20 Eylül 2009 Pazar
Özel Kayıtlar
Bir çok canlı performans kaydı, bazı demo kayıtlar...
Bu demo kayıtları büyük bir özenle saklanırdı. Bazı özel Sezen Aksu gecelerine getirilir, sonra kimselere değmeden yine gerisin geriye giderdi.
Artık Sezen Aksu hayranları, epey bir zamandır merak ettikleri bu özel kayıtları Youtube'da dinleyebilecek.
Demek ki artık paylaşılmasına karar verildi.
İyi ki de...
Çünkü böylesi kayıtlar, özellikle hayranlar için çok önemli oluyor.
Ben de size bir kaçını şöyle "bayramlık" tadında ulaştırmak istedim.....
"Yasak Elma" adlı yayınlanmamış bir şarkı:
Melih Kibar'ın TV8'deki programında söylenen "Unut", Melih Kibar piyanosu eşliğinde
"Entel Arabesk" adlı bir şarkı. Ne zaman söylendi bilmiyorum. Büyük ihtimalle 80li yıllarda yapılan müzikallerden...
Sibel Can'a verdiği "Gel Kıyma" Keşke bu son "Düş Bahçeleri'nde olsaydı..Nefis bir şarkıdır.
Ve daha bir çok şarkı aslında. "Söz", "Erguvan", "Kiraz Mevsimi", "Şuh Nefes"... İlgilenenler devamı için Youtube'a başvursun. Benden bu kadar...
Şehir ve Müzik yazılarım "Entertainbul"da!
Efendim, bundan böyle, bir süre önce yayın hayatına başlayan "Entertainbul" adlı şehir platformunda da beraber olacağız. Entertainbul, şık, detaylı ve cool bir şehir rehberi..Henüz yolun başında ama kısa bir süre sonra çok başarılı bir internet sitesi olacağını hissediyorum. Ben de orada "şehir, müzik, performans" etiketli yazılar yazacağım. Burada yazdığım bazı yazılar orada da yayınlanacak, ya da tam tersi olacak. Koordineli bir şekilde ilerlemek, niyet....İlk yazımı bu linkten okuyabilirsiniz:
http://entertainbul.com/yazar/yeni-sezona-roxyli-baslangic
Nükhet Duru'yla Sözleştik
Yeni yayın dönemi yazımı yazdığım gece telefonum çaldı. "Takıl bana hayatını yaşa şekerim" diyen bir sesle Levent'in ortasında kalakaldım. "Nükhet Duru, ben.." dedi." Okuyorum yazılarını, demek benle bir kaç gün geçirmek, yazı dizisi yapmak istiyorsun?"Heyecanlandım. Bir çırpıda işte öyle bir emrivaki yaptığımı, umarım hoşlanmayacağı bir şey yapmamış olmayı dilediğimi söyledim. "Seve seve yaparız da dayanabilecek misin bana?" diye sordu. Ben de ilk başta bunu şöyle yorumladım. O konumda bir kadının gayet alçak gönüllülükle "hani bize dayanmak zor olabilir, işte biraz deliyiz, arızayız biz" vs. şeklinde bir esprisi sandım. "Estağfurullah efendim, ne demek" dedim. Aynı soruyu bir daha sorunca "Yahu, o kadar zor bir kadın mısınız siz, ben ne olursa olsun gönüllüyüm, razıyım" minvalinde bir şeyler söyledim. "Ondan bahsetmiyorum, yavrucuğum" deyiverdi. "Tempoma dayanabilecek misin? Onu soruyorum." İşte o an kiminle dans ettiğimi anladım. Tez canlılılıkla "Dayanırım Nükhet hanım" dedim."Gerekirse idman yaparım."
Bayram sonrası için sözleştik. Yazı dizimizle ilgili...Bu arada size de selamlar söyledi. Bayramınızı kutladı. E kibar kadın, zerafetli kadın....
Albümün ne durumda olduğunu da sordum. Şu anda mixleri yapılıyormuş. Tek bir şarkının okuması kalmış. O şarkı da en sürprizli şarkılardan. Sözlerini Nesrin Topkapı ve Mete Özgencil'in yazdığı bir şarkı. Akabinde Mete'den dinledim bir bölümünü. Zor, arkadaşlar, zor.... Anlayacaksınız beni albüm çıktığında...
Ne Oluyoruz?

Türkiye'de erişimi engellenen internet siteleri arasına MySpace ve Last FM de katıldı.
Dünyanın en büyük sosyal ağları arasında yer alan bu sitelere Türkiye'den girmek isteyenleri "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 26.06.2009 tarih ve 2009/45 sayılı kararı gereği erişime kapanmıştır." yazısı karşılıyor.
Kapama işleminin herhangi bir mahkeme süreci sonunda veya Telekomünikasyon Üst Kurulu kararıyla değil, sadece Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kararıyla gerçekleşmesi dikkat çekiyor."
Neler oluyor hakikaten?
Ne oluyoruz biz?
Birileri bizi neden engelliyor?
18 Eylül 2009 Cuma
Bloğumda YENİ YAYIN DÖNEMİ
Ve bloğumda yeni yayın dönemine geçiyorum. Bloğumuz her ne kadar haziran ayında yayın hayatına başlamış olsa da, medya dünyasının kullandığı takvimi kullanıyor ve her medya kuruluşu gibi eylül ayında bir sezonu kapatıp, yeni bir sezona geçiyor. Gazeteden televizyona çocukluğumdan beri medyanın her noktasıyla fazla haşır neşir olan kendimin en sevdiği şey "yeni yayın dönem"leri oldu. Gerçi "yeni" duygusu hayatımda her zaman beni çok heyecanlandıran bir şey oldu. Sabit bir yerlerde, dönemlerde, ve hatta birilerinde kalamadım ben. Hep kalmak istedim. Ama kalamadım. Özetle hep "yeni"nin peşinden koştum. O yüzden şimdi bloğumda da büyük bir zevk ve heyecanla "yeni yayın dönemini açıyorum.Efendim, yeni yayın döneminde açılışımızı benim gibi "yeni"nin peşinden koşmayı seven Nükhet Duru'yla yapıyoruz. Kendisinin Twitter'ında acayip beğenip ve "twitter'a konmuşsa artık bize mal olmuştur" diyerek, sormadan, biraz hileyle kopyalayıverdiğim bu "şahane" fotoğrafıyla açmak istiyorum "yeni sezon"u. Yaz başından beri Nükhet'in yeni albümüyle ilgili ilk bilgileri, heyecanları burada paylaştık. Nükhet Duru, yeni albümü "Zaten"le "Yeni Yayın Dönemi"nin ilk konuğu olacak. Albümle ilgili her detay, bloğumuza özel açıklamalar çok yakında burada efendim. Hatta bir yazı dizisi bile yapabilirim. Evet, evet yapmalıyım. Yeni sezonun ilk yeniliği bu olsun. Şimdi karar verdim: Yazı dizileri. Nükhet'le birkaç gün geçirip yazmak.. Güzel fikir..Tez zamanda yapılsın...
Adı üstünde "yeni sezon"da yeni bir şeyler olmazsa olmaz. Elbette sizler için yepyeni köşeler ve kuşaklar hazırladık. Suat'ın güncel meseleler üzerine (albümler, konserler, olup bitenler) yazdığı yazıların yanı sıra bu sezon itibariyle açacağımız özel bölümlerle biraz daha Suat'ın iç dünyasına gireceğiz. Müzikle kurduğu saplantılı ilişkiyi, çocukluğundan kalma travmaları vs yazı aralarında göreceksiniz :)
Şaka bir yana buyrun bakalım hangi yeni bölümler ve kuşaklar burada olacak?
NEFESİMİ KESEN ŞARKILAR:
Bu köşemiz yayın hayatına başladı bile. Suat'ın hayatına iz bırakmaktan fazlasını yapan şarkılar. Darmaduman eden, bir daha eskisi gibi olmayan. Sıklıkla karşınızda olacak bu köşe.
NEFESİMİ KESEN ALBÜMLER:
Bu köşemizde bir öncekinin annesi, babası. Meseleye albüm bazında bakacağız.
EN SEVDİĞİM 20 " X" ŞARKISI:
Bir sanatçının, şarkıcının, söz yazarının, bestecinin en sevdiğim 20 şarkısı. Listelemeye şimdiden başladım. Bir liste yapmak, ilk 20'yi belirlemek epey zor oluyor. Ama yapacağım. Sonra siz de belki kendi listenizi yaparsınız. Bu köşe Mete Özgencil'le başlayacak.
GEÇMİŞ ZAMAN KUŞLARI:
Bu bölümde "geçmiş zaman kuşları" bize haberler getirecek. Eski zamanlardan, albüm oluşum dönemlerinden, şarkı yazılım hikayelerinden. Kim hangi şarkıyı kime yazmıştı? O şarkı önce kimin albümü için düşünülmüştü. Zaman içinde müzik piyasasının labirentlerinde dolaşarak elde ettiğim bilgiler. Kulaktan kulağa yayılanlar. Çoğuyla ilgili belki hala kesin bilgilerimiz yok ve belki de hiç olmayacak. Ama zaten şöyle başlayacağız söze: Geçmiş zaman kuşları der ki... Bilmiyoruz, belki de doğru söylemiyorlar. Ama biz "böyle bir rivayet dolanıyor" diyeceğiz.
KADRAJIN ARKASINDAKİLER
Bu bölüm, işin mutfağında parlayanlara. Şarkı sözü yazarları, müzisyenler, aranjörler, menajerler, fotoğrafçılar, klip yönetmenleri. Şimdi onları da "kadraj" önüne alma zamanı. Onların hikayelerini merak etmiyor musunuz? Anlatacak çok şeyleri olmalı...
Ve klişe deyimle, "daha bir çok başka sürprizle", Suat Kavukluoğlu- Müzik ve Medya Notları: Yeni Yayın Dönemi 2009-2010 başladı bile.....
Gripin'den Son Haberler
Gruptan Murat Başdoğan ve Birol Namoğlu'yla açılışta ayak üstü sohbet ettik. Onlara müzik ve menajerlik şirketleri Grgdn'la olan iş ortaklıklarını sordum. Tolga Akyıldız'ın bloğunda grubun Grgdn'la yollarını ayırdığını ve yeni albüm için Avrupa Müzik'le anlaştığını okumuştum. Birol, Grgdn'la son görüşmeyi tam da bugün (artık dün oldu) yaptıklarını, dostça el sıkışıp ayrıldıklarını söyledi. Ama Avrupa Müzik'le anlaştıkları haberi doğru değilmiş. Henüz öyle bir görüşme bile yapılmamış. Zaten grubun bundan sonraki niyeti bir süre kendi kendilerine kalmak.
Askere gitmeden önce de düşündükleri bir şeymiş bu. Askerde tam olarak kararlarını vermişler. Niyetleri bir süre kendileriyle ilgili bütün işleri yine kendi başlarına yapmak. Böylesi bir kriz ortamında zor olmayacak mı, dedim. "Hiç şüphesiz" dedi Birol. "Ama bir süre denemek, görmek istiyoruz. Yeni şarkılarımız neredeyse hazır. Önce bir sakin ve özgür kafayla albümü bitirelim. Sonrasına bakacağız. Belki ileride yine bir müzik şirketiyle anlaşmak söz konusu olabilir."
Bu arada Gripin, Grgdn'dan ayrılıyor ama Grgdn'ın ortağı olan prodüktörleri Haluk Kurosman'la bu yeni albümde de çalışacaklar. Anladığım kadarıyla grup, biraz özgürlük ve değişim istiyor. Ki bu çok normaldir. Her zaman en iyi yürüyen ilişkilerde bile insan bazen bir "nefes alma", "gömlek değiştirme" ihtiyacı hisseder. Mesela bakınız Göksel'e. Bir süre önce hem müzik şirketiyle hem de menajerlik şirketi olan Grgdn'la ayrılmıştı. Bunların hiçbiri kötü, kavgalı, gürültülü ayrılıklar olmadı. Ama Göksel'deki tazelik ve değişim hemen kendini fark ettirdi. Gripin adına da hayırlısı olsun, diyorum.
17 Eylül 2009 Perşembe
Orhan Atasoy- Gemiler (Nefesimi Kesen Şarkılar 2)
Ne tuhaf, daha dün arkadaşımla "Gemiler"den söz etmiştik. Yeni köşem "Nefesimi Kesen Şarkılar"dan bahsediyorduk. Öyle bir liste yaparken buluverdik kendimizi. Hayatımıza derin izler bırakmış şarkıları sayarken. "Gemiler" dedi arkadaşım. "Elbette" dedim. "Onu da yazacağım bir gün."
Ne çok aşkımızın, ne çok hatıramızın nöbetini tutmuş bir şarkıdır "Gemiler". Hala ilk yazıldığı haliyle, jilet gibi de kalmıştır geçen onca seneye rağmen. Nasıl bir dizedir bu yahu, dedim arkadaşıma. "Sen geçerken sahilden sessizce/ Gemiler kalkar yüreğimden gizlice". Nasıl güzel iki cümledir bu; bir dolu insanın başından geçen bir dolu ama bir dolu aşkı 8 kelimede anlatıverir. Bu kadardır yani. Noktadır.Katlayıp cebine koyarsın ve sonra sadece susarsın. Evdeysen, gözün duvara sabitlenir, susarsın. Mesela bir barda dinliyorsan şarkıyı, o zaman yalnızca alkolüne kilitlenir susarsın. "Ama" diyemezsin. "Ama ben de burada şöyle yapmıştım, sen bana.." Yok, ama! "Ama" biter, Orhan Atasoy söylemeye devam eder: "Sen geçerken sahilden sessizce..."
Biz bunları konuştuktan bir süre sonra bir radyoda çalmaya başladı "Gemiler". Ve üzerine o anons. Şarkının söz yazarı ve yorumcusu Orhan Atasoy'u kaybettiğimize dair.. Hemen gerekli yerleri aradım, doğrulatmak üzere. Henüz ölmediği, ama durumunun çok kötü olduğu, kızının şu anda Amerika'ya onu son kez görmek üzere uçtuğu, kızı ulaşır ulaşmaz fişini çekecekleri gibi bir dolu gerekli, gereksiz ayrıntı öğrendim. Durum zordu: Ölüyordu.
Ve sabah haber kesinleşti. Güven Erkin Erkal, Taner Öngür, Gamze Platin, Fuat Güner gibi yakın dostlarının da söylediği üzere; özellikle 80li ve 90lı yıllarda birçok insanın hayatına derin izler bırakmış Orhan Atasoy, artık yok.. Belki iyi izler, belki kötü hatıralar, artık onun da bir önemi yok. Geriye kalan "Gemiler" var... Hala hiçbir klibin tırnağı bile olamayacağı şahane bir Umur Turagay videosu var. Bir de Kalan Müzik'ten geçtiğimiz aylarda, Orhan Atasoy'un kendi isteğiyle yayınlanan bir derleme albüm var. Ve hayatına gelen insanlarla yazdığı, çizdiği hatıralar.
***
Herhalde dedim arkadaşıma, Gemiler bizi çağırdığına göre, Orhan Atasoy bizden bir selam istedi. Gönderelim o halde, dedi. Gönderelim, dedim.
16 Eylül 2009 Çarşamba
Aloooooğğğ... Konuşmayacak mısın?
Alooooooğğğğğ....Umay.....
Orda mısın?
.............
Konuşmayacak mısın Umay?
Sence de çok uzun zaman olmadı mı?
Ağzı Bozuk Aşk Mektubu'nun üzerinden ne biçim aşklar, zamanlar geçti...
Ama sen hep sustun.
Sen ki hep "pis ama güzel" çocukları sevdin...
Sen ki hep "gidecek yerim de kalmamış ya diyenlerle seviştin."
Sen ki hep "sevemedin onları bir türlü."
Sen ki hep "düşmedin daha", !!!! Ölmedin, göğsünü yaktın...
"Şeker anne"lerin tadı kalmadı Umay.
Soğuk sokaklarda çocuklar evlerine dönmek için seni bekliyor.
Kalp sokakta vurulmaz, sanıyorlar.
Senden yeni cümleler, yeni şarkılar bekliyorlar.
Bir gün yolda yürürken bir şarkı duymanı özledik be Umay...Nezakete sprey sıkmanı, buruşmuş yakalarını düzeltmeyi reddedişini, fişleri çekmeni cazdıradacazdıra.....En çok da "kırmızı" bakmanı....
"Dönmem asla küskünüm hikayeme" demiştin giderken.
Ama artık nerelerdeysen, gel Umay.....
Bırak şarkıların köşesine, kenarına, orasına, burasına oturmayı da bize en bildiğimiz yerinden, kalbinden bir şeyler mırıldan.
Şimdi sana daha çok ihtiyaç var Umay....
Sadece kocaman bir çığlık atsan da yeter...
Anlarız o zaman, Umay...
Neden sustuğunu....
14 Eylül 2009 Pazartesi
Nefesimi Kesen Şarkılar: Nükhet Duru- Sürgün
Yeni sezona yeni köşelerle başlıyoruz. İşte onlardan ilki: Nefesimi Kesen Şarkılar... Hani bu öyle bir seri olacak ki "iz bırakanlar, unutulmayanlar" tanımının az kaldığı, kelimelerin yetmediği bir liste. Hani beni böyle duvara çarptıran, kan akışımı değiştiren, bir daha eski halime dönmemin mümkün olmadığı, hayata artık başka bir yerden devam eden Suat'ın şarkıları. İşte başlıyoruz.
Yıl 1995. Nükhet Duru'nun "isim koymaya" ihtiyaç duymadığı albümü. Siyahlar içinde buz gibi bir fotoğraf kapağında... "Yasaksa Yasak", "Adamların Adamı", "Geberiyorum,"Uslandım Artık", "Uyan", "Yarimsin", "Çay"... Her biri ayrı ayrı yerlerden vurmakta kalbi. Ve bir şarkı var ki adı: Sürgün. Şehrazat bestesi. Belki de Şehrazat'ın bugüne kadar yaptığı en iyi şarkı...
Tanışmamız, albümün çıkışıyla eş zamanlı olmamış. Ben bu şarkıyı "es" geçmişim. Yıllar sonra bir gün, İstanbul'dayım. Üniversite vesilesiyle yeni bir hayata başlanmış. Bu kocaman şehirle "çatır çatır" yüzleşiyorum. Elbette zor oluyor. O zamanlar bana "mucize" gibi gönderilen yazar bir arkadaşım var. "Alçı" ve "Sessiz Düet, Silahsız Düello" adlı iki olağanüstü kitabın yazarı. Çok kıymetli hala. Ve adeta bir cankurtaran gibi duruyor hayatımda. Bir gün onunla telefonla konuşuyoruz. "Alçı"yı yazdığı zamanlar... Kalbi zor bir dönemden geçiyor ve sabahtan beri "Sürgün"ü dinliyorum, diyor. Şarkıyı bilmediğimi söylüyorum. "Bu şarkıyı nasıl bilmezsin"den çok, "hemen, bir an evvel, hatta şu anda, bu şarkıyı kendine katmalısın" diyen bir şaşkınlıkla yanıtlıyor beni ve şarkıyı gönderiyor. "Sürgün" işte o gün, bugündür benim de kişisel tarihime kaydoluyor. Özellikle de şu iki satırla: "Ya sen beni vur değsin öldüğüme/ Ya da ben gideyim beni alıp sürgüne"
Her dinleyişimde hep usul usul kanımın çekilmekte olduğunu hissettiğim bir şarkıdır. Nükhet Duru'nun öyle bir yorumu vardır ki, kendi kariyerinin en zirve yorumlarından biridir. Öyle bir şeydir ki "Sürgün," ne onu Nükhet'siz, ne de Nükhet'i onsuz düşünebilirsiniz. "Tek bir başka alternatifi olmayan şarkılar" vardır. Sürgün'ün de Nükhet Duru'dan başka alternatifi yoktur. Olamaz. Kesinlikle yeniden yorumlanmaması, dokunulmaması, öylece 1995'teki "Nükhet" haliyle bırakılması gereken bir şarkıdır. Çok kıymetlidir. Bu vesileyle Emre'ye de buradan bir selam göndermek isterim.
11 Eylül 2009 Cuma
Billboard'dan Nefis bir Mazhar Alanson Portresi
Mazhar Alanson, lisede akıllarının fikirlerinin kızlar ve gitarlarda olduğunu söylemiş: "Açıkhava sinemaları vardı kızlarla onlara giderdik, eskiden bir de sinemalarda filmden önce ve sonra gruplar çalardı. Biz de çaldık."
The Beatles, Rolling Stones, Nick Cave, Leonard Cohen, Paul Simon gibi müzisyenlerden etkilendiğini açıklayan usta müzisyen, Türkçe rock müziğe önayak olan müzisyenlerden biriyim, diyor: "Rock müzik niye Türkçe olmasın" dedim. "İtalyanlar yapıyor biz niye yapamayalım" sözümü de hatırlarım."
Ve Mazhar Alanson severlere müjde! Çok yakın bir zamanda solo bir albümle müzikseverlerin karşısında olacak. Düzenlemeler de ilk albümüyle alternatif camiada başarılı bir çıkış gerçekleştiren Bora Uzer imzası da yer alıyor. Ayrıca Mazhar Alanson şarkı sözleri ve akorlarından oluşan, kendi el yazılarının, notlarının da yer aldığı bir kitap hazırlamış. Üstelik CD'li bir kitap bu. Usta, 15 şarkısını kafasına göre çalıp söylemiş. Ne diyelim, usta yeter ki yapsın da, bize de beklemek düşsün...
10 Eylül 2009 Perşembe
Biri Daha "Geride Duramadı": Soner Sarıkabadayı
Elbette herkes, herşeyi yapmakta, söylemekte özgür. Bir söz ve müzik yazarının en doğal hakkı olsa gerek "kendi şarkısını" söylemesi. Ki bu konuda Mustafa Ceceli gibi çok başarılı bir örnek de var karşımızda. Ama peki ya sevgili "söz ve müzik" yazarımızda "kendi şarkısı"nı söyleyecek yeterli yetenek ve parıltı yoksa ne olur? İşte ortaya Soner Sarıkabadayı ve Buz gibi bir şey çıkar. (http://www.youtube.com/watch?v=w-lUJXUElm4)
Soner Sarıkabadayı, son dönemde "söz ve müzik yazarı" olarak epey dikkat çeken isimlerdendi. Bir hızla başka müzisyenlere verdiği şarkıları sayalım: Murat Dalkılıç "Kasaba", "La Fontaine" , Murat Boz "Uçurum", "Her şeyi Yak" , "Sallana Sallana", "İki Medeni İnsan" ,Demet Akalın "Mantık Evliliği", Sibel Can "Anladın Sen Onu", Gönen "Vesile" ve Sertab Erener "Bu Böyle".. Görüldüğü üzere bu şarkılar; son dönemin en çok dinlenen ve popüler olan şarkılarından. Buraya kadar her şey hoş ve güzeldi. Genç bir adam "söz ve müzik yazarı" olarak yükselmekte ve takdir görmekteydi. Sonra ne oldu? Sevgili müzisyen arkadaşımız "şarkılarını" kendisi söylemeye karar verdi. Ki kendisinin yıllar önce "şarkıyı söyleyen taraf" olarak bir albüm deneyimi olmasına ve ilgi görmemesine rağmen Soner Sarıkabadayı, "yeniden" denemek istedi. Elbette yeniden deneyebilir. O zaman bazı teknik sorunlar olmuştur, tuhaf bir döneme denk gelmiştir, yeniden bu rüzgarla Soner, şarkı söylemek istemiş olabilir. Ama Soner'in "Buz" şarkısını dinleyince aynı şeyi hissetmeyeceksiniz.
Ne yazık ki ben yalnızca yorumdaki "samimiyeti"nin hatrına şarkının sonunu getirmeyi başarabildim. Çünkü gerçekten "kötü" ve yer yer "detone" bir yorumla karşı karşıyayız. İşte bu durumda bir kez daha bazılarının "geride durmayı" bilmesi gerektiğini hatırlatmak istedim. Herkes önde olmak zorunda değil. Bütünün parçalarından biriyiz hepimiz. Ve herbirimizin ayrı bir noktada, ayrı bir görevi var. Ve evet, bazılarımız ekrana yakışmıyor. Ve evet bazılarımız iyi şarkı söyleyemiyor. Keşke Soner Sarıkabadayı da yalnızca işin mutfak tarafında kalsaydı.
9 Eylül 2009 Çarşamba
Yeni Arzu Nesnesi: Eurovision
Medyanın yaptığı haberler, nabız tutmak üzere yaptığı anketler bir yana; ilk kez bu yıl arka arkaya bir çok müzisyenden "gönüllü" ve de üstelik pek "alçak gönüllü" açıklamalar geliyor. "Eee, efendim, ben bu yıl çok hazırım Eurovision'a. Zaten bana hep yıllardır teklifler geliyordu. Öhö, öhöö...Herkesler, hayranlarım, canlarım, halkım zaten beni uygun görüyordu. Ama işte, kader, kısmet, ben hiç düşünmemiştim. Bir türlü uymadı asgari müşterekler...İşte o zaman şöyle dönemdi, böyle bilmem neydi. Ama artık bu yıl, zamanı diyorum. Efenim beni gönderin, gidiyim diyorum... Ülkemi en iyi şekilde, en doğru kareografiyle (özellikle bu kareografi meselesinin unutulmaması gözlerimi yaşartıyor) temsil edeceğim. Görsünler bakalım, azına da razı olamam. Birinci olmadan gelmem."
Peki ya ne oldu da birdenbire herkes, daha önce aklından bile geçirmiyorken bu yıl "Eurovision"a hazır oluverdi? Bunun tek nedeni Sertab Erener'in getirdiği birincilik değil. Athena, Mor ve Ötesi ve Kenan Doğulu'dan Hadise'ye kadar uzanan süreç. Ama en çok da Hadise. Çünkü Sertab Erener dahil bütün bu yukarıda saydığımız müzisyenlerin içinde Eurovision en çok Hadise'ye yaradı.
Dolayısıyla bizim Türkçe müziğin "çakal" müzisyenleri de bunu gözden kaçırmadı. Şimdi bana göre hepsi, Eurovision'u müthiş bir "maddi getiri" kaynağı olarak görüyor. O yüzden de bu yıl peşi sıra "Eurovision'a gönüllü olanların" açıklamalarını izliyoruz. Ama unuttukları çok önemli bir şey var. O da bu "maddi getirinin" yalnızca Eurovision'la ilgili değil, katılan kişiyle de ilgili olduğu. Hadise'de bir çok şart birbirini sağladı ve ortaya böyle bir durum çıktı. O yüzden bu "Eurovision"a çok gönüllü olan sevgili müzisyenlerimizin en kötü'sünü de iyi düşünmeleri gerekiyor. 1- Yalnızca TRT'den alacakları tanıtım ve promosyon bütçesine razı olmalılar. 2- Eurovision'un herkesin kariyerine aynı oranda iyi gelmeyeceği ve hatta geçmişteki örneklere iyi bakarak "olumsuz" da etkileyebileceği gerçeğini unutmamalılar.
Ama bütün bunların yanı sıra Naim Dilmener'in söylediği bir gerçek de var: Biz hala bu Eurovision'u çok fazla ciddiye alıyoruz. Eurovision yarışması epeydir bir müzik yarışması değil. Bir televizyon programı gibi görülüyor artık, bir şov gibi gözüküyor ve bence Ciguli şovuyla duruşuyla o Eurovision yarışmasında sahnesinde yapılabilecek en iyi şeyi yapar, biraz da kafa bulmak lazım.
7 Eylül 2009 Pazartesi
Hayko Cepkin'den "Farklı" Açılım
Konuya Hürriyet yazarı Mevlüt Tezel, ilginç bir yaklaşımda bulunmuş. "Galiba hükümetin rock'çı ve metal'ci gençlere maneviyat aşılama gibi bir niyeti var." diyor.
Hayko Cepkin de haklı olarak buna itiraz ediyor: "Rock veya metal müzik dinleyenler dinsiz, imansız mıdır" diye. Böyle bir hamleyi tam da bu yüzden yaptığını söylüyor. " Ben bu yaptığım müziği, sahnedeki şovumu yaptığım her şeyi zaten bu önyargıları yok etmek için yapıyorum. Bu, benim en büyük hedefim. Bunu da 4 yıldır her yerde söylüyorum. Zaten şu anda bu önyargı meselesi patlama noktasında. İşte bunları tamamen bertaraf etmek için, yok etmek için, insanların kafalarındaki soru işaretlerini harcamak için, metal dinleyenlerin satanist olmadıklarını gösterebilmek için, bu müziği yapan insanların emekçi olduğunu ve genel olarak eğitimli insanlar olduğunu gösterebilmek için buradayım."
Ben de Hayko Cepkin tarafındayım bu meselede. Elbette her türlü komplo teorisini kurmakta, meselenin altında ilginç alt yazılar aramakta özgürüz. Üstelik bu teorilerin her biri gerçek de olabilir. Ama her durumda ben Ermeni asıllı bir Türk vatandaşının, devlet kanalında, ramazan ayında, Pir Sultan Abdal'ın ilahisini okumasını çok özel, çok görkemli buluyorum. Yıllardır bu topraklarda sahip olduğumuz farklı renk ve seslere "sahip" çıkmaya çalışırken ve en çok da bu noktadan yara alırken, keşke Hayko Cepkin'in bu adımı gibi cesur adımlar çok daha fazla atılabilse. Mesela Mehmet Tez'in getirdiği Eurovision önerisinde olduğu gibi keşke bu yıl Türkiye'yi Eurovision'da Ajda Pekkan ve Aynur'un yaptığı gibi "Türkçe- Kürtçe" bir düet temsil edebilse. Aslında en önemlisi, en baştan kafamızdaki bütün "komplo teorileri"ni bir kenara bıraksak ve yalnızca bu toprakların vicdanına sığınsak...
3 Eylül 2009 Perşembe
Güzel Bir Son Dakika Haberi: Çağrı
Göksel'in "Düzenleme"leri
Müzik Gazetesi (www.muzikgazetesi.com), detaylı ve zengin içeriğiyle yol almaya devam ediyor. Sitenin editörü Ahmet Kamil Taşkın, köşesinde Göksel'in son albümü "Mektubumu Buldun mu"yla ilgili önemli bir noktaya dikkat çekmiş. Ahmet diyor ki " Bir ayrıntı atlanmış albümde.Şarkılarda aranjör kısmında Sarp Özdemiroğlu, Mert Erken, Selim Öztürk ve Burak Karataş yazsa da yapılan iş orjinal aranjelerinin neredeyse birebir aynısı. Yani bu durumda yeni yapanlar mı sahibi oluyor şarkının yoksa ilk düzenleyenler mi? Yeniler sadece bugüne uyarlamış ve ilk yapan isimler anılmamış bile. Oysa bir saygı göstergesi olarak bu yapılmalıydı. Hadi tek tek adları yazılmadı, en azından toplu bir teşekkürü hak ediyorlardı."
Yüzde yüz katılıyorum ama bence "toplu bir teşekkür"den daha fazlasını hak ediyorlar. Şarkıların aranjeleri hanesine "ilk aranjör"lerinin adı yazılmalıydı bence. Çünkü düzenlemeler, onların yaptığı ilk hallerinin neredeyse aynısı. Zaten albüm hazırlanırken, o dönemin duygusuna sadık kalınması adına böyle olmasına özen gösterilmişti. O halde düzenlemeler hala "onlar"ındır. Şarkıları Göksel için yeniden düzenleyen isimler ise kartonette "yeniden uygulayıcı" sıfatıyla yer almalıydı. Yaptıkları iş, tam olarak budur. Keza Onno Tunç şarkıları albümünde, Onno Tunç'un düzenlemelerine sadık kalarak aranje eden Mustafa Ceceli, "yeniden uygulayan" adıyla kartonette yer almıştı.
Bu Nasıl "Geri Dön?"
Şarkılara "remix"ler ve "cover"lar yapılmasını çok önemsiyorum. "Remix" ve "cover"ların şarkılara sunduğu "farklı müzikal bakış açıları" hem müzisyenler hem de dinleyiciler adına önemli kazanımlar oluyor. Ama her işte olduğu gibi bir şarkıya "remix" ve "cover" yaparken de bazı şeylere dikkat etmek lazım. Ele alınan şarkının yalnızca melodik yapısı ve müziği dikkate alınıp bir kurgu yapılırsa, bu bazen tuhaf şeylere sebep olabilir. "Remix", "cover" yapılacak şarkının, melodik yapısının ve müziğinin yanı sıra "sözleri" ve "hikayesi"ne de aynı özen gösterilmelidir. Duygusal bir şarkıdan bahsediyorsak, yapılan "remix" isterse şarkının yalnızca "temposunu arttırma"ya yönelik olsun, mutlaka içinde o duygusal şarkının dramatik kurgusuna uygun unsurlar taşımalıdır.
Bir süredir yaptığı "cover-remix'lerle dikkat çeken, kendi adıyla albümler yayınlayan "DJ, prodüktör" Hüseyin Karadayı'nın Betül Demir vokaliyle yeniden ele aldığı "Geri Dön" şarkısı, ne yazık ki yalnızca müziği düşünülerek "ameliyat masası"na yatırılmış bir şarkı. "Geri Dön" şarkısının sözlerini çıkarıp yalnızca müziğini düşünürseniz Hüseyin Karadayı'nın yaptığı remix'i yalnızca alkışlayabilirsiniz. Son derece yenilikçi, enerjik bir sound ve Betül Demir'in bu düzenlemeye göre kullandığı batılı, seksi vokali gözünüze son derece güzel görünür.
Sorun, bu düzenleme yapılırken sözlerin, dramatik kurgunun hiç hesaba katılmamış olması. "Geri Dön" Türkçe Pop müziğin en dramatik, en duygusal şarkılarından biri. Sözlerinin, Sezen Aksu yorumunun uzun yıllara yayılan bir ağırlığı, duygusallığı ve hatıraları var. Bu şarkı; yıllarca en hüzünlü aşk hatıralarınıza eşlik etmiş, en efkarlı zamanlarınızın şahidi olmuş, kalbi ince ince kesen zamanlarda yaşanmış bir şarkı.
Elbette ki "Geri Dön" şarkısı yeniden yorumlanabilir. Temposu arttırılabilir, daha modern sound'larla yeniden kurgulanabilir ama Hüseyin Karadayı ve Betül Demir'in yaptığı gibi "özensiz" ve "dikkatsiz" olmamak kaydıyla...Sanki Hüseyin Karadayı ve Betül Demir bambaşka bir şarkıyı söyler gibiler. Sanki çok eğlenceli, seksi ve enerjik bir şarkı var ortada. Yahu sözlere bir bakın. "Geri Dön" ne zaman seksi, seksi salınarak söylediğimiz bir şey oldu bizim? Nasıl bir rahatlıkla bu kadar kolay kesilip biçilebilir oldu bir şarkı? Hele klibini izleyince yazmalıyım artık dedim.
Klip, çok daha şenlikli. Önce biri size görüntüleri izletse ve şarkı tahmininde bulunmanızı istese, herhalde en son aklınıza gelecek şarkı "Geri Dön" olur. Hüseyin ve Betül, klipte sanki şu aşağıdaki diyologları karşılıklı söylüyor gibiler birbirlerine...Bir de fonda "Geri Dön"... Buyrun, buradan yakınız.....
Betül: Nasıl görünüyorum Hüseyincim, bak bana böyle acayip mavi ışıklar yaptılar, gözlükler taktım, saçım, makyajım falan da süper oldu. Ya küpelerim? Çok seksi görünüyorum değil mi?
Hüseyin: Evet, Betülcüm, süpersin, (eliyle onaylıyor) Şahane görünüyorsun, kim tutar seni.
Betül: Evet, evet, öyleyim değil mi?
Hüseyin: Şüphen olmasın.
Betül: Hey, dahası da var. Kıyafetime bak. Taşlı, allı, pullu bikinim, kısa şortum ve ben.
Hüseyin: Çok güzelsin Betülcüm ama bir saniye canım, odada başka güzel ve seksi kızlar da var. Arada onlara da bakıyorum.
Betül: Ben de senin dikkatini çekmek için dans edeceğim şimdi.
Hüseyin: Hey bir dakika, asıl adam benim bu klipte. İşte dj setim ve ben. Herkes bana hayran. Bak Betül, benim de kulaklıklarım var, gözlüklerim var, deri ceketimi de giydim.
Betül: Görüyorum Hüseyincim, sen de çok şıksın. Dur şarkı bölümüm gelmiş "ALIŞIRIM, ZANNETTİĞİM YOOKLUĞUNDAN ACILANMAM"
(Araya giren seksi kadın detayları, duvarlara dönük dans eden kızlar, bilimum kadın ve dans detayı)
VAZGEÇMEK ZOR SENİN O BÜYÜLÜ TUHAF SICAĞINDAN...
(Klibin en seksi bölümü, kadın yüzlerine dökülen sütler, ballar, seksi seksi yenen çilekler ve bilimum meyveler, bu sefer buz ısıran gözleri maskeli kadınlar)
DÖN DEMEYE UTANIRIM ZAVALLI KORKULARIMLA..
...
Oldu çocuklar, görürsem söylerim!!!!