Pazartesi Akatlar Kültür Merkezi'nde yapılan anma gecesinde şöyle tarif etti Sezen, onu:"Aysel'in kimseye bir şey öğretmek, kimseye kendini iyi göstermek gibi bir derdi yoktu. Kimsenin gözünde değerli olabilmek gibi bir gayreti yoktu. Gerçekten kendisi olabilen bir tek kişi gördüm ben hayatımda, o da Aysel'dir. Oraya nasıl varılır, orası neresidir ben bilmiyorum. Çok özeniyorum. Hepimiz çok özeniyoruz, bütün kızları. Ama o başka bir boyut. Bunu biliyoruz. Hepimize nasip olsun. Ayna tutuyordu bize ve o tuttuğu ayna bizim kendi kurguladığımız gerçeği çoğunlukla parçalıyordu. O yüzden ona aşık olduk toplu olarak"
Aynı gecede Nükhet Duru ise şöyle anlatıyordu Aysel'i: "Sezen'imin de söylediği gibi, çok fazla bir şey öğretmeye hevesi yoktu. O, öğrenmeye niyeti olanın zaten alacağını bilirdi. Ortaya bırakırdı o sözlerini. O küçücük bünyesinde aynı anda 1500 kadını birden barındırabilen, bir bakışında yüzlerce mana gönderebilen tanıdığım çok özel bir kadındı."
Sezen Aksu, bir konserinde, çok uzun zamandır söylemediği şarkılarından Ah Mazi’yi söylerken bir anda duygulanıp şarkıyı yarıda kestiği için anlatmak zorunda kalmıştı. “Bu şarkıyı rahmetli Egemen Bostancı için yazmıştık.” demişti “ Onun öldüğü haberini, Onno, Aysel ve ben müzikalin turnesinden dönerken almıştık. O gece İstanbul’da gösterinin bir oyunu daha vardı. O oyunu nasıl oynayabildiğimizi hatırlamıyorum. Eve döndüğümüzde Onno bir melodi çalmaya başladı. Aysel de 5 dakikada sözlerini yazdı. Bu şarkıyı sahnede çok az söyledim. Yıllar sonra şimdi çok kötü oldum.”
Ah Mazi şarkısında Egemen Bostancı’ya “Ah nerede hani ah/ Nerede hani/ Bir şiir gibi narin ve sevdalıydı geçen o zaman” diye seslenen Aysel Gürel, ondan birkaç yıl sonra gencecik yaşta asılan Erdal Eren’e de “Kurşun gibi izler/ Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda” satırlarıyla yas tutmuştu. Firuze’ye her şeyin bedeli olduğunu hatırlatmış, köyün en son çitinde dünyanın bittiğine inanan Ünzile’nin dramını da onun kalemi kelimelendirmişti. Yeri geldi bir yanımızın her duruma müsait olduğunu bize bir aynayla gösteriverdi, yeri geldi bütün aşklarına kurutulmuş güllerden muzip bir selam yolladı. Yüreğindeki fırtınayı bir türlü dindiremediği renkli ve özel öyküsünde; anıların şeffaf olup; bir de ışık alırsa insanı olduğundan daha büyük göstereceğini çok erken fark etti. Nefes aldığı süre boyunca ısrarla aşkın her şeye değer olduğunun altını çizdi. Hem de rengarenk peruklar, otrişler ve sınır tanımaz makyajıyla… Cesurdu, patavatsızdı, hesapsızdı, kalbinden geçtiği gibi yaşadı, yaşadığı gibi yazdı, o dünyanın çevresinde değil, dünyayı kendi çevresinde döndürdü, adeta hepimizle kafa buldu, eğlendirdi, ama en çok da kendi eğlendi.
Türk Pop müziği tarihi adına baktığımızda ise, zaten öncülüğü, ileri görüşlülüğü ve çağ değiştirecek kadar radikal ve sivri oluşu tartışılamaz bile… Sözleriyle Sezen Aksu’yu da bambaşka bir yere taşımayı başardı, Yonca Evcimik’e yazdığı Abone ile 90’lar popuna yön vermeyi de… Yazdığı en hafif sayılabilecek, en sakızlı hallerinde bile hep ince bir zeka, bir ölçü ve usül bilme zerafeti vardı. Öyle de özel ve farklı bir sıcağı vardı ki, herkesin Aysel’iydi o… Sezen Aksu’nun da, Müjde Ar’ın da, Zerrin Özer’in de, Nilüfer’in de, Şehrazat’ın da, Yonca Lodi’nin de, Tarkan’ın da…Müzik dünyasında Serdar Ortaç’ından İbrahim Tatlıses’ine kadar bu kadar çok dost biriktiren ve bu kadar büyük bir kalabalık tarafından güzel hatırlanan çok az insan var belki de…
Zaman zaman onunla ilgili yaşadığım, onda tanık olduğum her şeyin, en başta da bizzat kendisinin bir ilüzyon olduğunu düşündüğüm olur. Çünkü normal insan zekasının kabul etmekte zorlanacağı kadar sıra dışı biriydi o. Aynı zamanda onu düşünürken; özellikle yaptıkları ve sözleri aklıma geldiğinde çok gururlandığım da olur. En çok da gururlandığım olur. Böyle özel bir kadınla aynı dili konuştuğumuz için hepimizin kendini çok şanslı hissetmesi gerekiyor, kanımca.İki yıl önce aramızdan ayrıldığı haberini aldığım zaman en çok da “zerafet”in kalesinde büyük hasar meydana geldiği için üzülmüştüm. Belki de yıkıldı diye düşünüyorum bu satırları yazarken…”O hepimizde eksik kalan pek çok şeyin son temsilcisi olarak öylece orada durmalıydı, bizle kalmalıydı.” düşüncesi beynimi kemiriyor sürekli. Nasıl unutabilirim şimdi, masumiyetini Dünya Tatlısı’nın…”İkimiz henüz çok genç/ Soruyorduk birbirimize/ O büyülü şey neydi/ Arıyorduk gözlerimizle” Macunlu sohbetleri de unutamam, ballı lokma tatlısını da, kurutulmuş güllerini de, yosun tutmuş duvarlarını da, esmer ellerini en çok da…
Nasıl izi kalmaz ki kaldırımlara düşen sümbüli yağmurların, mum alevinde titreyen eski günlerin; nasıl sesi duyulmaz ki nezaketli ince sözlerin, göklerden mavi mavi taçların, dillenmemiş bakire aşkların… Sanki bir masaldı o… Adı bile o kadar belli ki: Tabiî ki sizin de aklınıza ilk gelen şey: Aysel Harikalar Diyarı’nda… Onu anlatmak için başka söyleyecek bir şey bulamıyorum.. Sezen Aksu’nun dediği gibi “Belki yeni kelimeler, yeni anlatımlar bulmamız gerekebilir…”
Bir arkadaşım söylemişti, o öldüğünde.. Şimdi altına aynen imzamı atmak istiyorum. “Aysel ölmedi, sadece adres değiştirdi” diye.. Onun yeni adresinde yine oldukça keyifli, huzurlu ve mutlu olduğunu biliyorum. Hatta hepimizle yine dalgasını bile geçiyordur. Öyle güzel, öyle özgür biriktirdi ki hayatını; biz onsuz, geride kalan karşısında o kadar cesaretli kalabilecek miyiz bilmiyorum. Yine onu hatırlayıp ona tutunarak devam etmeye çalışmaktan başka yapacağımız gerçekten bir şey yok… Önünde saygı ve sevgiyle eğiliyor, hepimiz adına aşk dolu bir selam yolluyorum Aysel’e… Aşk ve Aysel nerede olsa yine buluşurlar ama biz fanilere dünya üzerinde “aşk” ı anlatan ayna artık yok… Aslını geçtim, suretini bile bir yerlerde bulabilir miyiz, emin değilim…









