Bizim cepheden bir haber daha. Efendim, Candan Erçetin, yeni albümüyle ilk kez NTV'ye; Gece Gündüz programına konuk oluyor. 30 Aralık Çarşamba saat 18.20'de biz canlı yayında Candan Erçetin'le birlikte olacağız. Candan, yeni albümünü ilk kez anlatacak. Bu arada ben de yeni albümle ilgili uzun ve detaylı yazımı yazmaya başladım. Biter bitmez, burada okuyacaksınız...29 Aralık 2009 Salı
Candan Erçetin, Yeni Albümüyle İlk kez NTV'de
Bizim cepheden bir haber daha. Efendim, Candan Erçetin, yeni albümüyle ilk kez NTV'ye; Gece Gündüz programına konuk oluyor. 30 Aralık Çarşamba saat 18.20'de biz canlı yayında Candan Erçetin'le birlikte olacağız. Candan, yeni albümünü ilk kez anlatacak. Bu arada ben de yeni albümle ilgili uzun ve detaylı yazımı yazmaya başladım. Biter bitmez, burada okuyacaksınız...Mazhar Alanson Röportajı NTVMSNBC'de..
http://www.ntvmsnbc.com/id/25037927/
28 Aralık 2009 Pazartesi
İki Reklam Müziği- İki "ÇOK" Özlenen Ses
VEGA- DENİZ ÖZBEY AKYÜZUzun zamandır ses vermeyen iki "özel" ses, iki reklam müziğiyle tadımlık da olsa hasretimizi dindirmekte bugünlerde. Bahsettiğim seslerden biri Vega'nın Deniz'i. Öyle uzun zamandır ortalarda yoklar ki, Deniz'i "Toyota" reklamında dinleyince tüylerim diken diken oldu. Deniz, çok özel vokallerden biridir. Şefkatli, yumuşak ve sıcacık bir sesi vardır. Hemen ısıtır soğuyan, ağrıyan yerlerinizi. Keza Deniz, son dönemlerin en büyük söz yazarlarından da biridir. Ve Vega, beni en heyecanlandıran, en merak ettiğim grupların başında gelir. "Tatlı Sert" ve "Serzenişte" albümleri Türkçe müziğin başına gelen en güzel şeylerdendir. (*) Deniz'i yeniden duymak öyle güzel ki, ve öyle güzel söylemiş ki o kısacık reklam şarkısını bile, bir anda farklılaşmış, değişmiş her şey. Her seferinde, ne yaparsam yapayım, durup Deniz'i dinliyorum. Hasretle, sevgiyle burnumu çeke çeke... Yahu, neredeyse ağlayacağım bir reklam müziğinde. Durum o kadar şiddetli yani... Bu arada müjdeli haber: Vega, geri dönüyor. Hatta geçtiğimiz hafta ilk konserlerini verdiler bile Bronx'ta. Gitmeyi çok istememe rağmen gidemedim. Bundan sonraki ilk konserleri için inşallah orada olur, olanı, biteni size de aktarırım.
NOT 1: Bu arada, bu uzun ayrılığın Deniz ve Tuğrul cephesinde özel bir nedeni vardı. Çok güzel, dünya tatlısı bir kızları var artık onların. Bakalım bu küçük misafir, şarkılara nasıl yansıyacak.
NOT 2: Bir anda kabuk tuttuğunu sandığım yaram, atıverdi üzerindeki her şeyi Deniz'i duyunca. Bütün Vega albümlerini çıkardım teker teker ve deliler gibi onları dinliyorum. Yeniden hatırlıyorum, burnum sızlıyor, bazen de umutlanıyorum.. "Serzenişte", "Uçları Kırık", "Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı", "İz Bırakanlar Unutulmaz", "Tadın Kaldı", "Ankara"...Ve diğerleri. Onlarla yaptığım ilk röportajın, kendi kariyerimde de ilk röportaj olması... Boğaziçi Üniversitesi'nde Radyo Boğaziçi olarak konserlerini organize etmemiz. Anılar, anılar, anılar. Yahu Deniz, mendilin varsa, versene?
ÖZLEM TEKİNVe diğer özlenen ses, Akbank reklamında karşımıza çıkıverdi. Özlem Tekin'den bahsediyorum. Üstelik ne ortaya çıkış! Özlem Tekin, Müslüm Baba'nın "İhtiyacım Var" şarkısını söylüyor. Yine yıkıp geçiyor, dağıtıyor ortalığı. Yahu diyorum, kadın çatır çatır arabesk söylüyor. Bütün hücreleriyle hissede hissede, Ama nedense Özlem de bambaşka bir şey oluyor. Hiç arabesk gibi durmuyor. Özlem Tekiiiiiiinnnnn!!!! Ses ver. Yahu çık artık neredeysen. Tamam, anladık, Bodrum'a yerleştin. Kendine başka bir hayat kurdun. Belki de şu anda hayatının en mutlu dönemlerinden birini yaşıyorsun. Ama olmuyor böyle. Bize olmuyor, eksik kalıyor, tamamlanmıyor. Resimdeki yerin, seni bekliyor. Hadi gel, yine şevkle güzelleştir, boydan boya yeniden çiz, yeniden yaz, yeniden boya, yeniden söyle resmini... Özlem Tekin de kişisel tarihimde "özel" olanlardan. Unutulur mu, Boğaziçi Üniversitesi'nde kocaman kalabalıklar önünde, hangi cesaretle bilmem, çıkıp sahnede onunla röportaj yapmam?... Ya sonra Kemancı gecelerimize ne demeli Özlem? Senin şahane performanslarına? Keşke bir kaydı olsaydı o gecelerin. Peki ya Rockn Coke? Oz projesi?
Hadi hepsini geçtim. Peki ya benim Kadıköy iskelesinde öylece kalakalışlarım ne olacak? Hani hatırlarsın şu adını önce "Kraliçe 5.Özlem" koymayı düşündüğün ama sonra yine kendin gibi acayip bir isim olan "10987654321" koyduğun albümünü ilk dinlediğim o iskele? "Belki"yle iskeleye çakılışım... Bir de "Aynada kendini görmelisin/Ah sen cinayet sebebisin" vardı. Bursa'da Fanta festivali..Uf, ne çok anı var ve sen ne çok zamandır yoksun... Özlem, sana ihtiyacımız vaaarrrr!!!!! Gel, artık!!!
* TÜRKÇE MÜZİĞİN BAŞINA GELEN EN GÜZEL ŞEYLER
Bu tabiri daha önce de kullandım, sanma ki öyle bol keseden dağıttığım bir şeydir, gerçekten hak edenlere verdiğim bir gönül payesidir, yakında bunu da bir köşe olarak yayınlamayı planlıyorum.
"Ben Yokum-Rütbe" Burak Kut'tan Önce Kime Gitti?
Şarkıyla ilgili yeni bir bilgi edindim. Meğer bu şarkı ilk önce Teoman'a gitmiş. Sonrasında medyadan okuduğunuz nedenler yüzünden albümüne giremeyen o şarkı, "Ben Yokum" yani diğer adıyla "Rütbe"ymiş. Oysa hatırlayacaksınız, ben bu bloğun ilk yazılarından birinde, bu şarkının Özgün'ün söylediği "Örümcek" olabileceği ihtimali üzerinde durmuş, ama Teoman'ın menajeri Funda Sanlıman'dan aldığım bilgiyle bunun doğru olmadığını da iletmiştim. "Örümcek", Teoman'a çok iyi gidermiş, diyerek.
Peki ya "Rütbe", Teoman'a nasıl olurdu acaba?
Evet, aslında dinlediğiniz üzere şarkı epey sert ve rock bir şarkı. Teoman'ın da söyleyeceği, hayatında gelmesi muhtemel dönemeçlerden birini anlatıyor. En azından Burak Kut'un sözel ve duygusal olarak hissettirdiğinden daha fazla şey hissettirirdi. Çünkü bu şarkıda "kabuklarını kırana kadar yok olmak, fil gibi ölüme yatmak, tarihsiz,tarifsiz, tanımsız, adsız kalmak" gibi bir ruh hali, hızlı ve çeşitli sebeplerden hem duygusal hem fiziksel olarak yoğun yaşanmış bir hayatın yorgunluğunu anlatıyor bence. O yüzden her ne kadar Burak Kut, Hürriyet'ten Hakan Gence'ye verdiği röportajda "bu şarkıda olan her şeyi birebir yaşadım" dese de, sanki bu elbise onun ruhuna pek uygun değil. Ama son kararım Teoman da değil. Yine Sezen...
NOT: Bu arada benim bu şarkıyı Sezen'den dinleme isteğim, "Sezen, kendi şarkılarını çok daha duygulu ve özel söylüyor. Keşke başkalarına verdiği şarkıları kendi söylese" tonunda bir şey değil. Elbette ki Sezen'in başkalarına verdiği her şarkısını onun yorumundan dinlemeyi ben de çok isterim. Ama bu şarkının özelinde başka bir dert bu. Anlatabildiğimi düşünüyorum...
26 Aralık 2009 Cumartesi
Sürpriz Düetler Yılbaşında NTV'de....
Efendim, NTV ailesi olarak size yılbaşı için özel bir program hazırlıyoruz. Çekimler yoğun bir şekilde devam ediyor... Size bu güzel haberi vermek istedim. İşte detaylar:Bir araya gelmez denilen isimler; Kibariye-Sertab Erener, Müslüm Gürses-Hande Yener, Emrah-Gece Yolcuları, Neşe Karaböcek-Göksel, Kamuran Akkor-Ziynet Sali, Ümit Besen-Işın Karaca, Ferdi Özbeğen-Bengü NTV’de buluşacak, birbirleriyle hayatlarının en güzel yılını paylaşacak ve şarkılarını birlikte söyleyecek. NTV izleyicileri 2010’u Ajda Pekkan’ın şarkılarıyla karşılayacak.
2010’U AJDA İLE KARŞILIYORUZ
Günlerdir konuşulan Amerika konserinin ardından NTV yılbaşı programı için stüdyoya giren Ajda Pekkan, yine olağanüstü bir performans sergiliyor. Ajda, yılbaşı gecesi en güzel şarkılarından oluşan konseriyle NTV ekranında olacak.
Daha detaylı bilgi ve fotoğraflar için: http://www.ntvmsnbc.com/id/25036846/
20 Aralık 2009 Pazar
Candan'ın Politik Ninni'si
Candan Erçetin'in albümüyle ilgili detayları, yorumlarımı en kısa zamanda yazacağım. Ama albümü ilk dinleyişimde fark ettiğim bir şey vardı. Herkes de fark etmiştir. Albüm, Candan Erçetin ve Aylin Atalay'ın birlikte yazdığı "Ninni" şarkısıyla kapanıyor. En bilinen "ninni"nin üzerine rap sözlerle bir masal anlatmış Candan. Kargalarla başı belaya giren bir köyün masalı bu. Finalinde de şöyle sesleniyor "Güzel köyüm ne zaman uyanırsın/ Bu duruma ne kadar dayanırsın/ Sanma ki uyurken kazanırsın/ Hadi köyüm ne zaman uyanırsın" Dinler dinlemez, ne ustaca anlatılmış bir politik tavır bu dedim. Kör gözün parmağına sokmadan, böyle bir masalla uyarıyor bizi Candan. Ülkenin gidişatıyla ilgili kaygı duyduğunu ilk kez açık ediyor. Bunu yazmak üzereydim. Hatta "albüm yorumu" biraz daha gecikeceği için "ayrıca" yazacaktım. Bugün Hürriyet gazetesinde aynı zamanda arkadaşım da olan Servet Yılmaz, benden önce davranmış. Dikkatli bir gözlemci olduğu için tebrik ediyorum. Ben de daha fazla vakit kaybetmeden ikinci not eden olayım.Bazıları özellikle bazı şeyleri gözümüze gözümüze sokarak anlatmaya çalışır. Duyarlılığını da öyle, politikliğini de... Bazıları da sessiz ve geride durarak... Her zaman bağıra bağıra "Ben de buradayım, beni de görün, ben de kaygılıyım" demek gerekmiyor. Antipatik oluyor. O yüzden Candan Erçetin'in "söyleyiş biçimi" etkileyici. Seçtiği masal da öyle. Aslında böylesi, çok daha düşündürücü ve sarsıcı oluyor...Hani Candan'ın "Yalan" klibi için de yazmıştım ya, orada da "ölüm"ü, hayatın üzerinden anlatmıştı Mete. Yıldız Usmonova gibi mezarlıktan değil...Ve aslında masallar, ne kadar unutmaya başladığım şeylermiş, onu fark ettim. Dünyamızı ne kadar zenginleştiren, ne başkalaştıran, yeni bir halin içinden geçiren, ne kadar esprili ve zeka dolu şeylermiş...
Servet Yılmaz'ın haberi için tıklayınız...
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/13258509.asp?gid=222
Ceceli'den "Mendilimde Gülüşün" Açıklaması
Mustafa Ceceli'nin ilk albümünde olacağı anons edilen bir şarkı vardı. Yaşar Gaga'nın yıllar önce yayınladığı "tek solo" albümünün en güzel şarkılarından: Mendilimde Gülüşün. Şarkının düzenlemesi, her şeyi tamamlanmıştı. Hatta internet sitelerine ilk ulaşan "şarkı listesi"nin içinde bile görünüyordu. Fakat, son anda şarkı repertuvardan çıkarıldı. Keza ben de şarkıyı Ceceli'ye çok yakıştırmış, heyecanla beklemeye başlamıştım. Peki ya neden böyle oldu? Birinci ağızdan şöyle bir açıklama geldi:" Mendilimde Gülüşün'ün -ki en sevdiğim şarkılardan biriydi- bestecisi Alef Hamid'e meslek birlikleri aracılığıyla ulaşamadık. Albüm çıkış tarihini 15-20 gün geciktireceği için bir sonraki albüme koyacağız."
Not: Bu arada, Yaşar Gaga'nın o albümü, herhalde en çok cover'lanan ilk albümlerden olacak. Daha önce de Keremcem, Aşıksın Gidiyorsun'u yorumlamıştı. Bir başka yeni haberi de ilk kez vermiş olayım. Albümün en sevdiğim şarkılarından "Aşk Acıtır" da Nükhet Duru'nun eski vokallerinden Petro tarafından söylendi. Petro'nun albümü Stardium'dan çıkacak ve diğer bütün şarkılar Mete Özgencil imzalı. Albümün tamamını dinleme şansım oldu. Çok sağlam bir albüm geliyor. Bu müjdeyi de vermiş olalım... Detayları zamanı gelince yine en erken burada okuyacaksınız.
17 Aralık 2009 Perşembe
Paylaşılamayan Şarkı: Volver a Amar
Orjinal adı "Volver a Amar" olan Flavio Santander bestesi şu meşhur İspanyol klasiği, bugünlerde Türkçe müzik dünyasında paylaşılamıyor. Şarkıyı bundan 3 yıl önce, ilk kez Nükhet Duru, Zeynep Talu'yla birlikte yazdığı sözlerle, "Bodrum'da" adıyla söylemişti. Şarkı ikinci kez Mustafa Ceceli'nin albümünde Burcu Tatlıses sözleriyle "Söz Veremem" adıyla karşımıza çıktı. Esas sürpriz ise Candan Erçetin cephesinden geldi. Aynı şarkı, bu sefer "Yalvaramam" adıyla, Candan'ın dün yayınlanan albümünde bize gülümsüyordu. Çalışma dönemleri hemen hemen aynı zamanlara denk geldiğinden büyük ihtimalle önceleri birbirlerinden haberdar olmadılar. Ama Ceceli'nin albümü önce çıktığına göre, Candan Erçetin'in son anda bu "pişti olma"yı fark etmiş olması gerekiyor. Herhalde şarkıdan kolay kolay kopamadı ve repertuvarından çıkarmadı.Belki de böyle bir şeyi hiç umursamadı. Ama sonuç olarak elimizde 3 adet farklı sözlerle söylenmiş yerli "Volver a Amar" var. Peki sizce kim galip gelir? Daha doğrusu, zaten orjinali çok güçlü olan ve birçoklarının hafızasında ister 5 tane Türkçe versiyonu olsun, İspanyolca haliyle hatırlanacak olan bu şarkıda hangi Türkçe versiyon daha akılda kalır?
Benim gönlümü çalan Mustafa Ceceli yorumu oldu. Ceceli versiyonunda Burcu Tatlıses'in yazdığı sözler, besteyle çok daha yakın bir bağ kurmuş gibi görünüyor. Anlam ve içerikten bahsetmiyorum. Sözlerin, kelimelerin, harflerin tınıları, fonotiği ve tonu vardır ya, Tatlıses'in sözleri melodiyle daha birbirini tamamlamış, iç içe geçmiş gibi görünüyor. İspanyolcasını dinlerken, benim aklıma ilk önce "Söz Veremem" hali geliyor. Sözler de çok etkileyici ve naif.
Bu arada, şarkıyı en kişiselleştirense Nükhet Duru olmuş. Nükhet'in öyle farklı bir yorumu var ki, sizi bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor. Usul usul anlatmış derdini. Alev alev değil, daha için için yanan bir tondan... Nükhet'le Bodrum yaz gecelerine gidiyorsunuz şarkıda. Ama Ceceli'nin yorumu şarkının orjinal tutkulu haline daha uygun. Çünkü şarkı daha "alev alev" tonlarda, normalde...16 Aralık 2009 Çarşamba
Nefis bir "Nil Hareketi" Daha...
Daha "Duma Duma Dum"u yeni yazmıştım. Aslında ben geç kalarak... Ama onun hızına yetişmek mümkün değil. İşte Nil'den yine şahane bir "Nil Hareketi" geldi. Twitter'da ve websitesi'nde çok kısa bir süre önce yeni klibini paylaştı Nil. "Kırık"ın videosu için özel bir web sitesi hazırlamış. Siz de hemen buyrunuz, giriniz... www.kirildim.comSiteye girdiğinizde video klip akmaya başlıyor. Klibe bayıldım. Nefesim kesildi, öldüm, bittim... Klipte, uçsuz bucaksız bir yerde yürüyor Nil. Etrafında ipe dizilmiş gibi sıra sıra dostları, yakınları. Kimler yok ki Elif Şafak, Nihat Odabaşı, Serdar Erener... Ve klibin üzerine gerilmiş ipler üzerine sıra sıra dizilmiş balonlar var. Balonlara tıkladığınızda sizden birinin "neye kırıldığını" okuyorsunuz. Siz de neye kırıldığınızı yazabiliyorsunuz. Sonra pat diye ipin üzerine yerleşiyor "kırık"larınız... İp uzayıp gidiyor. Nil yürümeye devam ediyor. İşte yine "küçük" ve "basit" bir fikir. Ama yine büyük bir etki... Ne duruyorsunuz, hadi siz de yazın ipe, kendi "kırık"larınızı.... Ben yazdım bile...
15 Aralık 2009 Salı
ANALİZ: HANDE YENER (İkinci Bölüm)
NERELERDE HATA YAPTI?- Apayrı'dan sonra çok hızla derine indi. Hiçbir değişim bu kadar ani, bu kadar birden ve eskiyi tamamen bir anda yakıp yıkarak olmaz. Denize dalarken bile dalgıçlar, derine kontrollü inerler. Dozu yavaş yavaş artırırlar. Ve derinlik sarhoşu olmamak için çok dikkatli adım atarlar. Hande Yener, virajı çok keskin ve sert döndü. Savrulması kaçınılmazdı.
- Apayrı'dan sonra yayınladığı "Hande Maxi" single'ı itibariyle Hande'ye bir şeyler oldu. İlk defa kendi söz yazabildiğini fark etti. Önca Boaz Aldujeli'yle "Nasıl Delirdim" albümüne de taşınan bu birlikteliği Hande Yener erken terk etti. Yine aceleci davrandı. "Ben bunu tek başıma da yapabilirim. Bakınız, yazdım, yazarım, gayet iyi oldu" dedi ve sürücü koltuğuna kendisi geçti. Ve elbette tahmin edilen final oldu. Hande Yener markası sözel olarak bir anda çöktü. Mete Özgencil, Sezen Aksu, Ertuğ Ergin ve hatta Boaz Aldujeli'yi bu kadar erken terk etmeyecekti. Ki nitekim söz yazmak için yeterince yeteneği ve birikimi olmadığını, peşisıra gelen albümlerinde açık ve net göstermiş oldu.
- Müzikal olarak en büyük hatası Erdem Kınay'la ipleri bir anda koparması oldu. Erdem Kınay, elektronik soundlarla Türkçe müzikte, hala üzerine çıkılamamış başarılı işler yaptı ve yapıyor. Erdem'in yanı sıra Mete Özgencil üzerinden albüme dahil olan Devrim Karaoğlu da müthiş yetenekli müzisyenlerdendir. Çok farklı bir yaratıcılığı ve zekası vardır. İkisi birden gidince binanın yeni atılan temelleri bir anda çöküverdi.
- Hande Yener, Mete Özgencil'le bu kadar erken yollarını ayırmamalıydı. Mete Özgencil, bu kadar kolay vazgeçilebilecek bir adam olmadı hiç. Yalnızca iyi bir söz ve müzik yazarı olduğu için söylemiyorum, Mete'nin imzasının olduğu her şey tepeden tırnağa değişir. Siz değişirsiniz, yaptıklarınız değişir. Bambaşka bir yol açılır önünüze. Mete sizden gitmek istese bile, gitmemesi için elinizden geleni yapmalısınızdır.- Hande Yener'in "kalıcı bir hasar bırakmamış" olmasını dilemekten başka çaremin olmadığı en büyük hatası da "Apayrı"da ulaştığı nefis yorum gücünü ve vokal tekniğini, güya "kendimi geliştiriyorum, bu soundlara böylesi daha uygun oluyor" kendini kandırması eşliğinde bozması oldu. Birden Hande Yener, sanki kendi anadilini unuttu ve Türkçeyi sonradan öğrenmeye çalışan yabancılar gibi bozuk tonlara teslim etti kendini. Yahu, elektronik müzik yapmak, dili böyle kötü ve yanlış bir şekilde kullanarak yapılmadı ki hiç dünya üzerinde, herhangi bir yerde. Madonna, İngilizceyi bozarak mı söylüyor şarkılarını?
- Ve gittikçe abuklaşan video klipler. Üstelik bazı bölümleri yabancı kliplerden apartılan, hiçbir bütünlüğü ve hikayesi olmayan, arka arkaya milyonlarca planın rastgele diziliverdiği klipleri...Ya Hande Yener'in "Hipnoz" albümündeki fotoğraflarına ne demeli? Aynı albüm içinde bir fotoğrafta Marilyn Manson'a, diğerinde Sibel Gökçe'ye benzeyebilir mi bir kadın? Üstelik Sibel Kekilli'ye zaten benzetilmiş bir geçmişten geliyorsa?- Doğulu Kardeşler. Uzun uzun anlatmaya mecalim bile yok.
- Doğru bir menajerlikle yönetilememesi. (Gerçi sorumlusu için bakınız bir önceki madde.) Nedenini Hande Yener'in bu değişimden sonra nerelerde konser verdiğine, kaç konser verebildiğine, marka algısının nerelere gittiğine bakarak net bir şekilde görebilirsiniz. Hande Yener, bu yeni haliyle, neredeyse doğru dürüst tek bir konser veremedi. Yalnızca yazları, yurdumun çeşitli belediye festivallerine ve birkaç yere çıkabildi. Peki ya bu tarz müzik için İstanbul'da sahne alacak bir yer yok mu? Var, elbette. Bakınız Portecho'ya. Adamlar mis gibi çıkacak mekan da buldular, kitlelerini de yarattılar, paralarını da kazandılar. Mesela Hande Yener, neden İndigo, Discorium, Balans, Ghetto gibi yerler de olamadı? Mesela Hande Yener, neden Rock'n Coke'ta elektronik müzik sahnesinde değildi? Neden Hande Yener, elektronik müzik partilerinde, mekanlarında, organizasyonlarında hiç olmadı? Neden sonunda başladığı yere Keops'a döndü? Bunu menajeri Kadir Doğulu'ya sorunuz.
- Ve benim en affedemediğim, en de sinir olduğum şey fazla iddialı açıklamalarıydı. Bir anda Hande Yener, "neredeyse elektronik müziği ben yarattım" havalarına girdi. Geçmişini inkar etti. Bir dönemler ekmek kazandığı kulvardakilere laf attı. Bakkal şarkı diyerek burun kıvırdı. "Elektronik müzik yapmak isteyenler, buyursun kucağıma gelsin" dedi. "Ben eskiden beri böyleydim. Gençken punk dinlerdim. Saçlarımı kazırdım. Türkçe müziğin "t"sini bilmezdim, bana arkadaşlarım Sezen ve Ajda'yı öğretmişlerdi, bir onları dinlerdim" dedi. Ve daha neler neler dedi.. Kaçımızın gerçekten inandığını düşünüyordu acaba? Özeti ne biliyor musunuz? Müzikte ısrarlı ve özel bir tavrı sürdürmeye çalış, risk al, ısrar et, dene, yani her şeyi bırak en azından dene ama git bunu ifade ederken "magazin"in bütün oyunlarının, ucuzluklarının esiri ol.- Ve son olarak; çok sık albüm yayınladı. Yahu, 5-6 ayda bir albüm mü yayınlanırmış? Bazen dünya starları, 5 yıl tek bir cümle sürmüyorlar piyasaya... Kendini yordu, erken tüketti. Ve her albüme yükselen bir ivmeyle başladı, motivasyonu ve enerjisi aynı hızla düştü.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Bundan Sonra Ne Yapmalı?
Yeni Bir Bölüm: ANALİZ..İlk konuğu HANDE YENER
Yeni bir köşeyi daha bugün itibariyle hizmetinize sunuyoruz. Aslında bazen akışına ilerliyor hayat. Size "bloğumda yeni yayın dönemi"ni ilan ettiğim yazıda bu sezon bizlerle birlikte olacak bazı köşeler anons etmiştim. O köşelerden bazıları henüz yayına başlamadı. Ama merak etmeyin, zamanla bütün bu bölümler bloğumda olacak. Şimdiyse sürpriz yeni bir bölüme "merhaba" diyelim. Adı: Analiz. Bazen daha detaylı incelemek istediğim isimleri bu bölümde alt başlıklarla inceleyeceğim. Hande Yener'le başlıyoruz.ANALİZ NEDENİ:
Kendini adadığı "elektronik müzik"ten yeniden eski hallerine, pop müziğe döndüğünü açıklamış olması. Bu geri dönüşümün medyada büyük yankı bulması. Hande Yener'in hem hayranları hem de medya kanadıyla epey sert eleştirilmesi.
NERELERDE DOĞRU YAPTI?
- Hande Yener, oluşumuna büyük katkı sağladığı "Türkçe Pop müzikte "eller havaya" diye özetleyebileceğimiz kulvarı, en zirvedeyken büyük bir cesaretle terk etti. Kariyeri için büyük risk aldı. Her zaman için "risk almak", "cesur olmak" ve "farklı şeyler denemek" benim sonsuz saygı duyduğum bir şeydir. Yıllardır aynı nakaratı söyleyen, ne kendi ne de seyircisinin müzikal gelişimi için tek bir çivi çakmamış, kendini güvenli bir limana rastlayarak, "nasıl olsa bu tutuyor" deyip sürekli aynı şeyi yapan yüzlerce isim arasında Hande Yener, bu cesareti için her zaman minnetle anılacaktır.
- Hande Yener, bu değişimi çok doğru isimlerle gerçekleştirdi. Değişim için düğmeye basılan "Apayrı" albümü, Türkçe pop müziğin son yıllarda başına gelen en güzel, en yeni şeydi. Bir önceki albümü "Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor"da şarkı alarak yakınlaştığı Mete Özgencil, Apayrı albümünde artık bu değişimin baş mimarı olmuştu. Özgencil imzalı "Apayrı", "Aşkın Ateşi", "Şefkat Gibi", "Nasıl Zor Şimdi", "Kanat", "Unut" ve "Sakin Olmalıyım" değişimin en güçlü silahlarıydı. Hande Yener, bu şarkılarla müzikal olarak farklı bir şey söylemenin yanı sıra, en önemlisi sözel olarak da yepyeni ve farklı bir dil kullanıyordu. Özellikle "Şefkat Gibi" ve "Nasıl Zor Şimdi" yalnızca bu albümün değil, Türkçe pop müziğin seyrini değiştiren şarkılardı. Kendisi fark edebildi mi,bilemiyorum.
-"Apayrı" albümünde "Yola Devam" ve "Kimbilebilir Aşkı"yla yer alan yetenekli besteci Ertuğ Ergin de çok doğru bir isimdi. Hande Yener her iki şarkıyla da istediği yeni sulara doğru ses vermeyi başardı.
- Hande Yener'i "eller havaya" diye özetleyebileceğimiz akımda zirveye taşıyan Alper Narman ve Fettah Can ikilisi de "Apayrı" albümünde "yumuşak geçiş"i kolaylaştıran elementler olarak yer aldı. İkilinin imza attığı Yener'in çıkış şarkısı "Kelepçe"yle Hande Yener hem eski haline göz kırpıyor, onu isteyenlere bu dozu veriyor, hem de yurt dışında çok önemli müzisyenlerle çalışmış Bülent Aris'in melodileriyle yeni yolculuğunu müjdeliyordu.- Hande Yener'in "Apayrı" albümünde çok önemli bir imza daha vardı. O da Hande Yener'e istediği "elektro pop" çatıyı kuran, nefis düzenlemelere imza atan ve hala Türkiye'de üzerine tanımadığım Erdem Kınay. Ki Erdem'in bir sonraki projesi Ayşe Hatun Önal'da neler yapabileceğini hep birlikte görmüş olduk. Erdem Kınay, bu değişimin en önemli isimlerdendi.
- Hande Yener'in en doğru hamlelerinden biri de tepeden tırnağa bambaşka göründüğü, çok emek,fikir ve para harcanmış video klipleriydi. Hande Yener, özellikle Apayrı albümünde .İtalyan yönetmen Luca Tomassini ile değişimi görsel olarak da gerçekleştirmiş oldu. Bir önceki albümünde başlayan bu farklı video klipler kısa sürede çok konuşulmaya başlandı.
- "Apayrı" albümünde gözden kaçan bir detay da şuydu. Hande Yener, Rebel Moves grubundan tanıdığımız Erol Çay'ı da ikna etmiş, belki de bugüne dek Türkçe pop müzikte yapılmış en farklı şarkı "İnsanlar Çok"u repertuvarına katmıştı.
- Hande Yener'in yorumculuk anlamında da en zirvede olduğu albüm "Apayrı"dır. Eski nağmeli, ağdalı, alaturka hallerinden tamamen temizlenmiş, pırıl pırıl bir hale bürünmüştü. Hem kelimeleri, vurguları doğru yapıyor, hem de son derece yeni ve modern duruyordu. Koruması gereken vokal tarzı, kesinlikle buydu.
- Bütün bu dönemde takdir ettiğim bir şey daha vardı. O da Yener'in ölümüne ısrarı. Bir çok şeyi göze aldı bu değişim için. Para kaybetmeyi, hayran kaybetmeyi, bazılarına göre kan kaybetmeyi. Ve iki tarafa da yaranamadığı çok zamanlar oldu. Ne eski kitleye, ne yeni kitleye. Yeni kitlesi zaten tam oturmadı, kaygandı. Bir çokları burun kıvırdı, reddetti ama Yener, ısrar etti. Tarzını daha da zorlaştırdı.
İKİNCİ BÖLÜM: Nerelerde Hata Yaptı, Bundan Sonra Ne Yapmalı? (Birazdan)
13 Aralık 2009 Pazar
Sancılı Bekleyiş..Saatler Kala...
İtiraf etmeliyim, uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştım.
Zaten böylesi bir "kesişme"de sıklıkla olan bir şey değil.
İki albüm var, yıllardır müzik piyasası onları bekliyor.
İki kadın var, onlar ki 90'lı yılların seyrini değiştirdi. Biri Türkçe pop dünyasını sarstı, diğeriyse "Türkçe rock" müziğin, bugün böyle bir noktaya gelmesinde en büyük paylardan birine sahip.
Çok özel şarkılara imza attı ikisi de.
İkisi de müziğe uzun sayılabilecek bir ara verdi.
Türkçe müzikle özel bir bağı olan herkes, büyük heyecanla onları bekliyor.
Acaba bu sefer neler söyleyecekler?
Neler dökülecek dillerinden?
Bu uzun süre boyunca neler yaşadılar, nelerden etkilendiler?
Şimdi bize neler anlatacaklar?
Kırgınlar mı bir şeylere?
Mutlular mı?
Şu anda nasıl bir ruh hali içindeler?
Ve ilk defa tuhaf bir şey oluyor...
Bu çok merak edilen iki kadının yeni albümleri aynı gün çıkıyor.
Hem de aynı şirketten. Pasaj Müzik, 16 Aralık Çarşamba günü, bu iki kadınla raflarda yan yana olacak.
Müzikmarketlerde bir vitrinde Candan'sa öbüründe Şebnem olacak.
Ve onların şarkıları çalacak İstiklal boyunca.
İki güçlü kadın yan yana..
Biri "Benim Adım Orman" diyecek.
Diğeri "Kırık Kalpler Durağında"n ses verecek.
Heyecan dorukta...
Ve aldığım haberlere göre bu kez biraz farklıymış her şey.
Şaşıracaksın, diyorlar...
Zaten albüm kapakları bile farklı duruyor.
Daha kendi halinde, öylece bir Candan var kapakta. Daha telaşsız, daha kontrolsüz sanki. Öylece bakmış gibi bu kez objektife. Saçlarını öylece açıvermiş topuzundan..Daha bırakmış gibi kendini bu kez. Yine güçlü ama bu sefer biraz daha umursamaz ve boşvermiş gibi.
Şebnem de daha sakin görünüyor. Bir çocuk gibi gülümsemiş. Daha telaşsız, daha kavgasız sanki. Zor tufanları, büyük okyanusları, derin kırgınlıkları geride bırakmış. Sakin bir kıyıya varmış gibi. Daha kendiyle, daha kendi içinde. Kabuklarını usulca örmüş, daha huzurlu..
Bakalım, şarkıları da böyle mi hissettirecek...
İkisinden de ayrı ayrı beklediklerim var.
İkisinde de bazı değişmesini istediklerim var.
Ama yine de ne olursa olsun, sevmeye devam edeceğim şeyler de var.
O yüzden daha tuhaf, daha sancılı bir bekleyiş süreci bu.
Çok az kaldı. Pazartesi geçecek, salı geçecek. Sonra o gün gelecek...
Öyle de saklı yürütülüyor ki her şey. Tek bir ipucu yok hiçbir yerde. İnterneti yedim bitirdim. Eskiden "ön sipariş" alan sitelerde, şarkı listeleri, sample'lar olurdu. Hiç bir şey yok.
Bazen birer şarkıları radyolarda çalmaya başlardı. Hayır, bu sefer yok. Bu sefer tek bir cümle yok albüm çıkana kadar. (Bir tek Candan'dan kısa bir tadımlık var. http://www.kaptanfeza.com/, Şebnem de o da yok...)
Bize zulüm belki ama çok doğru bir tanıtım süreci.
Ben de olsam, böyle yapardım.
Hadi bakalım..Geriye sayalım...
Onlar için saymayacağız da kim için geri sayacağız?
Kaç kişi kaldılar ki zaten?
12 Aralık 2009 Cumartesi
Mustafa Ceceli'de Benim Şarkılarım
Mustafa Ceceli'nin albümü 7'den 70'e herkesin sarıp, sarmaladığı bir albüm oldu. Herkes ayrı ayrı bir şarkı tuttu kendine albümden. Aşkta ve hayatta masumiyeti yeniden hatırlatıyor Mustafa'nın şarkıları. Her şeyin çok hızlı tüketildiği zamanlara; Mustafa'nın naif, sevdalı ve masum şarkıları adeta tokat gibi geldi. Ben albümde 4 şarkı etrafında dönüp duruyorum. "Dön", "Bekle", "Söz Veremem" ve "Gidersen".. Özellikle de "Dön" ve "Bekle" arasında ikili nöbetlerdeyim. "Söz Veremem" dışındaki diğer 3 şarkı, Sezen Aksu imzalı.
Özellikle "Dön"ün introsundaki Sezen Aksu' nun çello kompozisyonu muhteşem. Bir bekleyiş, bir çaresizlik ancak böyle anlatılabilirdi. Şarkının nakaratı da bitmek bilmeyen bekleme nöbetlerinin orta yerinden sesleniyor bize. Umutsuz bir "dön" çağrısı bu. Belli ki gidenin bir daha geri dönmesi çok zor. Dağ gibi çoğalan yokluk, yanmaya alıştıran zaman, sayısı hatırlanmadan geçen mevsimler, yıllar... Ama yine de bir umut. Belki bir mucize olur da apansız çıkıp geliverir. Oysa herkes farkında. Dönmeyecek...
"Bekle" biraz daha umutlu bir şarkı. Ama zor sürgünlerin, dar günlerin umudu bu. "Dön"deki gibi yine çok zor "beklemek". Hayata dayanmak, devam etmeye çalışmak, evet çok zor bu kez... Elde tek bir teselli var. Bu zor günler geçebilir, bir gün değişebilir iklim. Karanlık yolların ucunda ışık var. Çok uzakta, ama var. Tek yapılacak şey hatıralara sığınmak, onlardan güç almak. Telli turnalar gibi, çifte kumrular gibi sarışıp sevişilen günler, sıcak haziran sabahları, sedir ağaçları... Ve kanayana dek koklanan güller... Bekle, pes etmek yok. Bekle, zor da olsa başka çare yok. Sahi kaç kişi kaldı "bekleme"yi göze alan. Kimse artık hiçbirşeyi bekleyemez haldeyken..
"Söz Veremem" bir Santander- Flavio şarkısı. Türkçe sözlerini genç kuşağın başarılı söz yazarlarından Burcu Tatlıses yazmış..Özellikle iki satır var ki oraya demir attım: "Marifet her şeyi bilirken/ Sevebilmek bilmezden gelerek" Öyle iyi biliyoruz ki bu duyguyu. Ve de öyle bilmezden geliyoruz ki...
"Gidersen"de farklı bir durum var. Bu sefer egoların savaşında sıra. Kalp yok, koşulsuz sevmek yok. İktidar mücadelesi var. "Bitmedi aslında bitmedi/Sadece ele geçirdik birbirimizi" diyor Sezen "Emin olunca sahipliğimizden/ Düşürüverdik değerimizi/ Sınamak istiyoruz yeniden/ Yeni bir bilinmezdeki etkimizi/Kaybederek tazeliyoruz/ Kendimize olan güvenimizi" Öyle bal gibi yapıyoruz ki bütün bunları... Bazen, daha fazlasını... En sonunda bir de buna alışıp "acıyı, aşk zannediyoruz" Ne zaman kurtulacağız acaba bu salak, bu tuhaf, bu anlamsız, bu gereksiz yüklerimizden? Ne zaman bırakabileceğiz kendimizi, zaaflarımızı, egomuzu kapının dışarısında? Çok zor değil mi?
"Ben Yokum"u Keşke Sezen Söyleseydi
Burak Kut'un yeni albümü "İlaç" kısa bir süre sonra DMC etiketiyle yayınlanacak. Albümle ilgili ilk bilgiler, basınla paylaşıldı. Albümün adı "İlaç" olacak ve çıkış şarkısı "Ben Yokum"un yukarıda da izleyebileceğiniz video klibi yayınlanmaya başladı. Şarkı Sezen Aksu imzalı. Diyor ki şarkıda Aksu "Basıp gitmek istiyorum buralardan/ Kendimi doldurup trenlere/ Bir daha hiç basmadan frenlere/ Gördüğüm bütün duraklarda inmek/ Ağrıyıp ağrıyıp dinmek/ Tarifsiz, tarihsiz, tanımsız, adsız/ Fil gibi ölmeye yatmak, ağır başlı" Ve devam ediyor: "Ben yokum/ Kabuklarımı kırana kadar/ Kim bilir kaç yıl oldu kendimi dinlemeyeli/ Bir yola atıp da bulsunlar hiçliğimi/ Umrumda bile değil/ Söksünler rütbelerimi"
Şarkıyı dinler dinlemez anlıyorsunuz durumu. Belli ki Sezen Aksu bu şarkıyı kendisine yazmış. Yaz sonu gibi bir kaç yıl her şeye ara vereceğini, konserler yapmayacağını, kendini dinlemek istediğini, yeni hikayeler biriktirmek istediğini açıklamıştı Sezen...Burak Kut'a verdiği bu şarkı da neler hissettiğini, nelerden yorulduğunu çok net bir şekilde anlatıyor.
Ayrıca şarkı, bildiğimiz Sezen şarkılarına pek benzemiyor. Farklı, isyankar bir melodisi var. Üstelik zor da bir şarkı. Her şarkıcının harcı değil bunu yorumlamak. Burak Kut gerçekten çok başarılı bir şekilde yorumlamış. Dinler dinlemez aklıma "Yaşandı Bitti" dönemi geldi. Orada da Burak, böyle sert ve farklı bir çıkış yapmıştı. Buraya kadar her şey hoş, güzel de şarkının sözleriyle ilgili şöyle bir durum var. Şarkı çok kişisel. Yani Sezen'in neden ara vermek istediğine bu aralar nasıl hissettiğine "alt yazı" gibi...Bir veda, bir ara şarkısı. O yüzden bence keşke bir single yapıp Sezen Aksu söyleseydi bu şarkıyı. "Ara"sına giderken böyle bir kayıt bırakırdı geride. Çünkü Burak Kut tarafında takvim tam tersi yönünde akıyor. Burak, bir kaç yıl aradan sonra müziğe yeniden ses veriyor. "Merhaba" demesi gerekirken "Ben Yokum" deyince biraz tuhaf oluyor. Yani elbette herkes, içeriği her türlü olan şarkıyı söyleyebilir ama her yorumcu bir yandan o "söz"leri kendi de kuşanabilmelidir. Burak Kut'un bu aralar kabuklarını kırana kadar basıp gitmek istediğini zannetmiyorum hiç...
Zaten şarkıyı dinleyince direkt Sezen'i düşünmeye başlıyorsunuz. Şarkı bu kadar kişisel olunca, sizin aklınıza da Sezen geliyor sürekli. Yeni albümüyle geri dönen Burak gelmiyor. Burak Kut yalnızca bu şarkı için bir aracı olmuş oluyor. Sezen'le bizim aramıza bir mesaj taşıyıcı gibi... Dediğim gibi keşke Sezen bize bizzat kendisi iletip bu duygularını öyle gitseydi. Burak da başka bir şarkıyla çıkış yapardı...
10 Aralık 2009 Perşembe
Peki ya "Açık Adres?"

Şarkıyı ilk kez, böyle bir single'ın çok yakında çıkacağı bilgisiyle DMC'den Özden Bora dinletti bana. Ne kadar güzel, ne kadar naif bir şarkı dedim yine. Soner'in naif bir hali var hep müziğinde. Şarkıyı sevdim.
İkinci kez, klibiyle birlikte izledim. Herhalde klibi izleyen herkes gibi, izler izlemez klibe ve Sertab'a aşık oldum. Sertab'ın en güzel klibi dedim. Hala da diyorum. Ve Sertab Erener klipte çok güzel görünüyor. Zaten bilmem farkında mısınız Sertab son zamanlarda acayip güzelleşti. Yüzüne bambaşka bir tazelik ve sadelik geldi. Herhalde bunda son birkaç yıldır Bodrum'da doğa ile iç içe yaşamasının büyük etkisi var. Birden canlanıveriyor insan demek ki, doğayla sevişmeye başlayınca. Yine bir sahil kasabasına yerleşme hayalleri depreşiyor insanın. (Ah, keşke, en kısa zamanda...)
Klip, aynı zamanda Sertab'ın bu gördüğünüz şahane fotoğraflarını çeken Burak Ertaş imzalı. Son zamanlarda izlediğim en sade ve naif klip. Klibin öyle bir hipnotik etkisi de var ki; itiraf ediyorum kendimi bir süredir bu klibin içinde yaşıyor zannediyorum. Ayrıca bir yandan da sinir oluyorum. Aşkı ne güzel de anlatıyor değil mi o iki sevgili? Bir de ne kadar uzun zamandır kaçımız öyle dokunmuyor acaba sevgililerine? Öyle sıcak, öyle içten, öyle tek beden?
Şarkının Mustafa Ceceli imzalı düzenlemesi de tek kelimeyle nefis. Öyle özlemişim ki böyle sakin düzenlemeleri. Hiç bir abartı yok, hiç bir fazla enstruman yok..Öyle usul usul akıyor şarkı denizine...Yine "Bu Böyle"de hissettiğim gibi sanki püfür püfür rüzgarlar esiyor. Bu sefer yaz geçmiş, sonbahara taşınmış hikayeler...Yağmurlar da eşlik ediyor yaramıza...İyiyiz yani, yine beyaz şarabımız kadehlerde, bademler buz...
Ve gelelim şarkıya. Şarkının basit bir melodisi var. Sizi hemen içine alıyor. İlk duyduğunuz andan itibaren bir sempati besliyorsunuz. Bazı şarkılar vardır, hemen kabul etmezler öyle içine. Bir süre dışarıda beklersiniz, anlamaya çalışırsınız, zamanla açılır kapıları. Bu şarkı öyle değil. Zaten Soner'in bütün şarkıları böyle. Naif, sıcak, hemen kapıyı ardına kadar açan... Hemen aşık olan, biraz şıpsevmiş şarkılar bunlar. Sonra da üzülmüş, üzülmüş ve "Açık Adres"te şu noktaya gelmiş artık "Bu acıların hepsi mi daimi?" Böyle bir umutsuzluk noktası. İyi tanırım kendilerini... Bir gün olur, iki gün olur, ay olur, yıl olur, hiç bir şey değişmez. Öyle yorulur, kırılır ve vurulursunuz ki bir süre sonra size soranlara, hikayenizi anlatacak mecaliniz bile kalmaz. "Yazılıdır hepsi hikayede" deyiverirsiniz. Özetle yakın hissediyorum, tanıyorum ben bu şarkıyı. Öyle bir bağ kuruverdim hemen.
NOT 1: Şarkıyı Sertab söylemeseydi, büyük ihtimalle çok daha erken sıkılırdım. Belki de bir iki kere dinler geçerdim. Sertab'ın yorumu şarkıyı, olduğundan çok daha yukarılara taşımış. Sertab'ın artık şarkılarını sakin sakin, hiç bir ses gösterisi yapmadan söylüyor olması ise müthiş. Bu tür şeylere ihtiyacı olmadığını anlamış görünüyor Sertab. Zaten Sertab'ın Türkçe müzik için ne demek olduğunu bilenler iyi biliyor. Ben bir kez daha, müzikteki standartları yükselttiği ve Türkçe müziğe her zaman kalite getirdiği için kendisine teşekkür ediyorum.
NOT 2: Şarkının duygusuyla ve hikayesiyle bu kadar yakın bir ilişki kurmama rağmen, nakarattaki "tören"ve "yören" kafiyeleri beni rahatsız etti. "Yazılıdır hepsi hikayede" gibi büyük bir söz, başka türlü devam etmeliydi bence.
SON DURUM: Şarkıyı dinlemeye bir süre ara verdim. Hem kendimi "klipte zannetme" halimden kurtulurum. Hem de bu naif hikayeyi özlerim belki. Çünkü bu basit melodiye rağmen özlemek ve yeniden dinlemek istiyorum şarkıyı.
Bu Klip Böyle Olmadı Yıldız Hanım...
Yıldız Usmonova'nın "Dünya" albümünün beni ne kadar heyecanlandırdığını yazmıştım. Son zamanlarda dinlediğim en güzel, en duygulu, en özenli hazırlanmış albümlerden biriydi. .Ama albüme çekilen ikinci video klip "Yalan"ı izleyince hayal kırıklığına uğradım. Candan Erçetin'den sevdiğimiz "Yalan"dan bahsediyorum. Levent Yüksel'le yeniden yorumlanan Usmonova hitinden.
İster istemez şarkının Mete Özgencil tarafından çekilen ilk video klibi geldi aklıma. Mete Özgencil, klipte "ölüm"ün soğuk nefesini, birdenbireliğini nasıl da hiç beklemediğimiz bir yerden anlatmıştı. Bir otobüs koltuğunda söylüyordu Candan, şarkısını. Nereye gittiği belli ama içinde hangi hikayeleri taşıdığı belirsiz olan, o her gün, başka başka şehirlerden kimbilir nerelere gitmek üzere yola çıkan bir otobüse bindirmişti Candan'ı. Diğer yolcuları izliyorduk usulca. Ve birden bir otobüsün içinde aslında "ölüm"e ne kadar da yakın durduğumuzun farkına varıyorduk. "Otobüs" özelinden çıkarak aslında her an, attığımız her adımda "ölüm"ün ne kadar yakamızda ve ansızın olduğunu... "Kaza" ancak bir vesile olabilirdi. Ve de diğer görünen nedenler. Herhalde bir şey, gözümüze sokmadan bu kadar güzel anlatılabilirdi.
Oysa Yıldız Usmonova ne yapmış, almış Levent Yüksel'i de bir mezarlığa gitmiş. Giymişler siyahlarını ve etraflarına da toplamışlar siyahlar kalabalığını; mezar taşlarının arasında, bir mezarın başında ve mezar taşına da "ölümden başkası yalan" yazarak daha da gözümüze gözümüze göstermişler her şeyi. Ölüm denince ilk aklımıza gelecek şey bu değil midir zaten? En kolayı böyle anlatmak değil midir? Hani filmlerde duyduğumuz anda ağlayacağımız replikler vardır. Zaaflarımız vardır. Mesela çocukların ağlaması hemen dokunur hepimize..
Bir duygunun bir çok tarifi yapılabilir ama bazen gider yönetmen en kolayını seçer. En banko olanını, duyguları en sömürenini, en ajite halleri. Bu klipte de biraz öyle olmamış mıdır? Oysa Mete Özgencil'in klibinde hayatın en canlı halinden bir kesit var. Ama orada hissedilen ölüm duygusu çok daha sarsıcı, çok daha duygusal, rahatsız edici, düşündürücü ve beklenmedik. Biraz daha böyle bir yerden anlatsaymış keşke Yıldız hanım da "ölüm"ü. İşte buyrun mezarlıktayız, işte buyrun herkes siyahlar içinde ve üzgün. İşte buyrun, mezar taşına da ölümden başkasının yalan olduğunu yazdık...Çok basit ve ilkel anlatımlar değil mi bunlar artık?
8 Aralık 2009 Salı
Candan Erçetin'in Yeni Şarkısıyla Tanışma Zamanı
Biliyorsunuz, Candan Erçetin, son hızla yeni albümü üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Bayramdan önce ekibiyle konuştuğumda, şarkıların okumalarının neredeyse tamamlandığı haberini almıştım. Bugün itibariyle, yine ekibinden aldığım bilgiyle albümün adını açıklıyorum: Kırık Kalpler Durağında. Ve bu albümden bir şarkıyı da paylaşma zamanı. Candan Erçetin, bir yandan biliyorsunuz Hakan Karahan'ın yeni filmi Kaptan Feza için de müzikler yapıyor. İşte hem bu filmin şarkısı olacak, hem de Candan Erçetin'in yeni albümünde yer alacak "Kul Kurar, Kader Gülermiş", bugün ilk kez, filmin internet sitesinde paylaşıldı. Şarkının sözleri aşağıda, kendisi ise bu adrestedir: http://www.kaptanfeza.com/Ama kadere inat, insanoğlu hayal kurmaya
Yazgım değişir diye inanmaya devam edermiş
Hesaplar yaparız, sonumuzu bilemeden
Dünyalar kurarız, dengimizi bulamadan
Acılar çekeriz, hesabını soramadan
Yeminler ederiz, tutamadan
Çeker gideriz
7 Aralık 2009 Pazartesi
Deniz Seki İzlenimleri
Saatler dokuz buçu gösterdiğinde kırmızı kadife perde açılıyor. Yeni şarkısı "Bitti"nin intro melodisi eşliğinde zarif bir dans gösterisiyle başlıyor gece. Ve Deniz görünüyor.. Mini bir siyah elbisenin üzerine kadife bir tunik giymiş.... Çok heyecanlı, belli... İlk bir kaç şarkı boyunca konuşamıyor zaten. Yalnızca şarkılarını söylüyor. En sevdiğim şarkılarından "Sana Sığınıyorum" ve "Bu Şehre Sonbahar Geldi"yle devam ediyor. Finalde sözleri değiştiriyor "Bu şehre bu gece sizinle birlikte ilkbahar geldi. Çok özlemişim sizi."
Konserde en hazırlıksız yakalandığım şarkı "Acele" oluyor. Hiç beklemediğim bir anda çıkageliyor bu şarkı. Deniz'in en sevdiğim, en özel bulduğum, hem besteciliğinde hem yorumculuğunda zirve hallerinden biridir. Ama yeterince fark edilememiş şarkılarındandır. Belki de böyle olması daha bile iyidir. Yerini çok az kişinin bildiği gizli bir hazine gibi... Büyük sürpriz oluyor bana. Ardından yine Deniz'in en güzel pop hallerinden "Sakinim" geliyor. Yine çok sevdiklerimden. "Bu şarkıyı 30 yaşına girdiğim doğum günümde yazmıştım" diyor Deniz. "Aynanın karşısında üstelik. O zamanlar çaresizliğin ne olduğunu bilmiyordum. Demişim ki; Sakinim, biraz sessiz ama yorgun değilim hiç çaresiz.. Sonradan anladım ne demek olduğunu." Ve sırada "çaresizliği" anlattığı yepyeni şarkısı var. 3-4 ay önce cezaevinde yazmış: “Çaresizlikten doğarmış büyük hatalar/ Ve çaresiz insanlar etrafımızda/ Gülmedi yüzüm/ Hadi güldürün dostlar/ Bugünlerde size çok ihtiyacım var” Böyle başlıyor şarkı. Hele öyle bir nakaratı var ki, buyrun ilk kez burada paylaşıyorum: "
Konserin ikinci yarısı “Aşk Denizi”nin unutulmaz çıkış şarkısı “Masal” ile açılıyor. Ne şahane bir klibi vardı bu şarkının. Ve aylarca nasıl da söyleyip durmuştuk gecelerde... “Doyamadım” ve “Üzgünüm Aşkım” albümden söylediği diğer şarkılar.
Bu bölümde nostaljik şarkılardan oluşan albümü “Aşkların En Güzeli”nden de 4 şarkı hep bir ağızdan yorumlanıyor: Yarım Kalan Aşk, Böyle Gelmiş Böyle Gider, Anlamadım Gitti, Sen Bensiz Ben Sensiz.. Bu albüm de Deniz’in kariyerine en yakışan, en sevdiğim albümlerindendi. Bir de böylesi şarkılar istisnasız herkesin bağ kurduğu şarkılar olduğu için, tepki her seferinde çok coşkulu oluyor.
- Konser boyunca, geçmiş yıllardan şarkıları arka arkaya dinleyince, Deniz’in ne kadar çok klasikleşmiş şarkısı olduğunu bir kez daha anladım. Ve her birinin ne güzel şarkılar olduğunu. Deniz'in bundan sonraki yolculuğunda dilerim "müziği" ve "şarkıları" daha ön plana geçer. Daha çok insan, Deniz'in özel hayatı ve magazin hallerinden çok, bu güzel diskografinin farkına varır.
- Deniz Seki’nin yeni orkestrası gerçekten olağanüstüydü. Son derece güçlü bir sound ortaya çıkmış. Şarkıların aranjelerinde böyle küçük, hoş farklılıklar da yapılmış, çok hoşuma gitti. Murat Yeter’in şefliğini yaptığı bu yeni orkestraya selamlarımı yollamak isterim: Murat Yeter (davul), Aykut Gürel (bas), Cem Tuncer ( Gitar), Fatih Ahıska (perdesiz gitar, cümbüş), Mustafa Haybatlı (klavye), Özgür Ordulu (Klavye), Güney Güvel (Perküsyon), Yonca Karadağ (vokal), Serkan Seki (vokal)
- Şarkılar esnasında arkadaki dev perdeye yansıtılan görseller dikkat çekiciydi.
Deniz Seki’nin Nihat Odabaşı imzalı fotoğraflarından yapılan video görseller arasında şarkılara özel birtakım videolar da vardı. Güzel fikirlerden oluşuyordu her biri. Bu arada, yazıda kullandığımız bu güzel fotoğraflar da Nihat Odabaşı imzası taşıyor.
- Bu arada Deniz'in sahne hakimiyeti, sahneyi kullanışı ve dinamizmi çok iyi. Mikrofon ayaklığıyla oynamasını çok seviyor. Onunla öyle hareketler yapıyor ki hem çok estetik duruyor, hem de sahne üzerindeki dinamizmine çok yakışıyor.
- Konserde tek beğenmediğim şey Nur Yerlitaş imzalı kıyafetler oldu. Ama bu konuda konuşmayı daha profesyonel isimlere bırakıyorum. Onlar daha iyi değerlendirecektir ama ben kişisel olarak sevemedim. Ben, Deniz'i bu ilk konserinde başka türlü görsellerle hayal etmiştim.
4 Aralık 2009 Cuma
Yılın Performansı: Sezen Aksu- Senfonik
3 Aralık 2009 Perşembe
Bir Şarkının Hikayesi: ADINI SEN KOY
Filmle ilgili beni en çok ilgilendiren konu ise şüphesiz şarkısı. Melih Kibar'ın son bestesi "Sessiz Veda" filmin şarkısı olmuş. Şarkının ilginç bir hikayesi var:
Yıllar önce bu besteyi dinleyip çok etkilenen Demet Sağıroğlu, şarkıya sözler yazar ve bir demo kayıt yapar. Şarkı, Demet'in arşivinde büyük bir ihtimalle yeni albümünde yer almak üzere beklemeye başlar. Sonrasını biraz biliyorsunuz. Tuna Kiremitçi, bu filmi yazıp çekmeye başladığı dönem, Demet ile birlikteydi. Tuna, filme bir şarkı ararken, Demet, arşivinden bu şarkıyı çıkarır. "Bu filme bu şarkı yakışır" diyerek... Tuna Kiremitçi şarkıdan çok etkilenir. Ve filmin şarkısı "Adını Sen Koy" olur... Filme de ismini verir... Sonra hayat devreye girer. İkilinin duygusal olarak yolları ayrılır ama şarkı ve film birbirini bulmuştur artık. Birbirlerini bırakmaya hiç niyetleri yoktur. Dün NTV'de Gece Gündüz'e konuk olan Tuna Kiremitçi "Ben Melih Kibar'a çok hayranımdır. Filmim bir şarkı olsaydı, Melih Kibar bestesi olurdu" demişti.
Hayat ilginçtir. Karşılaşmalar da öyle... Tanışması gerekenler mutlaka tanışırlar. Mektuplar ve şarkılar da er geç adreslerine ulaşırlar. Melih Kibar'ın "Sessiz Veda"sı da demek bu filmi bekliyormuş. Yolculuğunda Demet Sağıroğlu'yla zenginleşmiş ve sonra Tuna Kiremitçi'yi bulmuş. Bu arada Demet de şarkıyı nefis söylemiş. Türkçe müziğin en duygulu, en anlamlı seslerindendir Demet. Onun sesi başka bir yerden yakar insanın canını. Yıllar önce Ağır Roman filminin " Bir Vurgun Bu Sevda" adlı şarkısını da olağanüstü söylemişti Demet. Hep böyle özel şarkılar uğrar ona. "Adını Sen Koy" da öyle...
Sözleri şöyle şarkının:
"İçimde garip bir his var/ Yüreğimde olur olmaz duygular/ Farz edelim küçücük bir oyun bu/ Oynayalım bu oyunu/ Tahmin edemedim sonunu/ Adını Sen Koy"
KADRAJIN ARKASINDAKİLER...YELDA KARATAŞ
"Yeni Yayın dönemi" için anons ettiğim köşelerden biriydi "Kadrajın Arkasındakiler". Size, fotoğrafın arkasında kalan, işin mutfağında duran ve bizim sevdiğimiz, aşık olduğumuz o şarkıları yazan, besteleyen, düzenleyen, enstrumanıyla can veren, klibini çeken isimlerini anlatacaktım. Niyetim, onlarla röportajlar yapmaktı. Hala da bu niyet devam etmekte ama işlerin yoğunluğu buna biraz engel olmakta. Ama bütün bunlar, bu köşenin başlamasına engel değil. Uzun yıllardır takip ettiğim sevgili arkadaşım Kadri Karahan, internet sitesinde her ay böyle özel röportaj ve yazılara yer veriyor. Bir internet dergisi gibi düşünün siteyi. Her ay yeni içerikle güncelleniyor. Bu ay, Zeki Çelik, Türkçe müzik içinde epey önem teşkil eden şair Yelda Karataş'la şiirsel bir röportaj gerçekleştirmiş. Röportajı http://www.kadrikarahan.net/yeldakaratas.htm adresinden okuyabilirsiniz.Peki ya kimdir Yelda Karataş? Kendileri bir dönem Sezen Aksu ile birlikte çalışmıştı. "Kalbim Ege’de Kaldı", "Aşkları da Vururlar", "Davet", "Son Sardunyalar", "Yarası Saklım", "Rakkas", "Hoşgeldin Hüzün" ve "Avarem" adlı şarkıların "söz" hanesinde Aksu'yla birlikte Yelda Karataş'ın da imzası vardır. Yelda Karataş'ın tıpkı Meral Okay gibi Sezen'i o dönem "söz"leriyle epey etkilediğini, yeni bir nefes olduğunu düşünüyorum. Keza yukarıda bahsi geçen şarkıların her biri ayrı bir kilometre taşıdır Türkçe müzikte.
Bakın, Zeki Çelik'in yaptığı röportajda Yelda Karataş, nasıl anlatmış bu kısa süren "söz yazarlığı" dönemini: " Şarkıların hikayeleri uzundur. Birlikte şarkı sözü yazmak zor iştir. Kimin sözü nerde başlar, kiminki nerde biter ayırmak zordur. Ama her bir şarkıda emeğim vardır. Bundan da sevinç duyuyorum. Şarkı sözünü, şiire hem çok yakın hem de çok farklı buluyorum. Ben şiir yazmaya çalışan biriyim. Şarkı sözü yazmak, sürekli yapmak istediğim bir iş olmadı, olamadı. O ortamları sevemedim. O dünya bana yabancı geldi bir süre sonra. Ama Sezen Hanım’la çalışmak büyük keyifti."
Yukarıda bahsi geçen şarkıları seviyorsanız, Yelda Karataş'ın şairliğine adeta aşık olacaksınız.
Karataş'ın "Ürperme", “Alacaydınlık”, "Enel Aşk, Bir Kadının Kaleminden Şems ve Mevlana, İstanbul Bir Dişi Orospu, Hüzün Suretleri, Şahdamar - Şahdemar " adlı kitaplarıyla tanışma zamanınız çoktan geldi...
2 Aralık 2009 Çarşamba
DUMA DUMA NİL...
Yine yapmış yapacağını.
Yine tam bir "Nil Hareketi"...
Yine farklı, yine acayip, yine şaşırtıcı...
Her zaman böyle oldu.
Nil, hiçbir zaman sıradan şeylere yaslamadı sırtını.
Son çektiği klip "Duma Duma Dum" da bunun bir kanıtı daha.
Öyle milyon dolarlık bütçelerden bahsetmiyoruz.
Tamam, biliyoruz yurt dışında olduğu gibi böyle bütçelerimiz, büyük prodüksiyon yapma imkanlarımız hiç olmadı, belki de hiç olmayacak. Ama önemli olan yokluğun içinden de bir şeyler yaratmak. Bazen küçük bir fikir veya detay bile her şeyi öyle değiştirebilir ki.
Nil, bunun sağlaması gibi.
Zaten söz yazarlığıyla, duruşuyla Türkçe müziğin son yıllarda başına gelen en güzel şey.
Bambaşka rüzgarlar estiriyor şarkılarında. Ama sadece şarkılarıyla kalmıyor, fotoğraflarından kliplerine hepsine "minik minik" detaylar işliyor.
Son klibi "Duma Duma Dum" da mesela, balon kız olmuş. Hani şu rüzgarda dans eden balon adamların arasında, kendini bırakıp rüzgara söylüyor şarkısını.
Gördüğünüz üzere yalnızca bir fikirden oluşuyor her şey. Tek bir fikir.
İnşallah, Türk Popunun diğer isimleri de Nil'i biraz örnek alıp, klip çekmenin yalnızca görkemli ışıklar ve yanı başlarına dolduruverilen dansçılardan ibaret olmadığını anlar...
Buyrun, buradan izleyin....