Twitter Updates

29 Kasım 2009 Pazar

Nefesimi Kesen Şarkılar 6- DÜŞMEDİM DAHA- UMAY UMAY & METE ÖZGENCİL


Bir daha böyle bir şey olmayacak sanırım.
Öyle zor ki..
Bir daha böyle bir şarkı, bir daha böyle bir buluşma, bir daha böyle bir video klip olmayacak.

Bana göre, Türkçe müzikte en iyi şarkılardan. Ayrı ayrı en iyi söz, beste ve düzenleme'lerden aynı zamanda.. Ve kesinlikle en iyi düet ve şüphesiz en iyi video klip.

Benim bir listem vardır. En Sevdiğim 100 Türkçe şarkı diye. Aslına bakarsanız bir türlü oturup yazmadığım ve yalnızca ilk 2 şarkısının net olarak belli olduğu. Çünkü sonrası için epey zaman harcamam gerekeceğini bilirim. Uzun uzun düşünmem, hatırlamam, hangi şarkıyı hangi sıraya koymam gerektiği üzerine uzun bir mesai yapmam, kendimle tartışmam gereken... İşte o yüzden mesela ben bu listeyi bir türlü tamamlayamıyorum. Son formül olarak da bu konsepti "Nefesimi Kesen Şarkılar"ı bulmuştum. Sırasız ve aklıma estiği gibi bu şarkılardan bahsedecek, şu benim için bir "ölüm kalım" meselesine dönüşecek "sıralı liste"yi yapmaktan kaçacaktım.

Eğer bir gün öyle bir liste yapmayı başarırsam, netlik kazanmış ve bir daha ne olursa olsun değişmeyecek o ilk 2 şarkı hangileridir biliyor musunuz?
Mete Özgencil- Olmalı ve
Umay Umay & Mete Özgencil- Düşmedim Daha
3 dahil diğerleri değişebilir ama bu iki şarkı değişmeyecek.

Yani işte bu kadar önemli "Düşmedim Daha" benim için..
Öyle bir şarkı ki, üzerine günlerce, gecelerce, aylarca konuştuğum oldu.
Öyle bir şarkı ki, yeri geldi sadece uzun uzun sustuğum..

Bütün bildiklerinizi unutturan, ezberinizi bozan bir şey bu.
"E yeter be hayat" der..."Yeter korkuttun bizi bugüne dek, ayaz vur vuracaksan, talih sen de dön döneceksen, e hadi söneceksen sön yetim yıldız, e kıyamet sen de kop kopacaksan." Korkmuyorum senden, beni korkutamazsın. Beni düşürmeye çalış, devam et, elinden geleni yap ama ben senin tuzaklarına düşmeyeceğim. Sen düşenleri kaldırırsın ancak ağır ağır, SEN BENDEKİ CANI YORAMAZSIN. Yoramazsın, nokta."

Ne zaman düşmeye yakın hissetsem, ne zaman vazgeçmeye sınır dursam, ne zaman kaysa elimden hayatın ipleri, bu şarkıyı çalarım kendime. Zımba gibi olurum hemen. Mete Özgencil'in etkisi böyledir. Bir anda ip gibi, zımba gibi gerginleştirir sizi hayata karşı. İyi ki vardır, iyi ki bu şarkıyı yazmıştır ve yazmaya devam etmektedir... Ve iyi ki Umay da kırmızılarının içinden geçerek can vermiştir bu şarkıya.... Bir ömür boyu borçlandırmıştır bu şarkı beni onlara...


SEZEN AKSU VE NAZAN ÖNCEL DÜET YAPSA...

Diyarbakır'da nedeni hala anlaşılamayan bir patlamada ölen 12 yaşındaki Ceylan için ikisi de ayrı ayrı şarkı yazınca, dün Onur Baştürk gündeme getirmiş: Keşke Nazan Öncel ve Sezen Aksu ayrı ayrı şarkılar yapmak yerine tek bir şarkıda birleşseler ve düet yapsalar diye... Sezen Aksu ve Nazan Öncel arasında her zaman farklı bir elektrik olmuştur. Onur da ikilinin arasında her zaman bir rekabet olduğu üzerine yıllardır yazılıp çizildiğini aslında ikilinin birbirine o kadar da uzak dağ olmadıklarını yazmış. Yıllar önce Nazan Öncel'le yaptığı bir röportajda Öncel'in Sezen Aksu'ya bir şarkı yazdığını doğrulattığını ekleyerek. Öncel şarkının bir dörtlük olarak kaldığını söylemiş. Bundan bir iki yıl önce de Açık Radyo'nun her yıl gelenekselleştirdiği "Dinleyici Destek Yayınları" kapsamında Sezen Aksu hazırladığı özel yayınında Nazan Öncel'e olan hayranlığını dile getirmiş, bir Öncel şarkısıyla ona selam göndermişti. Bunun üzerine Nazan Öncel'in dostluk cevabı da gecikmemişti.

Ama biliyorsunuz hep karşı karşıya getirildi bu ikili. Özellikle Nazan Öncel'in Aksu'yu hep bir rakip olarak gördüğünü, en büyük takıntısının Sezen Aksu olduğunu iddia edenler de oldu. Gerçekte ne olmuştur, nasıl olmuştur bilemeyiz. Bu, ikisinin arasında bir şey. Ve de geçmiş defterler geçmişte kalmıştır. Ben Onur'un da çağrısı üzerine bundan sonrasıyla daha çok ilgileniyorum. Ben de Onur gibi keşke birlikte bir şeyler yapsalar diyorum. Diyarbakırlı Ceylan iyi bir vesile olabilir ikiliyi buluşturmaya. Aslında nereden bakarsanız bakın; birbirinden uzakta, birbirine farklı hayatlar yaşasalar da özleriyle hayata benzer çizikler atmış, benzer yollara kardeş duygular bırakmış, benzer duyarlılıklara sahip bu iki İzmirli "sıradışı" kadın için artık birlikte bir şeyler yapma zamanı geldi. Birbirleriyle daha da çoğalacak bu yürekleri birbirine dokundurmalarının zamanı geldi.

Ceylan için her ikisinin de yaptığı şarkılardan bir single'la başlayabilirler mesela. Sezen'in yaptığı şarkıya Nazan, Nazan'ın yaptığı şarkıya da Sezen eşlik eder. Bir de şöyle bir güzellik eklenir: Nazan, en sevdiği Sezen şarkısını söyler, Sezen de en sevdiği Nazan şarkısını...Aslında tamamen birbirlerinin şarkılarını söyledikleri, böyle uzayıp giden bir albüme de dönüşebilir proje. Finali de birlikte "Kalbim Ege'de Kaldı"yı söyleyerek yaparlar. Şahane olmaz mı? Ve bence bu albüm yapım sürecinde birlikte çok da eğlenir her ikisi de..

Böylelikle bu mesele için çok daha "tek yürek" ve güçlü bir ses verilmiş olur. Biz müzikseverlerin de çok önemli bir "tarihi kaydı" daha olur.

28 Kasım 2009 Cumartesi

Önce Deniz Seki Prova Detayları, Sonra Okuruma Yanıt...

Ben Deniz Seki provasına konuk olduğum sırada, Deniz Seki'nin basın toplantısıyla ilgili yazdığım yazıya bir okur yorumu gelmiş. Şimdi önce provalara gidelim, sonra da özellikle bu yorumu sizle paylaşayım ve cevap vereyim....

Perşembe akşamı hoş bir tesadüf oldu. Biz, NTV Gece Gündüz canlı yayını için gittik Midas'a. Yeni albümüyle Mustafa Ceceli konuğumuzdu. Mustafa, ilk kez canlı performansıyla programdayken, Midas'ta prova yaptığını bildiğim Deniz'e mesaj attım. "Acaba oralarda mıdır?" diye. Kıyafet provasında olduğunu, birazdan Midas'a geçeceğini söyledi. "Ben de buradayım, gelince görüşürüz" dedim. Biz Gece Gündüz yayınını bitirdikten kısa bir süre sonra Deniz geldi. Neredeyse soluklanmadan provalara başladı Deniz. "Zülüf"ü söyledi önce. Konserde tüylerimizle birlikte diken diken olacağız, anlaşıldı. Ve Ajda Pekkan'ın en sevdiğim klasiklerinden "Sen Mutlu Ol"a geçti sonra. En sevdiğim şarkılardan biridir. Bir yandan müthiş damardır, arabesk söylemlerin en tepesinde gezinir "İnim inim inlesem/ Acı çeksem de olur/ Benim için fark etmez/ Sen mutlu ol, ne olur" Bir yandan da müthiş bir naifliği, kibarlığı vardır. Kimbilir nasıl yaralı bir aşkın ardından yazdı Tahir Dökme, bu şarkıyı. Biz hüznümüzü de coşkulu yaşayan bir milletizdir ya, bu şarkılara zaafımız o yüzden olsa gerek. Deniz de kendinden geçerek, söylüyor bu şarkıyı. O da benim gibi çok seviyormuş. "Bence bir albümünde cover'lamalısın bu şarkıyı" diyorum. "Olabilir, ben de çok isterim" diyor. Ve Deniz'in kariyerinde iz bırakan Ajda şarkısına geçiyoruz şimdi "Dile Kolay". Peşineyse "Ya Ölümsün Ya Düğün" geliyor. Buyrun bakalım, Gülben Ergen'den sonra şarkıyı bir de sahibinden dinleyin de sonra tekrar görüşelim. Tam bu noktada "Hüda Aşkına" diyorum. Cenk Eren'in son albümüne verdiği bu şarkının beni nasıl da mahvettiğini anlatıyorum. Hemen orkestrasına dönüp " 5 Aralık Bostancı konserine bir şarkı ekleyebilir miyiz" diyor. "İstek geldi de..." Şimdi nasıl teşekkür etsem az... Ve zaman da az.. Gitmem gerek..Bayram montajları ellerimden öper. Ben NTV'ye dönüyorum. O ise şarkılarına. 5 Aralık'ta Bostancı'da görüşmek üzere diyerek...

DENİZ SEKİ YAZIMA GELEN OKUR YORUMU:

Önce isterseniz yoruma bir bakalım...

"Deniz Seki'nin sanatçı yanına sözümüz yok bu kadar "kader mahkumu " sahtekarlığında halka paketleyip sunmanızdan nefret ediyorum. Hayatta herkes hata yapar, herkes yoldan şaşırıp çıkabilir ama kendisindeki bu yüzsüzlüğünü, Bülent Ersoy'un eşcinselliğini kabul etmemesi kadar sahtekar ve aşağılık buluyorum. Doğuş gibi, Serdar Ortaç gibi, Deniz Seki , Yıldız Tilbe gibi.. Gençler sanatçıları örnek alır, her zaman almışlardır ve alacaklardır. Akla karayı ayırabilmek lazım. Ahlak anlayışı dendiğinde yerin dibine batırdığımız ABD'de olsa Deniz Seki'nin kariyeri biter veya sıfıra yakına inerdi. Aynı kıyafet çalan Winona Ryder, uyuşturucu kullanan Robert Downey Jr, reşit olamaya kızla seks yapan Rob Lowe gibi.Azıcık da olsa iyi, kötü ayrımını yapabilmelisiniz."

Cevabım:

Önce "kader mahkumu" tabirinizle başlayalım. Deniz Seki'yi bir "kader mahkumu" gibi göstermeye çalıştığımı yazmışsınız. Beni tanıyanlar iyi bilirler ki benim hayatta en nefret ettiğim ve inanmadığım kelimelerin, tanımlamaların başında gelir "kader mahkumu", ve onun yanı sıra "kader kurbanı, mağdur, bu da benim çilemmiş, çekeceğiz" türü her başına gelen olayda kendisini değil de karşı tarafı, artık dillere plesenk olmuş yıllanmış klişeyle "kader"i suçlayanlar. Dolayısıyla hayatımda ne kendimi ne de başka birini yaptığım gibi Deniz'i de bir "kader mahkumu, kurbanı, mağduru" gibi göstermeye çalışmıyorum. Çünkü ben insanların kendi kaderlerini kendilerinin yazabileceğine inanıyorum. Kaderin karşısında çaresiz ve mağdur olduğumuza, yazılmış ve değiştirilemez bir metni oynadığımıza değil...

Hayata verdiğimiz her ses, her nefes, ektiğimiz her tohum, söylediğimiz her söz, açtığımız her pencereden kapattığımız her kapıya kadar en ufak bir ayrıntı dahil her şey sizin o "kader" dediğiniz şeyi belirliyor. Gerçi ben "kader" yerine de "hayatımızın filmi" demeyi tercih ediyorum. Dolayısıyla bu Deniz'in kendi hikayesi, kendi hayatının filmi. Her başımıza gelen şeyin bir nedeni var. Deniz'in başına gelenlerin de. Herkes, farklı farklı ruhlarla, farklı zaaflar ve egolarla dünyaya geliyor. Hepimizde var bunlardan. Meyilli olduğumuz şeyler, direnemediğimiz şeyler, güçlü olamadıklarımız, gücümüzle ezmeye çalıştıklarımız, kendimizi olduğundan daha değerli hissettiğimiz ya da tam tersi değersiz hissettiğimiz zamanlar, kimimizde öfke, kimimizde kibir, kimimizde gurur, kimimizde başka bir şey. Aslında hepimizde hepsi. Evet, hepimiz aslında insan olarak her şeye meyilliyiz. Bunların toplamına da ego diyoruz.

Hepimizin görevi; kendiyle yüzleşip, kendinde yakaladığı bu şeyleri olabildiğince düzeltmeye çalışmak. Hayata geliş nedenimizi bulup, hayata en yararlı, en faydalı olabileceğimiz yerden onu güzelleştirerek, hoş görülü olarak, bizde olanı koşulsuz paylaşarak geçip gideceğiz bu seferden. Büyük resimde küçük bir nokta olduğumuzu unutmayarak, aslında bütün insanların, insan vücudunu oluşturan her bir hücre gibi birbirine ihtiyacı olduğunu, bir tanesinin bile ölürse, kendine verilen şeyleri kötüye kullanırsa bunun hepimizi kötü etkileyeceğini unutmayarak yaşayacağız sevgili dostum. Mesela sizin yaptığınız gibi, birbirimizi yargılayarak değil, "sen şöyle yaptın, böyle yaptın, hemen çemberin dışına çık, seni burada istemiyoruz" diye sırt çevirmeden, aksine ne yapmış olursa olsun ona el uzatarak değiştireceğiz bu iklimi. Dünyanın ta bir ucunda öfkeyle kapatılan bir araba kapısının bile bizi etkileyebileceğinin farkına vararak... Çünkü hepimiz bir gün o yakınından bile geçmeyeceğimize emin olduğumuz her türlü durumla karşı karşıya kalabiliriz. Bir de her büyük yıkımın ve karanlığın ardında mutlaka bizim için hayırlı bir şey vardır, der, büyüklerimiz ve aslında bütün öğretiler. Ben bunlara inanıyorum.

Önemli olan hayatın bize verdiği, bizim iyiliğimiz için olan mesajları fark etmek. Onları fark etmeye başladığın zaman değişiyor zaten her şey. O zaman kimseyi yargılamıyorsun. O zaman "sanatçılar herkese örnek olmalıdır" gibi saçma bir cümle de kurmuyorsun. O zaman "bak yurt dışında bilmem kim bilmem ne kullandı, şöyle yaptı, böyle yaptı, kariyerleri bitti, deniz seki'nin de bitsin, mahvolsun" demiyorsun. Diyemiyorsun sevgili dostum. "Ona nasıl yardım edebilirim"i düşünmeye başlıyorsun... Ama yine de herkes, herkese bir yere kadar yardım edebilir. Her şey Deniz'in elinde bundan sonra da. Hikaye, onun hikayesi. Ama ne yaparsa yapmış olsun, yapacak olsun ben Deniz'i sevmeye devam edeceğim. Çünkü onun şarkılarına Suat olarak teşekkürüm olacak hep.


**

Şu sanatçıların örnek olma-olmama meselesine gelince? Neden birileri birilerine örnek olmak zorunda olsun ki? Ya da neden birileri birilerini kendine örnek almak? Herkes kendi başına değerlidir ve herkes hayatıyla ilgili kararları kendisi vermelidir. Bunu yapamıyorsa bu da bir ego zayıflığıdır. Eğer Deniz Seki "kötü?" bilmem ne yapıyor diye ben onu örnek alıyor ve ben de yapıyorsam, kusura bakma ama bu Deniz'in problemi değil benim problemimdir. Bunu ben kendim halletmeliyim. Deniz'i suçlayarak halledemem ama. Kimseyi suçlayarak halledemem....
Suça da suçluya da inanmam ben. Farkındalığa inanırım. Herkes de en çok kendisinin farkındadır.

Ve neticede bu arada herkes özgür iradeye sahiptir. Herkes istediği gibi düşünebilir. Siz yine de yüzsüz, sahtekar ve aşağılık bulmaya devam edebilirsiniz birilerini. Ama bir de bu taraftan acaba bir kez daha düşünebilir misiniz diye yazdım ben.. Bu kadar peşin hükümlü olmadan, yargılamadan... Kendimi ya da Deniz'i savunmak adına değil, size belki yeni bir bakış açısı, bir cümle katabilirim diye... İnsanca bir niyetle...

26 Kasım 2009 Perşembe

Kulis Haberleri

SERTAB ERENER'DEN YENİ SINGLE:

Yaz aylarında yayınladığı "Bu Böyle" single'yla büyük ses getiren Sertab Erener, zaten o dönem, bundan sonraki müzikal yolculuğuna "single"larla devam edeceğini açıklamıştı. Soner Sarıkabadayı imzalı şarkı öyle ses getirdi ki, Sertab Erener, aralık başında yayınlayacağı yeni single için yine aynı müzisyenin kapısını çalmış. Şarkının adı "Açık Adres". Single'da, "Bu Böyle"de olduğu gibi birkaç versiyon olacak. Slow radyolar için "akustik" bir versiyon hazırlanıyor. Soner Sarıkabadayı, son dönem her yaptığı hit olan bir müzisyen. Onun kendi şarkısını söylemesi dışında, yaptığı her şeyi naif ve güzel buluyorum. Sertab'ın yeni bir "Bu Böyle" etkisi yaratacağını hissediyorum.


GÖKSEL'LE BİR KEZ DAHA RETRO:

Dün akşam Göksel'in doğum gününe uğradım. Orada konuştuk üzerine. Göksel, 70li yılların şarkılarını söylediği "Mektubumu Buldun mu?" albümünün başarısı üzerine yeni bir "nostalji" albümü daha yapacağını söyledi. Bu aralar repertuvar üzerinde çalışıyormuş. Yeni albümü ve şarkılarını ise bu 2.retro hamleden sonra yayınlayacak. Retro konusunda da biraz daha 80li yılların şarkılarına yönelse keşke. Müzikte retro denince 80'ler niyeyse bir şekilde atlanıyor. Dönüp dolaşıp 70'lere gidiyor herkes ve orada kalıyor. Bu hislerimi onunla da paylaştım.Üzerine daha detaylı konuşmak üzere sözleştik.

SEZEN AKSU VE FAHİR ATAKOĞLU AÇILIMI

Biliyorsunuz Sezen Aksu, yaz ortasında Fahir Atakoğlu, Aykut Gürel ve Erkan Oğur gibi müzisyen dostlarıyla Harbiye Açıkhava'da çok özel bir projeye imza atmıştı. "Sezen Aksu ve Arkadaşları" adını verdiği projede Aksu şarkıları; çok daha akustik, çok daha caza yakın, olgun bir müzisyen tavrıyla yorumlanmıştı. Yurt dışında çağrıldığı festivaller için böyle bir konsept hazırladıklarını söylemişti Sezen Aksu. Şimdi o projeye Fahir Atakoğlu'yla yeni bir açılım geliyor. NTV'ye yaptığımız röportajda Atakoğlu, projenin müzik direktörlüğüne getirildiğini söyledi. Bu sefer yabancı müzisyenler de orkestraya dahil olacakmış. Her gidilen Avrupa ülkesinde, o ülkenin müzisyenleri de ekibe katılacakmış. Bir yabancı müzisyenin bakış açısıyla Sezen Aksu klasikleri üzerinde yeni bir hava estirileceği kesin...



ŞEVVAL SAM'DAN ŞİMDİ DE ARABESK:

Daha önce Kalan Müzik'ten yayınladığı Türk Sanat Müziği ve türküler albümüyle büyük ilgi gören Şevval Sam, şimdi de projenin bir nevi devamı niteliğinde tamamen "arabesk" şarkılardan oluşan bir albüm hazırlıyor. Albüm yine Kalan Müzik'ten çıkacak. Albümde yer alacak şarkılardan birini de ilk kez açıklamış olalım: Orhan Gencebay'ın Hatasız Kul Olmaz'ı... Ne dersiniz Şevval Sam ve arabesk, yeni ve güzel bir açılım olabilir mi?



Düğünlerin Yeni Marşı Belli Olmuştur: Hastalıkta ve Sağlıkta

Türkiye genelinde yeni sezon düğünlerinin özellikle büyük önem taşıyan "ilk dans" şarkısı çok bariz bir şekilde "Hastalıkta ve Sağlıkta" olacak. Gülşah Tütüncü imzalı bu şarkı, uzun zamandır merakla beklenen Mustafa Ceceli'nin ilk solo albümünün de çıkış şarkısı aynı zamanda. "Unutamam", "Karanfil" ve "Limon Çiçekleri"nden sonra, Mustafa Ceceli bu kez de "Hastalıkta ve Sağlıkta" diyerek hem hüzünlendirecek, hem de aşıkların birbirlerine daha sıkı kenetlenmelerini sağlayacak. Düğünlerde bir zamanların Ferhat Göçer- Cennet'inin yerini şimdilerde bu şarkı alacak. Şarkı öyle hızlı yayıldı ve sevildi ki, görünen o ki, her köşe başında karşımıza çıkacak. Hikayesi, yolculuğu çok belli. Bu tarz şarkıları niyeyse sevemiyorum, Ferhat Göçer'in Cennet'ini de sevmediğim gibi. Ama ülkemi de, ülkemin insanını da iyi tanıyorum. Böyle şarkıları her zaman çok sevdiler ve sevmeye devam edecekler. Onlar sevedursun, ben albümde çoktan başka şarkılar seçtim bile kendime. Mesela Sezen Aksu imzalı "Bekle", "Dön", "Bana Uyar" ve "Gidersen" ve uzun zamandır birlikte ses vermeyen Vedat Sakman- Mehmet Teoman imzalı "Ben O Değilim".. Ben bunları dinlemekteyim, sizi de beklerim...

Albümle ilgili daha detaylı bir yazı da çok yakında yine burada olacak..

Deniz Asıl Şimdi Göründü...




Ve Deniz Seki, ceza evi sonrası uzun bir suskunluğun ardından nihayet göründü. 5 Aralık'ta Bostancı Gösteri Merkezi'nde vereceği konser için Midas'ta süren uzun provaların arasında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya yeni şarkısı "Bitti"yle başladı. Yukarıda videosunu izleyebileceğiniz şarkı, itiraf edeyim beni darmaduman etti.

Çok üzdüğü kalbine yazdığını söyledi bu şarkıyı Deniz."Artık kalbimi üzmemek adına, kalbime, kendime bir şarkı yazdım, benim için çok kıymetli." notunu ileterek... "Bitti,bu defa bitti/ Canım kalbimsin sen benim, bu şarkım senindir/ Tabi kabul edersen ve bana güvenirsen/ Bir daha hiç kimseler kıramaz bizi/ Söz....Bitti..." diye başlıyor. Ve derken insanın etini, canını dağlayan melodilere tırmanıyor "Yeter, yeteri kadar yeminlere mahçubuz/ Sitem desen o da haklı, ona da epey borcumuz/ Ne sen beni duydun, çünkü o an, derin uykun/ Bu son yemin olsun, aşk sana yok hiç borcumuz" Öyle güzel, öyle duru ve sade görünüyor ki bu şarkıyı tek bir piyanoyla söylerken,, hani "sade"liğin "zerafet"le; "şatafat" ve "gösteriş"e göre her zaman çok daha keskin bir yakıcılığı, nefes kesiciliği vardır ya, işte öyle... Hani birçokları hep görkemli olan şeylerin, nedense abartıyla oluştuğunu düşünür. Deniz Seki, bütün sadeliğiyle adeta "tokat" gibi geçiyor bu cümlenin üzerinden. Siyah yüzüğüne takılıyor gözlerim. Saçı, makyajı, elbisesi, her şeyiyle çok iyi görünüyor.

Çok farklı bir Deniz izliyorum. Bütün fazlalıklarından arınmış bir Deniz bu. Sadeleşmiş, sakinleşmiş, cümlelerini bile seçerken çok daha fazla özen gösteren, kimseyi üzmemek için azami gayret sarf eden, sanki daha çok kıymet bilen, her şeyin daha farkında olan, tabi en çok da özgürlüğünün.."Hayattaki en büyük oksijen, özgürlük. Özgürlüğünüzün kıymetini bilin, arkadaşlar" diyor. " Ç
ok sert bir yerden geliyorum. Çok başka, bambaşka hayatlara dokundum. Çok tuhaf bir yolculuktu. Maneviyatı çok yüksek."

En çok şu sözüne takılıyorum. Çıktıktan sonra da tam tersine gün saymaya başladım, diyor. "İnsan, özgür kaldığı günlerin de hesabını tutmaya başlıyor. Çok garip. Bugün 55 gün oldu" Ceza evinde bol bol kitap okuduğunu, resim yapmaya başladığını anlatıyor. Yaşadıklarını kitaplaştırmak istediğini söylüyor. Yeni albüm ve şarkılar içinse biraz daha beklememiz gerekiyor. Ceza evine girmeden önce ve sonrasında da yaptığı şarkılardan oluşacakmış albüm. Zaten benim tanıdığım, hissettiğim Deniz, bence özellikle şimdilerde üretiyordur. Kimbilir daha "Bitti" gibi kaç yeni şarkı yazacak albüme kadar... Toplantı sonrası kulise giriyorum. Uzun uzun sarılıyoruz. Birbirimize bakıyoruz. Hala heyecanlı. "Çok özlemişim seni" diyorum. "Ben de" diyor. Ona bir mektupla beraber gönderdiğim, hayatımda derin izleri olan yakın arkadaşım Emre Kalcı'nın Alçı adlı kitabını büyük bir heyecanla okuduğunu söylüyor. Çok etkilenmiş. Ona Emre'nin yeni çıkan kitabı "Kir"i de ulaştıracağımı söylüyorum. Ve sonra susuyoruz uzun uzun. Anlıyoruz... Sonra bir şey oluyor, gülüyoruz.. Onu yeniden hayatın içinde, yepyeni heyecanlarla görmenin huzuruyla ayrılıyorum oradan...

O gün bugündür yeni şarkısını dinliyorum. 5 Aralık'ın gelmesini bekliyorum.

Ghetto'da Levent Yüksel ve Hatırlattıkları...

Haftanın telaşı nedeniyle gecikmeli olarak yazıyorum.

Geçen hafta cuma akşamı, daha çok bir arkadaşımın ısrarıyla Ghetto'ya, Levent Yüksel konserine gittim. Levent Yüksel, hayatımın 90'lı yıllarında epey önemli

müzisyenlerimdendi. Herhalde bir çokları için de durum böyle. Ama nedense bir süredir, yeni bir albüm yapmadığından mıdır nedir, aklımda ve kalbimde çok gerilere atmışım Levent'i. Onu sahnede en son ne zaman izlediğimi hatırlamayacak kadar çok zaman olmuş. İtiraf etmek gerekirse, daha çok arkadaşıma eşlik etmek için, biraz ayak sürüye sürüye gittim konsere. Ama içeri girdiğim andan itibaren bir anda başka bir şey oldu. Sanki üzerinin kabuk tuttuğuna çoktandır emin olduğunuz yaranızın birdenbire kabuklarını yırtarak kanamaya başlaması gibiydi. İçeri girdiğimde Sezen Aksu'nun "Haydi Gel Benimle Ol"unu söylüyordu Levent. Sonra "Değer mi" geldi. İyi ki bu şarkıları repertuvarına almış dedim. Levent Yüksel'den sahnede böyle Sezen şarkıları da bekliyorsunuz. Çünkü Sezen dönemini, kendi kişisel tarihinde de büyük katkıları olduğu için en iyi yaşatan müzisyenlerin başında geliyor Levent.

Ve "Tuana", "Bu Gece Son", "Sonbahar", ""Karaağaç", "Bu Aşkın Katili Sensin", "Sultanım", "Med Cezir" derken ardı ardına Levent Yüksel külliyatı ince ince oymaya başladı bünyeyi. Bir dönemin bittiğini düşündüm bu şarkıları dinlerken. Sezen Aksu'lu Levent Yüksel'li, Sertab Erener'li günlerin ve hatta Aşkın Nur Yengi, Demet Sağıroğlu, Harun Kolçak, İzel, Asya ve 90ların diğer özel yorumcuları...Onların en güçlü ses verdiği zamanların geçtiğini gördüm üzülerek. Hoş, benim için değişen bir şey yok. Hepsi ayrı ayrı önemini koruyor bende ama bu isimler biraz gerilere çekildiler, ya da çekilmek zorunda kaldılar, belki zorunda bırakıldılar...Sebebi ne olursa olsun, açık olan tek şey onları özlüyor olmam.

GECEDEN NOTLAR:

- Gece boyunca bir kez daha fark ettim. Ne güzel sözler yazmışsınız, ne derin izler kazmışsınız müziğe sevgili Sezen Aksu. Nereden nerelere savrulmuş kalbiniz, neler yaşamış, neler anlatmış. Nakış gibi, oya gibi örmüşsünüz hayatı şarkılarınızda...

- Levent Yüksel konseri, gittiğim en coşkulu konserlerden biriydi. Nefis bir seyirci vardı. Bütün şarkıları baştan sona Levent'le birlikte söylediler. Bir an bile yerlerinde durmadılar. Coştular, dans ettiler, eğlendiler. Şarkı istekleri için bağırdılar. Meğer benim gibi ne çok özlemiş herkes o dönemi...

- Levent'in bazı şarkıları vardır, büyük ses getirmediğini sanırdım. Mesela "Sultanım" benim çok sevdiğim bir şarkıdır. Levent, o dönem Aşkla albümünde bu şarkıyla çıkış yapmıştı. Öyle "Zalim" gibi bir kıyamet kopmamıştı, iyi hatırlıyorum. Ama şimdi yıllar içinde böyle şarkıları da değerlenmiş gibi. Deliler gibi "Sultanım"ı söylüyordu seyirciler. Bir kez daha anlaşıldı ki, zaman her şeye hak ettiği kıymeti, değeri veriyor.

- Levent Yüksel'in kendi sesine neredeyse tıpatıp benzeyen bir vokalisti var, Yasin. O da şarkılar söyledi arada. Yasin'in sesi ve yorumu o kadar aynısı ki Levent'in, bir an yabancılaşma yaşadım, hangisi Levent, hangisi değil diye. Bu bir yorumcu için herhalde epey konforlu bir durum olsa gerek. Düşünsenize, yorulduğunuz anlarda imdada yetişen bir Yasin....Hoş değil mi?

- Mustafa Ceceli, halen Levent'in orkestrasında çalıyor. E Mustafa Ceceli orada olur da seyirci durur mu? Finalde Levent'in orkestraya teşekkür ettiği bölümde, sıra Ceceli'ye gelince seyirci hep bir ağızdan "Unutamam" ve "Limon Çiçekleri" tezahüratı yapmaya başladı. Levent'in de isteğiyle Mustafa söyledi iki şarkıyı da. Salonda küçük çaplı bir kıyamet koptu. Mustafa, "Limon Çiçekleri"ni söylerken şarkının Levent Yüksel'e de ne kadar yakışacağını düşündüm. Levent de eminim çok iyi söylerdi.


19 Kasım 2009 Perşembe

Bir Benzerlik de Fatih Melek'ten...

Burcu Güneş'in "Gözlerinde Bıraktım Aşkı" şarkısıyla ilgili bir başka gözümden kaçan benzerliği Fatih Melek fark etmiş. Bloğunda yer verdi. Şarkının sözleriyle Sertab'ın Sevdam Ağlıyor şarkısı arasında öyle paralellikler bulmuş ki Fatih, buyrun onu da buradan okuyun... http://www.fatihmelek.net

Fatih, "Bu benzerlikler, şarkının son derece güzel, sarkmayan bir pop şarkısı olduğunu, hatta günümüzde bir sürü çöp şarkının arasında parladığı gerçeğini değiştirmiyor" demiş. Buna ben de katılıyorum. Gerçekten çekici ve güzel bir şarkı. Ama bu kadar çok şeyi andırıyor olması hoş değil. Keşke bu benzerlikler fark edilip, şarkının melodisi ve sözleri üzerine biraz daha çalışılsaymış. Ortaya "özgün" bir şey çıkabilirmiş. Ayrıca şarkının klibinde o "çoklu ayna" önünde dans etmeyi daha birkaç klip önce Hande Yener, Kibir'de yapmamış mıydı yahu?




17 Kasım 2009 Salı

Shantel Bey Sizi Severiz Ama...

"Disko Partizani" şarkısıyla uzun bir süre Türkiye genelinde büyük ses getiren Alman prodüktör,DJ Shantel, son albümü "Planet Paprika"yı bir süre önce yayınladı. Balkan müziğine getirdiği yenilikçi bakış açısıyla epey dikkat çeken müzisyenin albümünde "Eyes of Mine" adlı bir şarkı var. Daha doğrusu bu şarkıyı dinlediğinizde bir bakıyorsunuz Türkiye aşkı bilinen Kanadalı müzisyen Brenna MacCrimmon yorumuyla "Ada Sahillerinde Bekliyorum" çıkıyor karşınıza. MacCrimmon bu çok meşhur "anonim" şarkıyı tamamen Türkçe yorumluyor. Şarkıya kısa bir yeni bölüm de eklenmiş. Kartonete bakıyorum. "Ada Sahillerinde"yle ilgili bir nota rastlamıyorum. İyice, bir daha bakıyorum, yok. Sadece vokal olarak MacCrimmon'un adı yazıyor, besteci olarak Shantel gözüküyor. Şarkı anonim bir şarkı olabilir, bu şarkının Yunancası da vardır. Hatta Candan Erçetin, "Aman Doktor" albümünde şarkıyı her iki dilde de söylemişti. Ama en azından sizce de Shantel'in kartonetinde bu bilginin yer alması gerekmiyor mu? Yani sizce de şöyle bir bilgilendirmeye ihtiyaç yok mudur?

"Bu şarkı, Türkçe sözlü- anonim bir eser olan "Ada Sahillerinde" adlı şarkının tamamını bünyesinde barındırmaktadır." Ya da "anonim" olması sebebiyle şarkının çok uzak coğrafyalara gittiğini düşünelim, en azından "Bu anonim şarkı, albümde Türkçe sözlü "Ada Sahillerinde" adlı versiyonuyla yer almıştır" denmesi gerekmiyor mu?

Üstelik albüm bir türk şirketinden, Pozitif'ten çıkıyor. Atlanmış küçük bir detay diyebilirsiniz ama bence önemli. Bu albümün yurt dışında da yayınlandığı, yayınlanacağı düşünülürse, bu notun düşülmesinin daha da gerekli ve önemli olduğu daha iyi anlaşılır...

Burcu Güneş'in Çıkış Şarkısı, Hangi İki Şarkıya Benziyor?




Efendim, bahsi geçen şarkı Burcu Güneş'in son albümü "Sihirbaz"ın çıkış şarkısı: Gözlerinde Bıraktım Aşkı. Aslında albüm yaz aylarında yayınlanmış ve o günlerde dinlemiştim şarkıyı. "Bu şarkı bir şeye benziyor" demiştim. Sonra iş yoğunluğundan unuttum gitti. Şarkının geçtiğimiz günlerde yayınlanan klibini görünce, bu benzerlik üzerine biraz düşündüm.

Şarkının A'sı Hande Yener'in Acele Etme'sinin A'sıyla büyük benzerlik taşıyor. Teknik olarak "nota benzerlik dağılımı"nı bilmiyorum ama kulağa neredeyse aynı gelecek kadar benziyor. Şarkının nakaratı ise Nilüfer'in Ne Masal Ne Rüya şarkısının "Bir hayal kur pembe olsun" diye başlayan Bsiyle bir benzerlik taşıyor. Burcu Güneş sözlerinin bu şarkılarla benzeyen bölümlerinin kesişmeli tablosu ve bu 2 şarkı aşağıdadır. Siz de bir bakınız... İşin profesyonel ve teknik değerlendirmesiyle ilgili, işin uzmanları çok daha doğru yorum yapacaklardır.

1.

BURCU GÜNEŞ: Al gönlümü bir kuru dalla, bir tatlı sözle/ Her vuruşunda kalbim ağlıyor, ağlıyor ince ince/ Ses ver, sana zalim demeye dilim varmıyor/ Ah, aşk affedilmişliğine minnet etmiyor

HANDE YENER.: Eğer istiyorsa kalp sonunu kendi seçer/ Aşk yaşıyorsa, yasakları deler geçer/ Mahkum ettiremez kimse beni aşktan sebep/ Firar serbest bende istemeyen çeker gider

2.

BURCU GÜNEŞ: Gözlerinde bıraktım aşkı, sevdayı/ Yok diyemem hiç bir şeye değişemem ki bu rüyayı/ Sende öyle bir yürek var ki bu dünyayı yak istersen/ Geri dönüş kaçınılmaz olur aşk gözlerimdeyken

NİLÜFER: Bir hayal kur pembe olsun/ Renkli tüller, kağıt güller, çalsın ziller/ Bir sevda bulutu yürekler dolusu bizim olsun/ Bir hayal kur pencerenden/ Senin olsun gökyüzü bütün yıldızlar/ Bir sevda getir bana yık engelleri gir dünyama



Ve TRT Müzik, A(jda)S(ezen)' la açıldı....

Uzun zamandır hazırlıkları devam eden TRT Müzik kanalı, dün akşam görkemli bir açılışla nihayet yayın hayatına başladı. Son dönemde sektörde kimle karşılaşsam hepsi söz birliği etmişçesine aynı şeyi söylüyordu "TRT Müzik'e ben de, biz de, program hazırlıyoruz."

Emel Sayın, Fuat Güner, Kubat, Burak Kut, Sümer Ezgü, Hakan Eren, Kerem Görsev, Serkan Çağrı, Ömür Gedik, Behzat Gerçeker, TRT Müzik'e program yapacak, ve hatta yapmaya başlayan bazı isimlerden... Kanalda pop müzikten caza, TSM'den rocka uzanan geniş bir yelpazede müzik yayını ve programları olacak. Gördüğüm kadarıyla epey ciddi ve önemli bir hazırlık yapılmış. Ve sanırım işin içine TRT ciddiyeti ve disiplini girince, kısa sürede farkı anlayacağız. Kendi adıma epey heyecanlı olduğumu söylemem lazım. Doğru ve profesyonel yönetilirse TRT Müzik, kısa sürede çok özel bir kanal haline gelebilir. Keza Fuat Güner'in yönettiği müzik-tartışma programı da var repertuvarda, Burak Kut'un sunduğu "Hadi Bakalım" şarkı yarışması da...Hakan Eren'le eski 45likler de var, Kubat'la türküler, Kerem Görsev'le caz, Özlem İşiten'le daha rock, daha batı açılımlar da... Müzik sektörüne hayırlı ve uğurlu olmasını, bütün heyecanımla diliyorum. Aslında dilemek değil bu, istiyorum. İnşallah öyle olur...

Gelelim gala gecesine...
Şüphesiz gala gecesinin yıldızları Ajda Pekkan ve Sezen Aksu'ydu.
İkili daha önce sahnede Sezen-Ajda- Nilüfer olarak ve bir de Güldünya Şarkıları gecesinde Sezen-Ajda olarak bir araya gelmişti. Şüphesiz bütün bu performanslar, Türkçe müzik adına "tarihi" önem taşıyor. Türkiye'nin birbiriyle çok iyi anlaştıkları, özel hayatlarında da sıkı iki dost oldukları bilinen "iki diva"sının birlikte şarkılar söylemesi, her zaman heyecan verici.
Keza dün gece de öyle oldu.

İkili, önce Sezen Aksu'nun "Kaybolan Yıllar"ını birlikte söyledi. Ardından Ajda'nın "Kimler Geldi Kimler Geçti"sini. Epey duygulu anlardı sahnede. Hele "Kaybolan Yıllar" sırasında tüy-diken ilişkisini sakin tutmak pek zordu. Birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini anlattılar sonra. Sezen, Ajda için mesela şunları söyledi: " Benim hayatımın yol haritasıdır. O ne yaptıysa, mesela zeytinyağlı dolma yiyor bize gelince, mesela bakıyorum o bir tane yiyorsa ben de bir tane yiyorum, o kadar örnek almışım... Yani şahsiyetimi bulmam bir beş yıl sürdü. Beş yıl boyunca başka birisi gibi şarkı söyleyemedim. İyi ki var. Bir daha öyle birisi olmayacak. O kadar cesur, o kadar gözü kara, ve o kadar ağır başlı bir yandan, o kadar risk alan, o kadar özel bir kadın, benim önümü açtığı için huzurlarınızda şükranlarımı bir kez daha bildirmek istiyorum."

Ve gecenin asıl bombası, ikilinin "Rakkas", "Olanlar Oldu Bana" gibi hareketli şarkılarla coştukları bölümden hemen "az önce" gerçekleşti. Sezen Aksu, Ajda'yla ilgili bir "ev anısı"nı anlatıverdi. Sezen'in kelimelerine dokunmadan yayınlıyorum:


" Her yıl bir sürü sanatçının jübilesi oluyor, hemen bize haber veriyorlar, biz de gidiyoruz koşa koşa, biliyorsunuz. Bir gün stüdyoda çalışıyoruz, yine bir jübileye çağırdılar. O sırada da Hande Yener'in bir şarkısını dinliyoruz. Ajda bana dedi ki "Biz ileride bunun jübilesine de gideriz" dedi. (Gülüyorlar)

S
onra bir gün bizim evde oturuyoruz. Hande Yener, Kibir şarkısını almaya gelmişti. Ajda, durur durur, kulağınıza bir şey fısıldar, sizi darmadağın eder, siz böyle rezil olursunuz. O yine böyle kibar kibar durur. Hande'yle konuşuyoruz, kız tam gitmek üzere, sen eğil benim kulağıma "Allah inşallah Hande'nin jübilesine gitmeyi de nasip eder" de...Ben öyle bir güldüm ki, artık itiraf etmeye mecbur kaldım. Kız soran gözlerle bakıyor. "Ay Hande dedim, aramızda bir espri var da, ama bak espri yani ekmek kuran çarpsın." Ne diye sordu. "Biz senin jübilene de gelmek istiyoruz" dedim. (gülüyor) Şimdi biz öyle Ajda'yla beddua falan etmeyiz, sevmeyiz, yani çok sinirlenince, o günden sonra "Allah jübilesine gitmeyi nasip etsin" diyoruz...."

TRT Müzik, işte böyle eğlenceli bir geceyle "hoş" gelmiş oldu...





11 Kasım 2009 Çarşamba

Nefesimi Kesen Şarkılar (5) Tarkan- Beni Anlama

Bir süredir döne dolaşa kendimi kıyısında bulduğum bir şarkı var. Tarkan'ın "Ölürüm Sana" albümünün kapanış şarkısı: Beni Anlama. Tarkan'ın kıyıda köşede kalmış "hazine" değeri taşıyan şarkılarından. Tarkan'ın böyle "minör" hiti pek yoktur. Bütün şarkıları bir şekilde bilinir, popüler olur, sevilir, bir çoğu da cılkı çıkana kadar dinlenmiş ve öyle kaldırılmıştır tarihin rafına. Ama "Beni Anlama" öyle değil. İlk anda göze çarpan, içine alan şarkılardan değil. O yüzdendir ki birçokları farkında bile olmadan geçip gitmişlerdir yanından. Keşfetmiş olanlar ise çoktan ayrı bir yere koymuşlardır.

İşte bu nefis şarkı, bu nefis sözler Pakize Barışta'nın... 90'lı yıllara Sezen Aksu'yla birlikte her biri "inci tanesi" kıymetinde sözcükler bırakan Pakize Barışta'dan söz ediyoruz. Sezen Aksu'nun "Düğün ve Cenaze" albümünde ikilinin ortak yazdığı "Allah´ın Varsa", "Hıdrellez", "Ayışığı", "Kasım Yağmurları" ve "O Sensin"i, Sertab Erener'in "İncelikler Yüzünden"i, Levent Yüksel'in "İmkansız Aşk"ı, Yaşar Gaga'nın "Unutumam" ve "Aşıksın Gidiyorsun"u, böyle Pakize Barışta imzalı özel şarkılardan...

Ama bütün bu sözlerin yanında benim için "Beni Anlama"nın yeri apayrı. Pakize Barışta, böyle yüzümüze soğuk sular çarpar gibi anlatıyor aşkı: "Ele geçirmeye çalışma hiç böyle beni/ Sen bana, ben sana benzersek ne olur/ Nasıl dayanır ki aşk bu kadar aynılığa/Beni neden sevdiğini hatırla ne olur" İşte tam da bütün bunları unuttuğumuz için kaybediyoruz ya çoğu zaman "aşk"ı.. Ele geçirmeye çalışınca, bize benzetmeye savaşınca, neden sevdiğimizi hatırlamayınca....

Tarkan, Ozan Çolakoğlu'nun piyanosu eşliğinde söylemeye devam ediyor. "Aşk incelik ister canım hoyrat olma/ Beni böyle sev değiştirme, boşver, anlama/ Bir güç savaşı değil bu, kendi haline bırak/ Galibi yoktur ki hiç aşk bu, unutma" Bayılıyoruz ya çoğu zaman aşkı ikili bir iktidar alanına, bir meydan savaşına çevirmeye, buyrun iyi gelir belki bu sözler...

Keşke Pakize Barışta yeni sözler yazsa, keşke Tarkan'ın böyle daha çok şarkısı olsa..

9 Kasım 2009 Pazartesi

Geleceğin Pop Kadın Divaları

Geçtiğimiz hafta Onur Baştürk, "geleceğin pop kadın divaları" üzerine bir yazı yazdı. Ve o yazıda sordu: Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nilüfer ve Nükhet Duru'dan sonra "Türk popunun yakın gelecekteki kare ası kimlerden oluşacak?" diye... Onur'un kesinleşmiş 3 adayı vardı: Candan Erçetin, Funda Arar, Deniz Seki... 4. aday içinse Hande Yener ve Demet Akalın arasında kaldığını yazdı. Bununla da kalmayıp okurlarına sordu: Peki ya siz ne düşünüyorsunuz, bana yazın diye...

Tam ben de bu yazıyı bloğuma kendi adaylarımla taşımayı düşünürken beni aradı ve okur yorumlarının yanı sıra Naim Dilmener, Erdem Kınay ve Ozan Çolakoğlu'ndan da görüşler aldığını, benden de kendi adaylarımı iletmemi istedi. (Kendisine köşesinde bana da söz hakkı verdiği için bir kez daha teşekkür ediyorum) Bizim önerilerimizi, okur yorumlarıyla birlikte Cumartesi günü yayınladı Onur. Gerçekten çok doğru ve güzel tespitler vardı. Benim unuttuklarım da olmuştu. Şimdi meseleye bir de burada el atalım...

Öncelikle "Geleceğin divası olmak" kavramı üzerine bir iki şey söylemeliyiz. Aslında böyle bir şey gelecekte gerçekten mümkün olabilecek mi, pek emin değilim. Çünkü artık "star" ve "diva" çağı gerilerde kalmış gibi görünüyor. İnternetin bu kadar hızlı yayılması, müzisyenlerin artık çok daha hızlı ve kolay bir şekilde müzikseverlere ulaşması, yapılan milyonlarca yarışma, youtube, myspace, facebook, twitter gibi bir çok gelişme nedeniyle artık herkes kolaylıkla "ben de vardım" diyebiliyor. Sanatçılar, o eski "star"lık ve "diva"lık alametlerini yitirdiler. Hani hep daha uzak, uçlarda ve ulaşılmaz bir halleri vardı ya "star"ların, artık neredeyse her müzisyenin 24 saatini izleyebilir, her birine çok daha yakın olabilir hale geldik.

O yüzden belki de gelecekte Sezen, Ajda, Nükhet ve Nilüfer'in kurduğu gibi bir "diva kare as"ı olamayacak. Tıpkı dünyada da bir daha Celine Dion, Barbra Streisand, Whitney Houston ve hatta Madonna, Michael Jackson gibi starların olamayacağı gibi. Ama yine de böyle bir "gelecek" tahmini yapmanın hoş bir durumu var. İnsana olamayacağını bile bile, o duygu kaybolmasın, heyecanlı kalsın diye böylesi tahminler yapmak iyi geliyor. İyi hissettiriyor. Ben de o yüzden yazıyı okur okumaz kendi listemi düşünmeye başlamıştım. O duyguyla da cevap verdim. İşte aklen her şeyin bilincinde ama kalp olarak daha saf ve masum bilinçle geleceğin diva adayları üzerine...

KELEBEK'TE BEYAN ETTİĞİM ÜZERE DÖRT ADAYIM:

1. CANDAN ERÇETİN: 90'lı yılların en güçlü ses vereni. Mete Özgencil'le yaptığı albümlerle kendini kısa sürede Sezen- Nilüfer seviyesine konumlandırdı. Sanki yıllardır şarkı söylüyormuş, buz dağının gerisinde 70li yıllarda yapılmış bir çok plak ve albümü varmış gibi algılandı. Bunun nedeni çok güçlü şarkılarla, çok planlı ve doğru bir kurguyla çıkış yapmış olmasıydı. İşte bu yüzden aslında mevki olarak mevcut "dört kare as"a daha yakın duruyor. Ama unutmayalım, Candan Erçetin'in önünde daha çok yıllar ve albümler var. Şu anda tek ihtiyacı olan şey: Mete dönemindeki gibi güçlü ve iyi şarkılar. Onun dışında herşey tamam, başka bir şeye ihtiyacı yok. En güçlü aday.



2. DENİZ SEKİ: Onur'un köşesinde bir okurun yazdığı gibi aslında "çok vakit kaybetti". İnişli çıkışlı özel hayatı, müzik kariyerini de kötü etkiledi. Ama ben Deniz'in bu arayı kapatacağına inanıyorum. Çünkü samimi olduğunu hissediyorum. Hayatının yeni bir dönemecinde. Bundan sonra hatalar yapmaz, doğru ve profesyonel adımlarla yürürse, kısa sürede hak ettiği yere gelecek. Çünkü Deniz, içinde geçmişin, Sezen'lerin, o yılların naifliğini, duygusunu taşırken bugüne ait olmayı da beceren yüzü geleceğe dönük bir ses. Ben mevcut "kare as" duygusunu gelecekte birçok insanın onda bulacağını düşünüyorum. Özel bir yorum gücü var. Tavırlı ve duygusal. Şarkı söylemenin yanı sıra üretiyor olması da öne geçmesini sağlıyor...

3. FUNDA ARAR: Ben Funda Arar'ı biraz geç kabul edenlerdenim. Onunla ilgili zaman zaman eleştiri yazıları da yazdım. Eskiden ses gösterisi yapar gibi söylüyordu şarkılarını.
Onda başka sevmediğim şeyler de oldu. Ama bunlar olabilir. Herkes herkesi tamamıyla kabullenmek zorunda değil. Önemli olan hakkını vermektir. Ben, Funda Arar'ın
bu son albümüyle birlikte çok daha "naif, sade ve kendinden emin" bir yorumculuk kazandığını düşünüyorum. Büyük bir hayran kitlesi var. Her zaman sağlam ve düzgün işler yaptı. Eşi Febyo Taşel ile birlikte güzel bir müzikal yolculukları var. Her albümde neredeyse bütün şarkıları birden seviliyor, 4-5i mutlaka hit oluyor. En fazla konser veren sanatçılardan biri. Ve gayet emin adımlarla geleceğin "diva"lığına doğru gidiyor. Benim daha önce de yazdığım ve ondan beklediğim gibi "biraz risk alırsa, yeni şeyler denemekten çekinmezse" daha değerli ve özel bir kariyeri olacaktır. O zaman "hep aynı şeyi söylüyormuş hissi" ortadan kalkar.
4. SILA: Bence geleceğin Sezen Aksu'su. Böylesi karşılaştırmalar yapmaktan hep kaçınırım ama Sıla bir çok açıdan bana Sezen'i çağrıştırıyor. İzmirli oluşları, Ege'nin buram buram şarkılarına yansıyor oluşu ve daha bir çok şey. Sıla çok başarılı şarkılar yazıyor. Son albümünü eleştiren biraz "ağırca" bir yazı yazmıştım ama bu onunla ilgili gelecek fikrimi etkileyemez. Albüm ve şarkılar detayında eleştiriler yapılır ama Sıla, eğer yoluna böyle devam ederse çok başarılı bir yerde olacak. Git gide kendi rengini, sesini daha da bulacak.
UNUTTUKLARIM:
GÖKSEL VE NİL KARAİBRAHİMGİL: Evet, biraz kısıtlı vakit olduğundan yeteri kadar düşünemedim. Gazetede okur yorumları yer alınca, birden Göksel ve Nil Karaibrahimgil'i unuttuğumu fark ettim. Nil'in son iki albümdür çok iyi gittiğini düşünüyorum. Son zamanların en farklı kadınlarından. Teknik olarak çok iyi bir şarkıcı değil ama acayip farklı, kendine has bir müzikal dili var. Sahnesi de öyle. Keza Göksel de şahsına münhasırlardan. O da uzun yıllar var olmaya devam edecek. Başka bir enerjisi ve sahne ışığı var.

SERTAB ERENER NOTU: Aslında haklı olarak bir çok müziksever bu listede Sertab'ın da olması gerektiğini düşünüyor. Ama ben Sertab'ın biraz farklı bir yolda ilerleyeceğini düşünüyorum. Sertab Erener, popüler sularda en zirve halini, aslında divalığını 90lar boyunca yaşadı. Sezen Aksu kuşağından sonra epey erken yaşlarından itibaren zirveyi gördü. Ve Sertab, bundan sonra daha butik bir diva olarak yolculuğuna devam edecek. Daha Zuhal Olcay gibi, hani daha kemikleşmiş bir kitlenin sevmeye devam edeceği bir tonda... Zaten Sertab; Sezen dönemi ve Eurovision dışında hiçbir zaman tüm Türkiye'nin starı olmadı. Hep daha A plus bir kitlenin yıldızı oldu. Öyle algılandı.



Manga'nın Başarısı (mı) ?

Manga, kariyerlerinin ilk gününden beri heyecanla takip ettiğim gruplardan. Keza, ilk albümleri çıktığı dönemde ben Hürriyet'teydim ve onlarla ilk röportajı ben yapmıştım. Sony Müzik bizi projeden epey erken haberdar etmiş ve grupla birlikte o dönem albümün doğum sancısını birlikte yaşamıştık. Öyle samimi, enerjik ve güçlü bir yerden ses veriyorlardı ki, çok başarılı olacakları daha o günlerden belliydi. İlk albümleri kısa sürede her yerde olmalarını sağladı. Göksel, Vega, Koray Candemir gibi isimlerle yaptıkları düetler çok konuşuldu. Grup, o albümle sayısız konser verdi, büyük bir hayran kitlesi edindi.

Keza grubun epey bir aradan sonra çıkan ikinci albümleri "Şehr-i Hüzün" de yine başardıklarının kanıtıydı. İtiraf etmem gerekirse, Manga'dan ikinci albüm beklentilerim arasında, biraz endişe de vardı. İkinci albüm, her zaman için en kritik dönemeçlerden biridir. Bir de ilk albümle bu kadar büyük bir ses verdiğinizde, omuzlarınıza yüklenen yük birden çok artıverir. Dönem değişir, müzik dinleyicisinin istekleri değişir, siz ilk albümdeki gibi bir ruhu yakalayamayabilirsiniz...Kısacası türlü sebeplerle ortaya iyi bir iş çıkmayabilir. Ama Manga, "Şehr-i Hüzün"de bırakın mevcut yerlerini korumayı, birkaç basamak daha yukarılara tırmandı. Git gide daha sağlam ve güçlü olacaklarının sinyallerini fazlasıyla verdiler bu albümde. Keza "Beni Benimle Bırak" gibi bir şarkı hala dalgalanırken zirvede, grup cephesinden bir başka güzel haber daha geldi.

Biliyorsunuz, Manga, geçtiğimiz hafta MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde, "Avrupa'nın En İyisi" ödülünü kazandı. Ama burada hafta sonu Habertürk yazarlarından Rahşan Gülşan'ın da yazdığı gibi bir noktaya dikkat çekmek lazım. Bu oylama internet üzerinden yapılıyor ve buradan çıkan sonuca göre ödül veriliyor. Burada bir müzik başarısından çok "internette organize olma" başarısı var. Oylama sisteminde belli açıklar ve problemler olduğu biliniyor. Ben geçtiğimiz sene Emre Aydın'a oy verirken, her 9 dakikada 1 yeni ve tekrar oy verebildiğimizi hatırlıyorum. Hadi diyelim, bu sene bu problem halledildi ve her şey gayet adil yapıldı... Ama yine de mesele; bir ateşli "fan grubu" organizasyonudur. İşte gurbetçi oylarıdır vs. Ama alınan sonuç yine de, nasıl ve ne olursa olsun şahane değil midir? E öyledir tabi. Boru değil, koskoca MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde bu yıl 2. kez Türkiye adı telaffuz ediliyor. Sertab Erener'le birlikte Eurovision'da da biliyorsunuz gurbetçi oyları, örgütlenmesi çok işimize yaradı, yaramaya da devam ediyor. Ama en azından neyin ne olduğunu bilerek, ona göre değer vererek kabul edelim...

Dilerim bu "etiketi güçlü" ödül, onlara yurt dışı kariyerleri için yardımcı olur. Ama hatırlatmak isterim, henüz Emre Aydın da bu ödülün meyvelerini yiyebilmiş değil. Bir İngilizce single hazırladığını biliyorum. Bakalım öncelikle Emre Aydın'a bir avantaj sağlayacak mı Avrupa'nın en iyisi olmak?




8 Kasım 2009 Pazar

Gecikmeli Olarak: Jale- Yüreğimin Şarkıları


Bu albüm çıkmadan tam bir hafta önceydi. Koştura koştura yorulduğumun hayatında, "dur bakalım biraz dinlen" deyivermişti hayat bana. Yataklara düşürmüştü beni, birkaç günlüğüne.

Madem böyle, iyi dedim ben de. Yatarım bir kaç gün... Alırım ilaçlarımı, güzelce bir dinlenirim. Dinlenirken de uzun zamandır dinlemediğim albümleri, özlediğim şarkıları dinlerim. Jale, o şarkıcılardan biriydi. Koydum CD çalara "Üzgünüm"ü, usul usul dinlemeye başladım. 90'ların sarı kısa saçlı Jale'si, civcivi... Ne şefkatli bir sesi vardır. Nasıl da sıcacık söyler. Hani böyle acıklı hikayeleriyle yaralarken bir yandan da pansumanını adeta kendisi yapar. Sığınırsınız onun sesine. Hem üzer, hem iyileştirir. Öyle bir şeydir işte Jale.

Üzgünüm'ü dinlerken "Yahu, nerelerde acaba bu kadın" dedim. Keşke geliverse bir yerlerden. Yeniden söyleyiverse yeni bir şeyler. Bir yerlerde sahne aldığını gazete ilanlarında görmüştüm. Gidemedim bir türlü, evet. Keşke, dedim, benim bir mekanım olsa. Her cumaya Jale'yi fixlesek. Ne güzel olur. O söyler hem kendinden, hem Sezen'den hem de başka bir şeylerden.

Pazartesi oldu. Ben iyileştim. İşimin başına döndüm. Öğleden sonra bir zarf geldi. Bir baktım içinde "Jale"... Hakan Eren yine yapmış yapacağını. Jale'nin 10 yıl önce yayınladığı, deprem sonrasına denk geldiği için sessizliğe giden albümü "Yüreğimin Şarkıları"nı yeniden basmış. Nasıl bir zamanla bu böyle, dedim. Herhalde kalbim hala temiz, hani derler ya "başka bir şey isteseymişim olacakmış." İşte Jale, çıkıp gelivermişti yeniden.

Ne de güzel albümdür "Yüreğimin Şarkıları." Aysel Gürel'in sözlerini yazdığı, Garo Mafyan'ın bestelediği cam kesiği balat "Sevdam Acıyor"la açılır. Zeynep Talu sözleri "Delilik Bu"yla devam eder. Ve asıl beni hareketsiz bırakan şarkı: Bu Şarkılar Senin İçin. Bu şarkıya siyah uzun saçlarıyla bir klip çekebilmişti Jale, dönem zor olmasına rağmen. Onu hatırlarım hala net olarak... Ama o şarkı, ah o şarkı yok mudur..."Bir daha sever miyim, hiç kimseyi senin kadar/ Sevgilim bilmez misin bu can ardından yas tutar/ Bir daha özler miyim hiç kimseyi senin kadar/ Sevgilim, duymaz mısın senin için bu şarkılar"..... "Kalpte tutuklu" son aşkın soundtrack'inde yer alan bir şarkı. Ne ağlamıştık bu şarkıyla.

Ve ardından "Üzgünüm". Jale'nin ilk çıkış şarkısı, bu albümde bir daha yorumlanmış. İşin içinde "Üzgünüm" de olunca albüm biraz "best of" havasına da bürünmüş olmuş. Finali de "Son Geceler"le yapıyor. İyi ki yeniden geliveriyor hayatımıza. Ve inşallah bu yıllar sonraki ses veriş, ondan gelecek yeni şarkıların da habercisi olur. Jale'nin şefkatli sesine ihtiyacım var bu aralar. Hep de olacak....

Gecikmeli Olarak: Emel Sayın- Haylazım


Emel Sayın'dan uzun bir zamandır, arada verdiği bazı özel konserleri saymazsak "müzikal" haber alınamıyordu. En son 2001'de bir albüm yayınlayan sanatçı, nihayet 8 yıl sonra yepyeni 2 şarkıyla ses veriyor. Hakan Eren'in Ossi Müzik şirketinden çıkan bu single, aynı zamanda yeni bir albümün de habercisi.

"Haylazım" adlı şarkıdan adını alan bu single,"Toprak Çağırmadan Gel" adlı slow bir şarkıyla açılıyor. Yeri gelmişken her iki şarkının da sözlerini Günay Çoban'ın yazdığını, müziğini ise daha önce Işın Karaca'ya verdiği "Yetinmeyi Bilir misin"le fark edilen Serkan'ın yaptığını hatırlatalım.

Şarkının söz yazarı Günay Çoban da Funda Arar, Özcan Deniz, Harun Kolçak, Aşkın Nur Yengi, Yeşim Salkım ve Işın Karaca'ya yazdığı sözlerle epey bir zamandır Türkçe müziğin dikkat çeken isimlerindendi. Mesela Aşkın Nur Yengi'ye yazdığı "Meleklerin Duası", Önce Gülşen'in sonra Sezen Aksu'nun söylediği "Hükümsüz", benim için unutulmazlardandır. Günay Çoban'ın Emel Sayın'a yazdığı sözler de Çoban'ın diğer sözleri gibi kederli alaturka bir tat bırakıyor dilde. Keza bu alaturka hal, müzik tarzı itibariyle de Emel Sayın'a dikilmiş elbise gibi adeta.

Single'da yer alan iki şarkıyı da çok sevdim. Şarkıları dinlerken Emel Sayın'ı ne kadar özlediğimi fark ettim.
Ondan yeni şarkılar dinlemeyeli öyle uzun zaman olmuş ki, ortalama bir şeyler söylese bile yüceltecek sanki kalbim.

Emel Sayın, benim için çok özel bir yerde olmuştur hep. Her halini severim. Çocukken onunla ilk tanıştığım şarkı "Kız Sen İstanbul'un Neresindensin" olmuştu. O gün bugündür "Gücendim Sana" diyen hallerini de sevdim, "Son Gülen İyi Gülermiş" hallerini de. Ve elbette büyüdükçe kendime kattığım nefis Türk sanat müziği yorumlarını da. Emel Sayın, bundan bir kaç yıl önce İşsanat'ta Most Production desteğiyle bir konser vermişti.

Münir Nurettin Selçuk'un en önemli eserlerini, oğlu Timur Selçuk'la, Senfoni Orkestrası, Türk Sanat Müziği sazları ve korosuyla birlikte seslendirmişti. O konserin DVD kaydı halen satılmaktadır. İşte o konser ve şarkılar herhalde Türk Sanat Müziği adına benim için başıma gelen en güzel şeylerden biridir hala. Tekrar tekrar dinlediğim, arkadaşlarıma hediye ettiğim, önerdiğim çok özel bir albümdür. Emel Sayın'ın hazırlamakta olduğu yeni şarkılarını heyecanla beklerken, "Haylazım"la epey keyiflenmişken, bu muhteşem konseri de anmak istedim.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Yıldız Usmonova'nın Dünyası

Aslında albümün bana ulaştığı ilk günden beri yazmak istiyordum. Tam ramazan bayramı tatiline girdiğimiz "o son iş günü"nde gelmişti albüm. Yıldız Usmonova'yı, Candan Erçetin'i daha büyük kitlelere sevdiren ilk şarkılarından "Yalan" ve sonrasında Nükhet Duru'nun Gümüş albümünde yer alan çıkış şarkısı "Nerde"yle hatırlıyordum. Yalan'ın popüler olduğu dönemlerde Türkiye'de de bir albüm yayınlamıştı Usmonova. Bu albüm ona Türkiye'de yeterince popülerlik getirmedi ama dar bir çevrede çok ilgi gördü. Ve ne yazık ki devamı gelmedi.

Şafak Karaman prodüktörlüğünde yayınlanan "Dünya" albümü çıkana kadar ne Yıldız Usmonova'nın bir başka bestesini Türkçe dinleyebildik, ne de kendisinden güçlü bir ses alabildik. Oysa o müzikal yolculuğuna son sürat devam ediyordu Orta Asya'da. Her geçen gün biraz daha fazla ilgi görüyor, arka arkaya nefis hitler çıkarmaya devam ediyordu.

NTV için yaptığımız röportajda gönlünde bir yerlerde hep Türkiye'nin kaldığını ama arka arkaya yaşadığı birtakım talihsizliklerden sonra Türkiye'ye biraz kırılıp kendi kabuğuna çekildiğini anlattı Yıldız Usmonova. Gönül, keşke erken pes etmeseymiş diyor ama bir yandan da elimde tuttuğum nefis "Dünya" albümünü düşününce "belki de böyle olması en doğrusuydu" diye düşünüyorum.

Yıldız Usmonova, bu albüm için çok çalıştığını söylüyor. Şafak Karaman, projenin her detayıyla çok titiz bir şekilde ilgilenmiş. Şarkılara duyguyu d
aha iyi verebilmek için Yıldız Usmonova uzun bir süre Türkçe dersi almış. Keza, yıllar önceki Türkçe yorumunu dinleyince, farkı hemen anlıyorsunuz. Albümde düzenlemeleri yapan Mustafa Ceceli başta olmak üzere, yer alan bütün müzisyenler ortaya çok başarılı bir iş çıkarmışlar. Düzenlemeler sade ve yakıcı. Hele şarkılar ve Yıldız hanımın yorumu...

İşte tam bu noktada uzun uzun susmak gerekiyor belki. İlk dinlediğim andan beri tüylerim ürpermekte. Yıldız Usmonova, çok büyük ve özel seslerden. Can yakan, darma duman eden bir yorumu var. Öyle kalbine yakın bir yerden çıkıyor ki o ses, teslim bayrağını çekiyorsunuz. Usul usul, ince ince söylüyor Usmonova... Öyle nezaketli ve kibar bir tavrı var ki sesinin, mesela "Dünya" şarkısında "eksik dünyasın, yalan dünyasın, iyileri mahvettin hep kötülerden yana oldun" diye isyan ediyor ama bunları söylemeden önce kibarca izin alır gibi "sözüm dinle, dünya bir müddet" diyor. "Beni Kovma Kalbinden" derken de öyle, "Seni severdim ve sana rağmen/ Yine severdim/ Dar ağacım ip boynumda" derken de... En böyle canı çıka çıka isyan ettiği yerlerde bile hep böyle bir incelik, nezaket var.


Ve albümde baştan sona öyle güzel şarkılar var ki.... Her birini ayrı ayrı dinlemelere doyamıyorum. Yıldız Usmonova'nın daha önce yayınladığı albümleri içinden seçilmiş repertuvar. "Beni Kovma Kalbinden", "Dünya", "Divane", "Seni Severdim", "İlla", "Çaresi Yok", "Yalan" ve diğerleri.
Albümde Levent Yüksel, Fatih Erkoç ve Yaşar'la da düet yapılmış. Türkiye'nin en iyi erkek sesleri bu kez Usmonova'ya eşlik etmiş. Levent Yüksel'in Yalan'da "Sitem etme haberi yok dağların" bölümünde, adeta uzun hava tadındaki nefis çıkışı sarsıcı..Yaşar zaten hiçbir zaman şaşırtmamıştır. Hep iyi bir yorumcu oldu. Her zaman, her şarkının hem kalben hem teknik olarak hakkını verdi. "Seni Severdim"de de muhteşem yine.. Fatih Erkoç'un sesi de seçilen şarkıya cuk oturmuş. Ve bütün bu seslerle çok iyi bir tensel, duygusal bağ kurmuş Usmonova'nın sesi.

Şarkıların sözlerini Türkçeye çeviren, bu çevirme işini yaparken kendilerinden de çok şey katan Burcu Tatlıses ve Günay Çoban'ı da unutmamak lazım. Kartonette adları "söz- adaptör" olarak geçiyor ama ben bundan daha fazlasını yaptıklarına inanıyorum.

Albümü dinlerken, şimdi bu yazıyı yazarken aklımdan hep şunlar geçiyor: Çok sevilsin bu albüm, çok satsın, çok insan dinlesin bu şarkıları, her yerde çalınsın, söylensin.. Yıldız Usmonova, Türkiye'den de hiç eksik olmasın.

Not: Bu arada "Yalan" ve "Neden" şarkıları üst başlığında Candan Erçetin ve Yıldız Usmonova arasındaki meseleyle ilgili ayrıca bir yazı yazacağım....Bu yazıda sadece bu güzel albümden ve şarkılardan bahsetmek istedim. Araya başka bir şey girsin, albümü gölgelesin istemedim.


6 Kasım 2009 Cuma

Göksel'in Yeni Klibi: Senden Başka


Herhalde son günlerde izlediğim en güzel ve en sıcak video klip bu. Göksel'in bu retro albüme çektiği ilk klibi de böyle naif ve güzeldi. Ama "Senden Başka" bir başka güzel olmuş. Klipte o kadar hoş, küçük ve zeki manevralar var ki, izlemelere doyamıyor insan.

Göksel, bu albümde artık liğme liğme edilen, her türlü partisi, cover'ı yapılan ve insanların sıkılma noktasına geldiği 70ler dönemine yeniden öyle hoş bir lezzet, taze bir rüzgar getirdi ki, büyük ölçüde o dönemden bıkan biri olarak ben bile, hem albüme hem de Göksel'in kliplerine büyük bir heyecanla bağlandım. Bunu nasıl başarıyor bilemiyorum. Çözemediğim gizli bir gücü var Göksel'in.. İğreti durmuyor, sıkmıyor, baymıyor, öyle samimi bir yerden tatlı tatlı esiyor adeta...

Bu arada klibi teknik olarak da tanıyalım: Klip, Soda Film tarafından, 5 ayrı mekanda ,48 saatlik bir çalışma ve 70 kişilik bir teknik ekiple çekilmiş. Klibin yönetmenliğini Walky- Talky ikilisi yapmış. Onlara da selam edelim, ellerine sağlık diyelim...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Levent Semerci'nin Müziğe Verdiği 'Nefes'

Levent Semerci adını bugünlerde gişe hasılatı milyon sınırına dayanmış ve hatta an itibariyle geçmiş olması muhtemel "Nefes" filmi nedeniyle mutlaka duymuşsunuzdur. Irak sınırında görevli 40 askerin öyküsünün anlatıldığı "Nefes" son günlerin en çok konuşulan filmlerinden. Filmi henüz vakit bulup da göremedim. Ama bu vesileyle "Levent Semerci"yi müziğe verdiği eşsiz hizmetlerden dolayı anmak istedim. Kendisi 90lı yıllarda aşağıda görmüş olduğunuz bu 4 şahane klibi de yönetmiş adamdır. Ağırlıklı olarak reklam filmleriyle sektörde tanınan Semerci, yalnız ve yalnızca 4 Türkçe video klip çekmişti. Her biri, dönemin her türlü "oldurulmaya" çalışılan yerli klip görseli üzerine "balyoz" gibi inivermişti. Ama ne yazık, kendisi bu alanda çalışmaya devam etmedi. Kendisinden geriye yalnızca bu KARE AS kaldı. Her biri ayrı güzeldir, eşsizdir, şahanedir, özenle korunması ve kollanması gereken kliplerdir. Şebnem'in de Özlem'in de ve hatta Sezen Aksu'nun da en iyi klipleri listesinde kesinlikle ilk 3tedir, ve de 3. de değildir.

Özlem Tekin- Yol


Meltem Cumbul- Seninleyim

Şebnem Ferah- Bugün




Sezen Aksu- Tutuklu