı. O gece, Teoman'ın annesi Şaziment hanımın doğum günü kutlandı. Herkes pek keyifliydi.

Herhalde gecenin en tarihi buluşması Kenan Doğulu ve Yalın'ın sahnede birlikte "Ünzile"yi seslendirmesi oldu. Hem müzikal hem de görsel olarak birbirlerine benzetilen ve hatta sanki aralarında çaktırmadan bir rekabet varmış gibi gösterilmeye çalışılan ikili, o gece bütün bu iddiaların aksine "kadınlar" için güç birliği yaptı. Kuliste de son derece keyifli sohbetleri vardı. Birbirlerini sevdiklerini ve önemsediklerini hissettim. Keza Aysel Gürel'in "Ünzile"sini de birlikte son derece başarılı yorumladılar. Ne dersiniz "ikili" bir düet projesi çıkar mı bu geceden?

Gecenin en kendine has adamı yine Mirkelam'dı. Şu şapkasına, pantalonuna bakın, anlayacaksınız zaten. Diğer ciddi giyimli erkek solistlerin arasında davetlileri başka bir iklime götürüverdi Mirkelam. Lütfi Kırdar'ın ve gecenin "ciddi" havasından sanki bir anda bir sahil kasabasına ışınlanıverdik. Önce "Hatıralar" ve "Unutulmaz"ı söyledi, sonra da sahneye Kargo'yu çağırdı. Mirkelam &Kargo projesinin ilk albümü geçtiğimiz günlerde yayınlandı, biliyorsunuz. Albümle ilgili detaylı yorumlarımı kısa bir süre sonra burada okuyabileceksiniz. (Bloğuma yeterli zamanı ayıramadığım için biraz gecikiyor her şey.) Grup birlikte 2 şarkı seslendirdi o gece. O az önce bahsettiğim "sahil kasabası" dekoru grubun şarkılarıyla ve enerjisiyle tamamlanmış oldu. Tam bir yol albümü yapmışlar. Böyle deli fişek bir yolculuk gibi düşünün. Çılgın, eğlenceli, ne Mirkelam gibi, ne Kargo gibi bir şey çıkmış ortaya...

Ve Mustafa Ceceli... Gecenin en romantik, ürkek adamıydı. Onunla ilgili kısa bir süre önce "entertainbul.com"a bir yazı yazdım. Yeri gelmişken, buraya da koyayım dedim, arşivimde bir yere kaybolmasın diye...Şu soruyu sormuştum o yazıda: Neden sevdik biz seni Mustafa?

"Çok basit bir cevabı var. Hepimiz özlemişiz “kaybettiğimiz” masumiyetimizi. Bu hızlı ve herşeyi tüketen çağın içinde, adeta bir çamaşır makinasının sürekli “sıkma” modunda gibi toz duman yuvarlanıyoruz. İlk gençliğimizden, saf duygularımızdan çok uzaklara vurdu zaman bizi. Ve hepimiz korkunç bir arzu ve açlıkla “deneye deneye” azalttık kendimizi. Tükettik. Başta çok eğlenceli ve cazibeli görünen yol, şimdilerde asıl yüzüyle baş başa bıraktı bizi. Kaybolduk bir karanlığın ortasında. Ve işte tam orada Mustafa Ceceli geldi. Taze, masum ve pırıl pırıl sesiyle bizi geçmişimize götürdü. İlk aşkımızı hatırladık. Bir zamanlar ne kahraman, ne cesur, ne güzel çocuklar olduğumuzu.. Sabahı olmayan geceleri, böğüre böğüre sevdiklerimizi, yıllar geçse de bir türlü bitmeyenleri, direnen, heveslenen ve heyecanlanan çocuk kalplerimizi… O yüzden yapıştık bu genç adama. Müzikal olarak da 90lara götürdü bizi. Levent Yüksel’in ilk zamanlarına. Sezen’e, Sertab’a, Uzay’a, Aşkın’a. Çünkü müziğin saçlarından o zaman tutmuştu Mustafa da. Onları severek, özleyerek geldi bugünlere. Ve devam edecek hatırlatmaya, hem müzikte o en güzel günlerimizi, hem de kalpte en masum “biz”leri… Bir hatıramız olacak onunla, hatırladıkça.."

İşte özetle, böyle bir geceydi...


Aşkın Nur Yengi'yle Bir Kahvelik Zaman

Aşkın Nur Yengi'yle, NTV Gece Gündüz adına 12 Mart Cuma akşamı Ghetto'da vereceği konseri konuşmak üzere buluştuk. "Aşkın Şarkıları" adını verdiği konserde geçmişten günümüze unutulmaz şarkılarını seslendireceği için oldukça heyecanlıydı Aşkın. Uzun süredir konserlere ara vermesinin sebebi, bu şarkıları söyleyeceği doğru dürüst mekanlar bulamıyor olmasıymış. Barlarda sahne almayı çok fazla istemeyen biri için bu konuda haklı sayılır. Balans, Ghetto, İzzet Çapa grubu, Günay gibi bir kaç yer dışında şöyle güzel performanslar için pek alternatif yok ne yazık ki. Oralarda da bir süre sonra müzik, eğlenmek için bir araç haline gelmeye başlıyor. Oysa yazın Açıkhava ve Rumelihisarı'nda yapılan konser tadında performanslar, kışa çok fazla taşınamıyor. Lütfi Kırdar, Bostancı gibi mekanları da her sanatçı dolduramıyor. Doğal olarak oralar için kimse pek riske girmek istemiyor. Şöyle daha butik performans mekanlarına ihtiyaç var.

Müziğin eğlence ve alkole göre biraz daha önde olduğu, insanların sıcak ve samimi bir ortamda, eğlenceden ziyade şarkılara odaklandığı, iyi müzik ve şarkılar dinlemek için gittiği yerlere. Ve seyircinin sanatçıya kendi özgürlük alanını bırakacağı yerlere. Yani Aşkın Nur Yengi izlemeye gidip de bir süre sonra "ya kardeşim, o kadar para verdik, şöyle güncel piyasa şarkıları da söylesene" gibi bir hakkının olmayacağı yerlere ve seyirciye...Ben bundan bir kaç sene önce Levent civarlarında öyle butik yerler olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Akrep Nalan izlemeye gitmiştim bir keresinde mesela. Sonra geçen sene Zeynep Casalini, BKM Mutfak'ta söylemişti bir süre. Yıllar öncesinin Ece'si, Ali Poyrazoğlu'nun Yeşil'i de öyle yerlermiş, hep anlatılır. İşte o tatta bir şeylere ihtiyaç var.

Gelelim Aşkın Nur Yengi cephesinden yeni haberlere. Buluşmuşken elbette yeni albümü de soruyorum. 6 şarkının hazır olduğunu söylüyor. Sonbaharda eylül-ekim gibi albümü yayınlamayı düşünüyormuş. "Eski kalitede, arşivlik gibi şarkılar bulmakta zorlanıyor musunuz" dedim. "Zorlanmaz olur muyum, en büyük sıkıntım" dedi. "6 şarkım hazır ama hala tam olarak içime sinmiş değil. Ne yazık ki söz yazarı ve besteciler de çağa göre hareket etmeye başladı. Artık fast food şarkılar var. Dinle,tüket,at. Ben de dinliyorum, bir süre sonra benim de aklımda kalmıyor hiçbiri. Bana gelen şarkılara da bakıyorum. Güzel olanları var, kenara ayırıyorum. Bir süre sonra aynı heyecanı duymamaya başlıyorum. Dilime yabancılaşıyor. İlk günkü heyecanımı koruyabildiğim şarkıları kenarda tutup, diğerlerinden vazgeçiyorum. Ne tuhaf, şarkılar daha çıkmadan eskimeye başladı. Eskiden hiç öyle bir şey olmazdı."

Peki ya yeni albüme kadar sessiz mi kalacak Aşkın? Yaza doğru bir sürpriz yapmayı planlıyor. İki şarkıdan oluşan bir single hazırlığında. Yunanca bir bestenin üzerine Türkçe sözler yazdırmış. İkinci şarkı konusunda hala kararsızmış. Ama yaz öncesi, yaz festivalleri ve konserlerini kaçırmamak için bu single'ı yayınlayacak. Bu durumu da tuhaf buluyor. "Müzik git gide bir matematik hesabına dönüştü" diyor. "Biz eskiden hiç zaman hesabı yapmazdık. Şimdi aman dur,sonbaharı bekleyelim,,şubat tatili olsun, çocuklara hareketli şarkılar lazım, aman yazı kaçırmayalım, öncesinde bir şey yapmak lazım..Böyle geçiyor hayatımız. Eskiden biz ne zaman istersek o zaman albüm çıkarırdık. O albümler heyecanla, özlemle beklenirdi. Ama eskiden pastayı 3e bölüyorduk, şimdi 1003'e. Siz olmadığınız takdirde hemen yerinize birisini buluyorlar. Bütün bu hesaplar, kitaplar bana çok tuhaf geliyor."

Bilmez miyim o heyecanlı albüm bekleyişlerini,diyorum. Bizler günler, aylar öncesinden müzik marketlerin kapılarını aşındırmaya başlardık. "Sezen geldi mi, Aşkın geldi mi, ne zaman geliyor, yeni bir haber var mı?" diye.. Her gün bakardık vitrin camlarına, yeni bir şeylerin çıkışına tanık olmak için. Posterler olurdu camlarda. İşin en heyecanlı bölümlerindendi. O posterlerden isterdik, duvarlara asardık. Hala dün gibi hatırlıyorum Aşkın Nur Yengi'nin bütün albümlerinin çıkışını. Nasıl günlerce, gecelerce, aylarca, hiç eskimeden dinleyişimizi. Bir tek kasetler eskirdi, çünkü bozardık onları sürekli çala çala. Sonra gider yine yenisini alırdık. Ve albümlere dokunurduk. Kapakları çok önemliydi, fotoğrafları, kartonetleri, içindeki her yazı, en minik satıra kadar okurduk, ezberlerdik. Sayılı bir azınlık olarak hala aynı delilikle yürüyoruz yolumuzda da, şimdinin gençleri ne yazık ki bir albümün kapağından, konseptin ne olduğundan pek haberdar değil. Ah, hiç aklıma gelmezdi Aşkın, bir gün ben de büyüyeceğim ve böyle nostaljik yazılar kuşanacağım.. Şaka gibi geliyor bazen, Aşkın Nur Yengi'nin ilk albümü "Sevgiliye"nin üzerinden tam 20 yıl geçmiş ve ben o zamanlar kendimi koca adam sanırken yalnızca 7 yaşındaymışım...

3 Mart 2010 Çarşamba

Gecikmiş Olarak: Candan Erçetin ve "Kırık Kalpler Durağı"...

Candan Erçetin'in yeni albümü, en heyecanla beklediğim albümlerdendi. Bu bekleyiş heyecanımı sizlerle de paylaşmıştım. Albüm çıkalı epey zaman oldu. "İlgili" yazımı bu denli geç yazmamın sebebiyse biraz zaman vermekti. Biraz hayatın kendi akışında demlenmesini görmekti. Bazen, bazı müzisyenlere böyle bir "bekleyiş" ve "demlenme" kredisi de verirsiniz. Artık şimdi bir şeyler söyleme zamanıdır...

Albümün açılış şarkısı "Kırık Kalpler Durağında"; "Elbette" ve "Neden" çizgisinde, onların duygusal olarak "kırık" devamı gibi. "Elbette"de yüzünü daha çok umuda dönen Erçetin, bu sefer kalbi kırılanlara daha yorgun bir selam edip, artık sanki bir şeylerin değişmesinin zor olduğunu söylüyor. Birlikte olursak en azından derdimizi paylaşabilir, hafifletebiliriz diyor. Çok tanıdık ve insanı hemen yakalayan bir Candan Erçetin şarkısı bu. Radyolar önce bu şarkıyı seçtiler zaten. Ama uzun vadede şarkının kaderi konusunda endişeliyim. Benzerlerini ve daha iyilerini daha önce yaptı Erçetin...

Cemal Safi'nin şiirinden bestelenen "Git" şarkısı ise albümün en güçlü slow hiti. Yine herkesi yakalayacak, çok sevilecek, alt yapıları itibariyle de çok tanıdık gelen bir şarkı. Sözlerinde yüzerken kendinizi eski Yeşilçam filmlerindeki gibi bir aşkta hissediyorsunuz. Bir Yeşilçam melodramının izleri ve duyguları saklı derininde. Hani mektupların olduğu zamanlar, sürekli "o" kokan güllerin, sürekli "o" çıkan falların olduğu....

Albümün ilk klip şarkısı "Kader" ise Candan Erçetin'in olgunluk dönemini en güzel resmeden şarkılardan. "Gölgesizler" filmi için bestelenen "Ben Kimim" şarkısının izinden giden "Kader"; albümde sözlerini yazar Ayşe Kulin'in yazdığı "Bahar" ve Sinan (Hakan Karahan)ın yazdığı "Nedense Sustum"a doğru gizli bir köprü kuruyor gibi. Benim albümde en sevdiğim, en farklı bulduğum şarkılar bunlar. Candan Erçetin'den beklentilerimi "Ben Kimim" dahil en çok bu 4 şarkı karşılıyor. Beni şaşırtıyor, farklı hissettiriyor, nefes aldırıyor.


BENİM ŞARKIM: NEDENSE SUSTUM
"Nedense Sustum" birçok sebepten benim şarkım. Bir önceki albümde de yine Sinan imzalı "Sonsuz"u apayrı bir yere koymuştum. Bu şarkılar; artık üzerinden izleri epey silinmiş olan Mete Özgencil döneminin Candan Erçetin'ine en çok yaklaşabildiğim şarkılar oldu. Epey zamandır Mete Özgencil'siz yoluna devam eden ve görünen o ki öyle de devam edecek olan Candan Erçetin, keşke Sinan'ın daha çok sözüne yer verse albümlerinde. Candan kariyerinde, Mete Özgencil dönemi her zaman bambaşka bir yerde duracak ve belki de Türkçe müzikte bir daha öyle göz kamaştıran bir ortaklık, ten uyumu olmayacak ama en azından Sinan'ın sözlerinin de Candan'a başka pencereler açtığı kesin. Ben Candan'ın en çok bu hallerine bayılıyor, en çok bu renklerini özlüyorum.

Albümün en dikkat çekici şarkılarından biri de "Türkü". Neyzen Tevfik ve Ömer Hayyam'ın dizelerinden oluşturulan bu beste, Candan'ın yüzünü daha bizim toprağımızın seslerine çevirdiğini gösteriyor. Her zaman kendi köklerinin renk ve seslerini albümlerine taşıyan müzisyenin yolu bu kez büyük ozanlarla kesişmiş. Peşinden gelen "Vay Halime" adlı türkü, etnik renklerini tamamlıyor Candan'ın. Bu hallerini seviyorum ama bir yanım da "bir süre bu renklerini biraz saklasa" diyor. Türkü albümü, konserler derken benim için dozajı biraz fazla oldu galiba...

ALBÜMÜN "SIRADAN"LARI:
Albümde yer alan "Unutama Beni"nin cover'ına gelince... Şarkıyı dinlemeden "yahu bunu milyonlarca kere dinledik. Neden bu şarkıyı seçmiş ki" oluyorsunuz, ama dinleyince "bir süre yeniden gündeminize alacak" kadar farklı bir çizgiye taşındığını, iyi yorumlandığını görüyorsunuz. Ama bir süre sonra yeniden sıkılıyorsunuz. Çünkü bazı şarkılar ne yazık ki zamanla eskiyor, epriyor. Yine dinleniyor da işte daha az bir keyifle. Keşke daha kıyıda köşede kalan bir şarkıyı seçseymiş...

Albümdeki bir diğer cover, Santander/Flavio bestesi "Yalvaramam""a ise ısınamadım. Şarkının 2 Türkçe versiyonu daha var, daha önce yazmıştım. Birini seçmem gerekirse de, Ceceli demiştim. Albümde yer alan "Vallahi", "Gözler", "Kimin Doğrusu" ve "Özür Dilerim" ise beni yeteri kadar heyecanlandırmadı. Kimisini yeterince "yeni" bulmadım, kiminin sözlerinden, kiminin melodisinden, kimininse "söz-müzik" uyumundan tatmin olmadım. Bu şarkılar bende bir daha dinleme isteği uyandıramadı. Candan Erçetin için fazla sıradan ve sürprizsiz şarkılar. Sürekli sizi şaşırtmasına alıştığınız bir müzisyenden daha fazlasını beklediğiniz için kolay kolay her şarkıda tatmin olmuyorsunuz.


"MÜZİKAL ÇATI" ÇOK TANIDIK
Albümde en büyük beklentilerimden biri de müzikal çatısı yani "sound"uydı. Candan Erçetin, ilk 3 albümünde, müzikal olarak hep yeni şeyler denedi. Yeni sesler, elektronik öğeler, farklı çatılar.. Ama "Neden" itibariyle Candan, kemik bir müzikal çatı oluşturmaya ve onu korumaya yönelik çalışmalar yaptı. Bu doğrultuda da uzun zamandır Alper Erinç'le çalışıyor. Aynı isimle çalışmanın hem avantajlı hem dezavantajlı noktaları vardır. Avantajdır çünkü sizi günden güne daha iyi tanıyan, ne istediğinizi bilen bir müzikal ortaklık kurarsınız. "A" deyişinizden ne istediğinizi anlar hale gelir karşınızdaki müzisyen. Rahat ve konforlu hissedersiniz. Ama tehlikelidir, kendinizi tekrar etme riski vardır.

Böyle uzun yol arkadaşlıkları, her zaman yelkenlerini "yeni"ye, "farklı ses ve söz"lere açık tutabildiği zaman tadından yenmez olur. Ne yazık ki Alper ve Candan'ın yelkenleri "eski"ye bakıyor. Düzenlemeler çok alıştığımız Candan gibi olmuş. Ben çok daha yeni ve şaşırtacak şeyler bekliyorum ikisinden. Daha farklı sesler, tahmin edilemeyecek aranjeler, belki çok az duyduğumuz enstrümanlar vs...

ŞARKI SÜRELERİNE İTİRAZIM VAR
Şarkılar çok ama çok uzun. Ortalama 4-5 dakika arasında değişiyor. Ve bir de albümde 16 şarkı olunca bazen dakikalar geçmek bilmiyor. Bir çok şarkı çok daha kısa olabilirmiş, gereksiz yere uzatılmış gibi. Pekala bir şarkı derdini 3 dakikada da anlatabilir. Ki ben böylesini daha vurucu, daha etkileyici buluyorum.
Özetle, ben "Nedense Sustum"u yanıma alıp, artık susuyorum...

1 Mart 2010 Pazartesi

Eşsiz Geceden Notlar

Perşembe akşamı Nükhet Duru için Nişantaşı Salomanje'deydim. Joytürk'ün "Hayatımı Değiştiren Şarkılar" adlı yeni konsept gecelerinin ilk konuğu olarak gecede bir nevi konuk-dj'lik yapacak, en sevdiği şarkıları çalacaktı. Belki keyfi yerindeyse bir-iki şarkı da mırıldanır diye tahmin ediyordum. Ama öyle olmuyor. Nükhet Duru mini bir orkestrayla katılıyor geceye. Ve konsept bir anda tam tersine dönüyor. DJ kabininden çalınan "Nükhet'in hayatını değiştiren şarkılar", bir anda kendilerinin canlı canlı söylediği şarkıların arasına bir fon oluveriyor. Ve gece nefis bir "Nükhet Duru Unplugged" konsere dönüşüyor. Nükhet diskografisinin en kıymetli, en güzel şarkıları bir bir gecede ışımaya başlıyor. Neler söylemiyor ki? Sözlerini kendisinin yazdığı Onno Tunç bestesi "Seninle"den benim nefesimi kesen şarkılardan Şehrazat klasiği "Sürgün"e, "Beni Tanıma"ya, sonra elbette "Melankoli"ye, "Ben Sana Vurgunum"a, "Destina", "Beni Benimle Bırak" ve istek şarkım "Sesini Duyur"a... Finalde "Mahmure"ye kadar uzanıyoruz hep birlikte.

Gecede öğrendiğim en ilginç bilgi MFÖ'nün "Ele Güne Karşı" şarkısıyla ilgiliydi. Meğer Mazhar Alanson şarkıyı ilk önce Nükhet'e dinletmiş "Sana bir şarkı yazdım" diye... Nükhet Duru pek emin olamamış şarkıdan. O dönemler daha Mehmet Teoman- Cenk Taşkan çizgisinde, "duygusal" şarkılar söyleyen "kadife" tonlardayken "Ele Güne Karşı"yla bağdaştıramamış kendini. Mazhar da "Sen ne anlarsın zaten" deyip uzaklaşmış. O gece kendisiyle dalga geçe geçe bir hal oldu. "Keşke söyleseymişim. Ah benim aklım" diyerek. Ve öyle bir söyledi ki şarkıyı arkadaşlar, kesinlikle ondan duymalısınız... Şarkı yeniden doğdu, anlamlandı Nükhet'in sesinde o gece...

Ve gecenin en büyük sürprizleri, nisan başında yayınlanacak yeni albümden geliyor. "Zaten" adlı bu şahane başyapıttan önce "Beni Sil Beni Geç"i söylüyor Nükhet. Önlerde yer alan, benim gibi şarkıyı önceden dinleyebilmiş bir kaç şanslı hep bir ağızdan bağıra çağıra söylüyoruz: "Beni Sil Beni Geç/ Ben Seni Tanıdım/ Beni Sil Beni Geç/ Ben Beni Tanırım"... Sonra bir sürpriz daha yapıyor. "Hayat"tan kısa bir fragman okuyor "Sen bizi ağlata ağlata yaşatıyorsun be hayat/ Sen bizi yaşata yaşata öldürüyorsun da hayat" Daha önce yine dinleyebildiğim şarkılardan olmuştu. Albüm repertuvarına en son giren şarkılardan. Ama öyle fırtına gibi esecek ki, hep birlikte yaşayacağız... Ve yeni albümden bir mini fragman daha: Canım Yanar... Daha önce Nükhet Duru'nun "Gümüş" albümünde yer alan bir şarkı bu. Yeniden ve çok daha tutkulu bir versiyonuyla yer alacak "Zaten"de...

Böyle tadımız damaklarda ayrılıyoruz Salomanje'den... Nükhet Duru'nun bundan sonra böyle butik performansları "es geçmemesi" gerektiğini düşünüyorum. Çok daha sıcak, eşsiz bir şey oluyor. Ve öyle bir şey ki; hani bu cümleye çok alışkınızdır; "CD'deki gibi okudu, kusursuzdu, muhteşemdi" diye... Ben de daha önce başka yorumcular için benzer şeyler söylemişimdir. Gerçekten sahnesi çok iyi olan müzisyenlerimiz var. Ama o gece ben baştan sona çok şaşırdım. Çok uzun bir süre "Nasıl yani, şimdi canlı mı söylüyor Nükhet? Ama nasıl olur, albümdeki kayıtlar gibi geliyor bu ses" deyip durdum. Tek bir notaya bile mi yanlış basmaz bir yorumcu? Tek bir hata da mı yapmaz? Evet, Nükhet'se söz konusu, yapmazmış. Bizzat şahidi oldum. Bir kez daha hayran kalarak anladım. Tanrı sizi, bizden eksik etmesin ey sevgili Nükhet....

** fotoğraflar: şara maraşlıyan