Twitter Updates

30 Haziran 2009 Salı

Sezen Aksu Konserinden ve Albümden Başka Notlar

Yazmakta epey geciktim ama o geceden notları hızla paylaşmak isterim.

- Konser 21.45 civarında önce Aksu vokallerinin sırayla birer bölümünü söyledikleri "Şarkı Söylemek Lazım"la açıldı. Şarkının akustik ve orjinal haline göre daha slow olan bu versiyonuna tek kelimeyle bayıldım. Sanki şarkı bu haliyle anlatmak istediği derdini çok daha derin ve etkili anlatıyor.

- Sezen Aksu, sahnede "Yaz" şarkısıyla göründüğünde benim ilk gözüme çarpan şey, nefis şık elbisesi oldu. Yazının muhtelif bölümlerinde de resmini gördüğünüz bu elbise bence son 10 yıldır Sezen'in giydiği en çılgın şey. Üstelik acayip bir elektriği var elbisenin. Hem çılgın hem de asil. Etek bölümünde böyle yukarılara doğru havalanan bir bölüm var. Hele o bölüme aşık oldum.

- Sezen Aksu, konser günü beklenmedik bir şekilde ölüm haberini aldığımız Michael Jackson'a da selam göndermeyi unutmadı: "Bizim hayatımızı ne kadar anlamlandırmış, ne kadar sıradışıymış, ne kadar risk almış"



- Konserin en heyecanlı anlarından biri Göksel'le Sezen'in birlikte "Ağlamak Güzeldir" ve "Kurşuni Renkler"i söylemesi oldu. Sezen, Göksel'i " Her gece dinliyorum. Doğurmadığım çocuklardan bir tanesi. Hep duruydu, hiçbir zaman süslü olmadı. Su gibi tertemiz bir kız geliyor." diyerek çağırdı sahneye. Birbirlerinin üzerine titredikleri her hallerinden belli oluyordu.

- Konserin bir başka sürprizi de Zeki Müren'le "led ekranlar" aracılığıyla gerçekleştirilen "Sorma" düeti oldu. Aynı düeti Sezen Aksu, NTV'nin 10.yıl özel gecesinde de yapmıştı. Zeki Müren'i kocaman ekranlarda görmek, sözcüklere vurgusunu, yüz hareketlerini, ifadelerini izlemek, yıllar sonra tuhaf bir etki yaptı üzerimde. Zeki Müren de Michael Jackson gibi "benzersiz"lerden... Ne kadar eşsizmiş bir daha anladım o gece.

- Gecenin en önemli noktası değişen orkestraydı. Ozan Doğulu'nun orkestra şefliğinden ayrılmasından sonra Ozan'ın oturduğu piyanoya Mustafa Ceceli geçmiş. Orkestranın en büyük transferi ise Aykut Gürel. Albümde de bir çok şarkının düzenlemesinde Aykut Gürel'in imzası var. Sezen Aksu'nun Aykut Gürel'le yıllar sonra yeniden bir araya gelmesi, bence bu yılın en önemli müzik haberlerinden. Hem albümde hem de konser performansında Sezen'den yıllardır beklenen müzikalite yakalanmış. Arabesk ve alaturka öğelerden özenle temizlenen şarkılar Aykut Gürel'in ellerinde çok daha akustik, sade, batılı ve cazvari bir sound'la buluşmuş. Elbette doğu öğeleri Sezen Aksu müziğinin önemli bir parçasıdır ve olmalıdır. Yine var, ama olması gerektiği kadar var. Albümde "Takvim", "Lale Devri", "Kaçak", "Kaybedenler" gibi şarkıları dinleyin, Aykut Gürel farkını anlayacaksınız. Ebru Gündeş, Sibel Can, Ferhat Göçer bu şarkıları kendi tarzlarında çok iyi yorumladılar ama Sezen Aksu tam da albümde yer aldığı gibi söylemeliydi. Hele bir de artık herşeyin tek düzeleştiği bir dönemde, "klarnet, yaylı, darbuka, ud vs" varyasyonlarının fazla kullanımından doğan aynılığın üzerine temiz bir çarşaf serilmiş gibi hissediyorum albümde.

- Albüm boyunca hep şunu hissettim: Sezen Aksu sanki bir yaz gecesi, evimin bahçesinde benimle birlikte, baştan sonra bir konser veriyor. Öylesine sıcak ve öylesine samimi. Bu histe Sezen Aksu'nun yorumu kadar düzenlemelerin de büyük payı var.

- Sezen Aksu, hem konserde hem de albümde Hande Yener'e verdiği "Kibir"i de söyledi. Albümde beni en etkileyen şarkılardan biri de "Kibir" Belki birçoğunuza tuhaf gelebilir. Çünkü genel olarak çevremde "Kibir" şarkısında hala Hande Yener'i tercih edenler olduğunu biliyorum. Sezen'in yorumu biraz yadırganmış. Ben Hande Yener versiyonunun olabilecek en iyi dans versiyonu olduğunu düşünüyorum. Keza bu şarkı Hande Yener'in yeni yolculuğunda çok önemli yeri olan bir şarkı. Ama Hande Yener'de eksik olan bir şey var. O da "yorum". Şarkının sözlerini, Sezen'in ne demek istediğini, kibirin gerçekten de bir canavar gibi pusuda beklediğini Sezen söyleyince hissettim ben. Her insanın kendi içindeki kötüyle, kibiriyle karşılaşmasını, bu farkındalığın can yakmasını şarkının bizzat sahibinden duyunca anladım ve kendime sordum. Şarkının Kıvanç K. imzalı düzenlemesi de alabildiğine tehlikeli, tekinsiz ve sarsıcı. Şarkı gerçek hissini şimdi verebiliyor bana...

Konser ve albümden şimdilik bu kadar, herhalde yine yakın bir yerlerde bir Sezen Aksu daha yazdırır hayat bana...

29 Haziran 2009 Pazartesi

Pardon, Bakar mısınız?

Cuma gecesi Sezen Aksu'nun Turkcell Kuruçeşme Arena'daki konserindeydim. Konser, hem son albüm "Yürüyorum Düş Bahçelerinde"nin hem de yazın ilk Sezen Aksu konseri olması adına önemliydi. "Yaz" şarkısıyla sahnede görünen ve hemen ardından püfür püfür "Aşktan Ne Haber"le hayat estiren Aksu, 3.şarkıda sanırım benim gibi binlerin kalbine şöyle ağırdan bir taş koydu. Şarkıyı biliyorsunuzdur. "Düş Bahçeleri"nde yer alan 3 yeni şarkıdan biri. Söz ve müziği Sibel Algan'a ait. Adı "Pardon"! Albüm daha çıkmadan şarkı Facebook üzerinde yayılmış ve kısa sürede bir fenomene dönüşmüştü. Şarkının söz müzik yazarı Sibel Algan'la önceden bir tanışıklığımız var. Kendisi Sezen Aksu'nun publishing şirketi S&N Müzik'in Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü. Algan'la NTV Gece Gündüz için yaptığım Sezen Aksu haberleri nedeniyle iletişim kurmuştuk ilk kez. Onun sıcak iletişimi ve yardımlarıyla "Deniz Yıldızı" ve "Yürüyorum Düş Bahçelerinde" albümlerinden ilk sesli ipuçlarını Gece Gündüz'de yayınlamıştık. "Pardon" şarkısının imza hanesinde onun adını görünce heyecanla mesaj attım. "Ne güzel sürpriz bu böyle" diye...

O gece, konser arasında da nihayet yüz yüze tanıştık. Uzun zamandır kendi halinde sözler yazıp besteler yaptığını anlattı. Sezen Aksu, tamamen tesadüf eseri dinlemiş "Pardon"u. Ve albüme almaya karar vermiş. "Hayatımın en güzel ve önemli hatıralarından biri oldu" dedi. Ben de "ne diyorsunuz, yalnızca hatıra olmakla kalmadı, şu anda herkes bu şarkıyı konuşuyor. Şarkınız müthiş ilgi görüyor" dedim. Çok mütevazi ve sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Şarkının böyle bir noktaya geleceğini hiç tahmin etmiyormuş. Ve o gece başka şarkıları olduğunu ve bu şarkıların yakın zamanda bazı albümlerde yayınlanacağı bilgisini de aldım. Şimdiden müjdesini vermek istedim.

"Pardon" son zamanlarda dinlediğim en naif, en sıcak, en kibar aşk şarkısı. Öyle incelikli ve tatlı bir dille anlatıyor ki derdini Sibel Algan, mis gibi esen Ege rüzgarlarının arasında kendinizi artık çoktan kaybedilmiş naif duyguların, eski sepya zamanların içinde buluveriyorsunuz. Sanki Sezen Aksu'nun "İstanbul Hatırası"nın geçtiği yıllardasınız. İnce bir ses kesiveriyor sokağı "Pardon, bakar mısınız, tanışmış mıydık? Sevmiş miydim ben sizi hiç? Sevişmiş miydik?....
Peki bu şarkıyı hatırlar mısınız ?
Hatırlarız, hatırlarız....


26 Haziran 2009 Cuma

Bir Devir....


Onunla Bir Devir, kelimenin tam anlamıyla "in"ledi....

24 Haziran 2009 Çarşamba

Selim Demirdelen'in "Dut Ağacı"


Bu fena halde "yaprak kıpırdamayan" yaz günlerinde, bırakın serini ve gölgeyi bulmayı, yalnızca "sıcak"tan korunmaya çalışıyoruz. Yanıyor taş, toprak daha şimdiden. Ama bu hararetli günlerin arasında öyle bir albüm var ki, adı gibi insanı gerçekten de bir "dut ağacı" gölgesine götürüyor. Yönetmen Selim Demirdelen'in müzisyen tarafıyla ilk kez Barda filminin soundtrack'inde tanışmıştık. Demirdelen'in yeni besteleri bu kez "Dut Ağacı" huzuruyla karşımızda. Huzur diyorum çünkü onun müziğini bu kelime olmadan anlatmam zor. Albümü dinlerken ne dediğimi daha da iyi anlayacaksınız. Tatlı tatlı esen rüzgarlar gibi Demirdelen'in şarkıları.


Levent Yüksel, Aylin Aslım, Özge Fışkın, Koray Candemir, Melis Danişmend, Sezgi Olgaç ve Adile Yadırgı şarkıların "ses"leri olmuş. "Aşktan başka cevher yok ki/ Koy cebine götüresin" diyor bir şarkıda Selim, "Ne yaptıysam ben yaptım" diyor bir diğerinde. Özge Fışkın'ın büyük hayranı olduğum sesiyle dut ağacına sesleniyor "Dut ağacım/ Suç ağacım/ Sensin benim darağacım."


Albümde Nazım Hikmet'in "Herkes Gibi" şiiriyle, Ömer Hayyam'ın "Yok Olduk" rubaisi de var. En büyük sürpriz ise Levent Yüksel'in seslendirdiği "İstanbul". Selim Demirdelen'in de yönetmenlerinden biri olduğu "Anlat İstanbul" için yapılan bu şarkının sözleri Ümit Ünal'a ait. Şarkı, filmde kullanılmamış ama hala her kelimesiyle filmi getiriyor akla. Sahi, ne güzel filmdi "Anlat İstanbul"...

Albüm, ID İletişim etiketiyle raflarda. Bu sıcak günler için "esaslı" bir öneridir....


Düş Bahçeleri'nden Notlar 1


Baktım ki 2 CD'nin, 29 şarkının tek bir seferde altından kalkamayacağım, o halde meseleyi bir yazı dizisine dönüştüreyim dedim. Sezen Aksu'nun başkalarına verdiği şarkıları kendi yorumuyla söylediği "Yürüyorum Düş Bahçelerinde" albümünden bahsediyorum. Buyrunuz, albümle ilgili ilk notlar:

- Albümde beni en sarsan şarkı "Söz Bitti" oldu. Tüyler ürperten bir düzenleme, çok dramatik bir müzikal kurgu ve insanın canını acıtan bir Sezen yorumu. Sertab Erener'in teknik olarak kusursuz ama duygusal olarak eksik yorumladığı "Söz Bitti", Kıvanç K'nın bu yeni düzenlemesi ve Sezen'in yorumuyla asıl şimdi hissettiriyor "yarından haberin olmadığını, saatlerin çalıp gittiğini ve sözün bittiğini." Ve "unutursun" derken Sezen, gerçekten de unutmanın zor olacağını, içinin yanacağını hissediyorsun.
-Sezen Aksu'yu daha yakından ve detaylı takip edenler için albümün en büyük sürprizi şüphesiz "Kurşuni Renkler" oldu. 1980'li yıllarda "Sezen Aksu Söylüyor" müzikalinde söylenen, Sezen'in hiçbir albümünde yer vermeyip; 90lı yıllarda Göksel'in ortaya çıkardığı bu şarkı, yıllar yıllar öncesinde Sezen Aksu adına açılan bir mail grubunda tarafımızdan dile getirilmiş, aramızda yaptığımız ankette Sezen Aksu'dan en çok duymak istediğimiz şarkı seçilmiş ve bu durum Sezen Aksu'ya iletilmişti. Keza Aksu, bu şarkıyı bizim yoğun ısrarlarımız sonrasında ilk kez "Unplugged" serisini gerçekleştirdiği yıllarda söylemişti. Ve yıllar sonra şarkının bir albümde yer alıyor olması büyük mutluluk. Keza şimdiden albümde en çok ilgi gören şarkılardan oldu "Kurşuni Renkler". Ve Sezen Aksu da şarkıya bu yaşında, bu sesiyle ve bu yorumuyla daha çok yakışmış. Her şarkının ve sözün bir zamanı vardır ya Kurşuni Renkler'in de zamanı şimdiymiş bence.
(Devam edecek)

Her Bakımdan "Bu Böyle"


Yazın en sürpriz hamlesinin Sertab Erener ve Soner Sarıkabadayı'dan geldiğini Pafil'de yazmıştım. Sertab'ın geçtiğimiz haftalarda yayınladığı single'ı "Bu Böyle"den bahsediyorum. Şarkı sizi müthiş bir iklime götürüyor. "Hem sade, hem yakıcı. Çaktırmadan koyanlardan" demiştim ben o yazımda. "Sanki deniz esiyor böyle püfür püfür..Buzlu badem yiyip buz gibi beyaz şarap içiyoruz, bir an geliyor, bir rüzgar getiriveriyor herşeyi geriye, döküveriyor kalptekini, ne dökmesi saçıyor adeta.. Susmuyor şarkı ey okur"
Tamam, kabul; yazıyı yazarken aklım biraz da yaz akşam üzerlerinde kalmış ama şarkının müthiş bir naifliği ve sadeliği olduğu kesin. İnsanı uzaklara alıp götüren bir melodi. Şarkının yalnızca orjinal düzenlemesi değil, single da yer alan diğer versiyonları da ayrı ayrı güzel. Özellikle Murat Uncuoğlu ve Emre Dündar'ın yaptığı remixi şiddetle tavsiye ediyorum. Genel olarak Murat Uncuoğlu'nun yaptığı remixleri son derece sıkıcı ve enerjisiz bulurum ama bu sefer öyle değil. Hele bir intro melodi var ki, nefis....

Bu arada şarkı sessiz ve derinden hiç de fena yol almıyor. Hani ortalıkta ciddi bir albüm kalabalığı var ya Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Kenan Doğulu ve daha kimler kimler, Sertab Erener'in "Bu Böyle"si TTNET Muzik'te geçtiğimiz haftanın en çok indirilen 3. şarkısı oldu.


ÖNEMLİ NOT: Sertab Erener'in yenilenmiş web sitesini henüz ziyaret etmediyseniz, hemen http://www.sertab.com/ a bir göz atın. Uzun bir süre taş üstüne taş konmayan site, yeni single rüzgarıyla baştan aşağı yenilendi. Üstelik her bir noktası "full interaktive" Mesela Sertab'ın fan grubu "facebook" üzerinden örgütleniyor, Sertab'ın neler yaptığını an be an "twitter" aracılığıyla izliyorsunuz, Fotoğraflar "flickr"da, videolar "vmeo"da, biyografi "wikipedia"da, Sertab'ın bu aralar dinlediği şarkıları ise "last.fm" aracılığıyla takiptesiniz... Mesela Sertab Erener son olarak baya bir Alanis Morisette dinlemiş. Sebebi ne ola ki acep:)

23 Haziran 2009 Salı

Nilüfer'in Listesi


Nilüfer'in yeni albümü "Hayal"e sarmış durumdayım. Gerçi döne dolaşa dinlediğim hep aynı şarkılar. Sinan Akçıl'ın "Bir Bilseydin"iyle, Mete Özgencil'in 4 şarkısı. Yakında albümle ilgili detaylı bir yorum yazacağım ama günlerdir kulağımda susmak bilmeyen ve bana müthiş enerji veren "Bir Liste"den tez elden bahsetmek istedim... Mete Özgencil imzalı şarkı insanı jilet gibi, zımba gibi kendine getiriyor. Keza şarkının yorumunda Nilüfer de aynı zımbalıkta. Uzun zamandır Nilüfer'in kariyeri kadar yorumculuğuyla da ilgili endişelere kapılmaya başlamıştım. Gittikçe daha ağdalı ve nağmeli okumaya başlamıştı şarkılarını. Ama bu şarkıda neredeyse nefes almadan söylüyor sözcükleri. Hiç bir şekilde yayılmadan, ip gibi gergin... Mesela şarkının bir yerinde "Hangimizdi kılıcı kınında tutan" diyor. Ben şarkıyı Mete'den dinlediğimde "Acaba bu bölümü bu kadar kısa sürede ve bu tempoda söylemeyi başarabilecek mi" demiştim. Çünkü tek nefeste söylenen bir bölüm orası. Hiçbir aralık yok, hiçbir esneme payı yok. Sonuç ise mükemmel. Nilüfer'den yorumculuk adına son zamanlarda dinlediğim en güzel şarkı olmuş. Acayip enerjik ve genç de bir yorum ayrıca.

Şarkı da öyle. Farklı bir düzenlemesi var. Modernlikse modernlik, trendse trend, ne istersen o...Hele sözleri... Buyrunuz, bir okuyunuz....

BİR LİSTE
Yaşamak dediğin şey
Birikim sanıyorsun
Yanılıyorsun

Yaşamak dediğin şey
Gün be gün biriken
Hangi ev, hangi adres
Hangi ten, hangi ben

Gittikçe biriken
Biriktikçe eksilen
Bir Liste

Hangi evde mutluydum
Hangi evde unutuldum
Ne zaman teğet geçmiştim de
Ne aman vurulmuştum
Hangimizdi kılıcı kınında tutan
Hangimizdi sahile vuran
Hangimiz her konuda suçluyken
Hangimizdik hep mahvolan
Gittikçe biriken
Biriktikçe eksilen
Unutmam istenen
Bir Liste

22 Haziran 2009 Pazartesi

ZAMANSIZ ÖNERİLER

Neden "Zamansız"? Çünkü kendimi tanıyorum. Ben şimdi adına "günlük öneriler" derim, bir süre sonra sıkılırım, her gün önermemeye başlarım. "Haftalık" derim, az gelir, yeni haftayı beklerken yorulurum. O yüzden "zamansız" olmak en iyisi. Müthiş bir özgürlük veriyor insana.

Efendim bu bölümde size şarkılar, albümler, internet siteleri, radyo programları ve bilimum şeyler önereceğim. Ben sadece paylaşmak istiyorum. Bu önerileri hayatınıza seçip seçmemek sizin kararınız. Buyrunuz, başlıyoruz...


1- RADYO PROGRAMI:
Selami Bilgiç'le N-ENERGIE
Hafta İçi Her Gün 17.00-18.00, Cuma- Cumartesi 22.00-24.00
Radio N101

- Selami hem seçtiği şarkılarla hem de onlara yaptığı remix'lerle uzun zamandır favori DJlerimden... Kendisi yalnızca radyoyla da sınırlı kalmıyor. Zaman zaman çeşitli parti ve gecelerde DJ'lik yapıyor. Bundan sonraki ilk "outside" performansını haber vereceğim...

2- BLOG:
http://www.fatihmelek.net/

Uzun zamandır takip ediyorum Fatih'in bloğunu. Fatih müthiş zeki ve eğlenceli bir kalem. Onun yazılarını okurken hem çok eğleniyorum, hem de sözünü sakınmadan cesurca söylemesine hayranlık duyuyorum. Geleceğin çok önemli adamlarından biri olacak. Buraya yazıyorum:)

3- İNTERNET SİTESİ:

http://www.muzikgazetesi.com/

Kısa bir süre oldu açılalı ama uzun vadede önemli bir platform olacağını düşünüyorum... Türkiye editörlüğünü Ahmet Kamil Taşkın yapıyor. Ahmet'in derdi "basın bülteni"nden birebir "copy-paste" olmayan içerikler yayınlamak. Özel haberler, yazılar ve röportajlar..

Her üç insanı da yakından tanıyorum. Onların müzikle ilgili dertlerinin, heveslerinin altına imzamı düşünmeden atabilirim. Kendileri müziğe hizmetleriyle beni de güçlü kılıyor, heyecanımı diri tutuyorlar. İlk "Zamansız Öneriler"e onlarla başlamak istedim. E doğrudur, basbayağı arkadaşlarıma torpil geçtim:) Ama kendilerini takip edin derim... Doğru adresler olduğunu anlayacaksınız....


Bursa'da Kibariye ile "Saz, Caz, Varyete"

Hafta sonu ilginç bir müzikal buluşma için Bursa'daydım. Yıllardır kendisinden müzikal olarak farklı denemeler beklenen Kibariye, Hollandalı caz grubu Rosenberg Trio ile aynı sahnede düet yapacaktı. Kibariye, -Fatih Erkoç'un TRT'deki programında yaptığı performansı saymazsak-, kariyerinde ilk defa, hem de yabancı bir grupla caz yapmaya niyetlenir de o konser merak edilmez mi? Ne şanslıyım ki, NTV Gece Gündüz programında bu tarihi buluşmayı yayınlamak ve Kibariye ile röportaj yapmak üzere yollara düştüm.

Kendisiyle ilk karşılaşmamız cumartesi öğleden sonra provalarda oldu. Arkada nefis orkestrası eşliğinde gümbür gümbür Firuze söylüyordu ben içeri girdiğimde. Kibariye'yle ilk canlı karşılaşmamdı ve sesinin gücü karşısında gerçekten şaşkındım. Hani dendiği kadar varmış gerçekten. Kendisini ilk kez canlı dinliyordum ve ilk tespitim albümlerdeki ses gücünü fersah fersah aşan bir yorumla karşı karşıya olduğumdu. Kısa bir süre sonra sıra Rosenberg Trio ile provaya geldi.

Grubun Kibariye'yi keşfi menajerleri aracılığıyla olmuş. Şarkılarını dinleyince Kibariye'nin sesine ve güçlü yorumuna hayran kalmışlar. Birlikte bir şeyler yapmayı onlar teklif etmişler. "Benim yaptığım numaraları caz olarak yapmışlar. Dünyaca çok ünlü, önemli insanlar. Bunlar hep şans ya...Ne mutlu bana işte." diye kendi uslubuyla anlatıyor durumu Kibariye. Peki ya bunca yıldır neden böyle bir deneme yapmadınız, hep size caz gırtlağınız olduğu söylenip durdu diye soracak oluyorum. Hemen kaderle açıklıyor durumu "Sen kısmete inanmaz mısın" diyor.
"Mesela insan hayal kurar. Bunun gerçekleşmesini ister. Ben hep gerçekleşmesini istemiştim. Ama nasip değilmiş. Bugüneymiş nasip. Mesela Fatih Erkoç da söylemişti bana. Onun programında Hüsnü Şenlendirici'yle öyle doğaçlama bir şeyler yapmıştım. Onun gibi birçok insanlar da söyledi. Senin o gırtlağın var dediler. Nasip bugün işte."



Dil bilmemesine rağmen provada kısa sürede Rosenberg Trio'yu avucunun içine almasını biliyor Kibariye. Espri üstüne espri patlatıyor. Gruba Kibariye'nin şarkıları önceden yollanmış. Birkaç şarkıda ona doğaçlama olarak eşlik edecekler, sonra da onlar bir şeyler çalmaya başlayacaklar, Kibariye bu sefer canı ne isterse onu yapacak. Keza provalarda özellikle bu bölüm pek eğlendiriyor beni. Kibariye, müzik üzerine aklına ne gelirse söylemeye başlıyor. "I love you baby"den girip aralara "laço, sugar" katıp Romanca bir şeyler söyleyerek ve bazı yerlerde de İspanyolcaya benzeyen bir şeyler uydurarak ortaya tadından yenmeyecek bir doğaçlama çıkartıyor. Konser için heyecanım daha da artıyor.

Grupla bir araya gelmeden önce albümlerini dinlemek istemiş Kibariye. "Zati bütün bizim camiada müzisyen çocuklar da takdir ederler. Her zaman konuşulur yani iyi çocuklardır, iyi müzisyenlerdir diye. Tanınmış adamlar ayol.. Ben de dinledim. Dinlediğimde çok hoş geldi, çok hoşuma gitti. Ve böyle Allah nasip etti, birleştik. İnşallah devamı da gelecek."
İleride birlikte bir albüm yapmayı düşünür müsünüz diye soruyorum. "Neden olmasın, inşallah" diyor.

Elinde çayının dumanları tüterken, bir kahkaha savuruveriyor. " Yaşlandıkça şarap gibi oluyorum valla hem sanatsal hem fizik olarak şekerim ne diyim ben ne yapayım.?" Ve sonra hemen ciddileşip şunları söylüyor: "Bak ablam, ben hiç büyük konuşmadım bugüne kadar. Hiç de konuşmam. Zamana bırakmak lazım. Neden olmasın? Onlar da insan"

Ve tarihi buluşma... Önce Kibariye'nin "Asla" ve " İstanbul İstanbul Olalı" şarkılarına eşlik ediyor grup. Sonrasında Kibariye grubu sahnede unutup kendi repertuvarından oynak bir iki şarkı daha söylüyor. Herhalde bununla yetineceğiz, doğaçlama bölüm ne yazık ki provalarda kalacak derken "Hadi bakalım" diyerek grubun yanına oturuyor Kibariye. Ve beklenen an Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu tarihine yazılıyor. Peki ya nasıl oluyor? Provalardaki gibi özgür değil Kibariye.. Biraz daha kontrollü. Provalardaki gibi azıp coşmuyor yani. Ama yine de nefis bir şey çıkıyor ortaya. Bir kez daha Kibariye'nin ne kadar büyük bir ses olduğunu idrak ediyorum. Ne kadar sağlam ve güçlü bir yorum diyorum. Rosenberg Trio üyeleri yaptığımızda röportajda "Adeta ben buradayım diyen bir ses" demişlerdi. Aynen katılıyorum...

Tek bir konuda anlaşmıyoruz. O kadere, kısmete inanıyor, bense profesyonelliğe yani böylesi bir manevrayı kariyerinde çok daha önceleri yapması gerektiğine... Çok daha önceleri çok daha profesyonel ekipler ve menajerler alsaydı yanına, biraz rahatına rahatsızlık verip, kendini güvenli hissettiği kıyılardan bir parça ayrılıp "Yahu ben bu sesle daha ne yapabilirim" diye düşünüp, kendini geliştirip taş üstüne biraz daha taş koymayı deneseydi Kibariye, elindekiyle yetinmeseydi belki de bugün dünya çapında tanınan bir yıldız olabilirdi. Türkiye'yi de çok doğru temsil edeceğini düşünüyorum. Neden Kibariye, Doublemoon şirketiyle bir şeyler yapmayı denemez? Neden Mercan Dede'yle bir düeti hala yoktur? Neden Omar Faruk Tekbilek'le bir albümde boydan boya çalışmamıştır? Yahu bırakın bizimkileri, yabancılar kadını keşfedip artık ayağına gelmeye başladılar. En azından bunun iyi bir başlangıç olmasını diliyorum. Umarım o da olup bitenin gerçekten farkındadır.

Pafil'de Ajda Pekkan ve Cesaret Üzerine...


Bu arada 2 yılı aşkın süredir müzik yazıları yazdığım Pafil.com'da da yazmaya devam ediyorum. Pafil'de haftalık olarak yayınlanan yazılarımdan sizi haberdar edeceğim...Mesela geçtiğimiz hafta Ajda Pekkan'ın malum yaz hiti "Resim"le ilgili bir yazı yazmıştım. Yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz...



Not: Yukarıdaki fotoğrafa gelince, kendileri Erol Atar imzası taşıyor. İnternette bir yerlerde mutlaka rastlamışsınızdır. Yeni bir şey değil ama gördüğünüz üzere hala çok iddialı. Bugünlerde Ajda Pekkan'ın yeni şarkısı "Resim" kadar son Harbiye Açıkhava konserinde giydiği mayo konuşulurken arşivden bu resmi de bir kez daha çıkarıp yayınlamak istedim. Artık böylesi fotoğraflara, prodüksiyon ve tavırlara pek rastlamıyoruz. Nedense herkes bir "düzgün görünme" derdine düştü durdu. "Aman yok efendim bizim sanatçımıza o uymaz, o poz bize zarar verir, yok biz öyle bir şeyin içinde yer almak istemeyiz, bu benim kariyerimde hedeflediğim bilmem neye uymuyor, tepki çekmeyelim, sivrilmeyelim" Böyle cümlelerle çevrilmiş dört bir yanımız. Ayşe Arman ve Ajda Pekkan da olmasa çok sıkıcı olacakmış hayatımız... Yahu yok mu cesur bir şeyler yapacak birileri? Bu kadar mı sıradanlaştık artık? Elbette illa soyunmak gerekmiyor. Yaratıcı, sivri, başka bir fikir arıyorum. Gerçekten yok mu? Ha pardon bir Hande Yener vardı, doğru. Yaptığı hiçbir şeyin samimiyetine inanmadığım için onun iddialı (!!) pozlarını da hiç kaydetmemiş hafızam….

21 Haziran 2009 Pazar

Teoman'ın Örümceğini Özgün mü Sahiplendi?




"Örümcek", Özgün'ün son albümü "Biz Ayrıldık"ta yer alan bir Sezen Aksu şarkısı. Şarkı bildiğimiz Sezen Aksu şarkılarına benzemiyor. Sezen'in "şaşırtan"lar listesine rahatlıkla eklenebilecek bir şarkı. Diyor ki Sezen şarkıda "Gün gelir bir anda herkes benzeşir\ Dün dövüşenler tezgahlarda uzlaşır\ İşler tıkırında ilişkiler sütliman\ Aynılaşırken ufak ufak yalnızlaşılır". Şarkının bir yerinde ise meseleyi şuraya kadar getiriyor: "Ne kadar çok yatak o kadar pişmanlık" Bu sözleri duyar duymaz aklıma Teoman geldi. Tabi beni ilgilendiren Teoman'ın yatak halleri değil, Teoman ve Sezen Aksu ilişkisi.


Biliyorsunuz Teoman'ın son albümü "İnsanlık Halleri"nde bir Sezen Aksu şarkısı da yer alacaktı. Sezen Aksu, Teoman'a bir şarkı göndermiş, Teo şarkıyı sevmiş ve albüme koymaya karar vermişti. Sonrasını medyadan takip etmişsinizdir. Sezen Aksu şarkı için belli bir ücret talep etmiş, Teoman da kibarca öyle bir bütçeleri olmadığını söyleyip, şarkıyı iade etmiş. Özgün'ün "Örümcek"ini dinleyince "Acaba, Sezen Aksu'nun Teoman'dan geri dönen şarkısı bu mudur" dedim. Çünkü şarkı yapı itibariyle Teoman'a çok uygun bana göre. Hem sert bir sound'u var, hem de farklı sözleri. Hele de "ne kadar çok yatak, o kadar çok pişmanlık" sözünü duyunca ben şarkıyı adeta Teoman'dan duymuş kadar oldum... Bunun üzerine hemen Teoman'ın menajeri Funda Sanlıman'ı aradım. Yanılmışım. Sezen'den başka bir şarkı gitmiş Teoman'a. O şarkının izini ileriki günlerde sürmek üzere telefonu kapatırken "Teoman, keşke Örümcek'i de bir duymuş olsaydı" dedim. Keza Teoman, Örümcek'le çok daha özdeşleşebilirmiş. Gerçi Özgün'ün de hakkını yemeyelim. Özgün şarkıyı İskender Paydaş'ın nefis düzenlemesi üzerine elinden gelenin en iyisiyle okumuş gerçekten. Ama hani "şarkıyla şarkıcı" arasındaki ilişki "elbiseyle beden" arasındaki ilişkiye benzer ya; Örümcek, Teoman'a daha yakışırmış...Tabi Teoman, Örümcek'i duyunca parayı gözden çıkarır mıydı, onu bilemiyoruz. Biz şu anda "hayal bu ya" tonundan konuşabiliriz ancak.


..

Ve Nilüfer, Sinan Akçıl ve Mete Özgencil'le Gelir...



Ağırlıklı olarak müzik üzerine yazacağım bloğuma yeni bir albüm ve o albümden bize ulaşan ilk single ile başlıyorum. Çalışma sürecini uzun zamandır uzaktan uzağa izlediğim Nilüfer'in "Hayal" adlı yeni albümü nihayet müzik marketlerde... 1997'de “Nilüfer’le” albümünden sonra ulaştığı tartışılmaz zirve noktayı; 2001- "Büyük Aşkım" ve 2003- "Olur mu Olur mu- Gözünaydın" albümleriyle kaybeden, kariyerinde ciddi hasarlar açan Nilüfer, geçtiğimiz yaz yayınladığı "Sen Beni Tanımamışsın"la ona dair umutlarımın iyice tükenmesine neden olmuştu. Artık tek bir çarem kalmıştı: O da onu hatıralarımda güzel yaşatmaya çalışmak...

Derken, ilerleyen günlerde Nilüfer cephesinden sürpriz haberler gelmeye başladı. Nilüfer'in önce Mete Özgencil ve Fahir Atakoğlu ile çalışacağı açıklandı. ... Ve Mete Özgencil bir kez daha beni yanıltmadı. Bundan yaklaşık 3 ay önce Mete'yle buluştuğumuzda onun sesinden dinlediğim "Hayal", "Bir Liste" ve "Yaramaz" beni sarsarak kendime getirmiş, "Şimdi Nilüfer bu kez gerçekten geliyor" dedirtmişti. Nilüfer'in Sinan Akçıl'dan da şarkı aldığını duyunca hevesim biraz daha arttı.





Ben Mete Özgencil şarkılarının etkisinde yoluma devam ederken, asıl sürprizin Sinan Akçıl'dan geleceğini tahmin edemedim. Albümün radyolara gönderilen kopyası bana ulaştığında ben hevesle önce Mete'nin şarkısı "Yaramaz"a uzandım. Ve hatta bir süre yalnız onu dinledim. Ama bir gece tam da şöyle bir şey oldu: Zamanın bir yerindeyim, bir yandan elbette kulağımda "son ses"le bir şeyler dinlemekteyim. "Yahu" dedim "bir bakayım, şu Nilüfer'in diğer şarkısına da". Ve başladı "Bir Bilseydin".... Introsunu duyar duymaz içimde bir şeyler olmaya başladı. Sanki bir anda 80lerde bir yerde gibi hissettim kendimi. Nilüfer'in hatıralarda hala cam gibi parlayan günlerinde...Sanki "Esmer Günler", Sanki "Geceler", Sanki "Kavak Yelleri", Sanki "Haram Geceler" arasında bir yerlerdeyim.... "Gel bir şeyler yap" diyor Nilüfer "Ortada aşktan bir gerçek var\ Susma sen söyle, bizi duyar\ Ayrılık sözden biraz korkar" Ve patlıyor şarkı bir yerde "Çektin gittin ne diyebilirim\ Sen de sevdin buna da eminim\ Nasıl da istedim herşeyi çözmeyi\ Bir Bilseydin.." Sokağın orta yerinde donup kaldım. Sanıyorum 15 kere falan dinledim şarkıyı eve varıncaya dek. Hemen Sinan'a mesaj attım, "Ne yaptın sen böyle yahu" diye.. Bir gün sonra aradı Sinan, konuştuk.. Ona da söyledim, "Bir Bilseydin" beni artık Nilüfer için gerçekten "hayal" olduğuna inandığım o malum yıllara götürdü.. 80ler ve 90ların başına...
Sinan Akçıl'ı ilk kez Demet Sağıroğlu'nun "Korkum Yok" albümünde "Utanıp da" şarkısıyla fark ettiğimde onunla ilgili "gelecek" cümleleri hissetmem zor olmamıştı. Gerçekten yol alacaktı, belliydi. Sinan, "Bir Bilseydin"le yolunun daha çok uzun olacağını gösteriyor. Bu bloğu takip edenler, onu da takipte olacaklar...

Peki ya Mete Özgencil şarkıları?

"Hayal", "Bir Liste", "Yaramaz", "Sen ve Ben"...Mete'yi bir sonraki yazıda uzun uzun anlatacağım... Mete'nin uzun bir aradan sonra geri dönüşü hem benim için hem de Türkçe müzik adına çok önemli....