Twitter Updates

30 Temmuz 2009 Perşembe

Sıla'nın İmzası....

Sıla'nın yeni albümü "İmza"yı daha ilk çıktığı günlerde dinledim. Belki benim ters bir yanıma gelmiştir diye zamanın askısına bırakıp demlenmesini bekledim. Dün gece itibariyle bir kez daha dinleyince, ardına da nefis ilk albümünü ekleyince, durumun net bir şekilde ayrımına vardım. Ne yazık ki Sıla'nın yeni albümü "İmza" vasat ve sıkıcı.

Zaten Sıla'yla ilgili bir dinleyici- müzisyen ilişkisi sürdürmek istiyorsanız aykırı, sert ve farklı çıkış şarkısı "...dan Sonra"yı baştan unutacaksınız. Çünkü Sıla'dan öylesi ayrık otu bir gelecek bekleyenler daha ilk albümün ikinci klibi itibariyle hayal kırıklığına uğradılar. Zaten albümde de "...dan Sonra" dışında diğer bütün şarkılar aynı "farklı" telden çalıyorlardı. "...dan Sonra" albüme son anda eklenmiş, albümün genel yapısıyla bağ oluşturmayan bir şarkıydı. Ama yine de umut vardı. İlk albümde taş gibi baladlar söylüyordu Sıla. "Kenar Süsü", "Bıktım", "Egeli Lodos", "Köşe Yastığı", ve "Korkma" gibi... Ve zeki sözlerle donatılmış eğlenceli melodiler: "Cebren ve Hile ile", "Ne Desem İnanırsın", "Dön Demeyi Unuttum" ve elbette "Rus Ruleti".... Açıkçası çok heyecanlanmış, yeni kuşağın Sezen Aksu'su geliyor demiştim. Ama ikinci albüm "İmza" beni hayal kırıklığına uğrattı.

Albümün çıkış şarkısı "Sevişmeden Uyumayalım"ı iki sebepten sevemedim. İlki nakaratının Sezen Aksu hiti "İkili Delilik"e olan benzerliği. İkincisi ise klibinde zorla ve inatla gözüme gözüme sokulmaya çalışılan Sıla'nın son derece yapay "seksi" halleri. Ben kaçtıkça üzerime üzerime geldi Sıla'nın göğüsleri. Ne gerek vardı buna bu kadar anlayamadım. Bana göre hiç de estetik değildi, aksine zorakiydi.

Albümü genel olarak sıkıcı bulmamın sebebi ise hem müzikler hem de genel olarak düzenlemeler. Sıla, söz yazarlığıyla yine etkiliyor. Albümün tek etkilendiğim noktası bu oldu zaten. Ama öyle sıkıcı melodiler ve düzenlemeler var ki, albümün sonunu iki dinleyişimde de zor getirdim. Herhalde her şey biraz aceleye geldi diye düşünüyorum. Daha uzun boylu bir zaman geçmeden apar topar stüdyoya gidildi, ilk albümün başarısından zaman kaybetmeden faydalanılmak istendi ve ortaya çıkan sonuç da bu kadar oldu sanırım....

Albüme dair tek hoşuma giden şey "İnşallah" klibi oldu. Biliyorsunuz Sıla, imaj olarak da oradan oraya savrulmuştu ilk albüm boyunca. Aykırı, erkeksi kızdan, masum kadına, sonra Ciclon'la arada derede Gülşen-Sezen Aksu hallerine...Ve nihayet "İnşallah" klibinde siyaha boyattığı saçları ve doğallığıyla en iyi görünümüne kavuşmuş kendileri. Şimdi söylediklerine ikna ediyor beni. Yani bu kızın duru ve doğal şarkıları var, ama nedense hep zoraki ve abartılı görsellerle karşımıza çıktı.

Albüme gelince, Sıla'dan daha iyi şarkılar gelene kadar ben ilk albümü dinlemeye devam edeceğim. Daha iyisini yapabileceğini bildiğim için de yazdım zaten...

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Nükhet Duru..."Zaten"...

Gelelim Nükhet Duru'ya. Önce kendisiyle ilginç ikinci karşılaşmamızı anlatmak istiyorum.

Nisanın son günleri, 2009.

Doğum günüme çok az bir süre kalmış. Her sene olduğu gibi bir parti vermek niyetindeyim. İçimde tuhaf bir sıkıntı var. Bir yanım hiçbir şey yapmamaya meyilli, öbür yanım "güzel" olacağına dair beni ikna etmeye çalışıyor.

1 mayıs günü, "güzel olacağına inanan" yanımla mesaj atmaya başlıyorum arkadaşlarıma. Parti haberini ve detaylarını geçiyorum. Sonra aynı gecenin akşamında birden bir şey oluyor. Tuhaf bir huzursuzluk, herhalde bir şeylere takıyorum, mesele ediyorum ve ani bir kararla partiyi iptal ediyorum. Yarıya yakın mesaj gönderdiğim arkadaşıma bu sefer "iptal" mesajı geçiyorum...

Ertesi gün, yani doğum günümde alabildiğine bir boşluk içindeyim. Kendimi epey de hazırlamışken "yahu ne güzel arkadaşlarımı görecektim, şimdi ben ne yapacağım" diye kalakalmışım.
Derken bir anda kendimi bir arabanın içinde, Mete Özgencil sayesinde Nükhet Duru'yla yan yana otururken buluyorum. Önde Mete ile Ahu. Arkada Nükhet ve ben... Şaka gibi, stüdyoya gidiyoruz... "Ay senin bugün doğum günün mü, sen de mi boğasın" diyor bütün şefkatiyle Nükhet... Kendisiyle "Gece Saat On İki" albümü döneminde yaptığımız bir röportajımız var hafızada... Ahu, Nükhet'in yeni şarkısını dinletiyor bana. Kısa bir süre önce Mete Özgencil sesinden dinlemişim "Beni Sil Beni Geç"i..Şimdiyse karşımda gürül gürül Nükhet yorumuyla, bitmiş haliyle duruyor şarkı. "Denememişsen kendini/ bilmiyorsundur demek/ Ben de mi öğreneceksin sevmeyi"..


Ve Stardium'un stüdyosundayız. Nükhet Duru, uzun bir aradan sonra yeniden Mete Özgencil'le çalışıyor bu albümde. Ve o gün (benim doğum günümde) tam 4 şarkının birden kaydı var. Önce "Zaten"le başlıyor Nükhet Duru. Albümün isim şarkısı bu. Öyle duvara çakan bir şarkı ki mecburen yamuluyorum. Kısa sürede okumayı bitiriyor Nükhet. İlk defa bir albümün kayıt aşamasına tanıklık ediyorum. Herkes bu kadar hızlı mı okur bilemiyorum ama Nükhet Duru, çok kısa sürede istenen, gereken her türlü duyguyu taş gibi veriyor ve defter yaprağı çevirir gibi diğer şarkıya geçiyor. Bense bu hız ve güçlü yorum karşısında sadece şaşkınım...

Sıradaki şarkı "Gönlüm". Albümdeki diğer bütün şarkılar gibi Mete'nin yazdığı bir şarkı bu. Aslında modern bir türkü demeliyiz. Nefis sözleri ve alabildiğine sade alt yapısıyla uzaklara bir yolculuk yapıyoruz hep birlikte. İki kerede okuyor şarkıyı Nükhet. Sonra bir iki küçük rötüş ve hop başka bir şarkıya geçiyoruz. Bu sefer püfür püfür esen bir şarkı var sırada: Madem... Suat klasiği "Akşam üzeri- beyaz şarap- buzlu badem" üçlüsüne yeni bir eşlikçi geliyor. Ve böyle şen şakrak bağlıyoruz günü geceye. Hayatımda yaşadığım en farklı, en tatlı ve elbette en sürpriz doğum günlerinden biri oluyor... Özenle kaydediyorum kalbime..


Ve 26 Temmuz Pazar gecesi, Harbiye Açıkhava'dayız.
Konser sonrası kulis penceresinde Ahu'yla "Beni Sil, Beni Geç"i okuyoruz bağıra çağıra. "Beni sil, beni geç/ Ben beni tanırım/ Beni sil, beni geç/ Ben seni tanıdım/ Beni sil, beni geç, sil gözünün yaşlarını/ Sen o güzel kalbini git başka biriyle kır..."

Nükhet Duru, ilk kez söylemiş şarkıyı biraz önce sahnede... "Bak, şarkı şimdiden tuttu" diyor Ahu, gülümsüyoruz... Çok duygulanıyorum sahnede bu şarkıyı söylerken. Bir şarkının üretim sürecine tanıklık etmek, onun yolculuğunu takip etmek ve en sonunda dinleyicilerle buluşmasına şahitlik etmek çok etkileyici bir hismiş gerçekten...

"Zaten", eğer teknik bir aksilik olmazsa eylülde müzikseverlerle buluşacak. Albüm için şimdiden hazırlanın. Çünkü Nükhet Duru bu sefer gerçekten "sarsıcı" geliyor. Ve hatta mümkünse Nükhet Duru'nun kariyerinde, özellikle 90larda yaşadığı dalgalanmaları, savrulmaları unutun. Siz unutmazsanız da emin olun bu albüm size hepsini unutturacak....

Önce Timur Selçuk...

Hafta sonu Nükhet Duru konserindeydim. Daha doğrusu Timur Selçuk'la birlikte yaptıkları "Bizim Şarkılarımız" konserinde. İlk kez 1983 yılında Şan Tiyatrosu'nda yapılan ve o dönemde "kapalı gişe" ilgi gören bu konsept konserin tekrarlanmasını, Most Açıkhava konserlerinin 20.yılı için Mustafa Oğuz istemiş. Doğrusu Timur Selçuk nedeniyle biraz gitmekte tereddüt etmedim değil. Çünkü Timur Selçuk, bizim kuşağa çok sempatik gelen bir müzisyen değil. Oldukça mesafeli, soğuk ve hatta sevimsiz bir görünüşü var. Kendini yeni kuşaklara anlatmak, aktarmak için herhangi bir şey yapmış bir müzisyen de değil. Daha çok kendi dönemi içinde kalmış, epey "hatıra" olmuş bir müzisyen. Böyle bir geride durma tercihi olabilir, saygı duyarım.

Ben Timur Selçuk'u daha çok Nilüfer dolayısıyla tanıyorum. "İspanyol Meyhanesi" ve "Ayrılanlar İçin" gibi şarkılarıyla... Bir de elbette Münir Nurettin Selçuk'un oğlu olması vesilesiyle. Ama o gece diskografisinin öyle şarkılarına tanıklık ettim ki, keşke bir vesileyle bu şarkılar yeniden bir yerlerde gündeme gelebilse dedim. Bugün Yarın Daima , Beyaz Güvercin, Karantinalı Despina, Pireli Şarkı ve Dönek Türküsü, Nükhet Duru'nun da gerek şarkılara eşliği, gerekse şarkılar boyunca yaptığı teatral gösteriyle çok büyülü bir hale geldi. Ayrıca Timur Selçuk'un gece boyunca ardı ardına yaptığı espriler, Nükhet'le ve seyirciyle sıcak ve eğlenceli diyalogları; tahmin ettiğimin aksine hiç de "aksi, mesafeli ve sevimsiz"miş gibi durmuyordu. "Biraz! huysuz ama sevimli" bir adammış Timur Selçuk... Bundan sonra onunla ilgili olan her şeye bu yeni algıyla bakacağım...

21 Temmuz 2009 Salı

Yazın Sürprizi Suzan Kardeş'ten...

Bir sinema filmi düşünün. Başrollerinde Cem Yılmaz, Haluk Bilginer, Halil Ergün, Meltem Cumbul, Nejat İşler, Erkan Can, Güven Kıraç, Demet Akbağ, Yılmaz Erdoğan, Olgun Şimşek, Yasemin Yalçın, Özgü Namal, Fikret Kuşkan, Şebnem Sönmez gibi isimler olsun. Bir de bu rüya kadro yetmezmiş gibi Sezen Aksu da filmde şarkı söylesin. Böylesi bir kadro belki bir film için hayal olabilir ama Suzan Kardeş "Makyaj Odası Şarkıları" adını verdiği yeni albümünde bu isimleri bir araya getirmeyi başarmış... Sabah, NTV için bir röportaj yapmak üzere Suzan Kardeş'le bir araya geldik. Daha kapıdan girer girmez müthiş tatlı bir tonla "Bu ne sinir bozucu bir dakiklik" deyiverdi. Çok tatlı ve şeker bir kadın olduğunu hep duyuyordum. İşte şimdi "nihayet tanıştık" dedim içimden.

Önce çay ikram ediyor bize. Ve hemen albümü dinlemeye koyuluyoruz. "Hayatımın filmini yaptım" dediği albümde yukarıda saydığım isimler gerçekten bütün samimiyetleriyle nefis şarkılar hediye etmişler Suzan Kardeş'e: "Ö
yle güzel günlerimiz oluyordu ki kulislerde, biz beraber şarkılar söylerdik. Ben canım sıkılınca “ya canım sıkılıyor, hadi bana şarkı söyleyin" derdim. Bu albüm için benimle birlikte söylerler mi diye telefonlar açmaya başladım. Acaba derken bir baktım 15 kişi oldu."

Aslında bu kadar çok "olumlu" cevabı bir arada beklemiyormuş Suzan Kardeş: Ben hep şu cevapları bekliyordum. “Ya kusura bakma, Suzan gelemem, ya da işim var, ya da ben yapamam.” Şöyle bir şey oluyordu “Hangisini söyleyeyim?” Ben de en sevdiğin şarkıyı diyordum. En sevdikleri şarkılar arasından kendileri seçip söylediler. Müthiş bir şey oldu benim için.” Sadece benim için değil, kimin böyle bir şeyi olsa, çok büyük bir hazine bence bu.

Çok önemli zamanlarını ayırdılar bana. İşlerini bıraktılar geldiler, o sırada çekimi olanlar vardı. Birinin bir suratı asılsın isteksiz gelsin, hiç böyle bir şey olmadı. Çok keyifli geçti."


Gelelim albümdeki şarkılara... İşte rüya gibi albümün rüya gibi repertuvarı...

Suzan Kardeş - Gelem Gelem
Nejat İşler - Hancı
Demet Akbağ - Çayuriye (Olanlar Oldu Bana)
Yasemin Yalçın - Taht Kurmuşsun Kalbime
Cem Yılmaz - Ah Bu Gönül Şarkıları
Halil Ergün - Kırmızı Gülün Alı Var
Haluk Bilginer - Sende Başını Alıp Gitme Ne Olur
Olgun Şimşek - Ellerim Bomboş
Oya Başar - Dom Dom Kurşunu
Yılmaz Erdoğan - Telli Turnam
Meltem Cumbul - Beyaz Giyme Toz Olur
Şebnem Dönmez - Yovano Yovanke
Özgü Namal - Saoroma (Hıdırellez) / Ederlezi
Güvenç Kıraç - Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş
Erkan Can - Küçelere Su Serpmişim
Fikret Kuşkan - Pıkmasparı (Kuzgun)
Sezen Aksu - Eğreti Gelin
Suzan Kardeş - Huysuzsun... Arkamdan Tas Tas


SUAT'IN ÖNERDİKLERİ:

- İlk önce Cem Yılmaz'a kulak verin. Herhalde albümün en büyük şaşkınlığını onun yorumladığı Safiye Ayla klasiğinde yaşayacaksınız. Nefis yorumlamış Cem, böylesi bir sesi olduğunu hiç tahmin etmezdim.

- Benim hitim Yasemin Yalçın'ın "Taht Kurmuşsun Kalbime"si. Yahu bu şarkıya o ne güzel yakışan bir sestir.

- Eğlenmek istiyorsanız kesinlikle Demet Akbağ ve Oya Başar diyorum. İkisi de şarkıyı mizahi bir şekilde ele almışlar.

- Yılmaz Erdoğan'ın "Telli Turnam"ı çok etkileyici olmuş. Yılmaz, yorumuyla Ahmet Kaya'yı hatırlatıyor. Gözlerinizi kapadığınızda bir an "o olabilir mi?" diyorsunuz. Sanki kardeş gibiler, aynı duyarlılık ve hisle...

- Özgü Namal'ın Saorama'sı çok saf ve naif. Büyük bir şarkıcılık iddiası elbette yok ama hani filmlerde, herhangi bir yerde, bir kız birden bir şarkı söyler ya, hayatın içinde, öyle derinden bir yerden yakıverir bildiğiniz tüm dilleri... İşte öyle olmuş...

- Efkarlanmak isteyenler Halil Ergün, Haluk Bilginer, Güven Kıraç ve Olgun Şimşek dinleyecekler. "Kırmızı Gülün Ali Var", "Sen de Başını Alıp Gitme", "Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş" ve "Ellerim Bomboş"... Arka arkaya dört şarkıyı sağ salim bitirene hiç bir şey olmaz herhalde...

- Meltem Cumbul da bir başka etkiledi beni. "Beyaz Giyme Toz Olur" yorumunda onda da Özgü Namal'da olan naiflik var.

- Albümün en büyük sürprizi Erkan Can oldu benim için. Nefis bir Azeri türküsü yorumlamış. En gerçek, en samimi yorumlardan...

- Ve Suzan Kardeş'in "Huysuzsun"u. Eski bir Türk Sanat Müziği şarkısı. Yusuf Nalkesen bestesi. Benim hiç hatırlamadığım bir şarkı, epey tozlu raflar arasında kaldığı belli. İyi ki yeniden hatırlatmış Suzan Kardeş. Aslında bütün oyuncular koro halinde Suzan'a "huysuzsun" vokali yapacaklarmış ama yetişmemiş...


DİP NOT: Suzan Kardeş'in tam arkasında gördüğünüz yağlı boya tablosu, Sezen Aksu tarafından yapılmış.

Ve Sezen Aksu, NTV'de Gece Gündüz'e Geldi...

Benim de bir parçası olduğum NTV'deki "Gece Gündüz" programında pazartesi akşamı bir "ilk" gerçekleşti. Uzun zamandır programımızda ağırlamak istediğimiz Sezen Aksu, yeni konser projesi "Sezen Aksu ve Arkadaşları"nı anlatmak üzere, nihayet bu sefer geldi!!! Yayını, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'ndan yaptık. Görmüş olduğunuz bu "hatıra" fotoğrafı da yayın sonrasında çekildi. Benim için "2.tarihi an"dı. Biraz karışık duygulardı. Zaten yüzüme de yansımış....

Gelelim programda neler konuşulduğuna? Sezen Aksu'nun yeni projesi, genel halleri, öncesi, sonrası, şimdisi, buyrun bir özetini aşağıdan okuyun...

"SEZEN AKSU VE ARKADAŞLARI" PROJESİ// NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Aslında bu, başka bir projeyken kıyamadık. İstanbul seyircisini de bundan mahrum etmeyelim,dedik. Kalan Müzik'ten Rıza Okçu'nun fikriydi bu. Çünkü yurt dışından çok teklifler alıyorduk biz. Fakat onlar tabii ki böyle çok özel ve kendine has, kendi toprağının şarkısını söyleyen insanlarla daha çok ilgileniyorlar. Bu böyle akustik bir konsept. Ege, Akdeniz şarkılarının hakim olduğu, benim şarkılarımın da o konsepte yakın olanlarının içinde olduğu...

"ÖĞRENCİLİK GÜNLERİME GERİ DÖNDÜM"
Sürekli şarkı ezberliyorum proje için. Doyamadılar, durup durup Rıza Bey bana yeni bir şarkı yolluyor. "Bunu da ezberle, bunu da ezberle" diye.. Sanki öğrencilik yıllarıma geri dönmüş gibiyim. Normal olarak artık unutuyorum. Çünkü benim de çok şarkım var. O kadar da hızlı şarkı yazıyorum ki, artık benim de aklımdan uçup gidiyor. Hepsini tekrar ettim, gözden geçirdim. Tatil yaptığım günler böyle geçti.

GENEL HALLER:// "TEK BAŞINA HİÇBİR ŞEY OLMAZ"
Birazcık aklı başında olan birisi, doğru hisseden birisi, tek başına hiç bir şey olmadığının farkında olan insandır. Genellikle tabiki, ön taraftaki daha fazla nasipleniyor alkıştan ve şarkı söylemenin getirdiği avantajlardan ama arka tarafta muazzam bir çalışma var. Sadece müzisyenler de değil, onun arkasında da muazzam bir çalışma var. Benim içime hep derttir yani nasıl öne çıkarabilirim diye zaman zaman denemişimdir de. Bütün mesele yegane olmadığını bilmek, bunu içine sindirebilmekte. Kimse tek başına hiç bir şey değil. Ne kadar çok fikir, ne kadar çok duygu, ne kadar çok öneri olursa, o kadar zenginleşir müzik de, insan da, herşey de.

"KİMSEYE KÜSEMEM"
Çok doğal olarak her insani ilişki de zaman zaman gerilim noktaları olur ama ben çok çözücü olduğum için hep aşağıdan almak bana düşer. Benim kadar itilip kakılan yok. Ben küsemem, bir şey yapamam. Size çok şaşırtıcı gelebilir ama yani mesela bir kırılan falan olursa ben ararım sorarım, dayanamıyorum çünkü.

"EGO HER İNSANDA DOĞUŞTAN VAR"
Çok değerli bir profesörün kitabında okumuştum: Ego doğuştan her insanda var. Ne iyi ne de kötü bir şey. Tıpkı duyularımız gibi, organlarımız gibi bir şey ama ileriki yıllarda ego mu sizin efendiniz, siz mi egonuzun efendisisiniz, kim kimi yönetiyor bu önemli. Ben sanırım yani ailemin çok büyük katkıları var, şükranla anıyorum burada şahane bir ailem var anneciğim, babacığım. Eğitimciler onlar, muhtemelen erken yaşlarda akıttılar kulağımıza; kardeşim de öyledir. Muhtemelen onunla ilgilidir, mutlaka vardır ama şımardığın zamanda başının ezilmesi gerekir öyle düşünüyorum.

"MÜTHİŞ BİR TEMPODA ÇALIŞIYORUM"
Ben o kadar çok çalışıyorum ki; 2-3 saat uyuyorum. Yazıyorum, çiziyorum. Biraz hayat kaçıyor, uykuda vakit kaybetmeyeyim diye de düşünüyorum. Hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir tempo bu.Yani şarkı olmadığı zaman ayakkabı yapıyorum ,ayakkabı olmayınca avize şapkası yapıyorum, tamirat yapıyorum, elbise dikiyorum, nakış işi yapıyorum. Ben hiç durmuyorum yani.

"İNSANLARIN GÜVENİNİ KAYBETMEKTEN ÖDÜM PATLIYOR"
Dinleyiciyle kurduğumuz bu özel ilişkinin tek bir sebebi olabilir. O da güven. Bu çok güzel bir şey, insanların güvenmeleri, inanmaları. Ben de buna çok özen gösteriyorum. Ödüm patlıyor herhangi bir şeyle, herhangi bir zaafla bir şeye yenik düşmekten ve o güvenimi kaybetmekten. Çünkü hakikaten kalpten kalbe yol var ve çok önemli bir şey şarkılar aracılığıyla buluşmak. Hepimizin hayatına çok katkısı var şarkıların.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Nilüfer'in Yeni Klibi...Yaramaz...

Nilüfer ve Mete Özgencil'in yeni manevrası. İlk klip "Bir Bilseydin"in üzerinden çok da uzun boylu bir zaman geçmeden bu kez "Yaramaz" şarkısının klibiyle yine beraberler. Nilüfer'in böyle ani bir hamleyle yeni klip çekme kararı almasında Powertürk TV'nin etkisi var mı bilemiyorum ama bence kesinlikle zararı yok. Yaz aylarında coşmak isteyenler "Yaramaz"a, hüzünlenmek isteyenler "Bir Bilseydin"in kıyılarına gelsinler. Bu arada "Yaramaz" son zamanlarda izlediğim en güzel klip. Nilüfer'in uzun zamandır en güzel göründüğü.... Zaten kameranın arkasında Mete Özgencil varsa, tamamdır.

Ben, Mete'den yıllardır eminim. Bir müzisyenle, bir yorumcuyla, bir söz-müzik yazarıyla, bir klip yönetmeniyle kurulan en özel ilişki "güvenmek ve emin olmak" olsa gerek. Mete, yıllardır beni hiç şaşırtmadı, güvenimi kırmadı, bana ihanet etmedi. Ne zaman yeni bir söz arasam, onda buldum. Ne zaman klişe görüntülerden sıkılsam onun kliplerine baktım. Ne zaman dara,zora düşsem onun sözleri aldı çıkardı yukarılara. Kendimle en sert şekilde yüzleştirirken, hani aynaları kırıp tuzla buz, sonrasında yine ehlileştiren, sakinleştiren onun sözleri oldu.

Nilüfer'in "Yaramaz" klibiyle sanki 1997'ye geri döndüm. Yine Mete Özgencil imzalı "Mavilim" klibine.. Nilüfer'in 90lardaki son zirvesiydi "Nilüfer'le" albümü. "Hayal" albümü de 2000lerdeki ilk zirve olur, inşallah... Keza "Yaramaz" hem klibiyle, hem melodisiyle sanki o albümü işaret ediyor. Sadece bu şarkı değil, "Hayal" albümü baştan sona o albümü işaret ediyor. Sanki onun yıllar sonra doğan kardeşi gibi. Benim için öyle, en azından...

17 Temmuz 2009 Cuma

Sezen Aksu'nun Yeni Projesinden İlk Notlar...

Sezen Aksu, geçtiğimiz yıl Most Production'la birlikte özel bir konser dizisi yapmıştı Harbiye Açıkhava'da. Sezen'in Mustafa Oğuz'la birlikte yaptığı konserler, her zaman diğerlerinden farklı ve özel oluyor. Geçen senenin teması "Best Of Sezen Aksu"ydu. Sezen'in dinleyiciyle en özel ilişki kurduğu şarkıları peşi sıra, özel görseller ve düzenlemeler eşliğinde yorumlanmıştı.

Bu yıl 21,22,24 ve 25 Temmuz'da yapılacak konserlerin teması yine oldukça farklı ve yeni. "Sezen Aksu ve Arkadaşları" adı verilen konser serisinde Sezen sahneye Fahir Atakoğlu, Erkan Oğur ve Aykut Gürel'in önderliğinde kurulan yeni bir grupla çıkacak. Daha çok yurt dışındaki festivaller için hazırlanan bu yeni orkestrada Murat Yeter, Orhan Topçuoğlu,Fatih Ahıska, Erkan Oğur,Cem Tuncer,Özer Artun,Seden Gürel ve Serdar Barçin yer alıyor. Projenin detaylarını öğrenmek için, provaların yapıldığı Eski Tekel Fabrikası'na gittim. Hem provaları izledim, hem de Aykut Gürel, Seden Gürel ve Fahir Atakoğlu ile konuştum. Çok özel fotoğraflar eşliğinde, buyrunuz buradan okuyunuz...

- "Sezen Aksu ve Arkadaşları" konserleri yalnızca Sezen Aksu şarkılarından oluşmayacak. Konserlerde Akdeniz ve Ege şarkıları, Türk Sanat Müziği klasikleri ve türküler de yer alacak. Hatta Sezen Aksu bazı sevdiği yabancı şarkıları da söyleyecek.

- Konserlerde yer alacak Sezen Aksu şarkılarından bazıları şöyle: Tutuklu, Alaturka, Farkındayım, Beni Kategorize Etme, İstanbul, Pardon, Denge, Seni Kimler Aldı, Ünzile, Vazgeçtim, Lal, İzmir'in Kızları, Kavaklar...

- Her müzisyenin ayrı ayrı bazı şarkıları da Sezen yorumuyla söylenecek. Zamanla bu proje için Aykut Gürel, Fahir Atakoğlu ve Erkan Oğur yeni şarkılar da üretecek.

- Projenin en büyük amacı, yurt dışındaki festivallere gitmek. "Sezen, dünyanın her yerinde tanınıyor" diyor Aykut Gürel "Bugüne kadar da böylesi bir formatta yurtdışına gitmemiş. Yurtdışında bir çok önemli festival var. Caz festivalleri vs. En önemlisi de müziği çok iyi takip eden o kadar çok insan var ki, onlara gidip bu bölgenin müziğini ulaştırmayı çok istiyor Sezen. Bunu en doğru, en saf biçimde yapabilmek için de böylesi bir grubun kurulması gerekiyordu."

- Aykut Gürel, projedeki müzisyenlerin en büyük amacının müziğin en saf haline ulaşmak olduğunu söylüyor. "En temiz halini bulmaya çalışıyoruz. Sezen'in şarkıları evde yaptığı halini. Tek gitarla, tek piyanoyla ortaya çıkıyor ya şarkı, işte o masum halini bulmaya çalışıyoruz."


Tarihi An....


İlk kez bu kadar yakınındayım. Gerçekten bir porselen bebek gibi arkadaşlar. Çok güzel, çok seksi ve çok fit.. Solar Beach yazımda "Bir daha böyle bir star gelmeyecek" derken ne kadar haklı olduğumu bir kere daha anladım.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Pafil'de Işın Karaca...

Işın Karaca'nın son albümü "Uyanış"ı Işın adına epey önemsiyorum. Bunun nedenini ve albümle ilgili düşündüklerimi bu hafta itibariyle Pafil'de okuyabilirsiniz. Yazının linki aşağıdadır...


13 Temmuz 2009 Pazartesi

- Hayat Aynı Gökteki Gibi mi Ajda? - Evet, yavrucuğum...

Cumartesi gecesi, Solar Beach... İstanbul Kültür Üniversitesi'nin ilk kez düzenlediği "Gökyüzü Festivali". Esaslı adıyla "Starfest'09". Türkiye'nin dört bir yanından astronomiye meraklı öğretmen ve öğrenciler bir hafta önceden gelmişler Solar Beach'e. Ve bu süre içerisinde 100 teleskop üretilmiş mekanda. Solar Beach, adeta bir gözlemevine dönmüş durumda. Işıklar kararır kararmaz "gökyüzündeki yıldız"ları seyredalıyor bilim meraklıları. Ama hepimizin aklı, fikri bir başka yıldızda. Türkiye'nin süperstarı Ajda Pekkan'da.

Etkinliğin finalini nefis bir performansla Ajda yapıyor. Konserlerinde yeni kullanmaya başladığı bir intro müzikle geliyor Ajda. Eski konser ve kliplerinden yapılmış kısa bir kolaj, beklentiyi ve merakı arttıran bir kurgu ve Ajda, "Stretch"le sahnede... Yine müthiş seksi ve zarif görünüyor. Üzerinde resimde de gördüğünüz gibi öyle abartılı bir şey yok. Bir jean üzerine seksi bir bluz giymiş sadece. Ne abartı abiyeler, ne şıkırtılı extra bilmem neler. Ve bu "en sade" haliyle bile; Türk müzik sahnelerinin geçmişinden günümüze, yeni yetmesinden deneyimlisine herkesinden çok daha seksi, çok daha parlak ve görkemli. O gece bir kez daha fark ediyorum starlığının gücünü ve kalitesini. Herhalde bir daha Ajda Pekkan gibi büyük bir "star duruşu" göremeyecek bu topraklar. Böyle bir havaya, tavra ve duruşa sahip olamayacak kimse. Çünkü bu çok tuhaf; sonradan olunabilecek, geldiği yerle kıyaslanabilecek bir şey değil. Müthiş içgüdüsel ve ona has bir şey.

Ve o gece sahnede izlediğim Ajda, enerji kontrolü, zımbalığı, sahneye odaklanışı ve temposu itibariyle izlediğim en güzel Ajda'ydı. 2000'lerden bu yana neredeyse her performansını takip ediyorum. Her konserinde şu hislere kapılırım. Heyecanlıyımdır. Ajda sahneye çıkar, müthiş bir enerjisi ve elektriği vardır. O enerji 3-4 şarkı devam eder. Sonrasında bir anda Ajda'nın enerjisi ve "focus"u dağılır. Tempo düşer, inişler çıkışlar, gereksiz uzamalar yaşanır. Gergin başlayan ip, bir süre sonra kendini sallar, bollaşır, öyle dört bir yana dağılan, savrulan bir gece olur. Ama ilk kez Solar Beach'te Ajda'nın baştan sona bu enerjiyi hiç kaybetmediğine ve müthiş bir kontrolle seyirciyi ve sahneyi elinde tuttuğuna şahitlik ettim. Baştan sona zımba gibiydi. Ve o gece Ajda Pekkan'ın yüzünde ilk defa huzur ve şefkat duygusuna rastladım. Sanki daha rahatlamış gibiydi. Belki biraz daha boşvermiş gibi... Sanki önceki konserlerinde Ajda Pekkan olmanın getirdiği o büyük yük ve sorumluluğu kendi kendine, "kendine" daha dar eden Ajda'yı bir kenara bırakmış, egolarından sıyrılmış, kendine daha güvenen ve olgun Ajda'yı çıkarmış gibiydi cebinden. Böylesi bir rahatlık, en "cool" göründüğü zamanlardan çok daha "cool"du bence. İlk defa Ajda'nın bir konserinde "sanki kendimi biraz sonra onun şefkatli kollarına bırakıp "Hayat aynı gökteki gibi mi Ajda?" gibi sormaya hazır" bir halde yakaladım. O kadar samimiydi yani mesele...

10 Temmuz 2009 Cuma

Zuhal Olcay'la Boğaza Sıfır...

Dün gece Zuhal Olcay'ın hallerine tanık olmak üzere Kuruçeşme Arena'daydım. Konserin adı böyle: Zuhal'in Halleri. Son albüm "Aşkın Halleri"ne gönderme yaparak kariyerindeki farklı disiplinleri bir araya getiren bir konser bu. Barkovizyonda "oyuncu- Zuhal Olcay"ın farklı halleri ve dönemleri yansıtılırken nefis bir Mehmet Teoman- Vedat Sakman şarkısıyla sahnede görünüyor Zuhal: Gecenin Öteki Yüzü. Sonra peşi sıra; bir aşk hikayesini adeta filmleştirerek anlattığı ilk albümü "Küçük Bir Öykü Bu"ya uzanıyoruz. Mennun Oldum, Özledim ve sonra en sevdiğim Zuhal şarkılarından "Dünden Sonra Yarından Önce"... Barkovizyondaki görüntüler akmaya devam ediyor. Bu şarkılarla bu görüntüler sizi o yıllara götürüyor. Şarkılar bile sanki daha çok dokunuyor, döneminin görselleriyle... Ve şimdi sıra "İyisin"de. Zuhal Olcay- Onno Tunç ortaklığıyla yapılmış Türkçe pop müziğin en güzel albümlerinden Oyuncu'nun açılış şarkısı. Şarkı yeni düzenlemesiyle tek kelimeyle müthiş.

Ve şimdi sıra Aşkın Halleri'nde. Albümün etnik elektronik denemesi "Derinde"yle başlıyor Zuhal. Bülent Ortaçgil bestesi Aşkın En Mavi Zamanı'yla devam ediyor. Albümün her şarkısı ayrı sıcak, ayrı güzel. Şefkatle sarıyor albüm sizi, çekip alıyor içine. Zuhal Olcay'ın sözlerini yazdığı "Düş-müş" de en güzellerden. "Gitme Vakti", "Hanfendiler Beyfendiler", "Yine Aşk Var", "Halka Açık"... Birbiri ardına denize sıfır...

Ve Başucu Şarkıları'ndan Ölsem de Bir Kalsam da Bir. Türkçe müziğin en güzel iki "cover" seçkisi "Başucu Şarkıları" baştan sona adeta bir ders kitabı gibiydi: "Cover" nasıl yapılır, bir şarkı nasıl kendinin kılınır? O albümlerin adeta incisi gibi "Ölsem de Bir Kalsam da Bir". Sahnede de müthiş söylüyor Zuhal.

Verilen kısa bir aranın ardından bu kez tiyatro sahnelerine götürüyor bizi. Müzikal şarkıları söylüyor. Evita, Kabare, Mein Herr, Lüküs Hayat...

Aşkın Halleri'nin en güzel şarkılarından "Aşk Bana Zor Geliyor"da ise siyah bir perukla karşımıza çıkıyor. Şarkının oluşum hikayesi de ilginç. Sözler Bülent Ortaçgil, müzik ise Ortaçgil'in Boğaziçi Üniversitesi'nde matematik profesörü olan ağabeyi Ercüment Ortaçgil. Yıllar önce yapılmış bir şarkı bu. Çünkü Ortaçgil kardeşler bildiğim kadarıyla yıllardır görüşmüyor. Hatta Bülent Ortaçgil'in "İntegralimi Al Abi" şarkısını bu küskünlük için yaptığı rivayet edilir. Ne güzel bir şarkıymış, demek ki yıllardır Zuhal Olcay'ı beklemiş rafların arasında. İyi ki...

Bu şarkıdan sonra peruğunu çıkarıyor Olcay, piyanonun üzerinde duran manken başına yerleştiriyor ve piyanonun başına geçiyor. İlk kez piyano çalıyor sahnede. Ve Zuhal Olcay'ın artık kimlik belgesi gibi olan şarkısı "Yalnızlığım"ı bu kez onun piyanosundan dinliyoruz. Sanırım herkesin de benim gibi tüyleri ürperiyor.

Konserin en büyük sürprizine sıra geliyor. Türk Sanat müziği melodileri ilk kez yankılanıyor Olcay sahnesinde. Hayatında ilk kez sahnede TSM söylediğini paylaşıyor. Dök Zülfünü, Kalamış, İnleyen Nağmeler, Gel Gönlümü, Affetmem Asla Seni, Son Mektup, Çal Kanunum... Sesine ne kadar da yakışıyormuş meğerse. Keşke Zuhal Olcay, ileride Başucu Şarkıları 3'ü tamamen Türk Sanat müziği şarkılarından yapsa diye geçiriyorum içimden. Ne güzel olurdu.

Pervane ile Güller ve Dudaklar ise gecenin finalini yapıyorlar. Seyircilere dağıtılan 1000 gül ile birlikte. Baştan sona hem teknik hem de duygusal olarak çok iyi kurgulanmış bir gece sona eriyor. Zuhal Olcay, yeni yeni halleriyle umarım bizi çok bekletmez. Yeri gelmişken, bu proje büyütülse, bir DVD'ye dönüşse fena olmaz mı yahu.. 2009 yılında Türkçe müzik adına hala o kadar az konser DVDmiz var ki.....Böylesi özel performansların "kayıt altına" alınamıyor oluşu kahrediyor beni...

Suat'a Göre 2009 YAZININ EN GÜZEL 100 ŞARKISI

Yeni bir dosya. Hatta bu bloğun ilk dosyası...Hani artık "klişe" bir sunum olmuştur ya, bütün müzik dergileri, gazeteler böyle "100" bilmem ne listesi yapmaya bayılır. Klişedir ama güzeldir. Ben de müzik adına oldukça bereketli geçen şu sıcak yaz günlerinde, adeta yeni albümlere ve şarkılara yetişmeye çalışırken, böyle bir listenin hem işimi kolaylaştıracağını, hem de bloğumda güzel bir esinti yaratacağını düşündüm. Suat Kavukluoğlu'nun tamamen kişisel beğenisiyle oluşturulmuş "Yazın En Güzel 100 Şarkısı" dosyası ilk bölümüyle huzurlarınızda. 100 Şarkının tamamının yayınlanması yaz sonunu bulacağından, her yeni çıkan şarkı ve albümle de güncellenecek bir liste olacak.


KENAN DOĞULU- ETME
Kenan Doğulu'nun "Patron" albümü şu ana kadar yayınlanan en iyi birkaç albümden biri.
Bu albümden birkaç şarkı bu listede yer alacak. O şarkılardan ilki "Etme". Kenan, Yılmaz Erdoğan aracılığıyla tanıştığı Mevlana'nın bir şiirinden esinlenerek yazmış "Etme"yi. Nefis akustik bir şarkı. Yalın bir düzenleme, nefis sözler. Kenan'ın kariyerinde de farklı bir rüzgar estiriyor.

SEZEN AKSU- PARDON
Şarkıyla ilgili hislerimi daha önce de yazmıştım. Buram buram Ege estiren bu şarkı çok naif ve masumiyeti kaybolmamış zamanlara götürüyor bizi. Her seferinde boğazımda düğüm düğüm bir şeyler bırakıyor.



YALIN- AH BE KARDEŞİM
Yalın'ın "Ben Bugün" albümü de 2009'un en iyilerinden. Her ne kadar albüm, çıkar çıkmaz önce "Fairytale- Bit Pazarı", sonra "Ah Be Kardeşim"in klibiyle ilgili "yok ona benziyor, yok buna benziyor" temalı bir dolu haber zincirinin içinde yıpratılmaya çalışılsa da öyle güçlü ve güzel şarkılar var ki, ben eninde sonunda şarkıların galip geleceğine inanıyorum. Yahu, sanki memlekette yıllardır en orjinal klipleri çekiyoruz da şimdi gelmiş Yalın'ın üzerine çullanıyoruz. Elbette orjinal fikirler gördük de biz mi beğenmedik. Ama geçelim bunları, çok güzel şarkı, çok güzel albüm ve Yalın gibi çok fazla müzisyenimiz yok. Bu kadar yıpratma hakkımız da yok.


NİL KARAİBRAHİMGİL- AŞKIMIZ HER ZAMANKİ GİBİ TEHLİKEDE
Nil'in son albümü de bu yıl en favorilerimden. "Seviyorum Sevmiyorum"la uzun bir süre kendimi müthiş hissettim. Albümdeki ikinci gözdem ise "Aşkımız Her Zamanki Gibi Tehlikede". Pafil'de de yazmıştım. Şarkı "öyle acayip ve fantastik bir yolculuğa çıkarıyor ki dinleyenleri, satırlar ve melodiler arasında kaybolup gidiyorsunuz. Bazen yükseklerde uçuyor gibi hissediyorsunuz, bazen de derinlerde kaybolmuş bir halde buluyorsunuz kendinizi."



IŞIN KARACA- BİLMECE
Işın Karaca'nın "Uyanış"ı bu yazın önemli albümlerinden. Çok kısa bir süre sonra albümle ilgili yazdığım yazıyı Pafil'de okuyacaksınız. "Bilmece" ise albümün eğlenceli çıkış şarkısı. Her seferinde bana müthiş bir enerji veriyor. "Hint" temalı klibini izlediğimde de bol bol gülüyorum sayesinde...

GÖKSEL- AĞLAMAK GÜZELDİR
Göksel'in "Mektubumu Buldun mu" albümü yazın en güzel sürprizlerinden oldu şüphesiz.
Göksel, daha önce o dönemin en ünlü seslerinden dinlediğimiz bu 70li yıllar klasiklerini öyle başarılı yorumlamış, her bir şarkıyı öyle kendinin kılarak, samimi ve içten okumuş ki, sanki bütün bu şarkıları ilk kez dinliyormuşum hissine kapılıyorum. "Ağlamak Güzeldir" albümün en iyilerinden.

MANGA- DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM
Manga uzun bir aradan sonra ortalara "zımba" gibi bir albümle çıktı. Manga'yı iyi tanımama ve onlara inanmama rağmen ben bile bu kadarını beklemiyordum. "Dünyanın Sonuna Doğmuşum" ve "Beni Benimle Bırak" beni benden aldı gitti. Henüz geri de getirmedi, endişeleniyorum...


SERTAB ERENER- BU BÖYLE
Artık bu şarkı için ne denli delirdiğimi bilmeyen kalmadı sanırım.Şarkıyla ilgili fantazilerimi de milyon kere yazdım. Okuyanlar gülümseyerek şunu diyecekler herhalde: Tamam, anladık Suatçım, beyaz şarap ve buzlu badem:) Bu arada geçtiğimiz gece bu şarkı eşliğinde gerçekleştirdik fantazimizi. Ne demiş Mete Özgencil: hayalini gerçekleştir ki gerçeğe olma hayal..

NİLÜFER- HAYAL
Madem üstte bu şarkıdan bahsettik. Hemen akabine de Nilüfer gelsin. Nilüfer'in "Hayal" albümünden de el mahkum bir kaç şarkı olacak. İlk seçtiğimiz şarkı Mete Özgencil imzalı "Hayal" olsun. Sözleri yazıyorum, söze gerek bırakmadan: Her bakımdan bir yolun/ En başında durmuşuz/ Bir bakışta görünmez/ Yerlere merak sarıp/ Üstümüzde iğreti/ Ödünç alınmış bir tedbir/ Hayalimiz zenginleşmiş te/ Gerçeğimiz fukara... Aranmazsa bulunmaz ki/ Aşığın sensiz kalır/ İmkansız der yorulursan/ Aşığın sensiz ölür...


Bu şarkının fantazisi de dağlara çıkmak. Şöyle uçsuz bucaksız uçurumlara karşı son ses dinlemek..



TEOMAN- FAHİŞE
Teoman'ın son albünü "Çoban Yıldızı"nın en sarsıcı şarkısı. Alper Erinç'in nefis düzenlemesi eşliğinde Teoman'ın iç burkan sert sözleri... Adeta bir kısa film gibi. Biliyorsunuz Teoman genelde şarkılarını kısa filmler gibi yapıyor. Sabaha karşı karşılaşılan bir fahişe şöyle diyor: "Herkes, dedi, merak içinde/ ölümden sonra hayat var mı diye/ boşuna düşünürler, sanki hayat varmış gibi ölümden önce...

90'lardan Bir Ajda Pekkan...


Yarın gece Solar Beach'te Ajda Pekkan konserinde olacağım. Kendileri STARFEST'09 adlı "Gökyüzü Festivali" kapsamında sahnede olacaklar. Mekanın çeşitli yerlerine teleskoplar kurulacak, ilginç bir görsellik olacak. Konserle ilgili detayları yazacağım. Ama öncesinde sizi 90lardan bir Ajda şarkısıyla baş başa bırakıyorum. Bu şarkının klibi yıllar sonra MÜ-YAP arşivinden çıktı. Ben hiç bilmiyormuşum böyle bir şeyi... Yine ne kadar şık ve asil görünüyor Ajda Pekkan değil mi? Zaten çok güzel bir Şehrazat şarkısıdır. İyi seyirler...


9 Temmuz 2009 Perşembe

Teoman, Senfoni, Mavi Kuş ve Küçük Kız




Teoman, ilk senfoni konserini geçen yıl vermişti biliyorsunuz. O konseri izlemiş ve biraz hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü Teoman'ın biraz hazırlıksız olduğu her halinden belli oluyordu geçen yıl. Orkestrayla yeterince prova yapılmamışa benziyordu. Birtakım eksiklikler ve hatalar vardı. Teoman, aynı konseri bu yıl bir kez daha tekrarladı. Çok istememe rağmen, o gece başka bir haberde olmam gerektiğinden gidemedim. Fakat gelen haberler "bu sefer çok daha iyi" olduğu yönündeydi.

Benim gibi o konsere gidemeyenlere "tadımlık"da olsa bir önerim var.

Teoman, son albümü "Çoban Yıldızı"nda yer alan "Mavi Kuş ile Küçük Kız"a bu konserdeki performans görüntülerinden oluşan bir klip hazırladı. O klip sayesinde bu yılki konserle ilgili küçük de olsa bir fikrim olabildi. Evet, dedikleri doğru sanırım. Teoman'ın bu sefer hem yorumu, hem senfoni orkestrasıyla uyumu müthiş. Üstelik "Mavi Kuş ile Küçük Kız" gibi oldukça zor, uzun sözleri olan bir şarkıda... Dilerim bu konserin yakın zamanda bir DVD'si de yayınlanır. Gerçi hem Teoman, hem de Teoman'ın menajeri Funda Sanlıman, böyle konularda oldukça titizdir. Büyük ihtimalle profesyonel bir çekim yapılmıştır o gece. Sadece "Mavi Kuş"la yetinmeyeceğimizi düşünüyorum.


Yıllar Sonra.. Demet Sağıroğlu

Demet Sağıroğlu'ndan müzik adına uzun zamandır haber alınamıyordu. En son 2004 yılında yayınladığı "Korkum Yok" albümünü bize emanet edip; 5 yıllık bir müzikal sessizliğe gömüldü kendileri. Zaman zaman karşılaştığımızda da yeni şarkılar yaptığını ama müzik piyasasının genel gidişatına baktığında "yayınlama" konusunda yeterince heyecan ve motivasyon duymadığını anlatmıştı. Oysa ne güzel şarkıların sesi, nefesi olmuş bir yorumcudur Demet Sağıroğlu. Öyle özel bir ses rengine ve yorum gücüne de sahiptir ki, tepeden tırnağa kuşatır beni.



Neyse ki, yıllar sonra da olsa Demet yeni bir şarkıyla kapının arkasından göründü. Söz ve müziğini kendisinin yazdığı "Silkelen", Ossi Müzik etiketiyle müzikseverlerle buluştu. Şarkı tam yaz geceleri tadında, püfür püfür latin rüzgarları estiriyor. Ama çok güçlü bir şarkı değil bence. Hani mesela bir albümde "çıkış şarkısı" olacak ve o albümü sürükleyecek, taşıyacak güçte değil. Peki ya neden single olarak piyasaya sürülür? Yalnızca Demet'i hatırlatmak için. Evet, şarkının görevi budur. Yıllardır yeni bir ses vermeyen Demet'i bize hatırlatmak.... Keyifli bir geçiş, yormayan, zorlamayan, tatlı bir esinti... O yüzden doğru adımdır, görevini yerine getirmiştir. Ama beni keser mi? Kesmez... En kısa zamanda yeni ve güçlü Demet şarkıları duyabilmeyi diliyorum. Bildiğim kadarıyla da böyle bir hazırlığı var Demet'in. Merakla beklemekteyiz, ne diyelim...

Nilüfer Klibi Üst Başlığında "POWERTURK TV" Meselesi



Geçtiğimiz hafta Nilüfer'in yeni klibi "Bir Bilseydin"e Powerturk TV'den "veto" haberleri gündeme geldi. Powerturk TV ile yaşanan ilk "klip" krizi değil bu. Daha önce de muhtelif zamanlarda muhtelif şarkıcılar kliplerinin Powerturk'te yayınlanmadığından dem vurmuşlardı medyaya. Üstelik her birine söylenen gerekçeler farklı, farklıydı. Önce Nilüfer olayının detaylarına geçelim. Sonra da mevzuya genel bir bakalım.

Nilüfer, kendisine mantıklı bir gerekçe söylenmediğini söylüyor. "Benim plak şirketimin yetkililerine gelen bilgi "bu hafta kuruldan geçmedi, haftaya tekrar kurula girecek." Bu nasıl bir kuruldur, bilmiyorum. Bir de şöyle bir nokta var: Bir eser kuruldan ya geçer ya geçmez. Bu hafta geçmeyen "eser" haftaya nasıl olur da geçer? Beni gerçekten rahatsız eden şey herhangi bir gerekçe bildirilmemesi ve havada kalan saçma sapan bir bilgi verilmiş olması. Bu, son birkaç yıldır süren bir uygulama. Onun farkındayım. Üstelik Mete Özgencil'in çektiği bu klipte ve Sinan Akçıl'ın imzasını taşıyan bu şarkıda herhangi bir şekilde kuruldan geçmeyecek bir şey olmadığına da son derece emin olduğum için bunu ilk defa kamuoyuyla paylaşmak istedim."

Power Group Genel Koordinatörü Dursun Güleryüz ise klibe herhangi bir yasak getirmediklerini söylüyor. Güleryüz, klipleri seçen otomatik bir sistemden bahsediyor:

"Tamamen hedef kitlemize uygun, kısmen de kendimizin geliştirdiği bir bilgisayar alt yapısına dayanan, bir yazılım sistemiyle paralel çalışan bir sistemiz var. Bu sistem; hedef kitlemizin bizde görmek istediği, dönmesini en çok istediği ve gördüğü zaman benimseyeceği, ekranda kalacağı, değiştirmeyeceği şarkıları otomatik olarak seçiyor.Bizden "Bu klip, bizim ekranımızda olamaz" ya da "Bu yasaklıdır, bu vetoludur, bu giremez, bu girebilir" gibi kararların çıkması mümkün değil. Bu kararın çıkması için buna karar veren kişilerin olması lazım. Böyle bir sistem yok Powertürk TV'de. Bir müzik direktörü yok."

Dursun Güleryüz, Nilüfer'in şarkısının zamanla sisteme kendiliğinden gireceğini söylüyor. "Biz bunu doğal sürecine bırakmayı ve bu sisteme müdahale etmemeyi ilk günden bu yana en temel ilke olarak benimsedik. Bizim en büyük başarımız bu sistemdir. Bu sistemden taviz vermek istemiyoruz. Zamanla zaten Nilüfer hanımın klibi ekrana gelecektir."

Nilüfer de haklı olarak böyle bir sistemi anlamakta zorluk çekiyor: "Yıllar evvel biliyorsunuz TRT Denetleme Kurulu vardı. Ama en azından o zaman TRT'deki Denetleme Kurulu, parçanın yayınlanmama nedenini, gerekçesini yazılı olarak bize bildiriyordu. Böyle Powerturk yetkililerinin yaptığı gibi bir hanımefendinin plak şirketimi arayıp da "Bu hafta geçmedi kuruldan işte haftaya tekrar girecek gibi" havada kalan, yazılı olmayan, keyfi bir şekilde en azından bildirmiyorlardı. Dolayısıyla ben bu sistemi kınıyorum. Bir de yayınlanmayan bir şeyin talebi de olmaz. Neye göre talep ediliyoruz? Bir şarkının reytingini ancak o şarkıyı yayınlayarak anlayabilirsiniz."

Benim anlamadığım 2 şey var. İlki Powerturk TV tarafından konu hakkında çeşitli zamanlarda hem medyaya hem de sanatçılara yapılan farklı açıklamalar. Ortada bir bilgi kirliliği var.

- Powerturk TV'nin bir danışma kurulu olduğundan söz edildi hep bugüne kadar. Bu kurulun da başında bir Fransız yetkilinin olduğu, hangi kliplerin girip girmeyeğine onun karar verdiği. (Dursun Güleryüz, bir Fransız şirketinden yalnızca teknik destek aldıklarını, bu haberin doğru olmadığını söyledi)

- Şu an ismini vermeyeceğim bir sanatçıya söylenen gerekçe şuymuş: Sizin şarkınız rap bir bölümle başlıyor. Şarkılar "rap" bölümle başlayamazlar, o yüzden yayınlamıyoruz.

- Nilüfer'e gelen açıklama da "bu hafta toplanan kurulumuzdan geçmedi, haftaya tekrar kurula girecek".

-Dursun Güleryüz ise böyle bir yapılanma olmadığını, klipleri kurdukları özel bir sistemin otomatik seçtiğini, insanların müdahale etmediğini söylüyor.

- Bu konuda ortaya atılan iddialardan biri hatta şöyleydi: Powerturk, kliplerde belli bir kalite ve görüntü kalitesi arıyor. Belli standardın altında kalan klipleri "ekranın görselliğini ve rengini bozuyor" diye yayınlamıyor.

Bu noktada haklı olarak sormak istiyorum. Bir müzik kanalının elbette "belli" bir yayın politikası ve hedef kitlesi vardır. Ama sizce de ortada bu kadar çok farklı iddianın dolaşıyor olması garip değil mi?

Benim anlamadığım ikinci nokta da şu: Yayın politikanız, hedef kitleniz ne olursa olsun, Nilüfer'in yayınladığı son albümünün yeni klibi "Türkçe bir müzik kanalı için öncelikli" kliplerden olmalıdır. Nilüfer hala Türkçe müziğin etkin ve güçlü isimlerindendir. Eğer Nilüfer, bir gün müzikteki gücünü kaybeder, "hatıralar"da hatırlananlar kategorisine girerse, o zaman zaten otomatik olarak "zaman" ve "güncel"deki yerini kaybeder. Ama hele ki Nilüfer, "Hayal" albümüyle ve çıkış şarkısı "Bir Bilseydin"le böyle güçlü bir ses verirken, Nilüfer'in Powerturk TV ekranlarında olmaması şaşırtıcı....








7 Temmuz 2009 Salı

07.07.07 Madonna- Gogol Bordello, 07.07.09 ?

PMD Yapım ve Selim Serezli'den güzel haberler var. Önce "Batı Yakası"nın albümüyle dikkatleri çeken yeni müzik şirketi, albümlerin müzikal içeriği kadar sunumuna da büyük özen gösteriyor. Mesela Batı Yakası albümü, Aptülika'nın çizdiği ve rock camiasının "tanınan" simalarının resmedildiği büyük karikatür bir kapakla piyasaya sürülmüştü.

Az önce Selim Serezli'den yine orjinal bir mail aldım. Selim, mailinde bu kez Demet Tuncer'in yeni single'ını müjdeliyor. Ama mailin bugün gönderilmesinin müzik tarihine geçmiş önemli bir performansla çok yakından ilgisi var. Maili aşağıda yayınlıyorum. Hem müzikal hafızamızı tazeleyelim, hem de Demet Tuncer'in "pek yakında" dinlemeye koyulacağımız yeni şarkısını "heyecanla" beklemeye başlayalım...

"Bundan tam iki yıl önce 07.07.07 tarihinde Live Earth konserlerinin Londra ayağında Madonna, Gogol Bordello grubundan Eugene Hütz ve Sergey Ryabtzev ile birlikte Wembley stadyumunda çok özel bir performans gerçekleştirdi. Unutulmaz “La Isla Bonita” isimli şarkısını Gogol Bordello’nun “Lela Palo Tute” * şarkısıyla birlikte harmanlayarak izleyenlere unutulmaz bir müzik ziyafeti çektiler. Bu özel performans o kadar büyük beğeni topladı ki; Madonna, 2008 yılında başladığı “Sticky & Sweet Tour” konserlerinde bu şarkıyı da repertuvarına aldı ve dünyanın dört bir yanında dinleyicilerini bu şarkıyla coşturmaya devam etti. Geçen Cumartesi akşamı Londra’da turnenin yeni serisine başlayan sanatçı, bu akşam Manchester MEN Arena’da vereceği kapalı gişe konserinde yine bu şarkıyı seslendirecek.

Gogol Bordello tarafından geleneksel bir roman halk şarkısından esinlenilerek bestelenilen “Lela Palo Tute”nin daha önceden yapılmış bir stüdyo kaydı yoktu.Ta ki sanatçımız Demet Tuncer şarkıyı Müfide İnselel tarafından yazılan Türkçe sözlerle ve Febyo Taşel’in prodüktörlüğünde kaydedene kadar ! Bugün “Lela Palo Tute”nin Türkçe adaptasyonu “Dur Bakalım (Lela Lela)”yı DEMET TUNCER seslendiriyor.“Demet Tuncer / Dur Bakalım (Lela Lela)” çok yakında önce radyolarımızda, ardından da video klibiyle müzik kanallarımızda yer almaya başlayacak.

Demet Tuncer'i uzun zamandır müzikallerde izliyor, beğeniyorum. Dilerim bu "Lela Lela" adaptasyonu güzel olmuştur. Bazen bu "cover" meselesi bir faciaya da dönebiliyor biliyorsunuz. Hele de böyle zeki hazırlanmış bir mail sonrası insan ister istemez beklentilerini daha da yükseltiyor. Selim Serezli'ye duyurulur...

5 Temmuz 2009 Pazar

Candan Erçetin'den Haberler

Bildiğiniz üzere Candan Erçetin'den "müzikal" anlamda uzun zamandır "yeni bir ses" duyulamıyor. En son "Gölgesizler" filminin uygulayıcı yapımcılığını yapan Erçetin, film için yazdığı "Ben Kimim" şarkısıyla, müzikseverleri bir nebze de olsa yatıştırmayı başarmıştı. Geçen hafta Candan Erçetin'le "gönüllü elçiliğini" yürüttüğü Eti Çekül Kültür Elçileri projesinin İstanbul buluşmasında bir araya geldik. Ve elbetteki sorularımdan biri "yeni albüm" oldu. Ve Candan cephesinden albümle ilgili ilk detaylar:

- Candan Erçetin, yeni albümde müzik direktörü olarak yine Alper Erinç'le çalışıyor. "Biz Alper'le artık ayrılmaz bir bütün olduk. Müzikal frekanslarımız, müziğe bakışımız ve yorumlayışımız birbirine çok yakın. Bir hareketimizden ne demek istediğimizi anlıyoruz." diyor. Bir ay olmuş çalışmalara başlayalı. Ve epey çok şarkı üzerinde birden çalışılıyor.

- Albümde 10 yılı aşkın süredir birlikte çalıştığı orkestra üyeleriyle yazdığı şarkılar da olacak gibi görünüyor. Son albüm "Melek"de biliyorsunuz Erçetin performanslarında "piyano"da görmeye alıştığımız Nuri Irmak'ın "Sensizlik" adlı bestesi yer almıştı. Bu albümde "orkestra" tarafından böyle yeni sürprizler olabilir.

- Candan Erçetin, yeniden söylemek istediği şarkılar da olduğunu söyledi. Erçetin albümlerinde mutlaka "cover" şarkılar olur. Unut Sevme, Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar, Bir Yangının Külünü, Candan'la farklı bir yorum kazanmıştı. "Bu konuda özel bir ısrarım var. Belki bazı kesimlerce bu "yeniden yorumlanan şarkılar" pek hoş karşılanmıyor. İnsanlar sanki hep yeni şarkılar duymak istiyorlar ama ben de bazı şarkıları yeniden söyleme konusunda büyük heyecan duyuyorum." diyor.

- Albümün eylül-ekim gibi çıkması planlanıyor. Ama "belli olmaz" diyor Candan "biz öyle düşünüyoruz ama bakalım albümün nasıl planları var, göreceğiz."





Kurabiye Kokusu (Arka Arkaya 2. Nil Yazısı)

Aslında daha dün Nil Karaibrahimgil'le ilgili bir yazı yazdım. Neşet Ertaş meselesini. O konuda yorumlarınızı hala beklerken bugün bir baktım Nil, Hürriyet'in Pazar ekinde "puzzle portreler"de karşımda. Faruk Bildirici imzalı röportajda öyle "altı çizilesi, eğlenilesi, helal olsun" denilesi şeyler söylemiş ki Nil, ben kendi sevdiklerimi aşağıda derlemek istedim. Pazar gününüze "kurabiye kokusu" kıvamında eşlik etsin.. Merak etmeyin benden "çikolata renkli M.J." anons edecek bir Sezen Cumhur Önal doğmuyor, yalnızca Nil de çok severmiş kurabiye kokusunu, ben de, ona bir gönderme yapmak istedim....

Piyasaya çıktıktan sonra şarkılarınız size yabancılaşır mı?
-Yabancılaşmaz da, uzaklaşır. 18 yaşında bavulunu alıp giden çocuk gibi. Ara sıra telefonlaşırsın konserlerde.

- S
açma şeylere gülüyorum. En çok da kendi esprilerime. Hayattan bu konuda beklediğim tepkiyi henüz alamıyorum. Mesela, Wolverine filmine başrol oyuncusu başvururken ne demiş? Rol verin! Bu benim esprim ve bence çok komik. Anlatabiliyor muyum?

-”Keşke”, ölü bir kelime.

- Geçenlerde bir arkadaşım, “Sen niye bu köpeği sevmiyorsun? Hayvan sevmiyor musun?” dedi. Ben de “Bu köpeği sevmiyorum” dedim. O her insanı seviyor mu? Mesela ona da, birini sevmediği için insanları sevmiyor deniyor mu? Tam tersi, bir hayvan bir insanı sevmediğinde, bir hakikat hissetmiş oluyor ve bu krediyi alıyor. Ben niye almıyorum?

-
Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirince, New York’a gittim. 20’li yaşlarımın başındaydım ve sırtımda gitarımla geziyordum sürekli. Bir sürü şarkım vardı. Çoğu İngilizce. Hâlâ kasetler dolusu duruyorlar. Değerlendirmezsem yazık olacak. Neyse, sırtımda gitarım gece taksiye bindim. Arkadaşımın Soho’daki evine gidecektim. Aslında olay o değilmiş, ben bir hayat dersi alacakmışım. Taksici sordu: Müzisyen misin? Cevap verdim: Sayılırım. Taksici: Ne demek sayılırım? Ya müzisyensindir, ya değilsindir! Ben: Evet, müzisyenim. Taksici: İyi misin peki? Ben: Öyle düşünüyorum. Taksici: Ne demek oyle düşünüyorum. Ya iyisindir ya da değilsindir! Bu cevaplar beynime tokat attı. Bir daha da muallak cevaplar vermedim kendime.

Ayşe Arman- Deniz Seki Görüşmesi

Sabah, gazete almaya gittiğimde onu görünce darmadağın oldum. Sayfaları hızla açtım ve okumaya başladım. Çünkü merak ediyorum onu. Neler yapıyor, orada günleri nasıl geçiyor? Bulunduğu sert iklimden kendine zor da olsa küçük güneşler yaratabilmiş mi? Hayata bakışında bir şeyler değişmiş mi? Kalbi ve ruhu nasıl bir sınav veriyor? Hayata her şeye rağmen inanıyor mu? O hep tanıdığımız gibi yine güçlü mü? Bir dolu şey.. Ve nihayet kendi cümleleri karşımızda... Deniz Seki'den bahsediyorum. Son dönemde yaptığı müthiş işlerle kendisine bir kez daha hayran olduğum Ayşe Arman bize Deniz'den haberler getirmiş.
Bakın, neler anlatmış Deniz....

" 18 kişilik bir koğuşta kalıyorum. Çoğu bankacı. Çok zeki, çok parlak insanlar. Bir aile olduk. Koğuşun pozitif meleğiyim. Bu halimle, moral veriyorum insanlara. Herkesle iletişimim çok iyi, Allah için uyumluyum..."

"Ama yani, cezaevi denilen yer, öyle böyle değil, daha aşağısı yok, insanlığın dibi, ölmüşüm de ölüme bakıyormuşum gibi hissediyorum..."

"Bu kadar gözyaşım olduğunu ben de bilmiyordum. Tarifi olmayan bir çaresizlik. Her şey belirsiz. Daha henüz iddianamesi bile yazılmamış insanlar var burada, tutuklu yargılanıyorlar, ne zaman mahkemeye çıkacakları belli değil, elleri kolları bağlı, bekliyorlar..."


"Sabretmeyi öğrendim burada. Öfke kontrolünü öğrendim. Daha bir sürü şey... Bakma, bir okul gibi aslında. Arada neşelenmek için kahve falı bakıyoruz, ama falda uzun boylu esmer adamlar görmüyoruz, hakimler, savcılar var bizim falımızda... Düşün, burada Türk Ceza Kanunu’nu ezberliyoruz..."

"Kantinden saç boyası alıyoruz. Moral olsun diye saçlarımızı boyuyoruz. İyi ve bakımlı durmaya çalışıyoruz. Kantinde Flormar ruj satılıyor ve Pastel rimel. Komik olanı şu, ben hayatım boyunca ’water proof’ rimel kullandım, benim rimelim hiç akmadı yani, sen bir de şimdi gör halimi, kirpiklerimi boyayıp ağlarsam, palyaçoya dönüyorum..."

"Burada Deniz’im. Sadece Deniz. Kafamı dağıtmak için temizlik yapıyorum. Temizlik yaparken söylüyorum..Yerleri Vileda’lıyorum. Bak, eskiden parmaklarımda mikrofon nasırı olurdu, şimdi Vileda nasırı var. Ama yanlış anlama, beni kimse zorlamıyor, yerleri paspaslamak beni oyalıyor. İşte o zamanlar mırıldanıyorum. Çamaşırlarımı da kendim yıkıyorum. Leğende, ayaklarımla. Sonra kafamı kaldırıyorum, bir bakıyorum televizyonda Deniz Seki’nin klibi dönüyor, vay be diyorum, nereden nereye..."

"Bir sürü şarkı yazdım. Burada, inanılmaz üretkenim. Ses kayıt cihazı olsaydı, daha da iyi olurdu ama kabul etmediler. Sonra, boyuna okuyorum, Elif Şafak’ın Aşk’ını bitirdim, tasavvufa merak sardım, Gülben kitaplar getirdi, onları hatmettim. Habire yazıyorum, çiziyorum. Geleceğimi planlıyorum...Bi
r kere engelliler için çalışmak istiyorum. Sonra uyuşturucu karşıtı derneklerde görev almak istiyorum. Müzikal yazmak istiyorum. Bir cezaevi müzikali düşünüyorum. Bir de cezaevi sergisi. Her şeyi saklıyorum. Çamaşır yıkadığımız leğeni, yemek yediğimiz tabakları, çatalları, bıçakları. Sadece benim hayatımın bir kesitini anlatan bir sergi olmayacak, buradaki arkadaşlarımın ruh hallerini de, duygularını da yansıtacak..."

"En
çok neyi özledin?"
"Sahneye çıkmayı, doğayı, gökyüzünü, bizim gökyüzümüz dikdörtgen burada (ağlıyor)... Toprağa ve çimene dokunmayı, denizi... Annemi, kardeşlerimi... Onlara doyasıya sarılmayı... Kimin dost, kimin düşman olduğunu gayet iyi görüyor insan burada... Sonra evimi... O minik balkonumda oturmayı, Boğaz’a bakmayı, gözlerimi kapayıp Boğaz havasını içime çekmeyi...

"Dışarıda bana büyükmüş gibi gelen sorunları, şimdi burada düşünüyorum da, hiçbirinin önemi yokmuş. Üzülmeye değmezmiş. Ben kendime kötü davranmışım, çok yüklenmişim. İçeride, size belki önemsiz gibi gelecek şeylere takıyorum. Dün mesela, bir kelebek getirdiler. Ölmek üzereydi, inanır mısın, aklım çıktı ölecek diye, ona nefesimle can verdim. Onu yaşattım. Nasıl mutlu oldum
anlatamam. Dün, dünyanın en önemli olayı buydu..."

..............
İşte şimdi içim rahatlıyor.
Her zor zaman aslında bize bir şeyler söylemek için geliyor. Büyük resimde fark etmediğimiz bir şeyleri bize göstermek istiyor. Artık anlıyorum ki
Deniz Seki, en sevdiği fotoğrafın çok daha farkında...

(Ayşe Arman'ın Hürriyet gazetesinde yayınlanan röportajından derlenmiştir.)

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Youtube'un Geri Dönüşü...


Nihayet sessiz, sedasız geri döndü ya Youtube, ne bahtiyarım. İnsan; özgürlüğü elinden alınıp sonra yeniden geri verilince nasıl da kıymetini anlıyor. O kadar uzun zamandır erişilemiyordu ki Youtube'a, şimdi rahat rahat girivermeye başlayınca, "yahu bu işte bir tuhaflık mı var" şaşkınlığındayım. İnsanın özgürce bir internet sitesine girişine bile "alışmaya" çalışması ne tuhaf değil mi?

Neyse, gelin bunu hemen kutlayalım. Size birkaç Sezen Aksu videosu linki gönderiyorum. Bunları yeni gördüm. İlk 3ü Sezen'in 90larda verdiği bir konserden.. Konser ATV logolu. Çok da iyi bir montaj yapılmış. Diğer videolar ise çok çok daha eskiden. Sezen Aksu'88 albümünün TV1 performansı.

Sezen- ATV Konseri:

Sen Ağlama:
http://www.youtube.com/watch?v=o-PRbr4r8wI



Nil, Neşet Ertaş'ı Dinlemek Zorunda mı?

Konuyu biliyorsunuzdur. Hani Nil Karaibrahimgil, Kral FM'de Gezegen Mehmet'in programına konuk oldu ve "Neşet Ertaş'ı tanımıyorum" dedi ya, o gün bugündür bu mesele büyütülmeye çalışılıyor. Öncelikle çıkan bu haberleri düzeltelim. Çünkü her iki taraf da açıklamanın tam olarak böyle olmadığını sonrasında yaptığı beyanatlarda düzelttiler. Nil Karaibrahimgil, Neşet Ertaş'ı elbette tanıdığını ama dinlemediğini söyledi. Nil'in Gece Gündüz programında konuyla ilgili söyledikleri tam olarak şuydu:

" Ben Neşet Ertaş'ı tanıyorum. Ama şöyle; duydum. Soru şuydu: Türk Sanat müziği ve halk müziği dinliyor musun? Cevap: Dinlemiyorum, yalan söyleyecek halim yok. Soru: Neşet Ertaş'ı tanıyor musun? Cevap: Evet, tanıyorum ama hangi türküleri söyler, yani kendi türkülerini mi söyler, ne yapar bilmiyorum, dedim. Basına da o şekilde yansıdı. Herhalde o sıralarda bir şeylerin altını çizmek istediler. Ben burada söz yazan, müzik yapan biri olarak hiç kimseyi tanımak zorunda değilim. Hiç birimiz değiliz bence. Tabi ki geçmişten günümüze bize bir şeyler getiren büyük müzisyenler vardır: Kutsi Ergüner, Erkan Oğur gibi, bunları duyuyoruz. Ama çok azımızın bunları oturup gerçekten dinlediğini düşünüyorum. Dinlemek zorunda olduğumu gerçekten hiç düşünmüyorum. Neşet Ertaş'ı duydum ama hiçbir zaman Neşet Ertaş dinlemedim"

Ama elbette bu cevapla da yetinmeyenler oldu. Mesele, inatla Nil Karaibrahimgil'e "Neşet Ertaş'ı Tanıtma ve Sevdirme" başlıklı bir sosyal sorumluluk projesine dönüşmek üzere. Peki ya siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Nil Karaibrahimgil, gerçekten de Neşet Ertaş'ı dinlemek zorunda mıdır? Sevmese, hiç ilgisini çekmese, müzikal serüveninin herhangi bir yerinde karşılığı, katkısı olmasa da, bambaşka yollardan gelip bambaşka yolların yolcusu olsalar da; en azından bu toprakların yetiştirdiği önemli bir müzisyen olması sebebiyle yine de önce dinleyip, hakkında herşeyi bilip sonra unutmak zorunda mıdır?

Bence dinlemek zorunda değildir. Sevmek zorunda hiç değildir. Ama bilse, hakkında bir fikir sahibi olsa iyi olabilir. Ama hayatı boyunca yolları hiç kesişmeyebilir de. Çünkü müzikle kurulan ilişkide, daha doğrusu sanatın her dalıyla kurulan ilişkide "zorunluluk" kelimesinin olmaması gerektiğini düşünüyorum.

Elbetteki bu ülkenin değerleri, kültürel yapısı, genel sanat anlayışı, eğilimleri hakkında hepimizin fikir sahibi olması önemli bir şey. Ama sonrasında seçimler yaparak ilerleriz. Kimimiz Türk halk müziğine ilgi duyar, onu dinler, kimimiz caz müziğe aşık olur, onun peşinden sürüklenir, kimimiz rock müzik dinleyerek kendini daha iyi bir ifade yolu bulur, o izleri takip eder.

Tamamen caza gönül veren bir adam da hayatında hiç Neşet Ertaş dinlememiş olabilir, ya da Neşet Ertaş hayranı bir diğeri tek bir Sezen Aksu şarkısı bilmiyor olabilir. Her iki taraf da ayrı ayrı "X ya da Y'yi dinlemeyerek" diğer tarafın ne kadar eksik kaldığını, ne kadar çok şey kaybettiğini düşünüyor olabilir. Ama her iki taraf da kendi serüveninde, kendi seçtikleriyle mutluysa sorun yoktur.

Bundan daha doğal bir şey olamaz. Hayatımızda illa herşey, müziğin her türlüsü, sinemanın her akımı, edebiyatın her çeşidi olmak zorunda değildir. Kendimize göre, ruhumuza göre, zevkimize göre bir serüven oluşturmak en doğal hakkımızdır. Bu "özgür"lüğü müzikte kullanmayacağız da nerede kullanacağız?

Peki, siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Ve Nihayet Şehrazat'ın Annesi: Sevinç Tevs

Hakan Eren, Türkçe pop müzik diskografisinin günümüze taşınması için canla başla çalışmaya devam ediyor. Onun sayesinde öyle çok albüm, şarkı ve öyle çok sanatçı yeniden orjinal kayıtlarıyla günümüze aktarıldı ki, böylesi bir özen ve çalışkanlık için gerçekten "deli" olmak lazım. Ne arada, nasıl ve hangi enerjiyle yapıyor bilemiyorum ama Hakan Eren ısrarla (ki iyi ki ısrar ediyor) kendi şirketi Ossi Müzik'ten albümler yayınlamaya ve Türkçe müziğin eksik kalan parçalarını özenle tamamlamaya devam ediyor. Dile kolay, bu kadar kısa zamanda şimdiden "En İyileriyle" serisinden 24, "Bir Zamanlar" serisinden de 6 albüm piyasaya sürmüş Eren.

Geçtiğimiz günlerde Hakan'dan "Müzik: Selmi Andak" adlı 2 CD daha ulaştı elime. Selmi Andak, Türk pop müziğinin en büyük bestecilerinden biri. Zaten albümlerde yer alan 34 şarkıya ve yorumcuya baktığınızda kendisi hakkında hemen bir fikir sahibi oluyorsunuz. Andak'ın popüler müzikte çalışmadığı isim neredeyse kalmamış. Şu listeye bir bakınız: Ajda Pekkan, Nükhet Duru,Sezen Aksu, Gökben,Nazan Şoray, Asu Maralman, Ersan Erdura, Coşkun Demir, Füsun Önal, Neco, Esin Afşar, Yeliz,Gökhan Abur, Gönül Turgut, İbo, Nilgün Atılgan, Zümrüt, Nil Burak, Sibel Egemen, Erol Evgin, Ayla Algan, Işıl Yücesoy, Ferdi Özbeğen ve Rüçhan Çamay ve daha kimler kimler...

Albümün en büyük sürprizi ise Sevinç Tevs'in yani eskilerin "Türk cazının anası" diye hatırladıkları Sevinç Tevs'in "1. Apollonia Uluslararası Şarkı Festivali"nde seslendirdiği ''Ve Ben Yalnız'' adlı kaydı. Şerif Yüzbaşıoğlu'nun piyanosu eşliğinde kaydedilen bu şarkı, ilk kez dijital ortama aktarılıyor. Sevinç Tevs, o yıllarda hem Türkiye'de hem de dünya çapında epey ses getirmesine rağmen yalnızca tek 45lik yayınlıyor. O 45lik de ne yazık ki ölümünden sonra yayınlanabiliyor. Ve ilginç bir nokta. Sıkı müzik takipçileri elbette bilirler: Sevinç Tevs, Türk pop müziğinin günümüz önemli bestecilerinden Şehrazat'ın annesi. Hani yine bilenler bilir, Şehrazat'ın insanın içini yakan, kendine özgü bir yorumu vardır ya, kaynağın nereden geldiği belli. Ne büyük bir yorumcuymuş Sevinç Tevs. Ve ne büyük gurur öyle bir annenin kızı olmak. Hakan Eren'e en çok da bu kaydı yıllar sonra müziğe kazandırdığı için teşekkür etmek gerekiyor. Yeri gelmişken de Şehrazat hanıma bu satırlar aracılığıyla bir not iletelim. Daha önce de yazmıştım. Keşke Şehrazat kendi bestelerinden oluşan bir albüm yapsa. İçinde "Sürgün"ler, "Hesap Ver"ler, "Ukte"ler ve "Kıyamam"lar olsa, şöyle bir piyano ve bir saksafon... Başka da hiçbir şeye gerek olmazdı...

SELMİ ANDAK ALBÜMLERİNDE HANGİ ŞARKILARI YER ALIYOR?

Cd:1- O Şarkıyı Henüz Yazmadım


1- Ve Ben Yalnız - Sevinç Tevs 1968
2- Yeniden (Hayat Pencerenin Dışında) - Ajda Pekkan 1987
3- Acılar Sürekli Olamaz - Ersan Erdura 1978
4- Çıkmaz Sokak - Işıl Yücesoy 1979
5- Zavallı Bır Gece - Sezen Aksu 1982
6- Unut Beni - Nükhet Duru 1982
7- Sanki Dün Gibi - Coşkun Demir 1984
8- Aşk Çiçeği - Asu Maralman 1973
9- Hayalimdeki Adam - Yeliz 1975
10- O Şarkıyı Henüz Yazmadım - Neco 1984
11- Kandil - Ferdi Özbeğen 2000
12- Pişmanlık Duymadın Mı? - Gökben 1986
13- Kirpiklerin Islak Islak - Nazan Şoray 1981
14- Böyle Bir Rastlantı - Sibel Egemen 1981
15- Yıldızlar Damı Deliyor - Gökhan Abur 1980
16- Yiğidin Öyküsü - Esin Afşar 1975
17- Dur Bak Biraz - Füsun Önal 1985


Cd:2 - Bal Gibi Olur

1- Bal Gibi Olur - Asu Maralman 1977
2- Olmaz Olmaz Deme - Nil Burak 1977
3- Gönlüm Çok Zengin - Rüçhan Çamay 1977
4- Son Serüven - Ersan Erdura 1981
5- Toprak Ve Ana - Asu Maralman & İbo & Sibel Egemen 1979
6- Sevgiye Tutsak - Coşkun Demir 1979
7- Gramafon - Neco 1982
8- Bir Sevgi Yeter - Nükhet Duru & Neco 1985
9- Yaşasam İlk Gülüşünü - Nükhet Duru 1987
10- Vazgeçtim Ben Bu Aşktan - Gönül Turgut 1971
11- Çek Kayıkçı - Nilgün Atılgan 1974
12- Anya Manya Kumpanya - Zümrüt 1970
13- Kısmet Değilmiş - Gökhan Abur 1975
14- Sen Şu İşe Bak - Füsun Önal 1985
15- Geli Geliver - Erol Evgin 1974
16- Gel Yanıma - Ayla Algan 1971
17- Gel Dosta Gidelim - Esin Afşar 1975

Bir Yıl Önce, Bugünlerde...

Bir yıl önce, bugünlerde... Arnavutköy'de Deniz'in bahçesindeyiz. Yeni albümü "Sahici"ye sayılı günler var. O yüzden heyecanlı. Şımarıklıklar yapıyor, sonra da küçük bir kız gibi utanıyor. Ama hep tanıdığım gibi. Dimdik ve güçlü...

Ve şarkılar başlıyor. "Ne içim kaldı/ Ne dışım/ Sanki artık/ Ben bir kışım/ Güneşi özlemek/ Ne demek bilemezsin/ Burası soğuk/ Üstünü örtmeden uyuyamazsın/" Şarkının adı Zirve. Bir yıl sonra ne garip geliyor bu sözler değil mi? Sanki şimdi, orada yazmış gibi....

Bugün, Deniz'in doğum günü.

Deniz, nasıl bir yer olduğunu bilmediğimiz "orada" anahtarların ters döneceği günü bekliyor. Belki kalbi zorda, ruhu kırgın... Ama biliyor bir gün çıkacak ışığa.. O zaman gün de onun olacak, güneş de.... Yeniden..

Anlıyor, zor bir sınavdan geçiyor kalbi. Hangimiz geçmiyoruz ki? Bu böyle. Hepimizin zaafları var. Hepimiz hatalar yapıyoruz. Çarşaf gibi olmuyor her zaman deniz. Bazen dalgalanıp öfkeleniyor, bazen çekilip eksiliyor... Ve bazen kaçınılmaz; kirleniyor. Ama ne olursa olsun, deniz hep deniz ve bizim. Ve ışık, ne kadar karanlık görünse de hayat gözümüze; hep içimizde. Her şey değişebilir, her şey temizlenebilir, her şey yeniden güzel olabilir. Aslında Deniz, sana yazarken kendime de söylüyorum.

Hani bazı geceler vardır ya, hayat orada dursun isteriz. Bahçede, o gece ve sen ve şarkıların... Ne güzeldiniz... Hayatın bir an önce seni en çok sevdiğin bu fotoğrafa kavuşturması dileğiyle. Bil ki bizler de burada bir yerlerde, gün saymaktayız. Belki dağınık, belki sessiz ama hep seninle....