Twitter Updates

30 Ocak 2010 Cumartesi

Burak Kut'tan Farklı Manevra

Burak Kut böyledir. Önce pop sulara ses verir, sonra gider dümeni bir anda bambaşka bir yola kırar, canı ne isterse onu söyler. İlk albümü "Benimle Oynama", 90'ların başında epey gürültü koparmıştı pop dünyasında. Ama o, bir anda büyük risk aldı "Yaşandı Bitti"yle. O dönem için Burak Kut'un "fazla" pop kitlesine, birkaç gömlek büyük gelmişti bu şarkı, şaşırtmıştı. Sonra hem özel hayatında hem de albümlerinde bazı talihsizlikler yaşadı, uzun yıllar daha sessiz kaldı.(Gerçi asker dönüşü yaptığı albümde yer alan "Sonu Geldi" benim en sevdiğim Burak Kut şarkısı olmuştur.)

Ve nihayet, geçtiğimiz senelerde Sezen Aksu destekli "Komple"yle pop sularda kadraja yeniden girdi. Bu albüm onu, pop kulvardaki eski günlerine epey yakınlaştırdı. Ama çeşitli zamanlarda yaptığımız sohbetlerden onunla ilgili edindiğim izlenim; Burak Kut'un bunlarla yetinmeyecek olduğuydu. Farklı şeyler denemek istiyordu. Nitekim son albümü "İlaç" yine dinleyicileri ters köşeye yatıracak. Yine çok sert ve birdenbire bir "dümen kırış" bu. "Komple"den sonra sudan çıkmış balığa döndürüyor albüm sizi. İlk dinlediğimde epey şaşırdım. Albüm, epey farklı rotalarda seyrediyor. Müzikal olarak farklı türlerle farklı kombinasyonlar yapılmış.

Bu konuda albüme rengini veren isim Mithatcan Özer olmuş. Hem sözleri, besteleri hem de düzenlemeleriyle yer aldığı albümde Özer, alaturkadan funk'a, cazdan hip hopa ve rocka uzanan farklı bir seyir izlemiş. Özer'in düzenlemelerinde bazı bölümlerde uyumlu bir seyir var, bazı yerlerde ise fırtınalı, tahmin edilemez bir rota. Kafasına göre takılan, kendi bildiğini okuyan, alışılagelmiş her şeyle biraz dalga geçen bir tavır bu. Bazı yerlerde güzel sonuçlar vermiş, bazı yerlerde ise "ham" ve "filtresiz" kalmış gibi. Sanki daha üzerinde düşünülmeliymiş, daha demlenmeliymiş... Mithatcan'ın sözleri de böyle rotasız, yönsüz... Kafiye düzeni gütmüyor, belli kuralları takip etmiyor, canı nasıl isterse öyle yazmış hissi veriyor. Bazı yerlerde içinden bir Sezen Aksu duyarlılığı çıkıyor, bazı yerlerdeyse başına buyruk bir iflah olmaz.. Farklı bir müzik adamı olacak, anlaşıldı. Daha yeni yeni kazmaya başladığı içsel kazısında bakalım neler açığa çıkacak?


Albümün bir diğer önemli ismi de Sibel Algan. Onunla ilgili ilk detayları bu blogta okumuştunuz. Sezen Aksu'nun yorumladığı ilk bestesi "Pardon"la darma duman etmişti bizi bu yaz. Aynı zamanda Aksu'nun basın ve halkla ilişkiler müdiresi olan Algan'la telefonda konuşmuş, başkaları tarafından söylenecek yeni şarkıları olduğunu duyurmuştum size. İşte "Pardon" sonrası ilk şarkılar Burak Kut'un albümünde karşımıza çıktı. Bu 3 yeni şarkı, beni "Pardon" kadar etkilemese de (çünkü onun çok başka bir büyüsü ve tılsımı var) "Git Bir An Önce" ve "Kafam Karışık"a dikkat edin derim. Sibel Algan'ın serüvenini de heyecanla takipteyim. Bakalım onun iç kazılarından daha neler çıkacak.

Ve Burak Kut... Bu birbirine hiç benzemeyen ve neredeyse her biri farklı yönlere giden şarkılara Kut'un vokali kaptanlık ediyor. Burak, fırtınalı bir denizde, sesini çok farklı şekillerde kullanarak, gemisinin savrulmaması için elinden geleni yapıyor. Albümde baştan sona iyi bir yorumcuyu dinliyorsunuz. Ama dediğim gibi riskli bir albüm olduğunu düşünüyorum. Bu riski göze aldığı için Burak Kut'a saygım var ama sanki yeni yeni kariyerini toparlamaya çalışırken, birdenbire bu kadar çok açılmamalıydı bence. Bu değişimi, dozu yavaş yavaş arttırarak yapmalıydı. İnsanların bağ kurmakta zorlanacakları bir albüm... Dilerim, ben yanılırım....

(Çıkış şarkısı Ben Yokum'la ilgili yorumlarımı daha önce yine burada yazmıştım. Geçmiş yazılar bölümünden bulabilirsiniz.)

Hit Potansiyeli mi, Hani Nerede?

Nilüfer geçtiğimiz haftalarda Beyaz Show'a konuk olduğunda, yanında müzikseverlere bir sürpriz de getirmişti. Sinan Akçıl imzalı yepyeni bir şarkı vardı cebinde: Zalimin Kararı. Şarkıyı bir süre önce dinlemiş ve anlattığına göre "büyük hit potansiyeli" gördüğü için birdenbire bir single yapmaya karar vermiş. Ve şarkı ilk kez o gece Beyaz Show'da söylendi. İlerleyen günlerde tekrar tekrar dinledim şarkıyı. Ama ben nedense "birdenbire" bir single yapılacak kadar "büyük hit potansiyeli" göremedim şarkıda. Ortalama bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Hatta vasatın biraz üzerinde diyelim. Evet, tamam sıcak ve insanı hemen yakalayan bir melodisi olduğu doğru. Ve elbette belli bir noktaya kadar ses verilecektir bu şarkıyla. Ama ne yazık ki Nilüfer, eskiden olduğu gibi fırtınalar estiremeyecek gibi geliyor. Keza şarkının nakaratında 3 kere tekrarlanan "gidiyor"lar biraz rahatsız edici. Şarkıyı nakarata bağlayan oryantal bölümü de biraz zorlama buldum. Bir de Nilüfer'in yorumunda sanki bir problem var. Özellikle nakarat bölümlerinde çok hissediliyor.

Oysa Nilüfer'in yazın yayınladığı "Hayal" albümünde ne güzel Mete Özgencil şarkıları vardı. Keşke "Hayal", "Liste" veya "Sen ve Ben"den birine klip çekilseydi.

Emel Müftüoğlu ve Klip Demişken

Emel Müftüoğlu ve "Hoşgeldin Hüzün" klibi demişken, Emel'in Türkçe video tarihinde her biri "köşe taşı" olmuş, büyük olay yaratmış bu 4 klibinden de bahsetmeden olmaz. Emel'in Faka Bastın klibi, ilk profesyonel, büyük bütçeli kliplerimizdendir. 90lara gelinceye kadar her televizyon kanalının çok daha ucuz maliyetlerle, daha basit görsel anlatımlarla; sadece şarkıya eşlik etmek amacıyla çektiği görüntülere klip dememiz çok zor. Ama 90'larla birlikte, diğer yandan da Yonca Evcimik'in çabalarıyla Türkçe video tarihimiz oluşmaya başladı. İşte "Faka Bastın" da Sinan Çetin yönetmenliğinde çekilen ilk kliplerimizdendir. Hatta yıllar sonra Emel Müftüoğlu o dönemler plakçısı Şahin Özer'i böyle bütçeli bir klip çekmeye ikna etmekte zorlandığını itiraf etmişti bir röportajında. Neredeyse bir kaç şarkının hazırlık maliyeti olan bu bütçe epey zor çıkmış Özer'den. Ama iyi ki Emel ısrar etmiş. Hem o zaman, hem de sonrasında. Ki aşağıdaki diğer kliplerde Emel Müftüoğlu'nun görsellik işine ne kadar da özen gösterdiğini göreceksiniz...



Emel Müftüoğlu'nun "Hovarda" klibi de büyük kıyametler koparmıştı zamanında. Abdullah Oğuz'un yönettiği bu klipte Çağla Şıkel ve Seray Sever de ilk kez Türk medyasına arzı endam etmekteydiler. Öyle hoş bir senaryosu ve kurgusu vardır ki klibin, zaten bu özen ve farklılık MTV tarafından ödüllendirilmişti.




Ve büyük sansasyon yaratan "Deli Et Beni" klibi. Yeşim Salkım ve Billur Kalkavan'ın seksi danslarıyla Emel'e eşlik ettiği klip, dönemin ve bence hatta şimdinin bile en cesur işlerindendir. Dalga mı geçiyorsun, şimdiki kliplerde böyle seksi dansçı ve danslardan milyonlarca var, bunun neresi özel diyebilirsiniz. Ama bakınız Allah aşkına şimdinin kliplerinde bu estetik duygusunun çeyreğini bulabiliyor muyuz acaba? Nefis bir kurgu ve en önemlisi hikaye var bu klipte. Gerçek his ve duyguyla yapıldığı, samimi olduğu öyle belli ki...



Ve sanırım Emel'in hala en çok konuşulan klibi: Korkuyorum. Hala gizemini korur. Hala kafaları karıştırır. Emel'le İlknur Bozkurt'un bir sandal içinde, klip boyunca, yakın temasları hep sorgulanmıştı. Bu bir devrim miydi, bilerek bir lezbiyen teması mı kullanılmıştı? Gerçi Emel Müftüoğlu bunun hep kasıtlı olmadığını, o gün sete erkek oyuncunun son anda gelmediğini ve her şey hazırlanmışken Abdullah Oğuz'un da "ikinizle çekeriz" diyerek sorunu çözdüğünü vs. İsteyerek veya istemeyerek Emel, çok cesur bir adım atmış oldu bu kliple. Böyle bir cesaret örneğinin de 2010 itibariyle hala çeyreğinin bile gösterilmediğini düşünüyorum.

Nefesimi Kesen Şarkılar 8- EMEL- HOŞGELDİN HÜZÜN

İşte bir nefis şarkı daha... Sözlerini Sezen Aksu ve kıymetli Yelda Karataş'ın yazdığı, Aksu'nun melodilendirdiği bu şarkı, Emel Müftüoğlu diskografisinin en zirve noktasıdır. Bu zirveyi single'ın diğer şarkısı "Hovarda"yla paylaşan "Hoşgeldin Hüzün", kimbilir kaç yalnız-tek başına gecenin tanığı oldu serüvenimde. Hayatın zorlu, korlu basamaklarını çıkarken işte o hepimizin "denize sıfır" çaresiz hissettiği anlar vardır ya, öyle zamanlarda tutunduğum, güç aldığım birkaç şarkıdan biridir, belki de en çoğudur. "Yeminim var yine unutacağım/Bu yüreği yeniden uçuracağım/ Ayrılığı aşk ile vuracağım/ Bana iyi bak, ben zırdeliyim" nakaratının kanatlarına ilişiverdiğinizde bir anda kendinizi hiç olmadığınız kadar güçlü hissediversiniz. Acıyı tütün basıp dindirebilecek olma ihtimaliniz size iyi gelir. Ve bu şarkının yukarıda yayınladığım böyle de şahane bir klibi vardır. Acının yağlıboya tablosu gibidir klip ve satır satır şarkının sözlerine adeta şahitlik eder. Sahiden de kırmızı kadife perdeleri, sararmış aşkın yapraklarını, Emel'in üzerinde adeta yeni aşkları temsil eden o incecik kırmızı, tül gibi elbisenin üzerine uçurur bu şarkı.

Not: Müzik kulislerinde bu şarkının Sezen Aksu tarafından önce Zerrin Özer'e verildiği, sonra şarkıyı bir ara Tarkan'ın söylemesinin gündeme geldiği konuşulur. Ama bunların hiçbiri olmaz ve şarkı Emel Müftüoğlu'nun kaderi olur. İyi ki de Emel Müftüoğlu söylemiştir.

Nefesimi Kesen Şarkılar 7- SEYYAL TANER- BİR KIŞ DAHA OLUR

Türk pop müziğinin en kıymetlilerinden biri o. Döneminin en cesur, en farklı, en sıradışı, en yaratıcı kadını. Onu en son Arda Uskan için yapılan özel gecede rock bir performansla izlemiştim. Kelimenin tam anlamıyla dilim tutulmuştu. Hani rock müzik yapıyoruz diye geçinenler bence o gece Seyyal Taner'i sahnede görmeliydiler. Geçen yıllara rağmen öyle bir enerji ve tutkuya sahipti ki Seyyal Taner, onu izlerken ben yorulmuştum. Zaten kendisinin zamanında sahne üzerinde ne fırtınalar kopardığını hep anlatırlar. O geceden bahsetmişken kendisinden bir rock albümü ve performansları beklediğimi de söyleyerek, onun nefesimi kesen şarkılarından birine geçiyorum.

Yukarıda, zamanının en önemli ve hatta tek müzik programı "Yarım Elma"da yer alan bir performansını izlediğiniz "Bir Kış Daha Olur", öyle bir şarkıdır ki, adamı iki seksen yere çakar. Sözlerini Seyyal Taner'in yazdığı şarkının bestesi Seyyal Taner ve Metin Özülkü tarafından birlikte yapılmıştır. Seyyal hanımla bir gece dostlarıyla geldiği bir barda karşılaşmış, sohbet etmiştik. DJ'den bu şarkıyı istemiş ve ona ne kadar çok sevdiğimi anlatmıştım. O an gözlerinde beliren duyguyu hala saklıyorum kalbimde. Ellerimi tutarak bu şarkının onun için de ne kadar özel olduğunu anlatmıştı bana. İşte şimdi yine zamanın bir yerinde bu şarkıyı çok özlediğimi fark ettim ve çekmeceden çıkardım. Zaman zaman "birdenbire" çok özlediğim bir şarkıdır bu. Hani elleriniz ayaklarınız titrer ya, nöbet hali gelir, öyle bir nöbet haliyle çıkarırım şarkıyı olduğu yerden ve dinlemeye başlarım. "Ne zaman güneşi,yazı tutmaya kalksam, bir kış, bir kış daha olur" diye kalbi sıkıştıran nefis sözleri vardır. Şahane bir piyano intro'su vardır sonra. Üzerine ne yazılsa, ne söylense azdır. İyisi mi ben sizi şarkıyla baş başa bırakayım.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Hayal Kırıklığı

Cihan Okan'ın ilk solo albümü müzik dünyasında, uzun yıllardır heyecanla beklenen bir albümdü. Sezen Aksu konserlerinde "Gülümse"nin "intro" vokallerinde Cihan'ı duyup da tüyleri diken diken olmayan yoktur herhalde. Hele ya "Yine mi Çiçek"te onun sesiyle efkarlanmayan? Bir de Çağan Irmak'ın "Babam ve Oğlum" filminin şarkısı vardı: "Bir Şans Daha" Of ki ne oftu gerçekten. Ve nihayet Cihan Okan'ın ilk albümü yayınlandı. O heyecanla dinledim baştan sona.

Zor ama yazılması lazım. Benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Öyle tuhaf hissediyorum ki tek bir satır bile yazasım gelmiyor. Ne bir söz söylemek, ne eleştirmek, ne de başka bir şey. İlk defa bir albümle ilgili susmayı seçiyorum. Bu yazıyı da rengimi belli etmek için yazdım. Bu sefer, hepsi bu kadar...

25 Ocak 2010 Pazartesi

Ajda Pekkan- Felek (Kara Eşlik Eden Şarkı ve Albüm)

Hafta sonu "fizy.com" sağolsun, epey uzaklara, geçmişe uzandım şarkılarla. Hava muhalefeti her bünyeyi ettiği üzere, beni de eve hapsettiği için, böylesi durumlara "müzik" can simidi gibi yetişir ya,yine öyle oldu. O şarkıdan bu şarkıya derken, birden kendimi Ajda Pekkan'ın Felek'ine demirlemiş buldum. Ajda Pekkan'ın 1981'de yayınladığı "Sen Mutlu Ol" albümünün en güzel ve hala en kıymetli şarkılarındandır "Felek". O günlere fiziksel olarak yetişemediğim için, Naim Dilmener'in Ajda Pekkan kitabından bu albümün çıktığı dönemde Ajda Pekkan'a göre fazla "arabesk" olduğu için epey eleştirildiğini okumuştum. Bu albümle Fikret Şenes'le çalışmaya ara verip, dönemin "hafif" Türk Sanat müziğinde yükselen güneşi Yıldırım Gürses'e demir atmıştı Ajda Pekkan. Şarkıların ağırlıklı olarak Ajda için (ona özel) yazıldığı albümde "Felek" dışında "Sen Mutlu Ol", "Affetmem Seni", "Bir Garip Yolcuyum", "Dertliyim Arkadaş", "Mihrabım Diyerek" ve "Sonbahar Rüzgarları" gibi bir çok Ajda-besk yorumlar kazanmıştı Türk pop müziği.

İlerleyen zamanda birçok müzisyen tarafından cover'lanan bu şarkılar, döneminde albümü eleştiren müzik yazarları ve Ajda hayranlarının aksine bana çok önemli ve eşsiz gelir. Ajda Pekkan, aslında her biri arabesk ve alaturkanın çok daha koyu tonlarına gidebilecek şarkıları, her zaman olduğu gibi öyle Ajda gibi söylemiştir ki, ortaya çıkan şey ne arabesk, ne alaturka olmuş, Ajda'nın yüzünü her zaman batı seslerine dönen vizyonuyla yepyeni bir kimlik kazanmıştır.

Hafta sonu deliler gibi dinlediğim "Felek" şarkısına bakıyorsunuz mesela, yahu bir şarkı böylesine mi güzel kurtarılır sıradan bir "arabesk" hiti olmaktan.. Hem düzenleme, hem yorum nefis gerçekten. İşte Ajda Pekkan'ın böyle muhteşem bir gücü var arkadaşlar. Bir başka albümde söylediği "Dert Bende"de olağanüstüdür mesela. Niceleri söylemiştir o şarkıyı. Ne büyük şarkıcılar, ne büyük yorumcular... Ama Ajda Pekkan yorumu bambaşkadır, eşsizdir. Zaten çok uzaklara da gitmeye gerek yok, Serdar Ortaç'ın "Resim" şarkısına bakmamız yeterli... Ajda Pekkan olmasa sizce bu kadar patlar mıydı şarkı? Ben hiç sanmıyorum. Sıradan bir Serdar şarkısı olur, Bengü'lü Serdar Ortaç ne kadar etki yaparsa o kadar yapardı. O yüzden "kar"ın beni getirip kıyısına bırakıverdiği "Felek" şarkısı ve "Sen Mutlu Ol" albümü vesilesiyle bir kez daha süperstara hürmetlerimi ve hayranlıklarımı iletmek isterim...Çok yaşayınız efendim...

19 Ocak 2010 Salı

Bir Daha Uçar mı Güvercin

(uçacağı adrese...)

Bir daha açar mı karanfil korkusuz?
Bir daha uçar mı güvercin şehirde?
Yalancı güneşli bir ocak
Mübarek Cuma gününde

Gitti cancağızım gitti
Bitti son İstanbul
Kaldırımlar zabıt tuttu şahidiz hepimiz,
Her yer tetikti

Sen de çekip gitme
Dayan be umudum
Dön gel, dön gel
Meydan okur hayat
Pabuç bırakmaz ölüme
Dön gel, dön gel

17 Ocak 2010 Pazar

"Bi An Gel", Bu Kış, Daha Çok Coşulacak Bu Şarkıyla




İlk duyduğum zaman çarpıldım şarkıya.
Yoğunluktan ancak şimdi yazabiliyorum.
Bu kışın hit şarkısı belli olmuştur arkadaşlar.
Her kulüpte, her radyoda bol bol dinleyeceğiz Gülşen'i.
Hem seksi, hem kıvrak, şen, şakrak, tam Türk tipi bir şarkı "Bi An Gel"
Bolca kıvırtılacak, sözler slogan gibi haykırılacak. Hem tanıdık, hem yepyeni.
Gülşen'i de, çarpıcı düzenlemesiyle Ozan Çolakoğlu'nu da tebrik ediyorum. Ve yukarıda izlediğiniz nefis video için de Nihat Odabaşı'na selamlarımı yolluyorum. Gülşen'in en seksi ve cool klibi olmuş. El marifeti dantellerden disko topu, Gülşen'in kaydığı engebeli platform, ışık, kostüm, her şey 10 numara olmuş.

Sadece tek şarkı ve klip değil, "Önsöz" albümünün tamamını çok sevdim.
Gülşen yormadan, kendini fazla yüklemeden tatlı tatlı söylüyor şarkılarını. Albümün ikinci dans hiti belli ki "İade" olacak. Adresi kimse, fena canı yanacak. Hem söyleyeceğini esirgememiş Gülşen, hem de şık hareketlerle "oymuş" karşısındakini.
Albümde damar şarkılardan da kaçamayacaksınız. "Tamamen Yanılsama", "Bir Taraf Seç" ve "Hükmen Mağlup"dan insanın kendisini kurtarabilmesi çok zor.

Ve çok doğru bir cover seçimiyle kapanıyor albüm. Nazan Öncel'in en güzel, en naif şarkılarından "Dillere Düşeceğiz Seninle"yle.. Gülşen, biraz Nazan Öncel yorumu etkisinde kalmış ama şarkı öyle karakteristik Nazan ki, çekiciliğinden etkilenmemek mümkün değil. Düzenlemesi de aslına sadık kalınarak çok daha enerjik bir hale getirilmiş. Özetle, dinlensin, eğlenilsin, hüzünlenilsin Gülşen'le diyorum. Kendisine bir Nazan Öncel cover isteğimi de ileteyim bu vesileyle: Mühürledim Seni Kalbime...

Ziynet Sali- Monica Molina Benzerliği, Başrolünde Sinan Akçıl


Geçtiğimiz hafta Onur Baştürk yazdı. Ziynet Sali'nin yeni şarkısı "Rüya"nın ne kadar da çok Monica Molina hiti "Ay Amor"a benzediğini. Aslında çok ilginç. Çünkü o yazıdan iki gün önce, ilk kez Radyo N101'in müzik direktörü Ceyhun Altıok dikkatimi çekmişti meseleye. İlk Ceyhun fark etmiş ve Cem Ceminay'ın programında bu benzerlikten bahsetmişler. Benim de yorumumu merak etmiş.

Henüz Ziynet'in yeni şarkısını dinlememiştim o geldiğinde. Birlikte dinledik. Benzerliğe ben de inanamadım. Şarkının A'sı neredeyse tamamen aynı "Ay Amor"la. Nakaratta ise biraz notalar değişmiş ve tempo hızlanmış. Bir not var mı diye kartonete bakındık, göremedik. EMI Türkiye'yi aradık. Durumdan haberdar ettik. EMI ekibi konuyu teknik olarak araştıracak. Sonucunu hep birlikte göreceğiz ama Sinan Akçıl'ın Onur Baştürk'e konuyla ilgili verdiği demeçten hoşlanmadım. Sinan açık sözlülükle "Evet, o şarkıdan esinlendim” demiş. Geçtiğimiz aylarda İstanbul'da konser veren Monica Molina'yı dinlemeye gitmiş. “Ay Amor”un melodisiyle o zaman tanışmış. "Rüya"yı besteledikten sonra bestelerini temsil eden Taksim Edisyon aracılığıyla Monica'nın plak şirketine "Rüya"yı yollayıp, böyle bir esinlenmenin sakıncası olup olmadığını sormuş. Karşı taraftan bir cevap alamayınca, bestenin altına hiç çekinmeden kendi adını yazmış.


Yahu böyle bir şey olabilir mi? Elbette türlü nedenlerden karşı tarafın cevabı gecikebilir. Ama olumlu veya olumsuz herhangi bir geri dönüş almadan, ortada böyle bir benzerlik varken ya da ne kadar benzediğinin teknik olarak adı konmamışken; insan kendi adını rahatlıkla yazabilir mi şarkının altına? Telif meselesi, çok hassas bir meseledir. Mutlaka cevap beklenmeliydi. Hadi diyelim, Ziynet'in vakti yoktu, en azından Sinan Akçıl, şarkının altına "bu şarkıdan esinlendim" notunu düşmeli, işin telifsel ve hukuksal boyutunu cevap gelince halletmeliydi. O zaman en azından şöyle bir savunma hakkı olurdu: Cevabınız gecikti, acelemiz vardı, biz notunu düştük, şimdi nedir talebiniz?

Bu arada "esinlenme"lerle ilgili farklı farklı yasal prosedürler var. Bu iki ülkenin meslek birliklerine göre ve hatta birebir sanatçı özelinde değişebiliyor. Sanatçının talepleri farklı olabiliyor. Esinlenilen bölümün, şarkının ne kadar önemli bir bölümü olduğuna göre de farklılaşıyor durum. Belki sizin esinlendiğiniz veya kopyaladığınız bölüm "6 nota"lık bir şeydir ama o bölüm, şarkının en önemli, en temel bölümü olabilir. O yüzden şarkının sahibinin talepleri daha ağır olabilir. Bu bilgileri, yine böyle bir konuda fikirlerine başvurduğum MESAM Başkanı Ali Rıza Binboğa vermişti. Hatırlatayım dedim...

Hadi Bakalım Kolay Gelsin, Bir Acayip,Zor (?) Yarış...

Türkiye'de özellikle son yıllarda git gide bir "arzu nesnesi"ne dönüşen Eurovision Şarkı Yarışması'nda bizi temsil edecek isim nihayet açıklandı. Bu yıl Eurovision sahnesinde, MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde de "Avrupa'nın En iyi Sanatçısı" olarak ödüllendirilen Manga olacak. Peki ya asıl şimdi ne olacak? Eurovision, Manga'ya yarayacak mı? Yarasa ne olacak? Yine herkes konu hakkında atıp tutacak mı? Eurovision demeçlerinden yine fenalık gelecek mi? Milletin ağzı torba mıdır, büzülür mü? Gördüğünüz üzere bir dolu soruyla kalakaldım. Bildiğim iki şey var.

Birincisi bizim dışımızda, artık kimsenin Eurovision'u bir yarışma ve müzik platformu olarak ciddiye aldığı yok. İşe yalnızca bir televizyon şovu olarak bakmak lazım. Evet, hala Avrupa çapında fanatikleri var. Evet, yine de bir gecede Avrupa'nın birçok noktasına ulaşmış oluyorsunuz. Milyonlarca insanın bir şekilde dikkatini çekme şansınız var. Ama bence o kadar. Gerisi yok. Gerisi vardır diyen yalan söylüyordur. Geçmişe bakalım, hangi Eurovision katılımcısı için yepyeni bir Avrupa kariyeri olabilmiş? Kime, nasıl katkı sağlamış, hangi kapılar açabilmiş?

O yüzden biz her şeyi boşverip keyfimize bakalım. Artık bu işi abartacak derecede ciddiye almaktan vazgeçelim. Ama hasbelkader bir şeyler olamaz mı? Çok önemli birine denk gelir bizim çocuklar, bağlantılar kurulur, kader bu ya, olur mu olur, böyle bir ihtimal her zaman var. Ama fazla beklentilerimizden vazgeçelim, çocuklara da baskı yapmayı bırakalım. Bu sefer tadını çıkaralım. Oturup, eğlenelim.

İkinci diyeceğim Manga'yla ilgili. Çok iyi bir giriş yapmıştı Manga, ilk albümüyle müzik dünyasına. Çok iyi şarkılarla yepyeni bir rüzgar estirmişlerdi. Yıllar sonra geçtiğimiz yıl yayınladıkları ikinci albümleri "Şehr-i Hüzün" de gerçekten 2009'un en iyi albümlerindendi. "Dünyanın Sonuna Doğmuşum," "Beni Benimle Bırak" ve "Cevapsız Sorular"..Birbiri ardına yıktı geçti ortalığı. Ki daha ne hitler çıkacak bu albümden. Ki daha ne şarkılar yazacak Manga, ilerleyen yıllarda. Benim genç kuşağın içinde en inandığım grupların başında geliyor Manga. 2010'da bir yandan yeni albüm koşturması, Efes Dark konserleri derken bir de Eurovision olacak. O kadar yorulacak, hırpalanacak ve zorlanacaklar. Değer miydi?

Bir taraftan hayır. Çünkü Eurovision'da alınacak herhangi bir derecenin Manga'ya kariyer anlamında bir şey katacağına inanmıyorum. Onlardan bir şey götüreceğine de... Bir tarafıyla evet. En azından diyorum, bir anda tüm Türkiye birden Manga'yı tanımış olacak. Biliyorsunuz Eurovision'a gidince, ister istemez her eve girmiş oluyorsunuz. Bu, grubun genel popülerliği adına çok iyi bir şey. Ve en önemlisi işin maddi getirisi. Dilerim Manga'da, bu rüzgarı Hadise gibi doğru kullanır, sponsorluk anlaşmaları ve extra konserlerle cephanesini iyice doldurur. Diyeceklerim bundan ibarettir. Gönlüm, her zaman Manga'dan yanadır. Yolları her zaman açık olsun...

not: fotoğraf, billboard türkiye dergisi'nde yayınlanmıştır...

10 Ocak 2010 Pazar

Şebo'nun İnsan Ormanından İlk Görüntüler

Görmüş olduğunuz bu "insan ormanı", dün gece Bostancı Gösteri Merkezi'nde Şebnem Ferah için bir araya gelen binlerce hayrandan oluşuyordu. Yeni albümü "Benim Adım Orman"ın gala konseri için oradaydık. Ben hayatımda Bostancı Gösteri Merkezi'ni bu kadar kapasitesinden taşmış, bu denli boşluksuz, bu denli havasız görmedim. İki yıl gibi bir süredir sahnelerden de uzak olunca Şebo, vuslatın sona erdiği bu konser Bostancı'yı sokaklara taşırmıştı. Abartmıyorum, içeride adım atacak, nefes alacak yer yoktu arkadaşlar.. Konseri izlemeyi bırakın, en azından bir Şebo'yu görmek için bile ne taklalar attım bilseniz...

Yeni albümünün beni en heyecanlandıran şarkısı "Merhaba"yla başladı Şebo, konserine. Önce lazer ışıkları arasında göründü, hayranlarını selamladı. Şebo sahnede göründüğünde adeta kıyamet koptu. Tezahüratlar, alkışlar, ıslıklar ve her bedenden istemsiz ve kontrolsüz çıkıveren sevinç tepkileri..."Hayattan, hayallerinden istediğinden bahset/ Düşünden, düşündüklerinden hepsi olmuş farz et" Ve şarkının ilk sözünden itibaren Şebo'ya baştan sona eşlik eden "herkes"...Albümün çıkış şarkısı "Yalnız"la devam etti Şebo. Peşine "Benim Adım Orman" ve "İnsanlık"ı ekleyerek...

"Ben böyle şeyleri kelimelendirmeyi çok fazla sevmiyorum ama ben "orman" derken böyle bir ormandan bahsediyordum" dedi büyük hayranlar ordusuna selam çakarak... Ben 4.şarkıdan sonra Şebnem Ferah'ı daha sakin ve ferah bir zamanda izlemek üzere oradan ayrıldım. Biz nasıl olsa Şebnem'le daha birçok konserde bir araya geliriz mutlaka, yıl içinde. Dün gece Şebo'yla onu çok özleyen hayranlarını yalnız bırakmak daha doğruydu sanırım. Aralarına hiçbir şey girmemeli,bu gece birbirlerine duygularını soyunma, hasretle aşk giderme zamanları dedim...

Yolda 2 şeyi düşündüm:
1- Şebnem Ferah'a artık "tek" gala konseri asla yetmiyor. Mutlaka ve mutlaka en azından 2 konser olmalı, arka arkaya. Çünkü gerçekten dün gece orada kalabilmek, insan ormanına direnmek çok zordu. 2 konser olursa, herkes çok daha rahat eder. Daha özgür ve keyifle özlemini giderir.
2- Şebnem Ferah, herhalde son dönemin en tutkulu, en ateşli, en duygulu ve en kalabalık hayran ordusuna sahip tek müzisyen. Seyircilerde Şebo'yu müthiş bir sahiplenme hissettim. Müthiş bir duygu bağı vardı aralarında. Benim bile bu kadarını anlamakta zorluk çekeceğim türden bir bağ. Bunun nedenini sordum kendime. Yalnızca iyi şarkı yazmak değildi bu asla. "Hızla kirlenen bir dünyanın içinde iyi ve samimi kalabilmek...Ve onu sevenlerin sevgisine aynı coşkuyla, aynı özen ve kıymetle karşılık vermek"... İşte Şebo'nun mucizesi budur. Şebo'nun hayran kitlesi de, bunları onda hissedebildiği için böyle bir noktaya geldi...
*fotoğraflar: erkan şimşir

8 Ocak 2010 Cuma

Tarihi Kayıt: Yıldız Tilbe- YETER

Efendim, yukarıda tarihi bir kayıt sizi selamlıyor. Bilenler bilir, Sezen Aksu imzalı "Yeter" adlı bu şarkı, "Erol Evgin'le Yeniden" albümünde yer almıştı. O albümde "Ateşle Oynama", "Kara Gözlerinden Yas" ve "Seçilmiş Hayatlar" gibi nefis 3 Sezen şarkısı daha vardır. Bu şarkılar, epey kıyıda köşede kalmış, çok az kişi tarafından fark edilmiş, kalpte en özel yerde, itinayla saklanan Sezen şarkıları olmuştur. "Yeter" şarkısını geçtiğimiz yıl yayınladığı albümünde Betül Demir cover'layarak onu bir parça bu "saklı köşe"den gün yüzüne çıkarabilmişti. Kimin fikriydi bilmiyorum ama çok doğru bir seçimdi, yeri gelmişken tebriklerimizi iletelim. Ve ayrıca Betül, şarkıyı gerçekten çok iyi yorumlamıştı.

Erol Evgin albümündeki bu Sezen şarkılarını, gizliden gizliye seven ve bazen başkalarıyla paylaşmaya bile kıyamayan bizler, zaman içinde "Yeter" şarkısına dair çok önemli bir bilgiye de ulaşmıştık. Bu şarkının Yıldız Tilbe'nin ilk albümü için hazırlandığını, hatta Yıldız'ın bu şarkıyı stüdyoda okuyup kaydettiğini ama son anda Uzay Heparı yüzünden olduğu sanılan Sezen Aksu- Yıldız Tilbe ayrılığı nedeniyle şarkının bir süre rafa kalktığını öğrenmiştik. Ve kısa bir süre sonra şarkı Erol Evgin yorumuyla karşımıza çıkacaktı.

Acaba bu şarkıyı Yıldız Tilbe nasıl yorumlamıştı diye yıllardır merak eder dururdum. Ve işte o tarihi kayıda nihayet ulaşıldı. Üstelik görüntülü olarak. Ve anlaşıldı ki Yıldız Tilbe, bu şarkıyı, o zamanlar Kanal 6'da yayınlanan ve Sezen Aksu'nun onu ilk kez müzikseverlerle tanıştırdığı "Sezen Aksu Show" programında söylemiş. Üstelik öyle bir söylemiş ki, uçurmuş adeta arkadaşlar. İlk kez dün gece dinledim ve hala etkisinden çıkabilmiş değilim. Ah Yıldız Tilbe ah, sen ne güzeldin bir zamanlar. Bilinen bütün dilleri yaktığın, ezberleri eze eze bozduğun o nefis ilk 3 albümünün (Delikanlım, Dillere Destan, Aşkperest) yanına onların eksik kardeşi olan "Yeter"i de koyuyorum ve sana şimdi bir kez daha bakıyorum. Büyük hasret ve özlemimle... Sararmasın, silikleşmesin fotoğrafın diye, tekrar tekrar bakıyorum. Sen son zamanlarda bambaşka yerlere giderken, ben seni sana ancak böyle hatırlatabilirim....

"Seni çağırdım, sesini çağırdım..., kırılgan, ürkek, mahsun..."

Gecikmiş Olarak: NTV Yılbaşı Düetleri...

Bir süredir iş yoğunluğundan -mecburen- yoktum. Arayı telafi etmem lazım. Hızla gündeme birlikte bakalım..Önce NTV Yılbaşı ekranıyla başlayalım. Bu sefer içeriden değil bir seyirci gözüyle düetleri değerlendireceğim.


Yeni yıl için televiyonların hazırladığı eğlence programları, özellikle çocukluğumda hayatımın en saadetli zamanları olmuştur. Ailemle birlikte Tekirdağ'da geçirdiğim yılbaşı gecelerinde, her ne yapılırsa yapılsın televizyon hep fonda bir yerlerdeydi. 31 Aralık günü geldiği zaman, heyecanla gazeteleri alır, ekranda hangi kanalda neler olacağını dikkatle incelerdim. O zamanlar gazeteler "dakika dakika" yayın akışlarını verirlerdi. Akışın böyle veriliyor oluşu, heyecanımı tuhaf biçimde daha da arttırırdı. Özel kanalların ardı ardına açıldığı dönemlerde, ben de yavaş yavaş büyüyordum. O zamanlar çok daha önem veriyordu televizyonlar böyle yılbaşı ve bayram gibi özel günlere. Mutlaka ve mutlaka özel dekorlar eşliğinde, özel eğlence programları hazırlanırdı. ATV çok uzun süre bu konuda sürprizli kuşaklarıyla aklımda yer etti. Muazzez Abacı'dan Nükhet Duru'ya, Sibel Can'dan Sezen Aksu'ya herkes ATV'de oldu bir dönem. Hepsinin yan yana söylediği fasıllarla girilirdi yılbaşına.. Ne günlermiş.. Sonra zaman geçti, ben kocaman oldum. Ben büyüdükçe, özel televizyonlar da bu özel günlere eskisi gibi önem vermemeye, sıradan şeylerle, daha az özenli hazırlanmış içeriklerle geçiştirmeye başladılar... Mesela birkaç yıldır yılbaşı ekranında "müzik" yerine bilmem ne dizilerinin özel bölümlerini izler olduk. Peşine eklenen filmlerden medet uman kanalar bile oldu. Ama benim kalbim müzikte kaldı hep. Hala da bu konuda ısrarcıyım. Yahu müzik ve eğlence olmadan yeni bir yıla mı girilir?

2010'a bile neredeyse müziksiz giren kanallar oldu. Ama hepsinin içinde NTV'nin hazırladığı "Kalp Kalbe Düetler" cam gibi parlıyordu. Ben NTV'de değil de başka bir kanalda çalışıyor olsaydım, büyük ihtimalle o gece büyük bir imrenmeyle ve iç geçirmeyle izleyecektim NTV'yi. Ah keşke ben de NTV'de olsaydım ve bu tarihi anlara tanıklık edebilseydim diye... NTV, daha önce de aklımın kaldığı birçok özel projeye imza atmıştı. Ama 2010 itibariyle, ne mutluyum ki, NTV'nin bir parçası olarak gururlanabiliyorum. Hem medyadan, hem de kendi çevremden müthiş övgüler duydum. Daha da mutlu oldum. Herkesin, her şeyi bölmeye, parçalamaya çalıştığı bir dönemde, geçmişten günümüze Türkiye'ye ayna tutmuş, iz bırakmış böylesi özel müzisyenlerin güç ve kalp birliği yaparak şarkılar söylemesi, sanırım "müziğin" hayata ve gidişata verebileceği en güzel cevaptı. Şimdi isterseniz, projeye müzikal olarak bakalım. Geceyle ilgili müzikal notlarım şöyledir efendim...


Gecenin en sevimli, sempatik ve sıcak ikilisi Göksel & Neşe Karaböcek'ti. Göksel'in 70'ler aşkı, malumumuz. Ki zaten Göksel, sanki zaman makinesiyle o zamanlardan ışınlanmış gibi. 2009'da yayınladığı "retro" albümüyle bunu bir kez daha derinden hissettik. Göksel'in Neşe Karaböcek'i de çok sevdiği bilinir. Zaten daha önce "Niyet" ve "Günün Birinde" adlı iki şarkısını cover'lamıştı. Keza Neşe Karaböcek de Türkçe müziğin en farklı, en özel renklerinden. Yıkıp geçmişti bir dönem ortalığı. Büyük bir fenomendir, tektir. İkisi bir araya gelince ortaya tadından yenmez bir seyirlik çıktı. Onları izlerken her ikisini de şefkatle sarası, öpüp, koklayası geliyor insanın. Ama baksanıza, ne tatlılar yahu...!
Ve birbirinden çok farklı serüvenlerin en büyük iki sesi: Kibariye ve Sertab Erener. Biri arabeskin divası, diğeriyse pop müziğin yüzünü her zaman batıya dönmüş özel sesi. Kibariye daha önce Tarkan'la bir araya gelmişti. Ama o ikilinin yolculukları birbirine daha yakın. Bu sefer ise çok daha birbirine "yabancı" duran bir buluşma. Ya da ilk tepkiniz öyle oluyor. Ama onları bir arada izleyince "Vay be" diyorsunuz. Biri alaturka nağmeleri yırta yırta söylüyor "Sen Ağlama"yı, diğeriyse diğer kutba götürüyor. Keşke daha çok şarkı prova etseler ve söyleselermiş...

Gecenin ilk ateşini onlar yaktılar. Nefis bir "Kaybolan Yıllar"la... Ardına da öyle bir "Nikah Masası" patlattılar ki, yapışıp kaldım koltuğuma. Ümit Besen, yıllanmış şarap gibi. Daha da güzelleşiyor, daha anlamlanıyor. Her kelimeyi öyle vurguluyor ki yılların birikimi satır satır dökülüyor geceye. Ve Işın Karaca emanet alınca melodileri, kimle dans ettiğinizi anlıyorsunuz. Işın Karaca, Ümit Besen şarkılarından oluşan bir albüm yapsa, ne güzel olur diye düşündüm onları izlerken... Ya da birlikte bir sahne şovu? Bence müthiş de eğlenceli olur. İkisi de esprili,matrak. Adeta stand up tadında bir şey olur bence...

Gecenin en büyük sürprizi Emrah& Gece Yolcuları oldu. Bir kere gerçekten her iki taraf da dersini çok iyi çalışmış. Ve öyle büyük bir uyum oldu ki aralarında, birbirlerinin şarkılarını sanki kendi şarkıları gibi ustalıkla kuşandılar üzerlerine. Zaten tarz ve tavırları da birbirine çok yakın. Çekimler esnasında birbirleriyle çok iyi anlaştıklarını, bu birlikteliği sonrasına da taşımaya niyetlendiklerini biliyorum. Bence bu ikili de acilen birlikte birşeyler yapmalı. Mesela Gece Yolcuları, tamamen Emrah şarkılarından oluşan bir albüm yapabilir. Bazı şarkıları da düet olarak yorumlarlar.

Gecenin en kibar ve yumuşak ikilisi Bengü& Ferdi Özbeğen'di. Ne tatlıydılar değil mi? Usul usul, kibar kibar söylediler şarkılarını. Bengü, Ferdi Özbeğen'i büyük bir nezaket ve saygıyla, Ferdi Özbeğen ise Bengü'yü büyük bir şefkat ve sevgiyle kucakladı. Şarkıları da, kendileri de birbirine çok yakıştı. Bu ikili de çok uyumlu ve doğru bir seçim olmuş.
Benim için gecenin en şaşırtan, en merak ettiren ikilisi Hande Yener & Müslüm Gürses'ti. İkisi de ayrı ayrı "ilginç" karakterler olduğu için, bir araya gelince de "tuhaf" bir şey bekledim. Velhasıl yine kendine has ve tuhaf tarafları yok değildi. Ama Müslüm Baba'nın "Kırmızı" yorumu beni yedi, bitirdi. Hele bir kafa hareketi vardı, "Büyüksün baba" dedim. Hande Yener'e notumsa şu olacak: Efendim, siz eskiden alaturka gırtlakla ve doğru Türkçe tonlamayla pekala şahane şarkı söyleyebiliyordunuz. Elektronik müziğe geçince, türkçenizi ve bu yorum tekniğini de mi unuttunuz? Hande Yener, kendi şarkılarını yurt dışından gelmiş, türkçeyi sonradan öğrenmiş gibi söylüyordu. Gerçi bu geceye özel değil, pop müziğe yeniden döndüğünü açıkladığı Beyaz Show'da da öyleydi.

Ve muhteşem final, 2009'un yıldızından: Ajda Pekkan'dan... Daha önce yazmıştım, 2009'un yıldızı şimdiden belli olmuştur, Ajda Pekkan'dır diye. Hiç abartısız öyleydi gerçekten de. Ajda Pekkan, bu yıl adeta 5 yıl birden yol aldı gibi. O yüzden 2009'dan 2010'a girerken ekrana en çok yakışacak isim oydu. Ve Ajda NTV'deydi. Yılın ilk dakikalarına onunla başlamak nefisti.