Twitter Updates

28 Ocak 2012 Cumartesi

MULTİTAP'IN 2. SEFERİ: "ÖZEL BİRİSİN" (Touch İstanbul Aralık 3)



2010'un en heyecanlı hareketlerinden biriydi Multitap. "Kareli Battaniyem"le müthiş bir çıkış yaptılar. "Takım Oyunu" adını verdikleri ilk albümleri baştan sona çok iyiydi. Kısa sürede büyük kalabalıklara ses vermeyi başardılar. Diğer bir sürü "ilk" albümün ve yeni grubun arasında bu denli dikkat çekmelerinin en büyük sebebi, şarkı sözleriyle, melodileriyle, anlattıkları hikayeleriyle kimlikli ve farklı bir dünya kurmayı başarmış olmalarıydı. Bir farkları, tavırları, duruş ve dertleri vardı. Önlerine konanla yetinmiyor, şarkılarında hayatı çatır çatır sorguluyorlardı. Cesur ve gözü pektiler.

Grup, geçtiğimiz günlerde yayınlanan 2. albümleri "Özel Birisin"le bütün bunların üzerine yeni tuğlalar koyuyor, çıtayı biraz daha yükseğe çıkarıyor. Albümde Multitap üyeleri, baştan sona doğru bildiklerinden şaşmadan, canları ne söylemek, nasıl söylemek istiyorsa söylemişler yine. Müzikal olarak ilk albüme göre biraz daha sakin ve orta tempolu yürüdüklerini söyleyebiliriz. Ama bu sakinlik, sanki biraz dünyanın ve Türkiye'nin genel gidişatı karşısında yorgun düşmüş, aşk dahil hayatın içindeki herşeyin kendini tekrar etmesinden sıkılmış, aynı sözü bin kere söylemekten bıkmış ruh hallerinden kaynaklanıyor. Herşeyin sakız gibi üzerimize yapıştığı bugünlerde artık bir şeylerin değişmesini istiyorlar. "60'larda böylemiydik? Hem çiçektik, hem böcektik/ Terketmezdik düşenleri/ Ayıplamazdık öpüşenleri" sözleri aslında hayal ettikleri dünyayı eksiksiz olarak anlatıyor. Bütün meselenin özetiyse albümün final şarkısında: "Sıcak bir evin, bir kedin ve de çılgın arkadaşların var/ Biz böyleyiz, bu kadarız, bizim hayatımız/ İçimizden ne geçerse onu söyler yaparız/ Bu zamana ait değil asi ruhlarımız/ İşte böyleyiz, bu kadarız"
İşte böyle asi ruhlara daha çok ihtiyacımız var. 


"KREŞ" ÇIPLAK (Touch İstanbul Aralık 2)


Kreş grubuyla, yıllar önce birinci oldukları müzik yarışmasının hemen ertesinde tanışmış, ilk röportajlarını yapmıştım. Heyecanlı ve şaşkındılar ama kesinlikle gelecek vaad ediyorlardı. Kısa sürede çok güçlenerek, kendilerini geliştirerek hem albümleriyle hem de sahne performanslarıyla önemli bir noktaya geldiler. Sert ve serseriydiler. Kimseyi umursamadan kendi bildiklerini okuyacaklardı, öyle de oldu. Her konuda hiçbir sözü sakınmadıkları yeni albümleri "Kreş Çıplak" adeta demirden leblebi gibi midenize oturuyor. Albümde hız göstergesinin son ibresinde kafa nereye eserse oraya giden, virajları frensiz ve sert alan, savrulmaktan ve hiçbirşeyden korkmayan bir Kreş var karşımızda. Mesela "Anlat Şehrazat" şarkılarında "Bir ülke varmış, bataklıklarla değil sineklerle savaşan" diyerek taşı fırlatan olmuşlar. "Demokrasi değil PARAokrasi kazandı" cümlesiyle de diyeceklerini en net biçimde demişler zaten. 


Pop Sularda Güzel Bir "EYLEM" (Touch İstanbul- Aralık 1)


 Pop müzikte az da olsa güzel şeyler de oluyor. "Bugün Burda" albümüyle Eylem, son zamanlarda başımıza gelen en güzel "pop" eylemi. Kendileri, ilk albümünde yer alan "Aman" ve İbrahim Tatlıses şarkısı "Allah Allah"a getirdiği yenilikçi tavırla dikkatleri çekmişti. Eylem, benimle birlikte sektörün de erken keşfettiği genç yeteneklerden Fatih Melek'le birlikte hazırladığı "Bugün Burda" albümüyle pop müzikte son derece iddialı bir manevra yaptı. Albüm, son yıllarda dinlediğim en umut veren pop albümlerinden biri. Bunun birkaç nedeni var. 

En önemlisi albümün her detayına birlikte kafa yoran, ortak şarkılara da imza atan Eylem ve Fatih Melek'in kimyalarının son derece tutmuş, birbirlerine "cuk" oturmuş olmaları. Fatih Melek'in sözleri ve besteleri son derece heyecan verici. Ama Eylem de bu şarkıları bir vitrin olarak çok iyi taşımış. Ortaya çok sıcak ve tatlı bir albüm çıkmış. "Bugün Burda"yı dinlerken şöyle güneşli bir havada, güzel bir tatlı kaşıklıyor gibi hissediyorsunuz. Artık siz sakızlı muhallebi deyin ben profiterolde ısrar edeyim, öyle şeker gibi, bal gibi, kaymak gibi akıyor şarkılar. Üzerinizdeki bütün negatif enerjiyi alıyor, yeniden umutlandırıyor, iyi hissettiriyor, çocuklaştırıyor. Sokaklarda deli deli dans etmek, tatlı yaramazlıklar, şımarıklıklar yapmak istiyorsunuz. "Sen de iyice abarttın" diyebilirsiniz ama albümün hissiyatı tam olarak budur. Geleceğin önemli söz ve müzik yazarlarından biri olacağına şimdiden kesin gözüyle baktığım Fatih Melek'in çok eğlenceli bir dili var. Bu sözler Eylem'in hafif bozuk Türkçesiyle buluşunca ortaya böylesine "şeker"li bir atmosfer çıkmış. Eylem'in tek hatası, biraz "iddiasız" ve geride duruyor oluşu. Sanki kendinden emin değil gibi. Oysa çok iyi bir albüm var ortada. Hadi Eylem, kaldır ellerini, çık sahneye, içindeki bütün tutkuyu, ateşi çıkar, bırak patlasın kalabalıkların üzerine. Şimdi artık senin dönemin başlıyor.


ALBÜME DAİR NOTLAR

- Albümde "Kaldır Elleri", "Yapışırım Yakana" ve "Aşkım Diye Bağırırım"ı arka arkaya dinlerseniz başka hiçbir şey yapmaya gerek olmadan tepeden tırnağa enerjiyle yükleneceksiniz. Ölüyü bile diriltir bu şarkılar.

- Kıbrıslı olan Eylem, Fatih Melek'in önerisiyle bir Kıbrıs şarkısı olan "Feslikan"ı da yeniden yorumlamış. O da pek tatlı olmuş.

- Albümün müzikal kaptanlığını yapan Orhun Sevindik'e de bir selam gönderelim. Ortaya son derece modern, enerjik ve tam "pop" gibi "pop" bir albüm çıkarmış.

- Albümle ilgili tek sorun çıkış şarkısı oldu. "Hayat Devam Eder" yanlış seçimdi. Bir an önce albümü daha doğru anlatan "Kaldır Elleri", "Aşkım Diye Bağırırım" ya da "Yapışırım Yakana"nın kliplenmesini diliyorum. 

"Vay" Dedirten Klip (Touch İstanbul- Kasım)


Sezen Aksu'nun "Vay" video klibi, her bakımdan müzik gündemine bomba gibi düştü. Şarkı zaten sözleri itibariyle, yaşadığımız sert günlerin üzerine bütün hüznüyle çökedursun, Sinan Tuncay ve Sevil Kaynakçı imzalı video klip, müzikseverleri şaşırtıyor. Sezen Aksu'nun Kanlıca'daki evinin birebir şekilde oluşturulmuş maketi, sekiz ayrı kuklası ve evin içinde yer alan detaylardan oluşan klibi ilk izlediğimde "Herhalde önce evin normal görüntüleri çekildi, sonra montajda birtakım yeni icat edilmiş efektlerle "maket" havası verildi" diye düşünmüştüm.


 Teknoloji efendi her gün öyle sürprizlerle karşımıza çıkıyor ki artık insan neredeyse hiçbir şeye şaşıramaz hale geldi. Ama yanılmışım. Çünkü bu iki deli genç arkadaşım, önce Sezen'in evinin her köşesini detaylıca fotoğraflamışlar. Sonra evde gördükleri mobilyalardan duvardaki tablolara, ıslak mendil kutularından Sezen'in gözlük koleksiyonuna kadar her detayın maketini yapmışlar. Model hamuru, akrilik boya, tel, kumaş gibi aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyle 3 aylık deli bir mesai harcamışlar. Duvarlardaki tabloların bile küçük röprodüksiyonları yapılmış, ben size o kadar diyeyim.




Evin 10'da 1 boyutlarındaki maketini ve diğer detayları bizzat görünce gözlerime inanamadım. Sezen Aksu da bütün bunları görünce çok şaşırıp "Çocuklar sizin bütün tedavi masraflarınızı ben karşılamak istiyorum" diyerek espri yapmış. "Benim neredeyse hiç görünmediğim ama bir yandan da en kişisel klibim oldu" demiş.






 Önce Sezen'in Kanlıca'daki evinin, klibin finalinde gördüğünüz küçük bir maketini yapıyor Sinan Tuncay. Bu maketi bir çekim sırasında Sezen'e ulaştırıyor. Sezen maketi çok sevince aklına böyle bir klip fikri geliyor. Sonrasında uzun mesai geceleri başlıyor. Ve ortaya uzun yıllar hatırlanacak "unutulmaz" bir video klip çıkıyor. Bize de her seferinde gözlerimizi dört açıp izlemek, bu "ikili deliliği" tekrar tekrar alkışlamak düşüyor.


5 Aralık 2011 Pazartesi

TARKAN NEDEN SON POPSTAR? (AKTÜEL DOSYASI)

STARLIK İBRESİ HALA ONU GÖSTERİYOR
TARKAN

 Hani medyanın her alanında (yazılısında,görüntülüsünde,en sosyalinde) irili ufaklı bir çok yeni "pop star" seçme yarışmaları yapılıyor ve o pop star aranıp taranıp bir türlü bulunamıyor ya, size gecikmiş bir üzücü haber verelim: Star devri çoktan bitti. Artık sadece müzikte değil eğlence sektörünün her alanında başka bir devir başlıyor. Dijital çağ ve sosyal medya ile birlikte artık yeni tanımlar yapılıyor. Peki ya star devri bittiyse elimizde ne kaldı? Hemen cevaplayalım: Türkiye'nin son büyük starı: Tarkan. Starlık meselesinde ibre hala onu gösteriyor. Üstelik bu sadece çağın değişmesi ve starlık kavramının değişmesiyle de ilgili değil. O her bakımdan Türkiye'nin son starı. Bir daha öyle biri gelmeyecek. Zirvedeki yerini koruyan Tarkan'sa ya sonsuza dek orada zamanı dondurup klasik olacak, ya da kendini yenileyip yeni çağın enstrumanlarıyla starlığını daha da parlatacak. Peki ya onu hala star yapan özellikleri neler? Artıları, yetenekleri, farkları, eksileri, zaafları, doğru ve yanlış yaptıklarıyla A'dan Z'ye hem yakın çevresinin gözlemleri hem de sektörde önemli isimlerin yorumlarıyla Tarkan....

- Birlikte çalıştığı müzisyenler, yapımcı ve sanatçılar onu star yapan şeyleri anlattı. Tarkan'ı zirveye taşıyan kişiliğine ve hayatına dair bugüne dek duymadığınız çok özel ayrıntılar...

- Müzik yazarları, gazeteciler, marka yöneticisi ve stil danışmanları ise Tarkan'ı artıları ve eksileriyle yorumladı. Nasıl star kalabildi? Yeri doldurulabilir mi? Eksileri, artıları ve kariyerinin bundan sonrasına dair öngörüler... 


 
GİRİŞ YAZISI:

Sarı kareli pantalonu, hafif uzun dalgalı saçları ve ayrık dişleriyle "Kıl Oldum Abi" diyerek müziğe merhaba deyişinin üzerinden dile kolay, tam 19 yıl geçmiş. 1992'de yayınladığı ilk albümü "Yine Sensiz"le, 90'lar pop patlamasının orta yerine düşmüş, albümde yer alan "Çok Ararsın Beni" ve "Vazgeçemem"le dikkatleri üzerine çekmişti. Çok başarılı bir albüm değildi, hatta o dönem ortalık, ondan çok daha başarılı çıkışlar yakalayan yeni yetme popçularla doluydu. Ama o ilk karede bile gözlerinden çıkan alev, bedeninin her kıvrımında hissedilen enerji ve ateş kendini belli ediyordu. O zamanlar birçokları ciddiye bile almamışlardı ama o, müthiş azmi, müzik aşkı ve hırsıyla çok canlar yakmaya hazırlanıyordu.

"OYNAMA ŞIKIDIM"LA BİR GECEDE PATLADI, "ŞIMARIK"LA DÜNYAYA AÇILDI

Bu ateşi erken fark eden Sezen Aksu oldu. 1994'te birlikte hazırladıkları "Aacayipsin" albümü yayınlandığında adeta kıyamet koptu. Beyaz atlet üzerine taktığı kolyeler ve çıplak ten üzerine giydiği beyaz gömleği içinde "Kız Hepsi Senin mi?" diye işveli işveli kamerayla flört etmeye başladığında, birçokları için ok yaydan çıkmış, bazıları için iş işten çoktan geçmişti. Bir gecede ünü bütün Türkiye'ye yayıldı. Artık herkes hep bir ağızdan "Oynama Şıkıdım Şıkıdım" diye bağırıyor, şıkır şıkır oynuyordu. "Aacayipsin"de "Şıkıdım", tek atımlık barut da değildi üstelik. Kısa sürede albümde yer alan bütün şarkılar hit oldu, albüm satışları 2.5 milyonu geçti. Türkiye'nin dört bir yanından milyonlarca hayranı, adını daha o günlerden kalbine yazdı. Tarkan, artık tartışmasız bir stardı. Her hareketi izleniyor, her giydiği, söylediği olay oluyor, her şeyiyle takip ve taklit ediliyordu.

O dönemlerde Atlantic Records'un kurucusu, dünyaca ünlü müzisyen Ahmet Ertegün'le tanışan ve dünya starı olabileceğine dair onayı alan Tarkan için yeni denizler vardı ufukta. 1997'de yayınladığı
"Ölürüm Sana" albümü yurtta dört bir yanda kıyametler koparırken, 1998'de Unıversal Fransa ile imzaladığı anlaşmayla o artık uluslararası sularda görücüye çıkıyordu. "Şımarık" İngilizce, Rusça ve Yunanca başta olmak üzere birçok dile çevrildi, Avrupa'da satışa çıkan derleme "Tarkan" albümün satışı 1.5 milyona ulaştı, Tarkan İngiltere'den Meksika'ya uzanan geniş bir hatta tüm dünyanın tanıdığı bir star haline geldi. Bugün hala dünyanın  herhangi bir yerinden gelen misafirlerinize "Türkiye ve müzik" diye sorun, size öpücük işaretiyle Tarkan yanıtı verdiklerini göreceksiniz.  

 
İNGİLİZCE ALBÜM BEKLENENİ VEREMEDİ, TÜRKİYE'DEKİ KARİYERİNE YOĞUNLAŞTI

"Şımarık"ın gazıyla kendini tamamen İngilizce şarkılardan oluşan bir albüm hazırlığına adayan Tarkan, o dönemler kendini Türkiye'deki hayranlarına epey özletti. İngilizce albüm için elinden geleni yaptı ama ne yazık ki 2006'da yayınlanan "Bounce" adlı bu albüm yurt dışında "Şımarık" kadar büyük ses getirmedi. Çeşitli sebepleri vardı. Belki zaman olarak biraz geç de kalınmıştı ama Tarkan için artık en azından yurt dışında albüm yapma defterini kapatma zamanı gelmişti. Enerjisinin büyük bir bölümünü alan bu yurt dışı defteri, artık Türkiye'deki kariyerinin selameti adına kapatılmak zorundaydı. O, İngilizce albümünü hazırlarken Türkiye'deki kariyeri de "Kuzu Kuzu" single'ı ve "Karma" albümleriyle hasarsız ilerlemiş "Dudu Dudu" maxi albümüyle zirvedeki mevcut konumunu korumayı başarmıştı. Ama zaten medya ve seyircisiyle arasına her zaman bir mesafe koymuş olan Tarkan için artık hayranlarıyla daha yakın bir temas kurma zamanıydı. Tam bu dönemde 2007'de yayınlanan "Metamorfoz" albümü de genel olarak biraz soğuk bulununca, Tarkan sendelemeye başladı. Konserleri yine dolup taşıyor, Tarkan'a ilgi hala devam ediyordu ama birşeyler sanki eskisi gibi gitmiyordu. Tarkan cephesinden gelecek yeni adım merakla beklenmeye başladı.

Özlenen sıcak kucaklaşma ise ancak üç yıl sonra 2010'da, 400 binleri geçen bir satış rakamına ulaşan "Adımı Kalbine Yaz"la gerçekleşti. Sözlerini Aysel Gürel'in yazdığı çıkış şarkısı "Sevdanın Son Vuruşu", bir cuma öğleden sonra ilk kez internet sitesinde yayınlandığında, şarkının introsundan yeni bir dönemin gelmekte olduğunu hissediliyordu. Tahmin edildiği gibi oldu. Bu albümle Tarkan, tökezlediği zirvede yeniden dimdik ayağa kalktı ve kükremeye başladı. "Adımı Kalbine Yaz" albümü Tarkan diskografisinin en iyi albümlerinden biri değildi ama albümde yer alan birçok şarkı, özlenen ve beklenen Tarkan'ı müjdeliyordu ve megastar bu şarkılarla hayranlarıyla çok sıcak bir temas kurmayı başardı.

2011'de Fanta ile çıktığı Türkiye turnesinde gittiği her şehirde büyük ilgi gördü, turne boyunca 1 milyon izleyiciye ulaştı. Her yerde Tarkan izdihamı yaşandı. Eylül başında Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda 4 gün üst üste verdiği konserlerde de görüldü ki, o hala büyük bir star ve Türkiye'ye bir daha böyle bir star gelmeyecek. Peki ya Tarkan neden son star? Bir daha neden öyle biri gelmeyecek? Sektörün önemli isimleri ve çalışma arkadaşları megastarın şifrelerini açığa çıkardı. 


 

SEKTÖRDEKİ İSİMLERE GÖRE:

AJDA PEKKAN
Sanatçı


Albüm çalışmalarım sırasında ekip arkadaşlarım zaman zaman titizliğimden ve mükemmeliyetçiliğimden şikayetçi olurlar. Tarkan'la "Yakar Geçerim"de birlikte çalışırken benimle aynı dili konuşan, en iyiyi arayan, olağanüstü disiplinli biriyle çalışmanın mutluluğunu yaşadım. Birbirimizi o kadar iyi anladık ki bu ortak dil, şarkının prodüksiyonuna ve enerjisine yansıdı.

ORHAN GENCEBAY
Sanatçı


Tarkan'a olan sevgi ve takdirini her fırsatta dile getiren Orhan Gencebay, sanatçıyla Doğa Derneği için "Uyan" şarkısında da bir araya gelmişti: "O Türkiye'nin önemli değerlerinden. Yurt dışında ülkemizi temsil eden çok sevdiğimiz bir kardeşimiz, gururumuz, medarı iftarımız. Onu çok seviyorum, takdir ediyorum."

CEM YILMAZ
Oyuncu- Yönetmen


Son Harbiye konserlerinde Tarkan'ı yalnız bırakmayan isimlerden biri de Cem Yılmaz'dı.
"Sıkı bir Tarkan hayranıyım. Onu çok severim, işini aşkla yapan bir insan. En son 10 yıl önce konserine geldim. Bu sefer kaçırmak istemedim, koşarak geldim. Tüm şarkılarını biliyorum, beni sahneye çağırırsa düet yaparız. En sevdiğim şarkıları 'Dudu', 'Kuzu Kuzu'. Yeni albümünden de 'Adımı Kalbine Yaz' ve 'Öp'ü seviyorum. O ne yapsa seviyorum."

NİLGÜN BELGÜN

Oyuncu (Tarkan hayranı)


Tarkan, bana göre Türkiye'nin açık arayla tek starı. İlk çıktığı günden itibaren farklı ışığıyla dikkatimi çekti. Git gide şarkılarına ve sesine daha da fazla hayran oldum. Onu tanıyınca son derece mütevazı, efendi, iyi kalpli, kaliteli ve işini çok severek yapan bir adam gördüm. Etrafıyla hiç ilgilenmeden genç yaşta yakaladığı şan, şöhret ve paraya yenik düşmeden sadece işinde başarılı olması benim hayranlığımı daha da arttırdı. Müthiş bir sahne karizması var. Son derece büyüleyici. Hem kadınları, hem de erkekleri kendisine hayran bırakan farklı bir aurası var. Sahnede teknik ve performans olarak da çok başarılı. Sahnede hem dans edip, hem de şarkı söylemek çok zordur. Hele şarkılarını hiç hatasız söylemesi, baştan sona büyüleyici dans şovları, sahneye çıktığı andan itibaren seyirciyi avucuna alabilme gücüyle inanılmaz bir star.


 
BİRLİKTE ÇALIŞTIĞI İSİMLERE GÖRE:


SAMSUN DEMİR
DMC Genel Müdürü


Bir starın, starlık mertebesi sahip olduğu hit şarkı sayısıyla doğru orantılıdır.
Bir Tarkan konserine gittiğiniz zaman yaklaşık 20 hit şarkı dinliyorsunuz.Üstelik  hitlerin bazıları  hızlı bazıları slow şarkılar. Hitlerinin çoğunluğu slow olsaydı konserlerinin enerjisi düşebilirdi. Üzerine modern duruşu, samimi beden dili, sunumundaki kalite eklenince benzersiz bir durum oluşuyor. Bence Tarkan'ın farkı star oluşunda değil bunu koruyabilmesinde. Onun döneminde star olmuş bir çok kişi şu anda maalesef emekli olmak üzereler. Peki bunu nasıl yapıyor?

Herkesin fikrine değer veriyor, içinden doğru olanları ayıklıyor. Hem zeki, hem de sezgileri çok kuvvetli. En önemlisi çevresine sadece kendisini övenleri toplamıyor. Bize "dostsanız eleştirin, gerçek düşüncelerinizi söyleyin" diyor her zaman. Bunu söyleyen star çok azdır. Para zaafı yok. Birçok star bir an önce para kazanayım da ne olursa olsun diye düşünür ve her yere konsere
giderek kaliteden ödün verir. Oysa o kendinden emin, gündelik düşünmüyor.

Röportaj vermiyor ,TV programlarına çıkmıyor. Bu yüzden bazen medya ona kızıyor ama başarısına da saygı duyuyor. O herkese eşit mesafede durmayı başarabiliyor. Bu çok zordur.  İnternet, görüntülü cep telefonları dünyası dahi onun büyüsünü bozamadı. Krizleri her zaman büyük bir ustalıkla yönetti. Bu yıl Hülya Avşar ve Tuğba Ekinci krizlerinden de güçlenerek çıktı. Krizlerde en önemli şey sinirlere hakim olmak, genel duruş ve strateji bozmamaktır. Birçok genç star adayı bunu yapamıyor ama Tarkan başarıyor.

En büyük artıları muhteşem bir yorumcu olması ve lider kişiliği. O bir siyasetçi olsaydı ülkesini de en iyi şekilde yönetirdi. Ekibini bir arada tutabilme yeteneği, sezgileri,disiplini, mükemmeliyetçiliği, fiziksel özellikleri,dans yeteneği diğer artıları... Bence tek eksisi fazla nezaketli olması ve sevdiklerini kırmaktan çekinmesi olabilir. Ve aynı zamanda müthiş disiplinlidir. Ajda Pekkan'ın "Yakar Geçerim" kayıtlarında iki starın yarattığı enerji patlaması inanılmazdı. O anlara şahit olsaydınız, disiplin dersi olarak okutulacak, titizlik çılgınlığına varan, heyecan verici bir  çalışma yaptıklarını görürdünüz.


CAN ŞENGÜN
Tarkan Orkestrası Şefi- Gitarist

                   
Tarkan'la 1995'te tanıştık. O zamanlar da büyük hedefleri, idealleri ve heyecanları vardı, şimdi de var. Değişen bir şey yok. Her zaman ne istediğini net bilen biri olmuştur. Tarkan kimseyi bu roman, bu arabesk, bu rocker diye damgalamaz. Tüm müzik tarzlarına açıktır. Tarz ve soundlardaki gelişmeleri ve yenilikleri yerinden takip eder. Sevdiği,değer verdiği kişiler ile çalışırken çok özenlidir. Delegasyonu başarıyla yönetir. Hiçbir şeyi kolay kolay unutmaz. Neredeyse 6 yıldır beraber çalıyoruz. Şımarıklıktan kaynaklanan bir olay hatırlamam. Gerginlik sadece -bir şeyler daha iyi olabilir mi ?- düşüncesiyle birkaç kere olmuştur. Muayyen günleri yoktur. Haset ettiği, kıskandığı bir konuya rastlamadim hiç.

 Sahnede seyirciyi misafir etmesiyle evinde arkadaşlarını ağırlamasi arasında neredeyse fark yoktur. Kasık değildir. Aksine gayet samimi ve düşüncelidir. Dürüsttür. Gerçek bir dosttur. Ağzından çıkanı kulağı duyar, herkesin fikrine saygı gösterir, onore eder. Gerektiğinde fikrini söylemekten kaçınmaz. Müzikle yatar kalkar ama dünyası sadece bundan ibaret değildir. Fotoğraf çeker, ciddi bir sporcudur. Yönetmen takip eder, film seyreder. Beslenmeye (zihinsel olarak da) önem verir.  Kişisel gelisimini fazlasıyla önemser.Tanıdığım bazı başka starlar gibi sıkça "ben ne oldum" konfirmasyonuna ihtiyacı yoktur. Evet o bir  stardır, fakat adam gibi de adamdır.






MÜZİK YAZARI VE GAZETECİLERE GÖRE

TOLGA AKYILDIZ
Milliyet Gazetesi Yazarı



Tarkan popüler müzik tarihimiz içinde; az sayıdaki stardan biri. Ve evet "son star".Çünkü internet star tanımını değiştiriyor. Yani yeni gelenler; daha ulaşılabilir, hayranlarıyla daha bire bir ilişki kuran kişiler olmak durumundalar. Bu nedenle onlar bildiğimiz anlamda "star" olamayacaklar.

Tarkan; Türk popunun epey üretken olduğu 90'lı yıllardan gerçek bir star olarak sıyrılmayı başarmış, 2000'lerde başarısız bulunan albümlerine rağmen star'lık kademesini korumuş bir isim. Değişen koşullara rağmen eski "star duruşu"nu da hiç bozmamıştır. Internet'le haşır neşir değildir, TV programlarına çıkmaz, ödül törenlerine ödül almaya geldiğinde bile olay olur. Tarkan'ın "son star" olmasının nedeni 90'ların verimli rekabetinin içinden şampiyon olarak çıkıp iniş çıkışlarına rağmen bu duruşunu 2000'lere taşıyabilme becerisidir. Tarkan'ın çıkışı 2000'lere denk gelseydi bugün onun star'lığından söz etmiyor olurduk, orası kesin. Uzun bir aradan sonra "Adımı Kalbine Yaz"ın başarısı, hiç bozulmayan sahne performansı da Tarkan'ın küllerinden doğma potansiyelinin göstergesi.

Peki bundan sonra ne olacak? Tarkan kıvamında bir star gelmeyecek bir daha. Çünkü o tanım 90'lara ait bir tanımdı. Dönüşen endüstri ve internetin şekillendirmesiyle yeni bir star tanımı yapacağız. Tarkan, yaşı ilerledikçe star'dan klasik mertebesine terfi edecek. Bugünün Türk popu sound'unu belirleyen sound'u ve vokal üslubunun bir gün modası geçecek. Yeni şeyler dinlemez, yeni sound'lara cesaret etmezse bir süre sonra köşesine çekilmek zorunda kalacak. Konserlerinde sürekli eski şarkıların söyleyecek, kendisine saygı albümleri yapılacak; ama o kadar...

ŞAFAK ONGAN
Televizyon Programcısı, Yöneticisi


2003'te Tarkan'la son TV röportajını yaptığımda, onu yakından tanıma fırsatını buldum. O gün daha önce çok kişiden duyduğum ve bir türlü kafamda oturtamadığım "adamda star karizması var" dedikleri şeyin ne olduğunu ilk tanıştığım an farkettim. İşine bağlılığı, samimiyeti ve naifliğiyle o ana kadar tanıştığım yüzlerce şarkıcıdan çok farklıydı. O dönemde evinden çalınan fotoğraflarla yine gündemde ve eleştirilerin hedefindeydi. Sakinliği ve samimiyetiyle o krizi çok iyi yönetti.
Kariyerinde de tökezlediği zamanlar oldu. Büyük beklentiler yaratan İngilizce albümün başarısızlığı ve arada vasat 1-2 albüm ama sonunda "Adımı Kalbine Yaz"la yeniden zirveye çıktı. En ucuz biletin 90 TL olduğu 4 günlük Harbiye konserler serisinde onu sahnede ilk kez izledim. Konserde başına gelen her türlü olumsuzluğa  rağmen halkın 7'den 70'e Tarkan'ı nasıl da kendi kanından biriymişçesine sahip çıktığına yakından tanıklık ettim. Şarkıya eşlik ederken yaşlı bir teyzenin yanaklarından süzülen yaş saf bir sevginin göstergesiydi. Genç kadınlar hala kendilerinden geçerek şarkılara eşlik ediyorlardı. Tarkan'ın etkileyici performansında en büyük payı olanlar ise kağıt üzerinde bile bir araya gelmesi beni heyecanlandıran orkestrasıydı. Hiçbir yerli konserde olmayan bir sound vardı ve herşey çok kaliteli gözüküyordu. Tek tek baktığın zaman zayıf yönler elbette bulunabilir ama o gece Tarkan'ın herşeyiyle bu ülkenin megastarı olduğunu anladım. Star duruşu diye bir şey varsa işte o Tarkan'da sanırım doğuştan mevcut.






MARKA VE STİL DANIŞMANLARINA GÖRE:


EBRU SEZGİN GÜVEN
İletişim ve Marka Yöneticisi


Rekabet üstünlüğü,  bıçaklarla yapılan bir kavgada tabancaya sahip olmak gibidir deriz biz. Bu bakış açısıyla, Tarkan bugüne dek  yorumculuğu, şarkı yazarlığı  başta olmak üzere birçok yeteneğiyle hep bir adım önde durdu sektörde. Star ışığına sahip olma hali  tek başına yeterli olmuyor. Pop star olabilmek ve devamında ayni titri sürdürebilmek hiç kolay değil. İletişim enstrumanlarını da  doğru kullanabilmesi, markasına değer katması ve iyi yönetmesi gerekiyor. Tarkan bunu başarmış, bazı krizler yaşasa da doğru zamanda doğru tonlarda iletişim kurabilmiş bir sanatçı. En başından beri basınla son derece mesafeli bir ilişki kurmayı becerdi. Hatta bazen yok denecek kadar az. Hem medyaya hem de kamuoyuna hep biraz mesafeli duruşu 'ulaşılmaz' algısı yarattı. Büyüyü bozmadı. Doğru zamanda temas etmesini bildiği gibi, doğru zamanda da geri çekilmesini bildi. Son dönemde yaşadığı krizlere baktığımızda; Hülya Avşar, Tuğba Ekinci ve gözaltı süreci, hep soğukkanlılığını korudu. Hiç polemiğe girmedi. Gözaltı süreci yaşadığı en büyük krizlerden biriydi ama o bu zor dönemi de  başarıyla yönetti. Yok saymadı ve hatta gözaltına alındığına dair medyada çıkan haberlere internet sitesinde yer verdi. Hemen sonrasında sosyal sorumluluk projelerine devam etmesi, belgesel seslendirmek ve doğa fotoğrafları çekmek gibi dikkatleri farklı yönlerine çekmesi usta hamleler. Peşine gelen son derece başarılı albümünde şarkılarının satır aralarında yaptığı "masumiyetin en değerli şey olduğu" vurgusu da ustaca. Bir de ne yaparsa yapsın Tarkan'ın Türk halkı tarafından çok sevilmek, korunmak ve kollanmak gibi bir şansı oldu. Çünkü özel bir yetenek, kalbe dokunan şarkılar yapıyor ve söylüyor.


ALEXANDER KOKOSKERİYA
Stil ve Moda Danışmanı


Tarkan inaılmaz özel aurasıyla giydiği şeyi kendine yakıştırmayı bilen nadir isimlerden. Gözlerine, dansına, şarkılarına bakmaktan çok da fazla stilini yargılayamıyorsunuz. Ama bu yine de ilk albüm dönemini unutmamıza engel değil. 1990'ların başında çıktığında giydiği kıyafetleri çok doğru değildi. Evet biliyorum 90'ların stili ve modası tam bir faciaydı ama yine de Tarkan'dan daha yaratıcı birşeyler beklerdim. Sonrasında "Hepsi Senin Mi?" de giydiği atlet ve konserlerinde giydiği kolsuz tişörtleri de çok sevmedim. Ardından Bahar Korçan ve Dice Kayek'le yaptığı çalışmalar daha modern, belli bir stili taşıyan, ona yakışan ve aynı zamanda yenilikçiydi. Giydikleriyle olmasa da saç tarzıyla zaman içinde çok fazla öne çıktı. Bir ara hatırlarsınız her genç "Tarkan" saçlıydı. Günümüzde de nihayet Ceyda Balaban'la çalışmasını çok doğru buluyorum. Ceyda dünya starlarıyla çalışan, sahne işinin en başarılısı. Fakat Tarkan geçen sene kıyafetlerinde uygulatmaya başladığı zımba olayını biraz abarttı. Stili devam ettirmek istiyorsa ana kıyafetleri sade tutup ayakkabı, kemer, takı ve benzeri aksesuarları metal olarak kullanırsa daha doğru olur.

A'dan Z'ye "Pop"tan Bir Değerlendirme (2. BÖLÜM)

(İkinci Bölüm- Touch İstanbul dergisinin Ekim sayısında yer almıştır)

AŞKIN NUR YENGİ

Eski tutkulu ve alevli günlerinden çok uzak. Sezen Aksu prodüksiyonu olan ilk 3 albümü, Türk Pop müziğinin best of'u gibiydi. Yırtıcı ve tutkulu bir vokali vardı. Ama son albümlerinde şarkıların duygusunu geçiremiyor. Yürek titretmiyor.


 
CANDAN ERÇETİN

Duruşundan ve çizgisinden asla ödün vermedi. Kalitesini hep korudu. Albümleri hala çok seviliyor, ilgi görüyor ama biraz daha Mete Özgencil döneminde olduğu gibi cesur davranabilir. Farklı denemeler yapabilir. Keşke "Nedense Sustum", "Sonsuz" gibi Sinan (Hakan Karahan) imzalı şarkılar daha çok olsa albümlerinde.





FUNDA ARAR

Genel olarak her yaptığı seviliyor, her albümünden 4-5 hit çıkarmayı başarıyor. İyi bir yorumcu ama özellikle müzikal anlamda yenilenmeye ihtiyacı var. Birbirine çok benzer şarkılar yapıyor.
Hem sözleri hem müzikleri birbirine çok benzemeye başladı. Ayrıca vokalini de farklı kullanmayı denemeli.



GÖKSEL

Kimselere benzemeyen bir dünyası var. O dünyadan şarkılar yazıyor ve söylüyor. Naif, kırılgan ve duygusal. Nostalji rüzgarı sonrası yeni hamlesi merakla bekleniyor. Müzikte hep farklı bir yeri oldu ve olacak.




IŞIN KARACA

Çok güçlü bir vokali var ama o gücü gösterecek şarkıları ilk albüm repertuvarı dışında pek bulamadı gibi geliyor. Kariyerinin bir yerinde İngilizce bir albüm yapmalı. R&B söylemeli, caz söylemeli ama daha fazla arabesk değil, o kesin.



MİRKELAM

Pop müziğin en kendine has adamı. Acayip sözler ve müzikler yazıyor. Sahne performansları da tam kendi gibi bir acayip. Biraz melankolik, biraz deli, biraz serseri. Özellikle şarkı sözleri, dili kullanma biçimi çok orjinal. Her zaman en umutla beklediğim ve beni hiç yanıltmayan isimlerden.




MUSTAFA CECELİ

Poptan ziyade daha fantazi bir yerde konumlandı. Coşkun Sabah, Neşe Karaböcek, Selami Şahin gibi isimlerin tavrını takip ediyor. Yeni çağda bu anlamda bir boşluğu doldurdu. İyi repertuvar seçiyor. İşin mutfağında yetişmesi büyük avantaj. Mütevazı, samimi ve sıcak bir adam. Kendini sevdiriyor.




SERTAB ERENER

Tam butik bir divaya dönüşmek üzereyken Soner Sarıkabadayı şarkılarıyla popülerliği yeniden yakaladı ve halka ulaştı. "Rengarenk" albümü her bakımdan hem nasıl kaliteli kalınır hem de nasıl popüler olunur konusunda bir ders kitabı gibi. Sahne performansları da çok iyi. Bu tonlarda devam etmeli.


TARKAN

Bir daha öyle biri olmayacak. Müzik tarihinin son pop starı her bakımdan. Hem artık dijital çağ, star kavramına izin vermiyor, hem de Tarkan, 2011 yaz konserleriyle bir kere daha görüldü ki, gerçekten başka bir şey. Tek ihtiyacı olan şey popüler olurken kaliteli ve değerli de kalmanın yollarını aramak. Hem hit yapıp hem klasik kalmak. Artık farklı denemeler de yapmalı. Bir rock albümü mesela.


YONCA LODİ

Son albümü "Milat"la özellikle Zeki Güner imzalı "Düştüysek Kalkarız" ve "Emanet"le büyük çıkış yakaladı. Hüzünlü şarkıların naif ve kırılgan yorumcusu. Her zaman iyiydi ama bir türlü halkı yakalayamıyordu. Son albümüyle başardı. Sahne performansı da son derece başarılı. İhtiyacı olan tek şey bu tonda şarkılar.




ZİYNET SALİ

Son yıllarda hızla yükselen bir grafik çiziyor. Çok iyi bir yorumcu. Ses rengi diğerlerinin arasından sıyrılmasını sağlıyor. Hem hareketli şarkılara yakışıyor, hem de baladlara. Danslı ve büyük prodüksiyonlu bir sahne şovunun altından kalkacak güçte.

A'dan Z'ye "Pop"tan Bir Değerlendirme (1. BÖLÜM)

(Birinci Bölüm- Touch İstanbul dergisinin Eylül sayısında yayınlanmıştır)

Uzun zamandır farkındayız. Türkçe pop müzikte işler beklendiği, hayal edildiği gibi gitmiyor. Müzik eleştirmenleri de epey zamandır bu konuyu çeşitli şekillerde gündeme getirmeye başladılar. Ne artık şarkı sözleri bir hikaye anlatıp yeni bir şey öneriyor, ne eskiden olduğu gibi yaratıcı melodiler çıkıyor, ne tekdüze ritmler üzerine kurulu düzenlemeler tatmin ediyor, ne de yorumcular şaşırtıyor. Bir fark yaratmak, diğerlerinin arasından sıyrılmak için de sandalyenin bu çok önemli dört bacağının en uyumlu ve doğru biçimde bir araya gelmesi gerekiyor. İşin son kısmında ise bu albümleri ve müzisyenleri hak ettikleri gibi konumlandıracak, tanıtacak ve doğru kitlelerle buluşmasını sağlayacak müzik şirketleri, basın danışmanları, menajerler ve PR ajanslarına büyük iş düşüyor. Siz ortaya şahane bir ürün çıkarmış olsanız da, eğer bu ürünü doğru mecralara yerleştiremezseniz, bütün emeklerinize yazık olabiliyor.  Peki ya son dönemlerde pop müzikte aktif olarak yer alan, şarkılarıyla, albümleriyle gündemde olan isimler nerelerde eksik kalıyor, nerelerde yanlış yapıyor, artıları ve eksileri nelerdir? Gelin bu yaz sahnelerde olan isimlerle başlayarak A'dan Z'ye sektörün oyuncularına bir göz atalım...



ATİYE


Genç isimler arasında son yıllarda en öne çıkan isimlerden. İlk albümlerinde görsel bütünlük ve imaj sorunu vardı. Son albümde Nihat Odabaşı desteğiyle büyük ölçüde bu sorunu çözdü. İskender Paydaş'la birlikte çalışıyor ve müzikal olarak güçlenerek devam ediyor. En büyük eksiği şarkı sözleri ve bir hikayesinin olmaması. Kendisinin ve babasının yazdığı şarkı sözleri ne yazık ki ilkokul şiirleri kıvamında. Böyle giderse sadece bebeklerin ve çocukların sevdiği bir şarkıcı olacak. Daha büyük kitleleri hedefliyorsa acilen şarkı sözlerini güçlendirmesi gerekiyor.




BENGÜ
Yaz hitleri çıkarmak, her yaz bir şekilde de olsa gündemde olmak gibi bir derdi var. Neredeyse bütün şarkıları birbirine benziyor. Bu hızla, risk almadan, tutan formüller üzerinden hep aynı nakarat şarkılar bulup söylemeye devam ederse, parsellediği yaz toprakları da ellerinden kayıp gidecek. Bir ara verip, kendimi nasıl geliştirebilirim, nasıl daha çarpıcı, farklı ve şaşırtan şarkılar söyleyebilirim üzerine kafa yorması lazım. 







BETÜL DEMİR
Yaz başında yayınladığı "Mıknatıs" albümü 2011'in en iyi pop albümlerinden. Sezen Aksu'nun son dönemde yazdığı en güzel şarkıları yorumladı. Kardeşi Sude Bilge Demir'in şarkıları da çok etikeyiciydi. Düzenlemelerde Ozan Çolakoğlu ve Emirhan Cengiz de şahane işler çıkarmışlar.  Çok hit çıkaracak bir albüm fakat Betül Demir'in sorunu sanırım elindeki malzemeyi satamamakla ilgili. İşin PR ve pazarlama kısımlarına biraz daha kafa yormalı.




DENİZ SEKİ


Çok zor bir dönem geçirdi. Şarkıları her zaman yaşadıklarının aynası oldu. "Sözyaşlarım" albümü de hayatındaki sert dönemeçlerden doğan şarkılardan oluşuyor. Ama en önemlisi bu şarkılarda duygu sömürüsü yapmadan derdini anlatabilmeyi başardı. Bu albüm itibariyle, bir dönem kendini kaptırdığı "arabesk gırtlağından"da büyük ölçüde temizlendi. Ama yine de uzun vadede ondan beklediğim "Aşk Denizi"nin izinden giden albüm ve şarkılardır.






EMRE ALTUĞ


Müzik adına yaptığı en iyi şey ilk albümüydü. Pop müziğe yeni bir fikir ve alternatif öneren, caz dokunuşları olan şahane bir albümdü. Ama o çok daha popüler bir çizgiden yürümeyi tercih etti. Daha doğrusu onu da beceremedi. Son derece ortalama ve vasat şarkılara imza attı. Yorumculuk adına potansiyel barındırmasına rağmen yeterince kullanamadı. Geriye dönüp baktığınızda ilk albümü ve zorlarsanız sonrasında bir iki tane dışında neredeyse hiç klasikleşmiş şarkısı yoktur. "Çifte Kavrulmuş" single'ı yeniden bir umut uyandırdı ama peşine gelen "Zil" albümü bir iki şarkı dışında yine son derece vasattı. Güçlü şarkılara ihtiyacı var da Emre Altuğ'da müzik adına hala ateş ve heves var mı hiç emin değilim.





GÖKHAN TEPE

Yıllardır ne uzadı, ne kısaldı ama bir şekilde durduğu yeri de korumayı başardı. Orta kararda güzel hitler çıkardı. Ama son albümünde birkaç şarkısı dışında elini yüzünü klişelere bulaştırmış durumda. Sözler, melodiler artık vasat sınırlarında yüzüyor. Ya böyle kötüye gidecek ya da silkelenip kendine gelecek. 





GÜLŞEN

Kadın pop yıldızları içinde en dikkat çekeni. Son albümü "Önsöz" her bakımdan çok güçlendiği, öne geçtiği bir albüm oldu. Nihat Odabaşı ile birlikte genel algısı ve imajını da çok doğru, kaliteli bir çizgiye oturttu. Kendi söz ve müziğini yazan, hikayesi olan bir isim. Hem sözel hem de melodik anlamda iyi şarkılar yazıyor. Ozan Çolakoğlu gibi bir şansı iyi kullanıyor. Yaz başında yayınladığı "Yeni Biri" ve "Sözde Ayrılık" single'ları da iyiydi. Başkalarına verdiği şarkılarla da dikkat çekti. Böyle giderse yükselmeye devam edecek. 


 
HADİSE

Belçika'dan Türkiye sahalarına girdiğinde Avrupalı bir pop yıldızı gibi duruyordu. Birçok insanı da gelecek adına ümitlendirmişti. Fakat günden güne ışığını ve enerjisini kaybediyor. Gayet başarılı bir albüm yaptı ama sorunu şarkı ve albümleriyle değil. Bilmediğim bir şeyler onu aşağı çekiyor gibi. Bir türlü toparlayamıyor ve kayalardan yuvarlanıyor. Acilen bu duruma müdahale etmesi lazım. Medya da çok üzerine geliyor. Hadise de bu krizleri ne yazık ki iyi yönetemiyor. Basın danışmanı ve menajerinden başlayarak ona değer katacak, güçlendirecek iyi ve profesyonel bir ekibe ihtiyacı var.




HANDE YENER

İçlerinde her zaman en cesuru oldu. Yeni şeyler denemekten, hatta bu uğurda kariyerini riske bile atmaktan çekinmedi. Elektronik müzikte pili erken bitti. Kendi yazdığı,daha doğrusu yazdığını zannettiği tuhaf sözler ve gittikçe algılanması zorlaşan şarkılarla derinlerde boğulmaya başlamışken, Sinan Akçıl, meseleyi yeniden daha pop sulara taşımada can simidi gibi yetişti. "Hande'ye Neler Oluyor" albümü son derece başarılıydı, enerji, sinerji tamamdı ama git gide bu ikili de kendi aralarında bir kan kaybı yaşamaya başladı. Şarkıların enerjisi düşüyor. Kendilerini tekrar etmeye başladılar.




KENAN DOĞULU

Bu yaza "Şans Meleğim"le girdi. Şarkı kısa sürede listelerde epey yükseldi. Kenan Doğulu'dan her zaman, her anlamda hep belli bir seviyenin üzerinde şarkılar geldi. Ozan Doğulu ile müzikal işbirlikleri her ikisine de çok şey katıyor. Biraz daha risk alabilir, cesur davranabilir diye düşünüyorum. Bazen Kenan Doğulu kendi yazdığı sözlerde tıkanabiliyor. Absürd anlatımlar ortaya çıkabiliyor. O noktada yeni dokunuşlara ve tatlara ihtiyacı var. Onun dışında her anlamda güçlenerek yoluna devam ediyor.


 
MURAT BOZ

Murat Boz'da bir tutku sorunu var. Diğerleri arasından sıyrılmasını sağlayan fiziği ve yorumculuğu gibi önemli artıları var ama bunları yeterince kullanamıyor. Yeni popstar olmak istiyorsa her anlamda daha cesur, kışkırtıcı, tutkulu olması, gözlerinden alev çıkması lazım. Heyecan uyandırmalı. Ama özellikle son albümü itibariyle daha geride, daha sakin ve pastel tonlarda durmayı tercih etmeye başladı. Kendisi bilir ama daha büyük bir şey olacakken ve elde malzeme varken bunları kullanmayı reddetmesi kendine yaptığı büyük bir haksızlık. Oysa ilk çıkış şarkısı "Aşkı Bulamam Ben" ve peşine gelen Soner Sarıkabadayı şarkıları son derece tutkulu ve vaatkardi.



NİL KARAİBRAHİMGİL 

Nil, bu yaza daha "minimal" bir şarkıyla girmeyi tercih etti. Aslında bir nevi bütün bu star savaşlarının, hengamenin arasında da son derece doğru bir karar verdi. "Hakkında Herşeyi Duymak İstiyorum" son derece sıcak ve naif bir şarkıydı. "Bu bir Nil şarkısıdır" dedirten doneleri, nüansları ve tatları taşıyordu. Nil Karaibrahimgil, kariyerinin en başından beri kendine ait bir dil kurmakla kalmadı, yıllar içinde birçok isme de ilham oldu, bir rüzgar oluşturdu. Atiye, Eylem, Hadise, Kendi ve Ayşe Özyılmazel aslında hep içinde "Nil"den parçalar taşımıyor mu? 

 








RAFET EL ROMAN

Uzun zamandır hep aynı şarkıyı söylüyor gibi geliyor kulağa. Tutan bir duygusal şarkı formülü var ve hep o formülde şarkılarla karşımıza çıkıyor. Ve o şarkılar da 2011 yazı itibariyle görülüyor ki hala tutuyor. "Direniyorum" radyolarda en çok dinlenen şarkı ama bu ne kadar böyle sürer bilmiyorum. Bana sorarsanız acilen  yenilenmeye ihtiyacı var. Son 10 yıldır akılda kalan, çarpan, farklı gelen hiçbir şarkısı yok. Ben hala "Bir Melek Diliyorum" da kaldım mesela.





YALIN


Her zaman kendi hikayelerini anlatan bir müzisyen oldu. Kendi kurduğu naif, sakin ve duygusal dünyasında etliye sütlüye dokunmadan, kendi duygusuyla şarkılarını söyledi hep. Yaz başında yayınladığı "Anlat Güzel Mi Oralar" da aynı tonlarda güzel bir şarkıydı. Melodik anlamda birbirine benzeyen işler yapıyor gibi görünebilir ama ben Yalın'ın anlattığı hikayeleri, onları anlatırken seçtiği kelimeleri, kurduğu dünyayı seviyorum. Sözel anlamda her geçen gün biraz daha başarılı buluyorum. İleride bir "hikaye anlatıcısı" olarak anılacağını düşünüyorum.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Yaz Bitmeden Bu Albümleri Dinleyin


Touch İstanbul dergisi Ağustos ayı için bir soruşturma yaptı. Yaz bitmeden hangi albümleri, şarkıları dinleyelim, ne önerirsin dediler. Benim içimden de böyle "zamansız albüm"lerden oluşan bir liste yapmak geldi. Yaz bitmeden dinleyin, istedim. Ama yaz bitse de, sonbahar gelse de, sonra yine yaz gelse de, zamanın ve hayatın hızına göre değil bu albümler. Kendi zamanlarıyla size gelmeyi seçecek olanlar... Ya da sizin bir gün bir yerde keşfetmenizi bekleyenlerden. Belki benim bu albümlerin dünyasını anlatmak için yapmaya çalıştığım tarifler, birkaçını keşfetme arzusu uyandırır ruhunuzda. Öyle ya da böyle siz ne zaman dinlemek isterseniz dinleyin ama şuna emin olabilirsiniz şimdiden:  ne zaman, nerede, nasıl bir halde olursanız olun, iyi gelecek bu şarkılar,,,hem de çok iyi gelecek...



1- Bülent Ortaçgil- Sen 
Albüm aslında kış aylarında çıktı ama duygusuyla Bodrum'da serin yaz akşamlarını çağırıyor. Sanki Bodrum'da bir yaz gecesi hayata sereserpe uzanmış, herşeye şöyle uzaktan hüzünlü ama huzurlu, dalgalı ama sakin bir bakış atıyor gibi hissediyorsunuz.



2- Sevtap Ünal- İnsanlar, Arabalar ve Rüzgar Geçti Aramızdan
Bu albüm; en alevli toplantının orta yerinde, çözülemeyen bir krizin tırmandığı noktada, işlerin, güçlerin boğazınızı sıktığı zamanlarda "Yeter be" deyip, ardınıza bakmadan, apar topar, yanınıza hiçbir şey almadan yollara düşmek gibi. Şehirlerarası uzun ve ıssız yollarda çocuklar gibi dans etmek, ağlamak ve deliler gibi kahkaha atmak için...



3- Çiğdem Erken- Kız Kafası
Onun şarkılarıyla yazın en kavuran ve suya hasret gecelerine, ansızın deliler gibi yağmur yağmaya başlayacak. Kalbinizin bütün sokakları sular altında kalacak, bu yüzden canınız da acıyacak ama "iyi ki geldi bu şarkılar" diye dua edeceksiniz.



4- Feridun Düzağaç- İyilik Güzellik Spor
Tanrı her zaman onu, duygularını ve kelimelerini korusun diye dua ettiğim müzisyenlerin en başında geliyor Feridun Düzağaç. Hayat onu artık yormasın, aşk onu yalnız bırakmasın diye ekliyorum hep. Bu albümde aynı duayı ettiğim güzel çocuklarla birlikte söylüyor F.D. şarkılarını. 


5- Mehtap Meral- Aşk
Çocukluğumuzun burnumuzu sızlatan yaz bahçeleri, kalabalık sofraları. Hani ağaçların gölgesinde, ateş böcekleri uçarken, hani tatlı bir meltem yüzümüzü okşarken, işte Mehtap Meral, sanki o günleri geri getiriyor "Aşk"la.


6- Haris Alexiou- Aşk Nerede Olursan Ol Seni Bulacaktır
Daha şarkılara geçmeden albümün adı bile insana yeniden umut vermeye başlıyor. Karşı kıyıların en zarif, incelikli ve şiir gibi sesi, Harula'sı yine hepimize çok iyi gelecek. 

Ayrıca yaz boyunca ve sonrasında Sezen Aksu- Öptüm, Nazan Öncel- Hayvan, Teoman- Aşk&Gurur, Söz-Müzik: Ümit Sayın, Jale- Mor, Hüsnü Arkan- Solo, Vedat Sakman- Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun, Gece, Model- Diğer Masallar, Gülcan Altan- Gunef albümleri ve mutlaka bir Aysel Gürel şarkısı baş ucunuzdan eksik olmasın.

O Karşı Kıyıda Söyledi, Bizim Canımız Burada Yandı: Haris

(Touch İstanbul Dergisi Ağustos Yazısı- 1)





Sadece başlıktaki bu cümle bile, yıllardır onunla kurduğumuz derin kalp bağını öyle güzel özetliyor ki insan daha başka bir şey yazmak istemiyor üzerine. Kelimelerle süslemek istemiyor, en derininde, en koyusunda kalsın istiyor duyguları. Siyah beyaz bir fotoğraf gibi. Çok sevdiğini söylemiş siyah beyaz fotoğrafları, son albümü "Aşk nerede olursan ol, seni bulacaktır"ın giriş yazısında. "Benim baktığım her şey siyah beyaz" diyor. Belli ki, hayatı o fotoğraflardaki gibi saklamak istiyor. Öyle umutlu, öyle aşk dolu. Daha üzerinden dozerlerle acılar geçmemiş haliyle. Zaman değişiyor, kalpler kirleniyor, sevgiler tükeniyor ve geriye dönüp baktığımızda en çok yine "aşk" yara alıyor. O da yıllardır bütün duygularımızı, uzak olsa da en yakından hisseden bir kalp emanetçisi olarak, en başta kendi umudunu korumak için böyle söylüyor: Aşk, "herşeye rağmen", "ne kadar azaltılıp kirletilse de", "ne kadar küsse de hepimize", "artık onu ilk fırsatta boğup öldürmeye çalışacağımızı bilse de yine de" gelip "nerede olursak olalım bizi bulacaktır". 



"BU ALBÜMDE KİŞİSEL HİKAYEMDEN YOLA ÇIKARAK
İNSANLARA UMUT VERMEK İSTEDİM"

"Aşk ve sevgi olmazsa yaşayamazdık." diyor sonra gözlerimin içine bakarak, bir otelin 9. katında, üzerinde aşka ve hayata yeniden umutlandıran yeşil bir elbiseyle: "Ben aşkın ve sevginin bitebileceğine, tükenebileceğine asla inanmıyorum. Bütün insanlık olarak çok zor günler geçiriyoruz, kabul ediyorum. Dünyanın dört bir yanında büyük acılar yaşanıyor ama hepimiz sevgiye ve aşka inanmaya devam etmeliyiz. Ben o yüzden son albümümde insanlara yeniden umut vermek istedim." 

 Bu albümün çok daha içe dönük bir albüm olduğunu itiraf ediyor sonrasında: "Daha kişisel duygulardan oluşuyor. Kendi gençliğimi, benim kuşağımı, yaşadıklarımızı anlattım. O yüzden bu albümü sanırım benim kuşağımdaki dostlarım daha çok sevecek. Ama geçenlerde 27 yaşındaki oğlum bu şarkılara haksızlık ediyorsun, sen gençler dinlemez diyorsun ama biz bu sözlerde kendimizden de çok şeyler bulabiliyoruz, dedi. Mutlu oldum." Benim de 27 yaşında olduğumu öğrenince gülümsüyor. 


"TÜRKİYE'Yİ KARDEŞ ÜLKEM GİBİ HİSSEDİYORUM"

Evet, bir kez daha İstanbul'da Haris, kalplerimizin bildiği adıyla Harula. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği konser öncesinde buluşuyoruz. Türkiye'ye gelirken her seferinde nasıl duygulandığını anlatıyor. "Kardeş ülkeme geliyor gibi hissediyorum" diyor: "Benim ailem yıllar önce İzmir'den göç etti, biliyorsunuzdur. Burada kendi ülkemdeki sıcaklığı buluyorum. İlk kez 1999'da deprem sonrası Sezen Aksu'yla verdiğimiz konserlerle başladık bu yolculuğa. O günden beri buraya birçok kez konser vermeye geldim. Artık sadece İstanbul'da değil, Türkiye'nin başka şehirlerinde de konserler veriyorum. Beni her zaman çok sıcak karşılıyorsunuz. Bu şarkılar bizim ortak şarkılarımız oldu yıllar içinde. Bir çoğu Türkçe sözlerle de söylendi. Sahnede ben Yunancasını söylerken, siz Türkçe eşlik etmeye başladığınız zaman, çok duygulanıyorum."



"BİRBİRİMİZE ÇOK BENZİYORUZ"

Aslında yıllardır çok iyi bildiğimiz bir şeyi tekrar ediyor sonra.
"Birbirimize o kadar çok benziyoruz ki, her iki ülkenin insanları da hayatın bütün acılarını müzikle ifade ediyor. Şarkılara sığınıyor. Türk ve Yunan sanatçılar daha çok bir arada olmalı. Ben bu anlamda kendi üzerime düşen görevi sonuna kadar yerine getirmeye devam edeceğim. Birbirimize daha yakın olmalıyız."  

Haris Alexiou, ülkesinde olan bitenlere de çok üzüldüğünü söylüyor.
"Yunanistan daha önce de daha büyük krizler, savaşlar, hatta diktatörlük rejimleri atlattı. Daha zor zamanlarımız da oldu. İnşallah şimdi de bu zor günlerin üstesinden geleceğiz. Halkımız bu konuda çok endişeli. Kimse tam olarak ne olup bittiğini bilmiyor. Kimle muhatap olmalıyız, karşımızda kim ve nasıl bir şey var onu da tam olarak bilemiyoruz. Zamanla netleşecek ve inşallah bugünler de geçecek. Böyle zamanlarda biz sanatçılara daha büyük görevler düşüyor. Müzik böyle günlerde bize güç veriyor. sığındığımız bir liman oluyor, acılarımızı bir nebze de olsa hafifletebiliyor."



İYİ Kİ HEP KARŞI KIYIDAN BİZE GÜLÜMSEDİ

Gözleri çok sıcak bakıyor. Bir bakışıyla kalbinizin en derinine ulaşabilecek kadar sıcak ve yakın. "Bütün acılarını ve yaralarını bana emanet edebilirsin, seni çok iyi anlıyorum ve ben varken sana hiçbir şey olmaz. Seni üzmelerine izin vermem" diyor sanki susarak. Her zaman çok güçlü görünüyor. Sadece sesi ele veriyor onun da yaraları olduğunu. Ne büyük yangınlardan geçtiğini o zaman anlıyorsunuz. Ama dimdik duruyor hayatın karşısında. Hep öyle durdu. Eğilmedi, bükülmedi, gözyaşlarını göstermedi. Ama hep hissettirdi ve en derinden hissetti. İyi ki karşı kıyıda hep vardı, bize uzaktan da olsa iyi ki hep gülümsedi.