Twitter Updates

17 Şubat 2010 Çarşamba

İKİ YILDIR AŞK, sensiz,,, AYNASIZ AYSEL.....

Pazartesi Akatlar Kültür Merkezi'nde yapılan anma gecesinde şöyle tarif etti Sezen, onu:
"Aysel'in kimseye bir şey öğretmek, kimseye kendini iyi göstermek gibi bir derdi yoktu. Kimsenin gözünde değerli olabilmek gibi bir gayreti yoktu. Gerçekten kendisi olabilen bir tek kişi gördüm ben hayatımda, o da Aysel'dir. Oraya nasıl varılır, orası neresidir ben bilmiyorum. Çok özeniyorum. Hepimiz çok özeniyoruz, bütün kızları. Ama o başka bir boyut. Bunu biliyoruz. Hepimize nasip olsun. Ayna tutuyordu bize ve o tuttuğu ayna bizim kendi kurguladığımız gerçeği çoğunlukla parçalıyordu. O yüzden ona aşık olduk toplu olarak"

Aynı gecede Nükhet Duru ise şöyle anlatıyordu Aysel'i: "Sezen'imin de söylediği gibi, çok fazla bir şey öğretmeye hevesi yoktu. O, öğrenmeye niyeti olanın zaten alacağını bilirdi. Ortaya bırakırdı o sözlerini. O küçücük bünyesinde aynı anda 1500 kadını birden barındırabilen, bir bakışında yüzlerce mana gönderebilen tanıdığım çok özel bir kadındı."

Sezen Aksu, bir konserinde, çok uzun zamandır söylemediği şarkılarından Ah Mazi’yi söylerken bir anda duygulanıp şarkıyı yarıda kestiği için anlatmak zorunda kalmıştı. “Bu şarkıyı rahmetli Egemen Bostancı için yazmıştık.” demişti “ Onun öldüğü haberini, Onno, Aysel ve ben müzikalin turnesinden dönerken almıştık. O gece İstanbul’da gösterinin bir oyunu daha vardı. O oyunu nasıl oynayabildiğimizi hatırlamıyorum. Eve döndüğümüzde Onno bir melodi çalmaya başladı. Aysel de 5 dakikada sözlerini yazdı. Bu şarkıyı sahnede çok az söyledim. Yıllar sonra şimdi çok kötü oldum.”

Ah Mazi şarkısında Egemen Bostancı’ya “Ah nerede hani ah/ Nerede hani/ Bir şiir gibi narin ve sevdalıydı geçen o zaman” diye seslenen Aysel Gürel, ondan birkaç yıl sonra gencecik yaşta asılan Erdal Eren’e de “Kurşun gibi izler/ Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda” satırlarıyla yas tutmuştu. Firuze’ye her şeyin bedeli olduğunu hatırlatmış, köyün en son çitinde dünyanın bittiğine inanan Ünzile’nin dramını da onun kalemi kelimelendirmişti. Yeri geldi bir yanımızın her duruma müsait olduğunu bize bir aynayla gösteriverdi, yeri geldi bütün aşklarına kurutulmuş güllerden muzip bir selam yolladı. Yüreğindeki fırtınayı bir türlü dindiremediği renkli ve özel öyküsünde; anıların şeffaf olup; bir de ışık alırsa insanı olduğundan daha büyük göstereceğini çok erken fark etti. Nefes aldığı süre boyunca ısrarla aşkın her şeye değer olduğunun altını çizdi. Hem de rengarenk peruklar, otrişler ve sınır tanımaz makyajıyla… Cesurdu, patavatsızdı, hesapsızdı, kalbinden geçtiği gibi yaşadı, yaşadığı gibi yazdı, o dünyanın çevresinde değil, dünyayı kendi çevresinde döndürdü, adeta hepimizle kafa buldu, eğlendirdi, ama en çok da kendi eğlendi.

Türk Pop müziği tarihi adına baktığımızda ise, zaten öncülüğü, ileri görüşlülüğü ve çağ değiştirecek kadar radikal ve sivri oluşu tartışılamaz bile… Sözleriyle Sezen Aksu’yu da bambaşka bir yere taşımayı başardı, Yonca Evcimik’e yazdığı Abone ile 90’lar popuna yön vermeyi de… Yazdığı en hafif sayılabilecek, en sakızlı hallerinde bile hep ince bir zeka, bir ölçü ve usül bilme zerafeti vardı. Öyle de özel ve farklı bir sıcağı vardı ki, herkesin Aysel’iydi o… Sezen Aksu’nun da, Müjde Ar’ın da, Zerrin Özer’in de, Nilüfer’in de, Şehrazat’ın da, Yonca Lodi’nin de, Tarkan’ın da…Müzik dünyasında Serdar Ortaç’ından İbrahim Tatlıses’ine kadar bu kadar çok dost biriktiren ve bu kadar büyük bir kalabalık tarafından güzel hatırlanan çok az insan var belki de…

Zaman zaman onunla ilgili yaşadığım, onda tanık olduğum her şeyin, en başta da bizzat kendisinin bir ilüzyon olduğunu düşündüğüm olur. Çünkü normal insan zekasının kabul etmekte zorlanacağı kadar sıra dışı biriydi o. Aynı zamanda onu düşünürken; özellikle yaptıkları ve sözleri aklıma geldiğinde çok gururlandığım da olur. En çok da gururlandığım olur. Böyle özel bir kadınla aynı dili konuştuğumuz için hepimizin kendini çok şanslı hissetmesi gerekiyor, kanımca.

İki yıl önce aramızdan ayrıldığı haberini aldığım zaman en çok da “zerafet”in kalesinde büyük hasar meydana geldiği için üzülmüştüm. Belki de yıkıldı diye düşünüyorum bu satırları yazarken…”O hepimizde eksik kalan pek çok şeyin son temsilcisi olarak öylece orada durmalıydı, bizle kalmalıydı.” düşüncesi beynimi kemiriyor sürekli. Nasıl unutabilirim şimdi, masumiyetini Dünya Tatlısı’nın…”İkimiz henüz çok genç/ Soruyorduk birbirimize/ O büyülü şey neydi/ Arıyorduk gözlerimizle” Macunlu sohbetleri de unutamam, ballı lokma tatlısını da, kurutulmuş güllerini de, yosun tutmuş duvarlarını da, esmer ellerini en çok da…

Nasıl izi kalmaz ki kaldırımlara düşen sümbüli yağmurların, mum alevinde titreyen eski günlerin; nasıl sesi duyulmaz ki nezaketli ince sözlerin, göklerden mavi mavi taçların, dillenmemiş bakire aşkların… Sanki bir masaldı o… Adı bile o kadar belli ki: Tabiî ki sizin de aklınıza ilk gelen şey: Aysel Harikalar Diyarı’nda… Onu anlatmak için başka söyleyecek bir şey bulamıyorum.. Sezen Aksu’nun dediği gibi “Belki yeni kelimeler, yeni anlatımlar bulmamız gerekebilir…”

En çok da onunla bu sonsuz ağrının, yalanın, dolanın olduğu dünya macerasında tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum. Ona tanık olmak, onu hissetmek ve yaşamak, benim ben olmamda ve de pek çoklarının kimlik kartında gerçekten önemli. Bir bilge nezaketiyle bize üflediği nefes, önümüze güller sererek yürüttüğü ve öyle olmadığına bizi ikna ettiği “ince,uzun, dikenli yollar”… Nasıl teşekkür etsem az gelir, ne söylesem onun yanında yeterli ve kafi olamaz…

Bir arkadaşım söylemişti, o öldüğünde.. Şimdi altına aynen imzamı atmak istiyorum. “Aysel ölmedi, sadece adres değiştirdi” diye.. Onun yeni adresinde yine oldukça keyifli, huzurlu ve mutlu olduğunu biliyorum. Hatta hepimizle yine dalgasını bile geçiyordur. Öyle güzel, öyle özgür biriktirdi ki hayatını; biz onsuz, geride kalan karşısında o kadar cesaretli kalabilecek miyiz bilmiyorum. Yine onu hatırlayıp ona tutunarak devam etmeye çalışmaktan başka yapacağımız gerçekten bir şey yok… Önünde saygı ve sevgiyle eğiliyor, hepimiz adına aşk dolu bir selam yolluyorum Aysel’e… Aşk ve Aysel nerede olsa yine buluşurlar ama biz fanilere dünya üzerinde “aşk” ı anlatan ayna artık yok… Aslını geçtim, suretini bile bir yerlerde bulabilir miyiz, emin değilim…

EN KIYMETLİLERİNDEN "FİRUZE" VE "SEVDA"NIN ÖYKÜSÜ

Akatlar'daki gecede Sezen Aksu ve Nükhet Duru anlattı. Her ikisi de Atilla Özdemiroğlu bestesi olan ve hem tema hem de melodik olarak Türkçe pop müzik tarihinde birbirinin kız kardeşi gibi duran "Firuze" ve "Sevda"nın nasıl yazıldığını merak ediyor musunuz? İşte Sezen ve Nükhet'in anlatımıyla...

SEZEN AKSU FİRUZE'Yİ ANLATIYOR:

Firuze şarkısını ben dinlediğim anda üstüne atladım. Sözlerini yazmaya başladım. Atilla sürekli beğenmiyordu. Benim de böyle konularda hiç alınganlığım yoktur. Dışarıdan başka türlü görünür ama mesela Levent Yüksel'e şarkı yazıyorum, geliyor "Burası olmamış hiç" diyor. İçimden bir sinirleniyorum "Sıkıysa sen yaz" diyorum ama tabi Atilla Özdemiroğlu'na böyle bir şey söyleyebilmem mümkün değil. Atilla'ya telefon açıyorum, şahahe bir şey yazdım kanaatindeyim. Atilla sürekli şöyle cevaplar veriyor "Sonografik olarak burası böyle olmaz, prozedik olarak burası yanlış..!" Bir heves kırma uzmanı ama ben azimli bir kadın olduğum için yılmadım.

İçime iyice dert oldu. Zaten Aysel'le de hiç ayrılmıyoruz. En sonunda Aysel'e gel dedim "bu deli adam beni canımdan edecek". Benim de tabi en genç zamanlarım. Böyle çok önemli şeyler söylemek istiyorum. Dünyanın en şahane kelimelerini yan yana getirmek istiyorum. Mucizeler yaratmak istiyorum. Sonra Aysel geldi. Beraber oturduk şarkının başına. Hatta Sezen Aksu Aile Gazinosu'nun ilk birkaç bölümünde benim sözlerimle, sonrasında Aysel'in Firuze'si olarak söylenmişti şarkı. Aslında Aysel, benim adımı nezaketen yazdırdı şarkıya. Birlikte yazdık gibi görünüyor ama Firuze, Aysel'in sözleridir"

NÜKHET DURU SEVDA'YI ANLATIYOR:

Atilla Özdemiroğlu besteyi yaptı ve Aysel'in söz yazmasını bekliyoruz. Atilla bir gün "Nükhet, bizimki bugünlerde ele avuca sığmıyor. Yazmıyor sözleri" dedi. "Eve al, kapat onu. Zorla yazdıralım." Ben Aysel'i türlü yalanlarla eve getirdim. Annem sana fal bakacak,seni bekliyor dedim. Sen, annemle Aysel bir muhabet etmeye başladılar; gözleri başka hiçbir şey görmüyor. Aysel, "Sevda"yı yazmak ne kelime, gitti başka bir şarkı yazdı. "Aysel" diyorum "Sevda'yı bekliyor Atilla", Bana dönüp "Proje değişti şekerim" demez mi? Pek sevmişlerdi birbirlerini, anneme bir şarkı yazmış o sırada: "Rüzgarla bulutlara çizilmiş kadar güzel/ Geceden rüyalara süzülmüş kadar güzel/ Işıklı tüller gibi, işlenmiş güller gibi/ Tanrı boşken yaratmış kadar güzel/ Gülsen, içim gülüyor/Dursan, ruhum yürüyor/ Senin kadar güzeli kırk yılda bir geliyor" Ben bileklerimi kesip sıcak suya koymaya karar verdim...

AYSEL'İN DİĞER KIYMETLİLERİ

Yalnızca Firuze ve Sevda değil elbette, o kadar çok şarkıya yüreğini koydu ki Aysel, bütün bu şarkılara şöyle bir baktığımda, "kimbilir onsuz nasıl da eksik, tanımsız, hissiz kalacaktı herşey" diye düşünmeden edemiyorum. Alt alta yazmak istedim Aysel'in kıymetlilerinden bir bölümünü:

Ah Mazi (Sezen Aksu)
Abone (Yonca Evcimik)
Aşk (Sertab Erener)
Ateşle Barut (Sertab Erener)
Ben Her Bahar Aşık Olurum (Sezen Aksu)
Bırak Beni (Sezen Aksu)
Bir Resmin Yok Bende (Ajda Pekkan)
Bırak Ellerimi (Zerrin Özer)
Bindokuzyüzkırkbeş (Sezen Aksu)
Bir Başka Aşk (Sezen Aksu)
Bir Vurgun Bu Sevda (Demet Sağıroğlu)
Değer mi (Sezen Aksu)
Dünya Tatlısı (Zerrin Özer)
Firuze (Sezen Aksu)
Gölge Çiçeği (Reyhan Karaca)
Gözlerinde Son Gece (Zerrin Özer)
Gözlerin Su Yeşili (Ayşegül Aldinç)
Hadi Bakalım (Sezen Aksu)
Haydi Gel Benimle Ol (Sezen Aksu)
Her Sevda Bir Veda (Nilüfer)
Hasret (Sezen Aksu)
İstanbul Hatırası (Sezen Aksu)
Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam (Sezen Aksu)
Sarışınım (Sezen Aksu)
Saklanma (Yonca Lodi)
Sen Ağlama (Sezen Aksu, ortak)
Seni İstiyorum (Sezen Aksu)
Sevda (Nükhet Duru)
Son Bakış (Sezen Aksu)
Sonbahar (Sezen Aksu)
Sultan Süleyman (Sezen Aksu)
Ünzile (Sezen Aksu)
Vurulmuşum Sana (Asya)
Vur Yüreğim (Sertab Erener)
Yalnızca Sitem (Sezen Aksu)
Yeniden Sev (Nilüfer)
Yoksun Sen (Asya)
Yanarım (Sertab Erener)
Yolun Başı (Sertab Erener)
Zor Kadın (Sertab Erener)

14 Şubat 2010 Pazar

Yorgun Savaşçı'dan Papatya...


Müzik dünyasında çoğu zaman öyle zor ve üzücü şeylere de şahitlik ediyorsunuz ki,zaten türlü sebeplerden can çekişmekte olan sektörün içinde bir de böyle durumlar olunca heyecanınız ister istemez kırılıyor.

Bundan iki yıl önce Zeynep Casalini, şahane bir albüm yaptı: Kim Galip Çıkar. Her şeyi neredeyse kendi başına kotardı. Nefis müzisyenlerle tanıştı, yepyeni söz yazarı ve bestecilerden pırıl pırıl şarkılar buldu. Çok değerli müzisyenlerle, maddi olarak çok da parlak olmayan koşullarda ortaya "cam gibi parlayan, çok kıymetli" bir albüm çıkardı. O zor ama heyecanlı hazırlık sürecine tanığım. Sonrasında, daha önceki müzik şirketleriyle bazı sorunlar yaşadığı için, albümü bu sefer görünüşte onunla aynı dili konuşan yeni bir müzik şirketi; Mess'ten yayınladı. Sonra tuhaf bir şeyler olmaya başladı.

İki taraf özelinde neler olup bittiğini bilmiyorum. Zeynep'e de sormadım. Çünkü benim için önemli olan bu değil. Ben şuna inanıyorum. Böylesine güzel bir albüm, her ne olursa olsun yaşatılmalıydı. Kim haklı, ne oldu, kim, ne yaptı bunlarla ilgilenmiyorum. Sadece her problemin çözülebileceğine, en azından böylesi güzel şarkıların hatrına bazen geri adım atılabileceğine inanmak istiyorum. Ama öyle olmadı. Geçtiğimiz hafta bu konuyu Zeynep'le telefonda da konuştuk. "Yoruldum ve artık pes ediyorum Suat" dedi. "Bundan sonrasını akışına bıraktım. Güzelim albümüm böyle kalakaldı ortalarda" Üzgündü sesi. Nasıl üzgün olmasın ki...

"Kim Galip Çıkar"ı bir yerlerden bulursanız, acilen gündeminize alın; benim için "Saf Aşk", "Hep Aynı Masal", "Derviş" ve "Sancı" dinleyin. Şimdiyse Zeynep'le ilgili güzel bir habere geçiyorum...

Yüksek Sadakat'in eski solisti Cemil Demirbakan'ın yeni single'ı "Papatya"yla çıkageldi Zeynep yeniden. Şarkının nakaratlarında Cemil'e eşlik ediyor, bir bölümü de söylüyor. Zeynep'in yorumculuğunu her zaman özel bulmuşumdur. O dönemler Pafil'de de çok yazmıştım. Farklı bir ruh getiriyor her söylediği şarkıya. "Papatya"da da öyle olmuş. Zeynep sayesinde daha da büyümüş şarkı. Biraz daha yükseklere kanatlanmış. Ve "Papatya" sanki onun üzerine dikilmiş bir elbise gibi.

Öte yandan bir erkek şarkısından çok, bir kadın vokale daha yakışacak bir şarkı. Şarkılarda bazen böyle şeyler olabiliyor: kadın-erkek şarkısı ayrımları. Bazen bu ayrımı sadece hislerimiz yapıyor. Mesela "Yemin Ettim" Kayahan'a, "Esmer Günler" Nilüfer'e yakışıyor. Şarkıyı C
emil de iyi yorumlamış ama keşke tamamını Zeynep söyleseymiş demeden de geçemeyeceğim.  
 

Eğlence Sektörü Güç Birliği Yapıyor


Geçen hafta, TESDER yani Türkiye Etkinlik ve Eğlence Sektörü Derneği'nin tanıtım gecesindeydim. Ghetto'da yapılan geceye Sertab Erener, Nil Karaibrahimgil, Burak Kut, Demir Demirkan, Harun Tekin ve Ogün Sanlısoy gibi sanatçılar da gelmişti destek vermek üzere. Fırat Kasapoğlu'nun başkanlığını yürüteceği dernek, özellikle müzik organizasyonlarında Avrupa standartlarına ulaşmayı hedefliyor.

O gece hem sanatçılarla, hem Fırat beyle yaptığımız konuşmalardan anladım ki, aslında müzik dünyasında işin organizasyon kısmında işler hiç de öyle dışarıdan görüldüğü gibi "pırıltılı" yürümüyor. Çok ciddi problemler yaşamışlar bugüne dek. Neredeyse can güvenliklerinin bile olmadığı sahnelerde, "standart" diye bir şeyin olmadığı koşullarda konserler vermişler. Şimdi bütün bu arka plandaki şartları iyileştirmeye çalışacaklar. Her önüne gelen adama konser yaptırmamaya, birlikte ve ortak tavırla hareket ederek hem maddi hem manevi koşulları çok daha profesyonel bir noktaya ulaştırmaya çalışacaklar. O gece Tarkan'ın da menajeri oradaydı, Serdar Ortaç'ın da, Mor Ve Ötesi'nin de.. Ve çok önemli müzik mekanları: Ghetto, Babylon, Jolly Joker Balans. Müzik dünyasında daha önce bu kadar büyük çaplı bir işbirliği olmamıştı. Dilerim birlikte güzel sonuçlar alırlar. Ve en kısa zamanda inşallah bütün bu kötü şartlar değişir...

DOĞRUDAN ARŞİVE: Şükrü Tunar Eserleriyle Serkan Çağrı


Böylesi albümleri çok önemsiyorum. Hem geçmişin kayıtlarını yeni çağın aynasından arşivletiyor, tekrar hatırlatıyor, gündeme getiriyor, hem de böyle albümler sayesinde çok özel kayıtlar kazanıyor Türkçe müziğimiz.

Mesela Serkan Çağrı'nın Türk Sanat Müziğinin büyük müzisyeni Şükrü Tunar eserlerini yorumladığı 2 CD'lik albüm sayesinde Ata Demirer, Ziynet Sali, Gökhan Tepe, Hayko Cepkin, Sıla, Barbaros, Nalan, Birol Namoğlu, Hazal, Ahmet Özhan ve Ercan Saatçi gibi müziğin farklı renkleri bir araya gelmiş oldu. Albümde her bir müzisyen kendi tarzıyla, kendi seçtiği Tunar bestesini okumuş.

Mesela Ata Demirer'den böyle nefis bir TSM kaydı dinlemek her zaman kolay değil. Suzan Kardeş'in albümü için de Cem Yılmaz nefis bir Safiye Ayla şarkısı yorumlamıştı. O da eşsiz kıymettedir.

Ve Hayko Cepkin mesela. Ramazan ayında ondan bir ilahi dinleme şansımız olmuştu. Şimdi de "Aşkın İçimde Yara" adlı nefis Şükrü Tunar klasiğini söylüyor. Bu sayede Hayko'nun farklı bir rengine daha şahitlik etmiş oluyoruz. Birol Namoğlu, daha önce cover'ladıkları "Dalgalandım da Duruldum"la bu konuda neler yapabileceğinin işaretlerini vermişti. Bu albümde "Hülyaya Bürünmüş" de çok güzel olmuş. Birol, pekala sesini böyle farklı kullanabileceği solo projeler yapabilir.

Öte yandan albüm bizi yeni bir yorumcuyla tanıştırıyor: Barbaros. Onu yıllar öncesinden, bir Hürriyet röportajından hatırlıyorum. Sahne performanslarıyla İstanbul gece hayatında çok öne çıkan yorumculardan biri olmuştu. Şimdi ilk albümünü Sony Müzik'le hazırlıyor. Bu albümden edindiğim ilk izlenimle, iddialı bir çıkış olacak diye tahmin ediyorum

Billboard Türkiye'ye Göre Ayın Bloğu...

Efendim, takip etmiş olduğunuz ve bu yolculukta yanımda olduğunuz için size her zaman minnettar olduğum bizi buluşturan bu platform, Billboard Türkiye dergisi tarafından "Ayın Bloğu" seçildi. Yakından tanıdığım ve çok sevdiğim Billboard ekibi şöyle yazmış benim için:

"Suat Kavukluoğlu'nun kişisel blog sayfası Müzik ve Medya notları; okuması keyifli bir çok anıyı, röportajı, izlenimi bir arada sunuyor. Es geçmeyin."

Aslında dergiyle olan organik ve sevgili bağımdan dolayı bu haberi benim yaptırmış olabileceğim de aklınıza gelebilir. Ama beni yakından tanıyanlar böyle bir talebim olmayacağını bilirler. Üstelik bütün her şeyi bir sır gibi saklayarak yapıp, dergi çıktığı zaman bile haber vermediler. Onları ziyarete gittiğim bir gün "senden bahsettik, okudun mu" deyiverdiler. Elim ayağıma dolaştı. Bu blogla ilgili aldığım en güzel aferinlerden biri oldu. Beni çok şaşırtan, mutlu eden bir gelişmedir. Hele de uzun zamandır en severek okuduğum, her yaptıkları röportaja, prodüksiyona ve kapağa hayran olduğum Billboard dergisinde böyle bir yer bulmak gurur vericidir. Bu vesileyle oradaki bütün arkadaşlarıma, Meltem'e, Sebla'ya, Zeynep'e, Ömer'e selam ve sevgilerimi iletmek isterim.

"gerçekpop.com" a göre Tüm Zamanların En İyi 10 Türk Müzisyeni...


Fatih Melek tarafından hazırlanan yeni bir müzik platformumuz daha oldu. Onunla sizi daha önce tanıştırmıştım. Kendi bloğunda yazdığı yazıları zaman zaman bu platforma da taşıdım. İşte şimdi Fatih, yeni bir pop sitesiyle karşımızda. Müzik dünyasından haberler verecek sitede, Fatih'in güzel yorumlarını, değerlendirmelerini de okuyacaksınız. Ben de vaktim olduğunca, bir anlam üretebileceğimi hissettiğim sürece "gerçekpop"a destek olacağım.

Sitenin en dikkat çekici bölümü ise Starmetre...Bu bölümde Türkçe müzikte gelmiş geçmiş tüm müzisyenleri "puan"layacağız. Fatih, sektörün içinde önemli olan müzik adamları ve kadınlarından "tüm zamanların en iyi 20 Türk müzisyen"ini sıralamasını istedi. Listelerimizi verdik ve o da puanları toplayarak, ilk 10'u ortaya çıkardı. Bu liste, sizin oylarınızla, zamanla, gündeme göre, o müzisyenin kariyer seyrine göre, pop müziğin gidişatına göre değişecek.

Şubat 2010 itibariyle ilk oluşan listemiz şöyledir:

1- Sezen Aksu
2- Ajda Pekkan
3- Mirkelam
4- Tarkan
5- Nazan Öncel
6- Şebnem Ferah
7- Bülent Ortaçgil
8- Hümeyra
9- Nilüfer
10- Sertab Erener

Benim kişisel listem ise şöyledir...(Böyle listeler yapmakta çok zorlanan bir adam olarak, yine korkunç sancılar çektiğimi,liste son halini alana kadar epey bir değiştiğini söylemem lazım. Ama Starmetre'nin konsepti de bu, şimdiden söz ediyor. Yani Şubat 2010 itibariyle durum budur, özü aynı kalsa da; ileride değişiklikler gösterebilir.)

1- SEZEN AKSU
2- AJDA PEKKAN
3- HÜMEYRA
4- NÜKHET DURU
5- DENİZ SEKİ
6- NİLÜFER
7- MUAZZEZ ABACI
8- NAZAN ÖNCEL
9- BİRSEN TEZER
10- CANDAN ERÇETİN
11- TEOMAN
12- AYLİN ASLIM
13- UMAY UMAY
14- ŞEBNEM FERAH
15- MİRKELAM
16- ZUHAL OLCAY
17- DEMET SAĞIROĞLU
18- FATİH ERKOÇ
19- VEGA
20- ÖZLEM TEKİN

LİSTENİN EN BÜYÜK SÖZ BİRLİĞİ: HÜMEYRA

Starmetre'ye katılan diğer arkadaşlarımın listelerinden de biliyorum... Hepimizin büyük bir özlemle yazdığı isim Hümeyra'ydı. Üstelik çok da üst sıralara koyduk. Hümeyra, her ne kadar bir daha şarkı söylemeyi istemiyor olsa da oyunculuğunun yanı sıra onun müzisyen kimliği Türkçe müziğe çok derin izler bıraktı. Ve hepimizin burnunda büyük bir sızı, onun şarkıları..."Ah keşke yeniden bir yerlerde şarkılar söylese, ah keşke bir albüm daha yapsa" diye büyük bir özlem duyduğumuz belki de tek isim. Kendisini, NTV'de Gece Gündüz programına konuk ettiğimizde Yekta ve ben de tatlı tatlı ısrar etmiştik bu konuda. Ama Hümeyra, ne yazık ki "müzisyenlik" defterini kapatmış görünüyordu. Bize döne dolaşa "Tutkulardan İntihar", "Beyhude" ve diğer Hümeyra albümlerine sığınarak teselli olmak kalıyor. Teselli olmaya çalışmak aslında.


12 Şubat 2010 Cuma

Sen Bizim Başımıza Gelen En Sıradışı Şeysin...


Bir daha onun gibi biri olmayacak...
Kimse bir tarafını yırtmasın, zorlamasın, bir daha kimse de onun gibi olmayacak...
O bu topraklara gönderilen en sıradışı şey, en özel yaratık.
Dünya üzerinde de eşi benzeri yok.
Bu denli ısrarlı, heyecanlı ve tutkulu bir hikaye yok.
Zaman ve mekan kavramlarını ters köşeye yatıran, bilinen bütün tanım, formül ve cümleleri yakıp geçen bir kadın o...
Bir daha kimse o kadar cesur da olmayacak.
Bir daha kimse öyle ışıltılı, öyle büyülü, öyle görkemli ve öyle asil de olmayacak.
Üzgünüm ama olamayacak...

İyi ki doğdun, ve biz iyi ki sana şahidiz AJDA.....