Twitter Updates

21 Ağustos 2009 Cuma

Ajda Pekkan'la Aynı Sahnede Olmak

Diva Açıklaması:

Evet, farkındayım.
Biraz fazlaca "diva" ağırlıklı giden bir blog oluyor. Aslında yazacak, yorum yapacak çok şey var. Ama bir yandan normal bir işe göre daha fazla mesai gerektiren bir işte çalıştığım için kafamda kurguladığım "yeteri kadar zaman"ı ayıramıyorum buraya. Hal böyle olunca "en önemli, en atlanmaması" gereken şeyleri önceliğe alıyorum.

Evet, hala Türkçe müzikte divaları önemsiyorum. Sezen'i de, Ajda'yı da, Nilüfer'i de, Nükhet'i de. B
ir de bu yaz gerçekten diğer yazlardan farklı şeyler oluyor. Onlarla aynı anın içinde olduğumuz karelerin sayısı "birdenbire" arttı. Gece Gündüz programı vesilesiyle yapılan özel çekimler, haberler, yaz olması nedeniyle verilen konserler, önemli dostlar sayesinde girilen stüdyolar, kulisler derken işte böyle ortaya bir "diva yoğunluğu" çıkıverdi. Merak etmeyin, onlarla kafayı bozmuş değilim. En kısa sürede müziğin farklı renklerine dair da yazılar, yorumlar olacak burada. Ama şimdi siz söyleyin...Dün akşam Harbiye Açıkhava'da Ajda Pekkan'la özel bir şey yaşamışız, kariyerinde ilk defa basın mensuplarını da sahne şovunun bir parçası yapmış, bizi beyaz güllerle selamlamış... Böyle bir an es geçilir mi?

Buyrun sizi fotoğraflarla baş başa bırakıyorum.


Ajda Pekkan sahneye işte tam da böyle çıktı. Koruma kılığında dansçıları, şahane seksi beyaz elbisesi, beyaz botları ve yüzünde maskeyle... Herkes için müthiş bir andı...

Ve işte sahnede böyle görünüyorduk. Ben biraz gerilerde kalmışım ama elimdeki NTV mikrofonunu görüyorsunuz. Bir ara Süperstar bize daha da yaklaşıp mikrofonumuza da şarkı söyledi.

Ajda Pekkan sahneye "Stretch" şarkısıyla çıktı. Ardından "Flu Gibi" geldi. Ve bu yaz Ajda Pekkan'a "ardı ardına konserler ve her konserde hınca hınç kalabalıklar getiren" Serdar Ortaç bestesi "Resim" geldi. Doğruya doğru, Süperstar'ı sahnede 2001'den beri izliyorum. Yalnızca üçte ikisi dolmuş Harbiye Açıkhava gecelerini de bilirim. Pekkan, önce Sezen Aksu'yla atağa kalktı. Ve bu yaz Serdar Ortaç'la adeta alev aldı. Bu yazın en kalabalık konseriydi herhalde. Tarkan'dan daha da kalabalıktı, öyle söyleyeyim.
Konserin benim açımdan en güzel sürprizi Solar Beach'te de söylediği "Sihirli Aşk"ı hemen unutmamış olması ve Ajda'93 albümünün sevdiğim şarkılarından "Oyalama Beni"yi uzun bir aradan sonra repertuvarına almış olması oldu. Yahu bir de ben uzun zamandır "Kabus Gibi Gelme Üstüme", "Bir Resmin Yok Bende" ve "Yalancı Dünya" diye inliyorum. Keşke beni duysanız, Süperstarım... Hani bir ara, aklınızda olursa...

Ajda Pekkan kaç kıyafet değiştirdi hatırlamıyorum ama her biri birbirinden göz alıcı, görkemli ve seksiydi. Daha önce de yazdım. Ajda Pekkan'ın hayat ve zamanla kurduğu ilişkinin dünya üzerinde bir eşi benzeri yok. Varsa, buyrunuz dile getirin, sözümü geri alayım.

Konserin en önemli anı Tarkan'ın "Kimler Geldi Kimler Geçti" şarkısı eşliğinde sahneye gelmesi oldu. Herhalde son on yılın en önemli anlarından biriydi Türkçe pop müzik için. Ve ikisi sahnede gerçekten çok uyumlu görünüyordu. Birlikte bir şeyler yapmayı düşünmeliler acilen. Hele Ajda Pekkan'la Tarkan'ı "Hepsi Senin mi?" söylerken izlemek kolay kolay unutulacak bir an değil. Tarkan elbette şarkıyı "Ah Süperstarım aacayipsin" diye değiştirerek söyledi. Tam yerine rast geldi, manzara koydu... Ve işte aşağıdaki gördüğünüz 2 karede de "bir avuç şanslı medya mensubu, yani biz"...


20 Ağustos 2009 Perşembe

Giderek, Çoğalarak: Yalın

Salı akşamı Yalın'ın Harbiye Açıkhava konserindeydim. Yalın'ı ilk kez sahnede, yine Harbiye'de 2005 yılında, ikinci albümü Bir Bakmışsın'ın hemen ardından izlemiştim. Deli bir kıyamet kopmuştu o zamanlar, hatırlayacaksınız. Yalın önce "Zalim (Ellerine Sağlık)" şarkısıyla ortalığı kasıp kavurmuş, albümde yer alan diğer şarkılarıyla kısa sürede herkesin konuştuğu müzisyen olmuştu. Daha önce de yazmıştım, benim Yalın'la ilgili o zamanlardaki fikrim farklıydı. Yalın'ı daha önce niceleri gibi biraz "sabun köpüğü" buluyordum. Çeşitli sebeplerden "gelip geçici bir rüzgar" olabileceğini düşünüyordum. Ama öyle olmadı.

Yalın'ın sonraki albüm ve canlı performanslarındaki müzikal gelişimini adım adım ve heyecanla takip ettim. 2005 yılında ilk kez Harbiye Açıkhava sahnesine çıktığında çok daha ürkek ve korkaktı Yalın. Her seferinde aşama aşama biraz daha iyi oldu. Sahne hakimiyeti arttı, performansı güçlendi. Ve 2009'da, yani bu salı akşamı Harbiye Açıkhava'da izlediğim Yalın, nefes kesiciydi.
Onu daha da yıldızlaştıran şey yalnızca yorumu da değildi. Sahne şovundan görsellerine, kıyafetlerinden sahne grubuna kısacası sahne üzerindeki en küçük detaya kadar baştan sona kusursuz hazırlanmış bir Yalın vardı sahnede. Kendinden çok daha emin, sahneye ve seyircisine çok daha hakim ve de ayakları çok daha sağlam yere basan bir müzisyen olmuştu. Konser sonrası katıldığım "after party"de, kendisine de bu hislerimi aktardım.

Gelelim biraz sahneden detaylara....


- Yalın,sahneye gelmeden önce Açıkhava'yı boydan boya kaplayan siyah bir perdeye kulisten görüntüler yansıtıldı. Kuliste hazırlanırken gördüğümüz görüntülerde Yalın, müzisyen arkadaşlarıyla "Yalnızlığım" şarkısını söyledi, sonra sahne kıyafetlerini giydi, merdivenlerden yavaş yavaş indi ve sonunda siyah perde yırtıldı... Yalın "Aşk Ne Demek" şarkısıyla sahnede göründü.

- Yalın'ın müzisyen arkadaşlarını tebrik etmek istiyorum. Sahne grubu gerçekten müthiş. Öyle güçlü ve enerjik çaldılar ki hem seyirciler hem de Yalın için çok büyük bir motivasyon olduğunu hissettim. Ayrıca şarkıların sahne düzenlemeleri çok daha farklı ve güzeldi. Bence Yalın bir an önce bu sahne grubuyla bir "canlı konser" albümü kaydetmeli. Aslında üzerine bir de "DVD" olsa ne güzel olur.

- Konserin tamamı neredeyse "Yalın ve Yurttan Sesler Korosu" şeklinde geçti. Yalın'ın ateşli hayranları neredeyse bütün şarkıları Yalın'la beraber çığlık çığlığa söyledi. Açıkhava tarihinin en kalabalık günlerinden birini yaşadı.

- Konserde "Yalın'ın Odası" adlı akustik bir bölüm de vardı. Yalın, birkaç şarkısını, elinde tek gitarıyla söyledi. Şarkıların ilk yapıldığı naif haliyle de diyebiliriz. Bu bölümdeki sürpriz şarkılardan biri Bengü'nün son albümüne verdiği "Özetle Ben Aşığım" şarkısı oldu. Bu bölüm, en sevdiğim bölüm oldu.

- Son albümde yer alan "Ki Sen" şarkısına sıra geldiğinde ise Açıkhava'da adeta küçük bir kıyamet koptu. Bu şarkıyı ilk kez geçen sene Rumelihisarı'nda söylemişti Yalın. "Ben Bugün" albümü çıkar çıkmaz da ilk hit olan şarkılardan oldu. İkinci klip büyük bir ihtimalle bu şarkıya çekilecekmiş. Şarkıda özelikle "tenhalaştı kahvaltılarımız" bölümü bana da pek dokunuyor.


- Yalın, gecenin finalini Ahmet Koç'un bağlaması eşliğinde, albümün çıkış şarkısı "Ah Be Kardeşim"le yaptı. Aslında bu şarkının çok daha erken söylenmesini bekliyordum. Yalın konserine bu şarkıyla çıkmalıydı bence. O zaman çok daha görkemli bir açılış olurdu diye düşünüyorum. O ise eski şarkılarıyla çıkmayı tercih etti.


- Geceye son noktayı ise sahneye "eskici" arabası içinde getirilen DJ setiyle Birol Giray koydu.
"Ah Be Kardeşim’’ için yapılan remix ilk kez seyircilere dinletildi. Remix olur da koltuklarda oturmak mümkün olur mu? Açıkhava bir anda, boydan boya bir gece kulübüne dönüşüverdi. Şarkının remixinin ise önümüzdeki günlerden itibaren radyolarda yayınlanmaya başlayacağını da belirterek biz de burada yazımıza noktayı koyalım...

9 Ağustos 2009 Pazar

Rock Yükseliyordu, Foça'ya Giderken...

Hayata ve İstanbul'a kısa bir ara. Yazarınız Çarşamba akşamı hem tatil yapmak hem de nefis hazırlanmış bir festivali izlemek üzere Foça'ya gidiyor. Aslında biliyorsunuz, bu festival ilk kez bundan 4 yıl önce Edremit'in Zeytinli ilçesinde yapılmaya başlanmış ve 4 yıl boyunca orada kendini geliştirerek devam etmişti. Bu yıl Zeytinli Belediye başkanı değişince, onlar kendi anlayışlarına göre başka bir festival yapmaya karar verip bu festivale de "güle güle" deyince, yeni adresimiz "Foça" olarak belirlendi. Bence kesinlikle böyle daha iyi bile oldu. Aslında festival "göçebe" bir hale bile gelebilir önümüzdeki yıllarda. Düşünsenize "Rock Tatili" adıyla her sene başka bir koyda, başka bir sahilde gezer dururuz. Hem şahane bir tatil yaparız, hem de fıstık gibi konserler izleriz. Festivalin bu yılki programı da bugüne kadar yapılanın en iyisi.

13 AĞUSTOS PERŞEMBE

01:15 -02:30 LORDİ
23:30-00:30 PENTAGRAM
21:45-22:45 EPİCA
20:30-21:15 ÇİLEKEŞ
19:30-20:00 BLACK TOOTH
18:30-19:00 METOBOY

14 AĞUSTOS CUMA

01:00 -02:30 DUMAN
23:15-00:00 OGÜN SANLISOY
21:45-22:30 KARAPAKS
20:30-21:15 ÖZTÜRK
19:15-20:00 GREN
18:15-18:45 KÜL

15 AĞUSTOS CUMARTESİ

00:45-...... MOR VE ÖTESİ
22:30-00:00 KURBAN
21:00-21:50 YASEMİN MORİ
19:40:-20:30 BaBa Zula
18:30-19:10 DİNAR BANDOSU
17:30-18:00 MARSİS

16 AĞUSTOS PAZAR

01:15 -02:30 T E O M A N
23:30-00:30 MOĞOLLAR
21:45-22:45 YÜKSEK SADAKAT
20:30-21:15 TİBET AĞIRTAN
19:30-20:00 MAGICK
18:30-19:00 KOLPA

Teoman'dan "Vicdan" Çağrısı

Teoman'ın bugün Hürriyet'in Pazar ekindeki açıklamaları çok önemli. "Çoban Yıldızı" şarkısının klibinde bir askerin gözünden "savaş"ı anlatan Teoman, bugünlerin çok önemli ve kritik olduğunu söylüyor. Aşağıda onun sözlerini aynen alıntılıyor, altına imzamı atıyorum. Herkesin bir an önce "vicdan"ı hatırlaması gerekiyor.

"Zaman bizden yana değil. Ama sanki şu an bir umut söz konusu. Kaçırılmayacak bir fırsat. Türkiye’nin bu kritik anında iki seçenek var. Birincisi şimdiye kadar işe yaramamış formülleri uygulayıp “etle tırnak”, “birbirine kız vermek, almak”, “birlikte vatanı kurtarmak” gibi klişelerle yine bildiğini okumak. Ya da kavramlardan, klişe sözlerden vazgeçip, sadece vicdana sığınmak. Artık boş lafların, kullanıla kullanıla eskimiş kavramların konforuna sığınmak için çok geç. Herkes için, yeni bir şey söyleme zamanı geldi. Bir şarkıcı olarak ben insanlara vicdanı hatırlatmak için bir şarkı-klip yapabiliyorum sadece. Üzerimizdeki ölü toprağını atmanın, tekrar eski vicdanımıza kavuşmanın, bir ülkenin vatandaşı olmanın tereddütsüz gururuna ulaşmanın tam zamanı şu an. Acele etmenin, çabuk olmanın da tam zamanı. Biz sıradan, vicdanlı vatandaşlar için, dünya görüşümüz ne olursa olsun, bize barışı vaat eden her tür gücün, siyasi iradenin arkasında olmaktan başka seçenek yok."

Gecikmiş Olarak Huzurlarınızdayız Efendim: Muazzez Abacı- Bülent Ersoy

İşlerin yoğunluğu sebebiyle bir süre bloğumu ihmal ettim. Bu sebepten de "güncel"i biraz kaçırmış olduk. Mesela haftaya acaip bir başlangıç yaptığımı ancak şimdi söyleyebiliyorum. Gerçi Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda yaşadığım gece öyle kolay kolay unutulacak cinsten değil. Muazzez Abacı ve Bülent Ersoy'un verdiği ikili konserden bahsediyorum. Bir zamanlar "fırtınalar koparan", ki bu deyim hafif kalır, "iklim değiştiren" iki dev aynı sahnedeydi geçen hafta başında. Belki de bir daha tekrarı olmayacak bir buluşmaydı. Gidilmek zorundaydı. Ki zaten Türk Sanat Müziğine, özellikle Muazzez Abacı'ya özel bir saygı, sevgi duyarım. Bülent Ersoy'un kendi bölümünü açtığı "hakiki"-klasik Türk müziği eserlerini bilemem belki ama genel olarak çocukluğumuzdan, gençliğimizden kulağımızda yer etmiş, sonradan da keşfederek sevdiğimiz bir Türk Sanat Müziği defteri vardır kalbimizde.



Muazzez Abacı, her zaman bana çok sahici ve samimi gelmiştir. Teknik olarak ne kadar büyük bir yorumcu olduğu tartışılmazdır ama benim Muazzez Abacı'da en çok sevdiğim şey insanı cam gibi kesen yorumudur. Söylediği her şarkıyı dibine kadar kendine kuşanarak, oradaki duyguyu giyinerek söyler. Her bir kelimeyi, her bir vurguyu, kırgınlıkları, pişmanlıkları, mutsuzlukları, kederleri, keyifleri söylerken adeta bir kere daha yaşar sahne üzerinde. Onu bu ilk canlı izleyişimde yanılmadığımı, beni yanıltmadığını gördüm. İnsanların yüzlerinin, seslerinin, bakış ve görünüşlerinin ruhlarından, kalplerinden beslendiğini, etkilendiğini düşünürüm. Hani "kalbindeki güzellik yüzüne vurmuş" deriz ya, O gece Muazzez Abacı'nın da kalbini yüzünde okudum sanki. Şöyle bir hal içinde olmalıydı. "Yorgun ama güzel yaşamış, hatıralarını güzel saklamış, çok sevmiş, aşk için ne ateşlerden atlamış, gözü pek, ama asla pişman olmamış, dimdik, gururlu, bir o kadar naif, hak yememiş, kıymet bilmiş, kıymet vermiş, egosuna yenilmemiş, sanki hiç kibir duygusu bilmemiş ve onca yıldan, zamandan, hayattan ve aşktan sonra hala küçücük, her an kalbi kırılacak kadar sınırda, yaramaz ama sevimli bir kız çocuğu olarak kalabilmiş." Ve hala öyle yakıyor ki sesi... Bütün yaşadıklarını ayna gibi aktarıyor. Yılların bütün izlerini duyuyorsunuz sanki. Daha çok yaşayınız sayın Abacı...

Bülent Ersoy'u ise "yorumsuz" bırakmak istiyorum. Bazen bir şeyler söylemektense, "susmak" daha iyidir. Ama şu kadarını söyleyeyim, Muazzez Abacı gibi bir yeri yoktur bende. Ama özel bir değerdir, her şeyiyle "kendine has"tır. İlginçtir, farklıdır ve elbette Türk Sanat Müziği için çok önemlidir. Mutlaka onu da sahnede canlı izlemek gerekir. Ben de izledim ve hafızama kaydettim. Sizi fotoğraflarıyla baş başa bırakıyorum...


4 Ağustos 2009 Salı

Tarkan Notları...

Cumartesi akşamı, Harbiye Açıkhava'dayız... Her yıl olduğu gibi, kendi yapım şirketi Hitt Muzik'in organize ettiği "Avea Açıkhava Konserleri"nin açılışı yine Tarkan'dan. Açıkhava Tiyatrosu belki de tarihinin en kalabalık gecelerinden birini yaşıyor. Taş üstünde taş kalmamış, iğne atsan yere düşmez bir haldeyiz. Açıkhava'nın her bir karışı, köşesi insanla dolu. Önce "vay be" diyorum. Çünkü Tarkan, uzun zamandır eski günlerinin gücünde hit şarkı çıkaramıyor. Son albümü "Metamorfoz" o kadar büyük ilgi görmemişti, zaten İngilizce albüm döneminden bir düşüş var kariyerinde, buna rağmen nasıl oluyor da bu kadar doldurabiliyor?

Biraz gelen kitleyi inceleyince şüphelenmeye başlıyorum. Gerçek, sonrasında ortaya çıkıyor. Bugün Hürriyet'te Cengiz Semercioğlu da yazdığı üzere "kapasitenin üzerinde promosyon bilet ve davetiyeler" dağıtılmış. Hal böyle olunca zaman zaman kımıldamak bile mümkün olmuyor Açıkhava'da.

Tarkan'ın korkusunu iyi anlıyorum. Tarkan'la ilgili bütün umutlar yeni albüme bağlanmış durumda.
Bakalım eski popüler günlerine dönecek mi? Yine Tarkan albümü çıktığında köşe bucak, dağ, tepe, toprak kıyamet kopacak mı?

Tarkan yavaş yavaş ellerinden kayıp gittiğini çok iyi görüyor popülerliğinin. Daha doğrusu çağın çoktan değiştiğini, bu değişen çağda artık onun gibi "büyük", "mega", "süper" starlara; onun zirvede olduğu dönemki gibi "geniş" yer olmayacağını, pastanın çok parçalara bölündüğünü, internet sayesinde artık yalnızca "şarkı"lık parlamalar olduğunu, kendisinin son büyük starlardan olduğunu anlıyor olmalı. O yüzden de korkmakta, "promosyon davetiye ve bilet dağıtarak" ve hatta konser gecesini "seyirci bölünmesin" diye tek gecede sınırlı tutmakta haklı. Ama son birkaç yıldır ve o gece performansını izlemiş biri olarak benim de gönlüm Tarkan'ın yapabileceğinin en iyisiyle Türkçe müzikte üst sıralarda kalmaya devam etmesini istiyor. Çünkü Tarkan gerçekten hala hem yorum hem de sahne olarak çok iyi.


GECEDEN NOTLAR:

- Mekanın kapasitesini aşan kalabalık bazen epey sinir bozucu bir hale gelse de, yine de Harbiye Açıkhava'yı böylesi bir coşku içinde görmek inanılmazdı. Düşünsenize herkes hep bir ağızdan bütün şarkılarınıza eşlik ediyor ve neredeyse herkes ayakta kendini kıvrak ritmlere bırakmış. Alkış, ıslık, kıyamet...Bir sanatçının yaşayacağı en büyük mutluluk olsa gerek.

- Tarkan bu yıl "daha akustik ve sade" düzenlemelerle söyledi şarkılarını. Son yıllarda yükselişe geçen "akustik akım" adına çok doğru karardı. Ama bütün konserin akustik olması zaman zaman sıkıntı yarattı. Herkesin ortak kanısı, bu "akustik" meselenin konserin ancak bir bölümü olabileceği, Tarkan'ın Şımarık, Kır Zincilerini, Hüp, Kuzu Kuzu gibi hitlerini mutlaka elektronik müzikten beslenerek yorumlamasının daha iyi olacağıydı.

- Repertuvarın genel olarak düzenlenmesinde ve akışta bazı sorunlar vardı. Slow ve hareketli şarkıların yerleştirilmesi biraz tuhaftı. Bir anda "Hüp"le temponun doruklarına çıkarken, sonraki şarkı "Özgürlük İçimizde"yle bir anda yerlere serildi seyirci. Sanki biraz daha birbiri içinde bağlantılı ve dengeli gitmeliydi şarkı sıralaması.

- O gece bir kez daha anlaşıldı ki Tarkan, Türkçe pop müzikte özel ve güçlü bir diskografiye sahip.
Yukarıda saydığım hızlı şarkılarının yanı sıra Dön Bebeğim, Kış Güneşi, İkimizin Yerine, Unut Beni, ve İnci Tanem gibi slow klasiklerin herkesi hala nasıl ilk gün gibi etkilediğini kaydettim. Tarkan'ın yeni albüm sürecinde en büyük ipucu bu olmalı. İhtiyacı olan tek şey iyi, güçlü ve naif şarkılar.

- Tarkan konserine başlarken "bu sefer yabana attığı, konserlerinde uzun zamandır" söylemediği şarkılara da yer vereceğini söyledi ama "Müzik Gazetesi" editörü arkadaşım Ahmet Kamil'in de tespit ettiği üzere "öyle" bir şey pek olmadı. Ahmet de yazısında aynen şöyle yazmış: "Un
utulan şarkılardan biri Tarkan’a göre “Dön Bebeğim” olunca beklentilerimizi küçülttük. Zira bu şarkı en çok bilinen ve her konserde söylediği şarkılardan biriydi....Oysa asıl sürpriz “Gitti Gideli, Aşk, Beni Anlama, Yandım, O’na Sor, Her Nerdeysen, Gitme” gibi şarkıları söyleseydi yaşanacaktı. Tarkan bu şarkıları yok saydı." Aynen katılıyorum. Ve hatta "Uzak, Verme, Gecenin Ürkek Kanatlarında, Biz Nereye, Bekle." Keşke, yani...

2 Ağustos 2009 Pazar

Fatih Melek'in "Taş- Kağıt- Makas"ı

Bu blogu ilk açtığım günlerde önermiştim onu size. "Acayip yazılar yazıyor, çok yetenekli, süper fikirleri var, mutlaka takip edin" diye... Dün akşam kendileri yine yaptı yapacağını. Bu yaz peşi sıra albüm yayınlayan üç divamızı; Ajda, Sezen ve Nilüfer'i "özel" bir dosya ile anlatmış. Bulduğu "üst başlık" şahane. (Yaratıcılıkta son noktayı koymuş yani, geçmiş olsun!!!)

Fatih gitmiş üç divayı çocukluğumuzun oyunu "taş-kağıt- makas"la birbirine kırdırmış. Sözünü de hiç sakınmadığı için ortaya bu yazın en güzel dosyası çıkmış. Heyecanla, zaman zaman tatlı bir kıskançlıkla okudum. Cesaretine bir kere daha hayran oldum. Bu nefis dosyayı, onun izniyle kendi blogumda da yayınlamaya karar verdim. Katılmadığım yerler elbette var ama öyle tespitler yapmış ki üzerine tek kelime koyamam. Buyrun efendim, bir de buradan okuyun. Bu yazıdan sonra "hala Fatih'i okumayanlardansanız", e bir daha düşünün....

Türk Pop’unun üç büyük ve saygıdeğer ismi yeni çalışmalarını bu yaz peşpeşe sundular. Bunlardan biri single (Ajda- Resim), diğeri eski şarkıların yeni versiyonlarıydı (Sezen – Yürüyorum Düş Bahçelerinde) ama olsun. Nilüfer’in tümüyle yeni şarkılardan oluşan albümünüyle beraber her zaman yaşanmayacak bir buluşma yaşıyoruz bu yaz.

Üç büyük ismin ve çalışmalarının kendilerine göre artıları ve eksileri mevcut. Hepsi bir yerde kazanırken bir yerde kaybediyor. Dolayısıyla üç çalışmanın hiçbiri maalesef kusursuz değil. Bu yüzden taş-kağıt-makas oyununu hatırlattılar bana, yazının konsepti de o oldu.


TAŞ: AJDA PEKKAN- RESİM

Eh yani, bacaklarına ve enerjisine bakarsanız, taş elbette Ajda olacaktı. Geçtiğimiz yaz yaptığı “Aynen Öyle” albümünden aynı isimli bir hit ve “Flu Gibi” adında bir başka hit daha çıkaran, “Stretch” gibi hayran favorisi bir şarkı yapan Pekkan, bu yaz iki açıdan hayalkırıklığına uğrattı beni. Birincisi b-side bile içermeyen, aynı şarkının iki versiyonundan ibaret bir single çıkarmasıydı. En azından ilkine yakışan bir ikinci şarkı daha olabilirdi CD’de. İkincisi ise Serdar Ortaç ile çalışmasıydı elbette. Türk Pop’unun seri katilinden aldığı parça tam Ortaç’a yakışacak şekilde şarkı sözü saçmalığına yeni bir boyut getirmiş. Volga Tamöz’ün düzenlemesi en sıradan diskolara layık. Fakat işin bu sefer farklı olan kısmı Ajda’nın hiçbir zaman kusur içermeyen yorumu. Yani bu kadar gereksiz bir şarkıyı bile öyle güzel söylemiş ki insanda beynin kelimelerin manasını algılayan kısmını kapatıp peşpeşe dinleme isteği uyandırıyor. Ya da kısaca sarhoş olup işte… Veya aptal. Neyse tehlikeli sulara giriyorum.

Murat Yeter’in düzenlemesi şarkıya birazcık klas getirmiş. Bu doğru mudur yoksa altyapı farklılığından yanlış mı algıladım emin değilim ama sanki iki versiyon için Ajda iki kere okumuş şarkıyı. Eğer öyleyse remix denen kavrama yeni bir bakış açısı getirmiş, kendi şarkısını cover’lamış oluyor Ajda. Bence bu yorumu daha güzel, ya da dediğim gibi tek bir yorum var ama Yeter’in aranjesi daha iyi parlatmış.

KAĞIT: NİLÜFER- HAYAL

Açıkçası albüm biraz boş olduğu için kağıt seçtim Nilüfer’i. Beni çok şaşırtan birkaç şey var ama çalışmada. Birincisi Sinan Akçıl’ın albümü kurtarıyor oluşu. Gerçi bir albümü bu kurtarıyorsa asıl albümün haline üzülmek lazım ama ben Akçıl’ı tebrik etmeyi tercih edeceğim. 11 şarkının ilk ikisi Tanrım ve Bir Bilseydin hem Nilüfer’e yakışmış, hem hareketli ve slow şarkılar kulvarlarına ayrı ayrı katkıda bulunmuş hem de hit potansiyeli taşımışlar. Sözlerini pek sevmedim ama onu başaran az şarkı çıkıyor zaten.

Şaşırtan şeylerden bir diğeri Nilüfer’in kendini nasıl değerlendireceği konusunda hiçbir fikri olmaması. Sen önceki albümde mükemmel bir hit ve mükemmel bir şarkı yaz (Karar Verdim), peşine destekleyici şarkılar yazma yeteneğin olsun (Hoşuna Gider Mi?), bu albümdeki en güzel sözlerden birini (Olmadı Gitti) ve eski şarkılarından mükemmel Dokunsalar Ağlarım’ı andıran yeni bir şarkı yaz (Unutmadım) ama yine git albümü Sinan Akçıl’a Mete Özgencil’e emanet et. Yıllar önce bir röportajında şarkı yazma konusunda tembel olduğunu söylemişti sanatçı. Bence kendisine ve bizlere yazık ediyor.


Kendini değerlendirme demişken Nilüfer’in yorumunda da değişiklik var artık. Bu yazıdaki üç isim de yaşın getirdiği bir şey olsa gerek şarkıları bağıra çağıra söylemekten hoşlanıyor. Fakat artık bunun hakkını veren sadece Ajda var. Nilüfer çoğu şarkıda o kadar gereksiz yükseltiyor ki sesini albümü yan odadan dinleme ihtiyacı hissediyorsunuz. Örneğin Yaramaz gibi son derece sinir bozucu bir şarkıda Çile Bülbülüm nağmesi yapmaya ne gerek var? Sadece daha da sinir bozucu oluyor. Bir de aranjesine dikkat çekmek lazım, Nilüfer kendinden çalıp tekrar “Mavilim”i yapmış adeta.

Albüm ilk videosu “Bir Bilseydin”in PowerTurk tarafından reddedilmesi ve Kral TV’nin misilleme olarak şarkıyı anında bir numaraya taşımasıyla da konuşuldu. Klip yayınlamak için can atılacak kadar güzel değil ama PowerTurk’te bu kalite merakı ne zaman peydah oldu o da merak konusu. Nilüfer’in sonunda yaşını göstermeye başladığı bu kliplerin yerine ben olsam “Olmadı Gitti”yi, “Bir Liste”yi ve “Tanrım”ı tanıtırdım. Veya da madem Nilüfer’in yerinde hayal ediyorum kendimi tüm albümü kendim yazarak başlardım işe. Çünkü bence onyıllar sonra ilk defa şarkı yazarlığı yorumculuğu ve güzelliğinin önüne geçiyor. Bu değişime ayak uydurursa daha yıllar boyu mutlu mesut dinleriz kendisini.


MAKAS: SEZEN AKSU- YÜRÜYORUM DÜŞ BAHÇELERİ'NDE

Kolaylıkla içimi kanattığı için Sezen Aksu’yu da makas seçtim. Belki son on yıldır eleştirilecek şeyleri var artık ama şarkı yazışı kesinlikle onlardan biri değil. Hayranlarının halen toz kondurmadığı yorumuna benim için katlanmak zor ama başka sanatçılara verdiği eserlerini topladığı yeni albümünü özetlemek için iki kelime yetiyor: Şarkıların hatırına. Hatta belki de albümün ismi bile bu olmalıymış.

İki CD’lik çalışmada bir tane şarkı yok ki orijinal yorumcunun versiyonuna tercih edesiniz (Ferhat Göçer’inkiler hariç). Sezen yanlış söylemiyor ama kelimeler ağzından sanki zorla çıkıyor ve müziğe oranla geç kalıyorlar. Bu yüzden ne efkarlanırken ne de dans ederken eşlik edebiliyorsunuz şarkılara. Zaten albümü hoparlörden dinlemek biraz daha kötü yapıyor işleri. Neden bilmem ama kulaklıkla dinlemeyi tercih ederseniz Aksu’nun yorumunun biraz daha iyileştiğini fark edeceksiniz.

90’larda verdiği birçok şarkıya zaten deli oluyordum ama 2000’lerde Ebru Gündeş’e, Levent Yüksel’, Ferhat Göçer’e verdiği için dikkatimden kaçmış şarkıları yakaladım bu albümle. “Kaçak”, “Takvim” ve özellikle “Uslanmadım” çok güzel şarkılarmış. Orijinali tam anlamıyla kusursuz olduğu için yeni versiyonları gereksiz olanlar da var (Lal, Yok Ki, Bile Bile, Elveda), sırf Sezen’in tarzından farklı olduğu için merakla dinlenenler de (Kibir, Çakkıdı). Toplamadaki en güzel şarkılardan biri ise ben aşık olduktan epey sonra hayranların da uğruna çıldırdığı, orijinalini Göksel’in söylediği “Kurşuni Renkler”. Bu şarkıdan çok daha vurucu olan Elveda’nın ise yeni hali hiç hoşuma gitmedi. Aşkın Nur Yengi’nin yorumundan öteye gidemez zaten bu parça benim için. Kendisinin de söylediği en güzel yavaş şarkılardan biridir.

Albümün güzel tarafı Sezen’in Aykut Gürel’le tutturduğu kimyaya şahit oluşumuz. Bir de kapağın tasarımı gerçekten ilham verici olmuş. Geçen seneki oldukça kişisel “Deniz Yıldızı”ndan sonra böyle popüler bir çalışmanın geleceği belliydi zaten. İçeriği de bunu hatırlayarak değerlendirmek gerekiyor.

OYUNUN SONU

Sonuç olarak Ajda yorumculuğuyla Sezen’i kırdı, Sezen şarkılarıyla Nilüfer’i kesti, Nilüfer ise şarkı yazımındaki yeteneğiyle ve bütün bir albüm çıkarmasıyla Ajda’yı sardı. Hayranlar da dinleyip mesut oldular.

Albümlerden birer öneri:

1- Ajda Pekkan – Resim (produced by Murat Yeter)
2- Nilüfer – Olmadı Gitti
3- Sezen Aksu – Uslanmadım



Yazı: FATİH MELEK
www.fatihmelek.net